Biz millet olarak çok uyanığızdır. Hepimizin herşeyden haberi vardır. Hiçbirimiz bu konuda mütevazilik göstermeyiz. "Ben kendi halinde bir insanım, özel bir yeteneğim veya üstün bir tarafım yok" diyen Türk sayısı pek azdır, diyenler de mutlaka içten söylemiyordur bunu. Bize göre biz aslen çok yetenekliyizdir, ama fırsat bulamamışızdır. Çok zekiyizdir, ama kimse kıymetini bilmemektedir. Aslında çok ta atletiğizdir ama idmansızlıktan göbek olmuştur. Hem ticarete aklımız erer, hem mühendisliğe. Bu egomuzu tatmin edecek küçük kurnazlıklar yapmayı da çok severiz.
Geçenlerde bir forumda ilginç bir konuya denk geldim. Yukarıda bahsettiğim tipte kurnaz bir arkadaş tutmul kendisine bir adet Nokia N96 telefon satın almış. Buraya kadar sorun yok, ama arkadaş telefonu 190ytl gibi aşırı düşük bir fiyata almış. Tam fiyatını bilmediğimden araştırdım, internet sitelerinde 1300-1400ytl fiyat aralığında satılıyor bu telefon. Tabii o arkadaş ta biliyor bunu, ama çok kurnaz ya, 7'de 1 fiyatına N96 aldım diye içinden kıs kıs gülüyor, yolda yürüyüşü bile değişiyor. Artık havasından geçilmez onun.
Yanında Gargamel'in bile saf kalacağı bu arkadaş telefonu kullanmaya başlayınca farkediyor ki telefonu orjinal Nokia değil, Çin malı. Nasıl olur? 190 lira vermiş hem de, sahte olamaz! Arka kapağın üzerinde "WI-FI" yazdığı halde kablosuz internete de bağlanamıyormuş. İşletim sistemi ise rezalet... Olacak iş değil. Bu süper uyanık arkadaş forumda konu açarak bu başına gelenleri anlatıyor. Ardından "ben ne kadar ahmak bir insanmışım" diyor, herkesi benzer bir hataya düşmemeleri konusunda uyarıyor.
Şaşırdınız değil mi? Tabii ki öyle demiyor eleman. Salaklığını kabul etmiyor da hala uyanık geçiniyor. "Acaba Nokia yazılımı (yani symbian s60) yüklesem telefonum orjinal Nokia N96'ya dönüşür mü?" diye soruyor. Dönüşür tabi, neden dönüşmesin? Tofaş Şahin'ler birkaç 100 lira masrafla BMW'ye dönüşüyor ya, Çin malı telefon neden Nokia'ya dönüşmesin... Korkarım biz Türk milleti olarak bu uyanıklıkla DeLorean arabaların uçarak zamanda seyahat edeceğine ve her radyasyon yiyenin süper güçlere sahip olacağına da inanırız. Şimdi değilse bile ileride inanırız yani. Gidişat o yönde... Çok sevdiğim bir laf vardır: pahalıysa vardır bir hikmeti, ucuzsa vardır bir illeti. Lüzumsuz uyanıklıklara kalkışmayın sayın okurlar, sonra bir de bakmışsınız ki kazığın dublesini yemişsiniz. Saf olmak ayıp değildir, bilhakis bir erdemdir. Keşke herkes saf olabilse.
Abit firmasının ve bilgisayarın tarihi
09 Temmuz 2009 Perşembe 22:40
Korkmayın, o kadar uzun birşey yazmayacağım. Hatta hiçbirşey yazmayacağım, çünkü hazır yazılmışı var. Bilişim medyasının "ağır abi"lerinden Levent Pekcan kendi sitesi Dark Hardware'de bu konuyla ilgili güzel bir yazı yayımlamış. Sıkıcı değil, öyle çok eskilerden de başlamıyor bu tarih yazısı. Şu an kullandığımız pek çok teknolojinin nereden geldiğini anlatmış, tabii daha çok Abit firması üzerine odaklanarak. Bilindiği üzere Abit artık yok. Ben de zamanında KT7-Raid modelini kullanmıştım ilk AMD işlemcimle birlikte. Bu yazı yeni değil, geçen aydan beri var ama buraya yazmak benim henüz aklıma geldi. Kafa kalmadı desem yeridir. Yazıyı okumak ve hem başarının hem de başarısızlığın nasıl bir arada olabileceğini görmek istiyorsanız buraya tıklayın. Bilgisayarla ilgilenen herkesin bir göz gezdirmesini öneririm. En azından bizi jumper ayarlarından kurtaran firmaya hürmet için...
Aaa, böyle birşey vardı - 2
09 Temmuz 2009 Perşembe 22:23
Geçmişte kalan, ıvır ve zıvırdan bahsetmeye devam ediyorum. Hatırlayanlar parmak kaldırsın...
* Iomega Zip Drive: Evet ta kendisi. Eskiden, çok eskiden, DVD diye birşey henüz yokken, CD yazmak masraflı ve zorken (yazım işlemi 1 saatten uzun sürerdi ve yazılan her 2 CD'den biri mutlaka yanardı) bunlar vardı. Iomega firması disketten sıkılan ama CD yazıcı almaya parası olmayan kişileri hedefleyerek disketle CD arasında bir ürün tasarlamıştı. Ecnebi ülkeleri bilmem ama bizim buralarda hiç tutmadı. Zaten birkaç sene sonra CD aldı başını gitti, boş CD'ler ve CD yazıcılar ucuzladı, yazma hızı da oldukça arttı. Böylece Iomega topu attı. İflas etmedi gerçi ama havası kaçtı, alelade bir yedekleme firmasına dönüştü. Zip Drive hakkında daha detaylı (ve teknik) bilgi almak isteyenler buraya tıklasınlar.
* Game Port: Umarım siz eskiden beri herşeyin ucunda USB soketleri olduğuna inanmıyorsunuz. Evet Gibson USB gitar yapmış olabilir, durum o kadar kötü ama eskiden böyle değildi. Sadece joystick, game pad veya direksiyon bağlamak için tasarlanmış bir bağlantı noktası vardı. Gerçi game port aynı zamanda midi bağlantı noktasıydı, klavyeler de (q olanlar değil, müzik için kullanılanlar) bağlanırdı buradan. Game port üzerinden bağlanan oyun kontrol cihazlarını kalibre etmek gerekirdi. Düzgün kalibre edilmezse sapıtırdı, saçmalardı. Ayrıca bu game port dediğimiz 15 delikli soket yalnızca ses kartlarında olurdu. O zamanlar ses kartı olmakta bir ayrıcalıktı, ses kartı ve CD-Rom sürücüsü olan bilgisayarlara multimedya bilgisayarı denirdi. Çok garip geliyor değil mi? O zamanlar bize çok normal geliyordu. Memnunduk yani durumumuzdan!
* Dip Switch ve Jumper kardeşler: Bios ayarlarını bios menüsünden yapma özelliği ilk kez Abit tarafından 1996 yılında kullanıcılara sunuldu. Siz şimdi düşünebilirsiniz, "bios ayarları tabii ki bios menüsünden yapılır, ya nereden yapılacaktı?" diye. Jumper ve dip switch vardı kardeşlerim. Şimdi bize basit gelen pek çok ayarı yapmak için o zamanlar alırdık elimize anakartın kullanım kılavuzunu, parmakları kalın olanlar bir de cımbız alırdı, başlardık jumperları yerinden oynatmaya. Kitapçık gösterirdi, şöyle takarsanız 66mhz, böyle takarsanız 100mhz diye. Saat ve tarih gibi şeyler haricinde işlemci ve bellekle ilgili tüm ayarlar böyle yapılırdı. Bazı firmalar lüks modellerinde kullanıcıları jumper derdinden kurtarmış, dip switch denen küçücük şalterler koymuşlardı. Onlar da yine ince tornavida veya cımbızla dürterek ayarlanırdı, tek farkı biraz daha pratik olmalarıydı. Bir gıcıklıkları daha vardı bunların, anakartların her birinde ayar sistemi farklı olduğundan, kullanım kılavuzunu kaybeden yanardı. Bir daha ayar yapmak neredeyse imkansız olurdu. Şimdi fsb arttırıp bellek gecikmesiyle oynamak kolay. Asıl overclock yapmak o zamanlar marifetti...
Şimdilik bu kadar. İçinizi karartmak istemem, eskiden bilgisayar kullanmak zordu ama bir o kadar da keyifliydi. Oynadığımız her oyundan zevk alır, kullandığımız her yazılımda uzmanlaşmaya çalışırdık. Klasik tüketim toplumu olduk muhabbeti yapmak istemiyorum, o yüzden burada kesiyorum.
Sonunda bu da oldu, Google işletim sistemi projesini açıkladı!
08 Temmuz 2009 Çarşamba 21:40
Evet, yanlış okumadınız. Hayır, Android'den bahsetmiyorum. O cep telefonları içindi. Bu seferki farklı. Google, Chrome OS ismini verdiği ve x86 tabanlı (yani masaüstü ve laptop) bilgisayarlarda çalışacak olan bir işletim sistemini hazırladığını duyurdu. Yakında herşeyimiz Google marka olacak, söylemedi demeyin.
Peki mevcut işletim sistemlerinden ne farkı olacakmış Chrome işletim sisteminin? Cevabı şuymuş: Chrome OS bilgisayarların birkaç saniyede açılıp webde gezinmeye hazır olacağı, basit, güvenli ve hızlı bir işletim sistemi olacakmış. Öyle demişler yani. Güzel birşey aslında. Zaten Linux çekirdeği kullanacak olan Chrome OS, yeni bir pencere yöneticisiyle gelecekmiş. Umarım Google bu işi de hakkıyla yapar da özellikle netbook tipi hafif bilgisayarlarda kullanılacak hafif bir işletim sistemimiz olur. Gerçi benzer özellikler muhtelif linux sürümlerinde de (Pardus, Ubuntu, Suse) var ama Google tarafından geliştirilen bir alternatif te güzel olur hani. Bu arada Nokia ve Iphone'un Çin malı taklitlerini ithal eden firmaları kınıyorum. Herşeyin taklidini getiriyorsunuz da HTC'nin Android tabanlı telefonlarının taklitlerini es geçiyorsunuz. Olmuyor vallahi.
Chrome OS hakkında daha detaylı ve birinci kaynaktan bilgi almak isteyenler şuraya tıklayabilirler. Netbook ve nettop modellerinin sayısı her geçen gün artıyor. Donanımlar da gittikçe gelişiyor, yakında çift çekirdekli Atom ve Nvidia Ion gibi güzel özelliklere sahip, hem de çantaya sığacak kadar küçük bilgisayarları göreceğiz. Bir de böyle hoş işletim sistemleri olursa, tadından yenmez.
Nerede beleş oraya yerleş - VidoeLan Player 1.0 (sonunda!)
07 Temmuz 2009 Salı 16:42
Evet, sonunda çıktı. Senelerdir beta durumunda olan süper medya oynatıcı artık beta değil, 1.0 sürümü çıktı. Tüm VideoLan severlerin ve açık kaynak taraftarlarının gözü aydın.
Bilmeyenler için ben yine de anlatayım. VideoLan Player, kısaca VLC Player, ekstra codec yüklemeyi gerektirmeden neredeyse tüm medya formatlarını açabilen çok yetenekli bir oynatıcıdır. Bu programla mp3 dinlemekten tutun da MKV dosyalarını HD kalitede izlemeye kadar her türlü multimedya ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Tabii mp3 dinlemek için o konuda uzman başka programları kullanmakta fayda var, ama mecbur kaldığınızda VLC Player o ihtiyacınızı da görebilecek yeteneğe sahip. En basit mpeg1 formatındaki eski videolardan MKV formatındaki çok kaliteli videolara kadar hepsi VLC Player üzerinde hiçbir codec olmadna izlenebilir. Hem de bunları yaparken sisteminize fazla bir yük binmez, açılışı bile hızlıdır VLC Player'ın.
Açılış demişken, ben Windows Media Player'a gıcık oluyorum. Açılması uzun sürüyor, teferruatı fazla. Ben onun internetten albüm kapağı bulma veya playlist oluşturma özellikleriyle ilgilenmiyorum. Ben indirdiğim içeriği bir an önce izlemek istiyorum. 3ghz hızında çift çekirdeğe sahip bilgisayarda bile yavaş açılan Media Player benim için çok hantal. Bu yüzden ben müzik dinlemek için Aimp (ileride onu da yazacağım), video izlemek için ise VLC Player kullanıyorum.
Çoğu diğer açık kaynak yazılım gibi "cross platform" yani çoklu platform uyumlu olan VLC Player sadece Windows üzerinde değil, MacOS ve Linux üzerinde de aynı başarıyla çalışıyor. Üstelik tamamen ücretsiz. Altyazı desteğinden muhtelif ses çıkışlarına verdiği desteğe kadar, ücretli alternatiflerinden hiçbir eksiği yok. Siz de denemek isterseniz buraya tıklayarak sayfadaki linkten indirebilirsiniz. Ben VLC Player'ı bilgisayarında video izleyen herkese öneriyorum.
Ayıp ediyorsun Firefox!
06 Temmuz 2009 Pazartesi 22:09
Hakikaten ayıp ediyor, beni çok kızdırıyor. Aşağı yukarı 1 hafta önce Firefox'un beklenen büyük güncellemesi oldu, 3.5 sürümü yayımlandı. Tarayıcı teknolojisinde büyük yenilikler getiren bu sürümün betaları zaten aylardır meraklıları tarafından kullanılıyordu. Ben de bu sayfalarda kendisi hakkında övgü dolu birşeyler yazmak için hazırlanıyordum. Gelin görün ki Firefox, daha doğrusu yapımcısı Mozilla biraz ayıp etti. Gerçi o ayıbı onlar mı etti yoksa Mozilla'nın Türkiye bölümü mü etti bilemiyorum.
Bahsettiğim ayıp, Firefox 3.5'in final sürümünün Türkçe olarak hala yayımlanmamış olması. Şimdi işin meraklıları hemen atlayacaklar, "yayımlandı çoktan, ben indirip kurdum bile" diye. Kardeşlerim, o sizin indirip kurduğunuz ismi değiştirilmiş 3.5rc sürümüdür. O sürüm final değil, Release Candidate yani yayımlanma adayı. Final sürümüne oldukça yakındır, ama bazı farkları vardır. Gerçek final sürüm yayımlandığında zaten Firefox'un "yardım" sekmesinde "güncellemeleri kontrol et" seçeneğine tıkladığınızda yeni sürüm var diye kendisi haber verir.
Neredeyse tüm diller için gerçek final sürümü yayımlanmış. Bunlar arasında Galiçyaca, Gujarati dili, Kannada dili (Kanada değil), Marathi dili ve Kürtçe gibi diller var. Son yazdığımı küçümsediğimi sanmayın, yanlış anlaşılmak istemem. Ben zaten bu dillerin (ve onları konuşanların) hiçbirini küçümsemiyorum ama herhangi bir ülkenin resmi dili bile olmayan diller için Firefox yayımlanıyor, Türkçe hala beta sürüm olarak kalıyor. Aşağıda onun da linki var, ama uyarı da var: Bu yerel sürümler betadır ve çeviri hataları içerebilirler. Bakın güzel Türkçe'mizle aynı kaderi paylaşan diğer dilleri yazayım da durumun vahimliğini anlayın. Malayalam, Oriya, Romansh ve Tamil dilleri. Umarım siz de Mozilla'nın ne kadar ayıp ettiğini anlamışsınızdır.
Bahsettiğim rezaleti (eğer siz bunları okurken düzeltilmediyse) şuraya tıklayarak siz de görebilirsiniz. Ben bir an önce bu ayıbın düzeltilmesini istiyorum ve düzeltmedikleri her an için sorumluları kınıyorum, sorumlular her kimse. Elin Marathilisi bile (ülkelerinde internet varmı onu bile bilmiyorum) kendi dilinde son sürüm Firefox kullanıyor, Türkiye gibi internet kullanımının (tabii ki genç nüfus içerisinde) yüksek olduğu bir ülkenin vatandaşları bu imkana sahip olamıyor. Internet Explorer zaten seçenek değil, ama bir yanda Chrome, diğer yanda Opera var. Safari ise karşıdan el sallıyor. İlk çıktığından beri desteklediğim tarayıcı böyle umursamazlıklar yaparsa ben de diğerlerinin çağrısına cevap verebilirim. Nikah kıymadık ya Mozilla'yla...
Suçluluk duygusuyla güçlülük hissi birbirine karıştığında...
06 Temmuz 2009 Pazartesi 20:53
Elimde hiç fotoğrafı yok, temsili resim de koymak istemiyorum, o yüzden tarif ediyorum. Siyah, eski kasanın da eskisi, yani 98 model filan bir Passat. Sahipleri ona pek iyi davranmadığı için hırpalanmış, fren lambalarından biri yanmıyor. Sinyaller zaten bugüne kadar hiç yanmamış, onun sahibi gibi adamlar sinyal vermezler. Çizikler vuruklar da cabası. Muhtelif makaslara girerek ilerliyor, sonra da ışıklarda duruyor (mecburen). Ben de onun yanına denk geliyorum. Yeşil yanıyor, ilerliyorum. Siyah Passat arkamda, ama o bunu hazmedemiyor. Araya girmek istiyor ve onun ön tamponunun sol tarafı benim arka tamponun soluna hafifçe sürtüyor. İşte asıl ilginçlik bundan sonra başlıyor...
Kavşağı geçince duruyoruz. Arabadan kurtlar vadisinden fırlamış, Oktay Kaynarca'nın yandan yemişi bir adam iniyor. "Sen naapıyosun ya" diyor. Ben de "ben birşey yapmadım, siz bana arkadan çarptınız" diyorum. "Solumdan geçmeye kalktın" diyor, "zaten soldan geçilir, ayrıca geçmeye kalkmadım, geçtim. Siz de bana arkadan vurdunuz işte" diye karşılık veriyorum. İlginç hareketler yapmaya başlıyor. O anda siyah Passat'ın içine bakıyorum, içeride kız arkadaşı oturuyor. İşte o zaman o ilginç hareketleri neden yaptığını anlıyorum. "Noolucak bu şimdi" diyor, "polis çağıralım rapor tutsun" diyorum. Beyefendi çok meşgul bir insan olduğundan kabul etmiyor. Onun derdi başka aslında. O, hemen elimi cebime atıp birkaç yüz lira çıkartmamı, "al abi şu parayı çok özür dilerim" dememi bekliyor. O da biliyor ki polis rapor tutarsa 8'de 8 suçlu olacak. Korkuyor, ama korkusunu içeride oturan kıza çaktırmak istemiyor. Artistik hareketlerle (aynen bir buz patencisi gibi) arabasına yöneliyor. Afili bir şekilde arabaya binip parayı hızla kapatıyor. Hiçbirşey söylemeden gidiyor. Bu girişimi de başarısız kaldı, ne yapsın? Girişimciler bilirler ki iş dünyasında her girişim sonuca ulaşmaz. Para kopartacaktı, bir de üstüne hava atacaktı, ikisi de olmadı.
Bu olayı ben kafamdan uydurmadım. Birkaç saat önce iş dönüşü başıma geldi, taze yani. Yer Kayışdağı Caddesi, Yeditepe Üniversitesi'nin az aşağısı. Daha sonra aynı güzergahta gittik bu siyah Passat'la. Bir süre geriden izledim, bir süre de dikiz aynasından gördüm. Bir kaza geçirdikten sonra bile akıllanmadı, makaslara girdi, önündeki arabalara tehlikeli şekilde sokuldu. Pek çok kaza atlattı. Hikayenin sonunda toplumsal ders vermezsem olmaz. Siz siz olun berduş arabalarından uzak durun. O vuruklar çizikler kendiliğinden olmadı, her birinin bir kurbanı var. Siz de dikkat edin, magandaların kurbanı olmayın.
Walkman 30 yaşında (yani benimle yaşıt)
05 Temmuz 2009 Pazar 11:41
Evet, hakikaten benimle yaşıtmış. Bizim zamanımızda çok kıymetliydi bunlar. Tabii ben bu resimde görülen ilk modelin piyasada olduğu yılları hatırlamıyorum, ama Walkman'in çok popüler olduğu zamanları biliyorum. Walkman diyip geçmemek lazım, kendisi bir ürün grubuna ismini vermiş bir üründür. Diğer firmaların da benzer ürünleri çıktı sonradan, ama hangi firma yaparsa yapsın ismi Walkman oldu, daha doğrusu herkes öyle dedi. Hiç kimse Aiwa marka kişisel kaset çalar demedi, Aiwa Walkman dediler. Aynı şey günümüzde IPod ve Jeep için de geçerlidir. Nedense insanlar tüm mp3 çalarlara IPod diyor, tüm arazi araçlarına da Jeep diyor. Bu yanlış kullanım da o firmayı yüceltiyor.
İlk Walkman (resimdeki) 1979 yılında piyasaya sürülmüş. Sony yöneticilerinden Akio Morita "yolculuklarımda müzik dinlemek istiyorum" diyince Sony mühendisleri de ona bu cihazı hazırlamışlar. Pille çalışan, kaset çalan, kulaklık sayesinde çalan müziği sadece bir kişinin dinlediği ucuz ve pratik müzik çalar. Benim zamanımda ergenliğe giren her gencin rüyasıydı Walkman. Herkes bir tane isterdi, mümkünse Sony olsun derdi. Radyolusu vardı, daha sonra dijital radyoluları çıktı. Bir de Mega Bass özellikli olanları vardı, bir nevi basit equalizer sistemiyle sesin daha canlı çıkmasını sağlıyordu bu özellik. Son dönemlerde işi iyice abartmışlardı, kaset kutusundan daha ufak Walkman'ler çıktı piyasaya, fiyatları da el yakıyordu. Tabi bu yanlış bir yatırımdı çünkü o dönemlerde CD yayılmaya başlamıştı. Kasetli Walkman'in bir ayağı çukurdaydı artık...
Sony teknolojik becerisini kullanarak Walkman konseptini CD'ye uyarladı, Discman doğdu. Çok başarılı olan bu konsept, mp3 formatının çıkmasıyla zayıflamaya başladı. Mp3 Discman'ler çıktı önce, fena değillerdi ama kapasiteleri CD kapasitesiyle sınırlıydı. Diğer tarafta elma şeklinde logosu olan bir firma ufak beyaz kutularda onlarca mp3 Discman'den daha fazla kapasite sunuyordu. Sony bu, durur mu? Onlar da hemen IPod benzeri cihazlar ürettiler, hem de bazı yönlerden IPod'u bile aşarak. İyi bir fikirdi, hele üretici taşınabilir müzik çaların mucidi Sony olunca çok başarılı olacak gibi duruyordu ama olmadı. Sony'nin kendi egosu kendi başarısını engelledi. Mp3'ten daha iyi sıkıştırma oranına sahip bir format geliştirdiğine inanan Sony, bu formatı tüm dijital Walkman kullanıcılarına dayattı. Bu da satışlarının dibe vurmasına sebep oldu. Daha sonra bu zihniyetinden vazgeçen firma güzel cihazlar üretti ama Apple alıp başını gitmişti, Sony'ye müşteri olarak sadece IPod'u bir sebepten dolayı sevmeyen azınlık kalmıştı.
İşte Walkman'in ve taşınabilir müzik çalarların hikayesi kısaca böyle. 30 yıl olmuş, dile kolay. Kendimi yaşlı hissettim birden. Tabii ki şu anda çok daha geniş imkanlara sahibiz, istediğimiz şarkıya veya albüma anında ulaşıyoruz, ama o günlerin tadı bir başkaydı. Walkman'de dinlemek için kendimize karışık kasetler hazırladığımız, saran kasetleri kalem vasıtasıyla düzelttiğimiz, şarjlı piller henüz gelişmediği için kalem pil üreticilerini zengin ettiğimiz o dönemleri hafif bir gülümsemeyle anıyorum. Hey gidi günler...
Aaa, böyle birşey vardı - 1
30 Haziran 2009 Salı 22:34
Evet, yeni bir diziye başlıyorum. Hani bazen birşey görürsünüz, eski günler aklınıza gelir, artık hiç kullanmadığınız birşeydir ya, öyle şeylerden bahsedeceğim. Tabii her zaman görmeye gerek yok, bazen insanın aklına da gelebilir. Birden forlar bir yerden. Hatıralar canlanır. Başlıyorum hatıraları canlandırmaya...
* command.com : Evet şaşırdınız değil mi? Yeni neslin hiç bilmediği, görmediği birşey. Dos zamanında command.com olmadan bilgisayar açılmazdı. Bir de yanında bir arkadaşı daha vardı...
* autoexec.bat : Eğer azıcık dos kullandıysanız (windows içerisindeki komut satırından bahsetmiyorum) çok duygulanmış olmanız lazım. Bu .bat dosyası (batch file yani) içerisinde yazılı olan komutları sırayla çalıştırır. Bilgisayar her açıldığında bu dosya çalışır, dolayısıyla bilgisayarın açılışında çalışması gereken komutlar burada bulunur.
* config.sys : Bu da bilgisayarın tüm ayarlarının bulunduğu dosyadır. Siz eskiden beri kontrol paneli üzerinden ayar yapıldığını sanmıyorsunuz umarım. Eskiden config.sys vardı, bir metin editörü ile açılır oradaki ayarlar kurcalanırdı.
Bu seferlik bu kadar yeter. Yukarıda yazdıklarımı hatırlayanlar şimdi "harbiden ya vardı dimi" diyorlardır. Desinler tabi. Ben de hatırladığımda öyle dedim.
Ben şahsen... - 4
29 Haziran 2009 Pazartesi 17:38
Biraz aradan sonra son derece kişisel görüşlerimi yeniden beğeninize sunuyorum. Ha, sakın beğenmenizi bekliyorum sanmayın. Ben yazmış bulundum bir kere, siz de okumuş bulundunuz, bu saatten sonra beğenseniz de beğenmeseniz de birşey farketmez.
* Memleketin çivisi çıkmış. Asayiş diye birşey kalmamış. Önceki hafta işyerim soyuldu, geçtiğimiz haftasonu da evime hırsız girmeye çalıştı. Hem de bu iki olay da gündüz vakti oldu. Artık hırsızların korkusu da kalmadı. Böyle giderse yakında memlekette hırsız sayısı namuslu vatandaş sayısını geçecek, soyulacak adam kalmayacak etrafta. Bu sefer biz namuslu vatandaşlar kıymete bineriz, ne de olsa serbest piyasa düzeninde kıt olan kıymetlidir. Ben şahsen bu konuda sert önlemler alınması taraftarıyım, yoksa az önce şakayla karışık anlattığım durumla karşılaşmamız olası.
* Pidgin 2.5.8 çıktı. Sadece ufak düzeltmeler (Yahoo'ya bağlanmayla ilgili sorunlar için) içeren bu yeni versiyonu pidgin kullanan herkese öneriyorum. Ben şahsen hemen kurdum. Siz de indirip kurmak istiyorsanız buraya tıklayın.
* Araba satmak ne zor şeymiş yahu. Almak çok kolay da satmak zor. Taş gibi arabaya çeşit çeşit kusur buluyor millet. O kadar temiz istiyorsan bastır parayı git bayiden al sıfır arabayı. Ben şahsen bu tip insanlarla uğraşmaktan sıkılıyorum. Sıkılgan tabiatlıyım yani...
* Araba demişken, JD Power firmasının Amerika Birleşik Devletleri'nde 2009 yılında satılan arabalar üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre Lexus en kaliteli arabaymış. İki numarada Porsche, üç numarada ise Cadillac varmış. Buraya kadar gayet normal, bu markaların çok kaliteli olduğunu zaten biliyoruz. Asıl bomba dört numarada. Bizim kağıt araba dediğimiz, şekilli ama kalitesiz gibi yorumlara maruz bıraktığımız Hyundai dört numarayı kapmış. Hem de Mercedes, Bmw, Audi, Toyota ve Honda gibi kalite konusunda dillerden düşmeyen markaları sollayarak. Her ne kadar sadece 2009 yılında satılan araçları kapsadığı için çok tutarlı bir araştırma olmasa da, üretim kalitesi konusunda bize bir fikir verebiliyor. Araştırmanın sonuçlarını görmek isteyenler buraya tıklayabilir.
* VideoLan Player 1.0 sürümüne erişmek üzere. Aklınıza gelebilecek (ve gelemeyecek) herşeyi oynatabilen bu multimedya canavarı cafcaflı arayüze sahip hantal yazılımlara meydan okuyor. Ben şahsen yeni sürüm yayımlandığı anda "Nerede Beleş, oraya yerleş" isimli köşede bir tanıtım yazısı yazacağım. Şimdiden duyurayım yani...
* İsmi lazım değil, "ben şarap sevmem, tadı hoşuma gitmez" gibi cümleler kuran bir arkadaş Cihangir'de bir cafede şarap içerken görülmüş. Gazetecilere yanıt vermeyen bu şahıs, fotoğraflanmamak için önce arka kapıdan çıkmak istemiş ama Smyrna'nın arkasında sadece tuvalet kapısı olduğunu görünce ön kapıdan çıkıp gitmiş. Tesadüf bu ya, fotoğraf çekmeye gelen gazetecilerin hiçbirisinin yanında fotoğraf makinası yokmuş. Altı üstü bir Nikon D40X, onu bile yanlarında taşıyamayan bu gazetecileri ben şahsen kınıyorum. Şarabın tadına doyamayan arkadaşa da afiyet olsun diyorum.
Şimdilik bu kadar sayın okurlar. Yeterince birikince yine yazarım. Siz de okursunuz.
Nerede beleş, oraya yerleş - Thunderbird 2.0.0.22
29 Haziran 2009 Pazartesi 15:19
Evet sayın okurlar, bu seferki ücretsiz yazılımımız Firefox'un kardeşi Thunderbird. Mozilla Thunderbird bir email yazılımıdır. Aynı Microsoft Outlook veya Outlook Express (veya Vista kullanıcısıysanız Windows Mail) gibi, emaillerinizi kontrol etmeniz, düzenlemeniz ve yollamanız için tasarlanmıştır. Az önce saydığım yazılımlardan yalnızca Outlook ücretli, geri kalanları zaten ücretsiz. Peki neden Thunderbird kullanmalısınız? İşletim sisteminin içinde hazır kurulu gelen ve aynı işi gören yazılımı neden terketmelisiniz? Bunun pek çok sebebi var. Bir kere Thunderbird tamamen açık kaynaklı, yani özgür yazılım. Herhangi bir kar amaçlı firmaya bağlı değil. Bir diğer güzelliği de kişiselleştirilebilir oluşu. Eğer yeterli seviyede programcılık bilginiz varsa kendi internet sitesinde yayımlanan kodlarla Thunderbird'ü istediğiniz gibi şekillendirebilirsiniz. Eğer yazılım işinden pek anlamıyorsanız ama kullandığınız yazılımı kişiselleştirmek istiyorsanız, onun da çaresi var. Aynen Firefox gibi Tunderbird de eklenti desteğine sahip. Her ne kadar Firefox kadar çeşitli olmasa da pek çok eklenti arasından beğendiklerinizi kurarak sizin isteklerinize en iyi şekilde cevap verecek email uygulamasını yaratabilirsiniz.
Peki Tunderbird'ün avantajları bu kadar mı? Bu kadarcık olsa ben bu yazıyı yazıyor olmazdım sayın okurlar. Thunderbird bir çoklu platform yazılımıdır, yani sadece Windows için üretilmez, MacOS ve Linux gibi farklı sistemlerde de çalışabilir. Bu da size esneklik tanır. Asıl en önemli avantajı da, pek çok açık kaynaklı yazılımda olduğu gibi sisteme fazla yüklenmemesidir. Açılırken ve kapanırken insanı sıkmaz, sabit diskten garip sesler gelmesine sebep olmaz. Fazla yer kaplamaz ve eski bilgisayarlarda bile hızlı çalışır.
Tüm bunların yanında Thunderbird güvenlidir. Her yazılımda güvenlik açığı bulunur ama Thunderbird'de bu açıklar Microsoft kökenle rakiplerine nazaran daha az ve küçüktür. Günümüzde virüslerin ve diğer zararlıların genelde email üzerinden yayıldıklarını düşünürsek, bu çok büyük bir avantaj. Sık sık güncellenen Thunderbird sizi kötü niyetli kişilerin önünde savunmasız bırakmaz. Ben ilk çıktığından beri Thunderbird kullanıyorum. İlk kez Vista kurduğumda kısa bir süre için Windows Mail kullandım, sonra yine Thunderbird'e geçtim. Size de öneriyorum. Thunderbird'ü indirmek için buraya tıklayabilirsiniz. Diğer diller ve platformlar için olan versiyonlara bir göz atmak isterseniz de şuraya tıklayabilirsiniz. Tıklayın, korkmayın.
Bu aralar ölen ölene
26 Haziran 2009 Cuma 08:56
Moonwalker babasız kaldı. Charlie kendisine yeni bir melek aramak zorunda. Evet, pop müziğin beyaz kralı Michael Jackson ve 70lerin sarışın bombası Farrah Fawcett öldü. Yeni nesil okuyucularım belki benim ve nesildaşlarımın hissettiklerini garipseyebilirler. Onlar için Michael Jackson eskilerin sevdiği, nostalji takılmak istendiğinde birkaç şarkısı dinlenecek rengi belirsiz bir adam. Bizim için ise Michael Jackson şu anda emsali bulunmayan bir yıldız. Kaç kişinin her albümü çok 1 numara olur? Siz hiç bir şarkının 37 hafta kesintisiz 1 numarada kaldığını gördünüz mü? Michael Jackson bunları başarmıştı. Hem de öyle adam yokluğunda değil, sanat dünyasının bugünkü kadar hareketli olduğu bir dönemde. Michael Jackson şarkılarını herkes severdi, death metal dinleyen de severdi, jazz dinleyen de. Daha sonra beyazlamaya kafayı taktı ve kendisini bitirdi. Yanlış kararlar en güçlünün bile sonunu getirebiliyor.
Bir diğer üzücü ölüm haberi de bugünkü gazetelerde yazıyor. Charlie'nin sarışın meleği, bir dönem erkeğinin gönlünde taht kuran Farrah Fawcett ölmüş. Yeni nesil onu pek tanımaz ama tv izleyen amca ve yeğenleri arasında geçen şu diyaloğu belki hatırlar:
-Amca sen en çok hangisini beğeniyorsun?
-Üçü de beş para etmez.
-Ne? Farrah'ı da mı beğenmiyorsun?
-Farrah hangisi?
-Şu sarışın olan... Of yavrum be...
-Hani şu dişlek olan mı?
İşte böyleydi o dialog. İşte orada sözü geçen Farrah ölmüş. tabii ki ölümün önüne geçilmez ancak genç yaşta öldüğünü düşünüyorum. Yeni nesil onları tanımasa da onlar bir dönem gençliği için çok şey ifade ediyorlardı. Ben yeni sanatçılarda onlarda ve nesildaşlarında gördüğüm yıldız ışığını göremiyorum. Cameron Diaz bana Farrah Fawcett kadar seksi gelmiyor, zenci hiphop şarkıcılarının hiçbiri bana Michael Jackson kadar keyif vermiyor. Hayatlarının son dönemlerinde popülaritelerini yitirseler de bu isimlerin saygıyla anılmaları gerektiğini düşünüyorum.
Emre ben linuxcu olcam
25 Haziran 2009 Perşembe 20:42
Evet, Tamer aynen böyle dedi. Hem de selamsız, sabahsız, destursuz dedi. Dümdüz yani. Kendine göre sebepleri var onun da. Her ne sebepten olursa olsun Linux'a gönül verenleri desteklerim ben. Onlar bilişim dünyasının sosyal demokratlarıdır. Daha araştırmacı ve geliştirmecidirler, daha çok okurlar ve ellerine verileni dümdüz kullanmak yerine kendileri için en iyi olanı tercih ederler. İyidirler yani. Ben "linuxçu"ları severim.
Bu vesileyle sizlere biraz pardustan bahsedeyim. Gerçi yakında Pardus 2009 final sürümü çıkacak ama ben şimdiden bir ön bilgi vereyim. Bilmeyenler için söyleyeyim, Pardus yerli malıdır. Tübitak geliştirir, tamamen ücretsizdir ve tam takım bir işletim sistemidir. Tabii ki içinde yabancı kaynaklı yazılımlar da bulunur ama herşey Türkçedir ve Türkiye şartlarına uygundur. Üstelik siz orasını burasını kurcalayıp bozmazsanız Windows'a göre çok daha sorunsuz ve kolay kullanımlıdır. Tek tıklamayla hem kendisini, hem sürücüleri, hem de kurulu olan yazılımları (oyunlar dahil) günceller. Kurulduğu anda sistemdeki tüm aygıtları tanır. Hızlıdır, sisteme fazla yüklenmez. Eski, "artık işe yaramaz" dediğiniz bilgisayara kurun, internet canavarına dönüşsün. Üstelik ilk kurulduğu anda içerisinde pek çok yazılımla gelir, her konuda pek çok yazılım Pardus'la birlikte kurulur. İster grafiker olun, ister ses işlemek isteyin, isterseniz yalnızca webde gezmek ve mesajlaşmak isteyin, Pardusta hepsi için hazır yazılım vardır. Hatta tam teşekküllü bir ofis pakedi (Open Office) bile pakede dahildir. Herşeye hazır yani...
Ben son aylarda Pardus kullanamıyorum ama 2009 sürümü çıktığında bir deneyeceğim. Yeni KDE ile hem görsel hem de işlevsel olarak daha da gelişen Pardus'un ihtiyaçlarımı karşılayacağına eminim. Virüslere dayanıklı, çökmeyen, sağlam ve hızlı bir sistem isteyenleri Pardus kullanmaya davet ediyorum. Ne kadar çok kişi desteklerse, Pardus o kadar güçlü olur. Eğer söylediklerim sizi birazcık olsun etkilediyse, içinizde bir merak uyandıysa, Pardus hakkında bilgi almak ve Son sürümü indirmek için buraya tıklayın. Açık kaynağın yükselişi durdurulamaz!
FPS türünün babası satıldı
25 Haziran 2009 Perşembe 13:33
Evet, yanlış okumadınız. Wolfenstein 3d oyunuyla bir türü (hem de en popüler türlerden birini) yaratan ve daha sonra da bu türün en güzide örneklerini piyasaya süren firma ID Software satılmış. Satın alan da Bethesda'ymış. O da ziyadesiyle büyük firmadır tabii ki, az oynamadım Daggerfall'u. Gerçi ID Software kapanmayacakmış ama yine de üzüldüm ben. Bu tip satın alma ve birleşmelerde küçük firmanın yaratıcılığı engellenir genelde. Oyun sektörünün en yaratıcı firmalarından biri olan Bullfrog da EA tarafından satın alınmıştı da sonradan arada eriyip gitmişti. Ben hala Dungeon Keeper 3 bekliyorum mesela ama nafile.
Quake 3 gibi hala unutulmayan bir başarının ardından Quake 4 gibi bence gereksiz bir oyunu piyasaya süren ID Software'in geleceğinin parlak olmadığını biliyordum. Buna rağmen oyun dünyasının en sevilen firmalarından biri olmasının onu kurtaracağını umuyordum. Umutlarım boşa çıktı. Artık ID Software yok, varsa da başka bir şirketin boyunduruğu altında. Umarım oyunlarının kalitesi düşmez ve biz güzel FPS'ler oynamaya devam ederiz.
Tek elle yaşamak
24 Haziran 2009 Çarşamba 21:57
Ne yazayım ne yazayım diye düşünürken arkadaşım Dovilė "beni yaz" dedi. Ben de kabul ettim. İşte yazıyorum. Kendisi ecnebi diyarlarda yaşayan bu hanım kızımız yakın zamanda ülkemize gelin gelecekmiş. Kimse yanlış anlamasın, ben evlenmiyorum, şanslı kişi bir başkası. Olsun, mutlu olurlar inşallah.
Şimdi ben onunla ilgili birşeyler yazacağım ya inadına, konusuz yazmak ayıp olur diye bir konu bulayım dedim. Dovilė geçen hafta elinden ameliyat olmuş, hem de tam final döneminin ortasında. Tek elle yaşamaya alıştığını söyledi, artık her işi tek elle yapabiliyormuş. Ailesinin yanında kalmadığı için fazla yardımcı olan da yok sanırım. İnsan tek başınayken hastalık çok sıkıntılı oluyor. zaten tek başına yaşamak genel anlamda sıkıntılı.
Benim değinmek istediğim daha derin bir konu aslında. Hadi bu arkadaş geçici olarak tek elini kullanamıyor. Ya daimi kullanamayanlar ne olacak? Doğuştan sakat doğanlar veya bir kaza sonucu bir uzvunu kaybedenler? Bir düşünsenize herşeyde handikaplısınız, ne yaparsanız yapın diğer insanlar kadar rahat değilsiniz. Ne para ne kariyer buna ilaç olamaz. Bir de önyargılı insanlar tarafından ilginç muamelelere maruz kalmak var. Ben geçenlerde böyle bir olaya şahit oldum da adamı yanında çocuğu olduğu için affettim. Çocukcağızın psikolojisi bozulur sonra.
Ben her tür insana anlayış göstermek taraftarıyım, sadece anlayışsızlara karşı bu anlayışı gösteremiyorum. Karışık bir cümle oldu biliyorum. Blogumda toplumsal mesaj da verdim, bundan sonra önüm açık. Kaptırdım gidiyorum vallahi...
Nerede beleş, oraya yerleş - Defraggler v1.11.148
23 Haziran 2009 Salı 16:34
Kaptırdım gidiyorum sayın okurlar. Bu sefer tanıtacağım yazılım herkese lazım birşey. Bilgisayardan biraz anlayanlar bilir ki sabit disk üzerinde veriler okunup yazıldıkça parçalanır. Nasıl parçalandığını anlatırsam Blogspot isyan eder. Kızdırmamak lazım büyük patronu. Neticede bir şekilde parçalanan bu dosyaları birleştirmek gerekir. Bu işi aslında herhangi bir harici yazılıma ihtiyaç duymadan Windows içerisinde gelen disk birleştiricisiyle yapabilirsiniz. Yapabilirsiniz ama ne siz ne yaptığınızı anlarsınız, ne de yaptığınız birleştirme birşeye benzer. İş bu sebepten dolayı piyasada pek çok disk birleştirme yazılımı bulunur. Bunların içerisinde yüksek fiyatlı kurumsal olanları da vardır, ücretsiz ve amatör kullanıma hitap edenleri de vardır. Bugün size anlatacağım yazılım tamamen ücretsiz dağıtılan ve boyundan büyük işler başaran Defraggler.
Göründüğü üzere oldukça sade bir arayüze sahip olan Defraggler, kullanıcısının kafasını fazla karıştırmıyor. Tek yapmanız gereken "Birleştir" tuşuna basmak. Diskinizin durumunu canlı olarak üst kısımdaki bölgede görme şansınız var. Zaten Windows içerisinde gelen disk birleştiricisinden ayrıldığı noktalardan biri de bu. Bir diğer farkı ise parçalanmış dosyaların hangileri olduğunu ve ne kadar parçalandıklarını görebilmeniz. Böylece sadece tek bir dosyayı da birleştirebilirsiniz, seçtiğiniz birkaç dosyayı da. Tabii ki genel disk birleştirmesi her zaman en sağlıklısı ama diğer seçenekler de yerine göre faydalı olabiliyor.
Tüm bunların yanında Defraggler sayesinde dosyaların disk üzerindeki yerleşimlerini değiştirmeden sadece parçalanmış dosyaları birleştirebilirsiniz ya da komple disk birleştirmesi yaparak ileride olacak parçalanmayı asgariye indirebilirsiniz. Bahsettiğim 2. yöntemle birleştirme yaptığınızda işlem daha uzun sürüyor ama birbiriyle ilişkili dosyalar birbirine yakın konumlandırılıyor, böylece performans artıyor. Bir de bazı kullanıcılara hitap eden büyük dosyaları diskin sonuna kaydırma özelliği var, ancak dediğim gibi bu her kullanıcıya hitap etmiyor ve her zaman iyi performans vermiyor.
Defraggler'ı ücretsiz ve kullanışlı yazılımlar konusunda uzman olan Piriform yapmış. Firmanın diğer yazılımlarına daha sonra değineceğim. Bugün yeni versiyonu çıkan Defraggler'ı buradan indirebilirsiniz. Yeni versiyonda bazı geliştirmeler yapılmış ve arayüzle ilgili bazı hatalar düzeltilmiş. Defraggler yazılımını bilgisayarını seven herkese öneririm. Periyodik birleştirme bilgisayarınızı canlı tutar, bilgisayarın en yavaş parçası olan sabit diskin hızını korumasını sağlar. Sonra beni arayıp "abi benim bilgisayar iyice yavaşladı ya, şuna bi format atsak mı" demezsiniz. Deseniz de birşey olmaz gerçi. Hepinize iyi disk birleştirmeler.
Düğünsever Türk Milleti
25 Haziran 2009 Perşembe 20:42
Aslında başlık yanlış oldu. Düğünsever Türk Milleti yazdığımda ulusumuzun tamamını kapsamış oluyorum. Halbuki düğünleri sevenler Türk kadınları. Erkeklerimizin düğünlerle ilgisi genelde maliyet odaklı oluyor. Tabi bazı erkeklerimiz oynamayı severler, kendilerini bozmaya meraklıdırlar ama düğünler daha çok gelinin gelinlik giymesi ve çevresine hava atması ile ilgilidir. "oooo alem ne der" zihniyeti insanlara bir bulaştı mı arındırmak imkansızdır. Ne eroin bağımlılığı, ne de kanser illeti bu zihniyet kadar kalıcı olamaz insan vücudunda.
Ben düğünlere karşı değilim. Eğlenmek, hatta parası varsa hava atmak herkesin hakkı. Belki gün gelir bir kısmetim çıkarsa ben de düğün yapabilirim. Hiç belli olmaz. Ben düğünün bir zorunluluk olarak görülmesi karşıtıyım. Bir adamın maddi durumu yürüyüşünden bile anlaşılır. Olmayan parayla, borçla, krediyle düğün yaparak kime hava atılacak? Bu millet o kadar salak mı? "İşçi emeklisi babanın işçi oğlu, ama dillere destan bir düğün yaptı" gibi bir durum ne kadar inandırıcı olur? Mason filan mı bu işçi emeklisi baba? Gizli serveti mi var? Tevazu göstermek için mi her gün 3 vesaitlik yolu tek vesaite indirmek amacıyla 1 saatten fazla yürüyor?
Soytarılığın lüzumu yok. Düğünlere karşı değilim ama millete hava atmak amacıyla yeni evli çiftlerin (özellikle de damadın) soyulmasına karşıyım. Düğün lükstür, tüm diğer lüks tüketim ürünleri gibi sadece fazladan parası olanlara hitap eder. Siz hiç "rolex saatsiz olur mu? aaa alem ne der!" diyen birine rastladınız mı? Rastlarsanız bana da haber verin beraber dövelim.
Nerede beleş, oraya yerleş - Pidgin 2.5.7
22 Haziran 2009 Pazartesi 23:09
Yeni bir yazı serisine başlıyorum: iş gören ücretsiz yazılımlar. Bunların bazıları ücretli yazılımlarla yaptığınız işleri bedavaya halletmenizi sağlayacak, bazıları da zaten ücretsiz olan yazılımlara güzel alternatifler sağlayacak. İşte başlıyoruz. İlk konuğumuz Pidgin.
Pidgin, çok fonksiyonlu bir anında mesajlaşma (im) yazılımı. Tamamen açık kaynaklı olan bu yazılım sayesinde aklınıza gelebilecek tüm anında mesajlaşma ağlarına (MSN, Yahoo, Icq, Aim gibi) bağlanabilirsiniz. Üstelik hem birden fazla protokolü aynı anda kullanabilirsiniz, hem de aynı protokol üzerinde birden fazla hesap ile ağa girebilirsiniz. Yani örnek vermem gerekirse, iki tane MSN hesabınız, birer tane de Yahoo ve Icq hesabınız varsa hepsine aynı anda bağlanabilirsiniz. Bilindiği üzere Microsoft Live Messenger aynı anda sadece bir hesapla bağlanmaya izin veriyor. Benim gibi iş için ayrı, kişisel kullanım için ayrı hesap kullanan biriyseniz Pidgin sizin için biçilmiş kaftan.
Pidgin'in bir diğer güzelliği de hızı ve düşük sistem kullanımı. Çok hızlı açılan Pidgin, çalışırken neredeyse farkedilmiyor. Zaten hafiflik aynı zamanda hızlı çalışmayı da sağlıyor, Pidgin eski bilgisayarlar ve netbooklarda bile sıkılmadan ve sıkmadan çalışıyor. Tabii her bakımdan Live Messenger veya Yahoo Messenger kadar güçlü değil. Şimdilik webcam üzerinden görüşme özelliği yok. Arayüzü şatafatlı değil, olabildiğince sade. Webcam desteği ve sesli görüşme ileriki versiyonlarda gelecekmiş, web sitesi bu özelliğin geliştirme aşamasında olduğunu söylüyor. Pek çok açık kaynaklı yazılım gibi Pidgin de eklenti desteğine sahip ve muhtelif eklentilerle işinize daha çok yarayan bir yazılım yaratmanız olası. Dünya çapında pek çok kullanıcısı bulunan Pidgin, kullanıcılarının istekleri doğrultusunda sık sık güncelleniyor. Bu yazıyı yazmama sebep olan 2.5.7 versiyonu da bazı bağlantı sorunlarının çözülmesi amacıyla yayınlanmış bir düzeltme sürümü aslında. Bir de Pidgin'in dosya alma - gönderme sistemi var ki dillere destan. Tüm gönderi ve alımları ayrı bir pencerede topluyor, (Firefox ta benzer bir yöntem kullanıyordu) böylece hem yönetmesi hem görmesidaha kolay oluyor.
Bu kadar methettikten sonra bir link vermezsem ayıp olur herhalde. Pidgin'in son sürümünü buradan indirebilirsiniz. Ben bu yazılımı tüm iş amaçlı yazışmalarımda kullanıyorum, ayrıca pratiklik konusunda örnek olması gereken bir dosya alma - gönderme sistemi var. Herkese öneririm, en azından bir kere deneyin derim. Ne de olsa açık kaynağa bir şans vermek lazım.
Konuşmak ayrı bir sanat
21 Haziran 2009 Pazar 17:14
Bugün shiftdelete.net isimli sitede gezerken benim kullandığım güç kaynağıyla ilgili bir video incelemesi gördüm. Güç kaynağıyla ilgili yorum yapmayacağım ama Ecevit Bıktım'la ilgili birşeyler söylemek istiyorum. Oldukça ilginç bir isme sahip olan bu arkadaşı bilgisayar ve teknolojiyle ilgilenenler yakından tanırlar. Ecevit Bıktım pek çok bilgisayar dergisinde donanım editörlüğü ve yazarlık yapmıştır, bu konunun duayen isimlerindendir. Bilgisine diyecek yok yani. Bilgisi iyi de, konuşma kabiliyeti hiç yokmuş Ecevit Bey'in. Ben buna da karşı değilim. Beceri yoktur, kamera karşısında konuşamaz. Peki bu sitenin ekibinde hiç mi konuşabilen kimse yok? Sonuçta birkaç dakikalık bir inceleme, önceden hazırlanmış metinden okunuyor. Hiç bilgisayardan anlamayan birisi de olsa, aynı metni okuduktan sonra sorun yok. Peki madem konuşamıyor, neden Ecevit Bıktım'da ısrar ediliyor? İncelemeyi beğendim ama Ecevit abimiz daha çok inceleme ve yazma kısmıyla ilgilense, yani iyi bildiği işi yapsa daha güzel olacak. Merak edenler incelemeyi buradan izleyebilirler.
Güç kaynağına gelirsek, ben geçen sene bunu korka korka almıştım. Hem güçlü bir güç kaynağı almak istiyordum, hem de servet ödemek istemiyordum. Piyasada 20$ civarına satılan telefon adaptöründen bozma güç kaynaklarına gıcık olduğumdan markalı birşey almaya karar verdim. Bir süre aradıktan sonra LC-Power markasını buldum. Çin malı ama kalitesi güzel. Diğer modellerini de bu model kadar tavsiye ederim. Sessiz ve kaliteli, fiyatı da makul seviyede. Tabii ki 100$ üzeri fiyatla satılan süper kalite güç kaynakları gibi değil ama, normal kullanıcının işini her türlü görür. Teknik detaylara girmiyorum zaten Ecevit abimiz videoda güzelce anlatmış. Ah bir de konuşabilse...
Yeni Intel Core serisi
19 Haziran 2009 Cuma 17:22
Core 2 Duo işlemcinizin ne dileği varsa yerine getirin. Yaz günü portakal isterse, kış günü karpuz isterse kırmayın, bulun alın yedirin. Üzmeyin onu, çünkü kendisi gidici. Bir ayağı çukurda. Intel Core i7'yi piyasaya sürdükten sonra Core i5 ve Core i3 ile ilgili bazı detayları da açıkladı. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere Core i7 serisinin "light" modelleri olarak piyasaya sürülecek olan bu işlemciler daha çok ev kullanıcılarını hedefleyecek. Soket tipi olarak LGA-1156 kullanacak olan bu işlemciler şu anda piyasada satılmakta olan LGA-1366 soketli X58 chipset taşıyan anakartlarda çalışmayacak. Daha önce bu konuda yazdığım yazımda bunun Intel için bir dezavantaj olduğunu belirtmiştim. Kendi seçimleri tabii ki. Core i5 ve i3 işlemcilerinin yanında Intel evinde yüksek performans isteyen kullanıcılar için yeni soketi (LGA-1156) kullanan yeni Core i7 işlemciler üretecekmiş. Bu iyi bir haber, çünkü işlemci terfisinde anakart soketine takılmak pek hoş değil.
Peki Core i5 ile Core i3 arasında ne fark var? Saat hızları ve önbellekler farklı olacaktır, ama asıl fark "turbo" modunda olacak. Tüm işlemci çekirdekleri (artık 2 yetmediğinden 4 standart olacak) kullanılmadığı durumda gücü kullanılan çekirdeklere aktararak daha yüksek saat hızlarına çıkmaya yarayan turbo modu bana faydalı bir özellik gibi geldi. Bu durumda 4 çekirdek kullanılırken 3.20 GHz hızında çalışan işlemci çekirdeklerden yalnızca 2'sini kullanırken 3.46GHz hızına çıkacak. Tek çekirdeğin kullanıldığı durumlarda ise 3.60GHz gibi bir hızı göreceğiz. Bu da demek ki çekirdeklerin hepsini kullanamayan uygulamalarda performans kaybı azalacak. Bu özellik sadece Core i7 ve Core i5 te olacak, Core i3 bu nimetten mahrum kalacak.
Bize upgrade yolları gözüküyor. Başta söylediğim gibi, Core 2 Duo işlemcinize iyi bakın. Artık son günlerini yaşıyor...
Şöhret basamakları
18 Haziran 2009 Perşembe 22:25
Fame (Şöhret) geri dönüyor. Bir zamanların efsane filmi (ve tv dizisi) Fame'in yeni versiyonu çekilmekteymiş. Hatta bir de fragman yayınlamışlar. Bu dizi yayınlanırken ben küçüktüm, pek aklım ermiyordu. Ama Irene Cara'nın söylediği giriş şarkısını hatırlarım. Hatırlanmayacak gibi de değil hani. Dizinin açılış jeneriğini bu şarkı eşliğinde şurada izleyebilirsiniz. Yeni filmin fragmanını ise burada görebilirsiniz. Umarım filmi hip hop içine boğup sadece 2 kişinin ilişkisine bağlamazlar, yoksa çok basit olur. Herkese iyi seyirler.
Teknolojik ürünün lüksü olur mu?
18 Haziran 2009 Perşembe 22:26
Olmaz. Tabi bu kadar kısa kesecek değilim ama baştan söylüyorum işte. Olmaz. Elbette günümüzde teknolojik olmayan ürün yok gibi, ama safi teknolojiden oluşan bilgisayar (ve parçaları), cep telefonu, dijital fotoğraf makinesi gibi ürünlerden bahsediyorum ben. Bu ürünler teknolojiye öyle bağımlılar ki, çok hızlı eskiyorlar. Bugün en güçlü dijital SLR makineyi alın, 3 yıl sonra hurdaya çıkacaktır. En pahalı telefonlar bile 1-2 yıl içerisinde ayağa düşüyor. Hele bilgisayarların durumu daha da vahim.
Birkaç gün önce çeşitli internet sitelerinde Asus firmasının hazırladığı sayılı üretim ekran kartıyla ilgili haberleri görünce bu yazıyı yazmak geldi aklıma. Yanda gördüğünüz ekran kartı tamı tamına 1680$ fiyatla satışa sunulacakmış. Bu fiyatın yurtdışı fiyatı olduğunu hatırlatmak isterim. Eğer bu kart ülkemize gelirse (sadece 1000 adet üretilecekmiş, yani gelmeyebilir) bizim satıcıların ekstra karı ve muhtelif vergilerle 2000$ seviyesini aşar. Peki hepsi ne için? Oyunları diğer sıradan insanlardan "birazcık" daha hızlı oynamak için. Edindiğim bilgilere göre Nvidia GeForce GTX 295 işlemcisini kullanan bu kartın referans modellerden çok ta farkı yok. Zaten olamaz. Saat hızları biraz arttırılmış, soğutma sistemi güçlendirilmiş, biraz daha kaliteli parçalar kullanılmış o kadar. Neticede 2 sene sonra bu da ayağa düşecek, 200$'a satılan ekran kartları bundan daha az enerji tüketerek daha iyi performans verecek, hatta yeni teknolojileri (dx11 gibi) destekleyecek. Bunu alan kişi de eğer birazcık parasının değerini bilen biriyse bu kartı aldığı günü nefretle anacak.
Benzer durum Leica fotoğraf makinelerinde yaşanmıştı. Bilindiği üzerre Leica fotoğraf piyasasının lüks markasıdır, tüm ürünleri muadil modellerden (2 kat filan) daha pahalıdır. Bu durum klasik Leica kullanıcılarını hiç rahatsız etmedi, çünkü filmli makineler döneminde onlar bir Leica aldıklarında onu senelerce kullanıyorlar, hatta miras olarak çocuklarına bırakabiliyorlardı. Ne de olsa film teknolojisinde önemli olan filmdi, fotoğraf makinesinin teknolojisi çok şeyi değiştirmiyordu. Leica süper malzeme ve işçilik kalitesiyle kendisinden 20 sene sonra çıkan Nikon ve Canon'larla rekabet edebiliyordu. Sonra dijital çıktı ve mertlik bozuldu. 8000$ verip Leica dijital SLR'nin sadece gövdesini alan kişi 2 sene sonra kendisini aptal gibi hissediyordu çünkü çoluk çocuk ellerinde 200$'lık makinelerle onun servet değerindeki Leica'sından daha kaliteli resimler çekiyorlardı. İyi malzeme ve işçilik kalitesi, uzun ömür, havalı görünüm pek birşey ifade etmiyor dijital dünyada. Ne alırsanız alın çok hızlı eskiyor, sonra verdiğiniz paraya yanıyorsunuz.
Bunun benzeri durumlar hep karşımıza çıkıyor, Vertu (ve benzeri) telefonlar, havalı görünümlü, kuzey Avrupa ülkelerinden gelen TV'ler gibi pek çok örnek verilebilir bu konuda. Yazı yeterince uzun olduğu için bunlardan bahsetmeyeceğim. Kimsenin işine karışmak bana düşmez, ama harcayacak çok paranız varsa ve lüks tüketim meraklısıysanız paranızı saat, mücevher gibi modası kolay kolay geçmeyen, değerini koruyan şeylere yatırın. Elektronik ürünlere servet yatırmayın, teknolojinin lüksü olmuyor.
Çevir çevir bas, dergi diye sat
17 Haziran 2009 Çarşamba 22:30
Pc Magazine dergisi de birkaç ay önce kapanalı beri piyasada doğru düzgün bilgisayar dergisi kalmadı. Chip dergisini zaten saymıyorum, çünkü çok kötüler. PC Net idare eder. Bir de Pc World dergisi var. Boyutu küçülttüler, bir yerde iyi oldu. Neredeyse her ay bir hediye veriyorlar. Ufak tefek ama işe yarayan şeyler. Buraya kadar güzel de, çeviri olayını birazcık abartmışlar. Bu ay yaptıkları sabit disk testinde yorumlara "GB fiyatı uygun, tavsiye edilir" gibi şeyler eklemişler. Bu arkadaşlar İngiltere'deki Pc World dergisinde okuduklarını aynen çevirmişler, yorumlardaki İngiltere fiyatıyla ilgili cümleleri de silmemişler. Madem dergi çıkartıyorsunuz, kendinizden de birşeyler katın be kardeşim. Testi yapmadın, yapılmışı arakladın, bari yorumları kendin yap, Türkiye fiyatına göre kıyasla ürün performansını. Ayıpladım kendilerini.
Okumaya devam ettim, donanım kısmında bu ay sabit disklerle birlikte lcd monitörleri de incelemişler. Saymaya üşeneceğim kadar çok markanın istesem de sayamayacağım kadar çok modelinin bulunduğu lcd monitör piyasasında bula bula 5 tane ürün bulmuşlar test etmelik. Üstelik bu 5'in 2'si Benq. Tamam Benq fena marka değildir ama piyasanın hakimi de değil ki... Şöyle bir çeşit yapmak, en azından popüler markalardan birer ürün dahil etmek yok mu? Onlara göre yok. Zaten testin sponsoru Benq olmuş herhalde, çünkü hem editörün seçimi hem de fiyat/performans birincisi Benq olmuş. Bu kadar kayırmacılık olmaz. Bu piyasanın (ve diğer pek çok piyasanın) hakimi Samsung sadece 1 ürünle temsil edilmiş, o da pek puan alamamış. Lcd monitör teknolojisinin öncülerinden LG ise hepten yok. Herhalde o testi de bir Afrika ülkesinin Pc World dergisinden alıp çevirmişler. Gariban Afrikalılar 3-4 markaya mahkumsa oradaki dergi ne yapsın...
Olympus E-P1, tam bir SLR değil, ama kompakt ta değil...
16 Haziran 2009 Salı 23:13
Olympus firması geçen sene bu teknolojiyi duyurduğunda ben sevinenlerden olmuştum. Evet ben de bir SLR kullanıcısıyım ama bazen profesyonel fotoğraf makinelerinde bir reformun gerektiğini düşünüyorum. Senelerdir aynı şekil, aynı sistem. Sadece film gitti dijital geldi, eskiden film makarasının olduğu yerde şimdi sensör var. Aynı ayna sistemi, aynı prizmalı vizör. Teknolojinin bu kadar hızlı geliştiği bir devirde fotoğraf makineleri nedense pek gelişemiyor. Şimdi hepiniz "nasıl gelişemiyor, şu kadar megapiksel, saniyede bu kadar kare çekim var" filan diyebilirsiniz. Bu gelişme tek taraflı. Hala bir SLR'yi taşımak için kocaman bir çantaya ihtiyacınız var. Kompakt makineler ise yetersiz. Hala zoom lenslerde geometri bozuklukları oluşuyor. Hala yüksek iso değeri kullanırken görüntü kumlanıyor. Gelişme gerçekten olsaydı bu sorunlara çare bulunurdu.
Profesyonel fotoğraf piyasasının küçüklerinden Olympus arkasına Panasonic'in (ve dolayısıyla Leica'nın) desteğini de alarak Bu sorunların en azından birisi için bir çözüm sunuyor. Resimde gördüğünüz fotoğraf makinesi bir kompakt makine büyüklüğünde ama lensi değişebiliyor. İstenirse adaptör vasıtasıyla eski Olympus lenslerini kullanabiliyor.
Bu sistemin ilk örneğini Panasonic'in G1 isimli modelinde görmüştük ama o biraz daha iriydi. Resimde de gördüğünüz gibi Olympus E-P1 ufak bir SLR'nin bile yarısı kadar yer kaplıyor. Ayna - prizma sistemi iptal edilmiş, artık sadece lens ve sensör var. Yani tam olarak SLR ile kompaktın melezi.
Bu makinenin performansı hakkında şu anda kimsenin bilgisi yok. Örnek fotoğraflar piyasada dolaşıyor ama test sitelerinde herhangi bir performans ölçümü yapılmamış. Umarım ben onu bu kadar övdükten sonra o da beni utandırmaz ve en azından 1000$ altı giriş seviyesi SLR'ler ile boy ölçüşecek bir performans ortaya koyar. Göreyim seni Olympus!
Yaşlı erkeklerin vesikalı yari
15 Haziran 2009 Pazartesi 11:39
Geçen hafta televizyonda sabah haberlerini izlerken çok korkunç birşey gördüm. Verecek haber bulamayan kanal, süre doldurmak için yollamış muhabirleri Bağdat Caddesi'ne, insanlara (özellikle de genç kızlara) "genç sevgili yaşlı erkeğin ömrünü uzatır mı?" sorusunu yöneltiyorlar. Herkes dolambaçlı cevaplar veriyor. Aralarında bir tek kız doğrudan cevap verdi: yaşlı erkekle birlikte olurum ama maddi durumunun iyi olması gerekir. Yani bu kızcağız diyor ki bende her tür hizmet mevcut, yeter ki ücretini ödeyin. Eğer "ben yaşlı erkekle birlikte olmam, bana uymaz" deseydi gözümde yücelecekti. Şimdi tam tersine ben ona fahişe gözüyle bakıyorum. Bir insan hiç istemediği birşeyi para karşılığı yapar mı? Hele bu istemediği şey cinsellik ve beraberlikle ilgiliyse? Bunu yapana ne denir? Demek ki bu kızın hiç bir değeri veya tercihi yok, uygun bir ücret karşılığında herkes için herşeyi yapar. Arada aşk, sevgi, tutku filan olmasına gerek yok. Banknotlar bizi birbirimize bağlar diyor kendisi. Zaten anladığım kadarıyla başvurusunu yapmış, vesikasını bugün - yarın alacakmış. Hayırlı olsun.
Beni korkuya düşüren bu kızcağız değil tabii ki. Ben onun gibilerin çoğalmakta olmasından korkuyorum. İnsanlar artık öyle maddiyatçı oldular ki işin içinde para olduktan sonra ne değerleri kalıyor ne prensipleri. Tüm tercihlerinden vazgeçip paranın esiri oluyorlar. Sevdiğim arkadaşım Hüseyin Kotaman'ın da dediği gibi, para eğer mutluluk getirseydi ABD kanalizasyonlarında yaşayan kurbağaların vücutlarında prozac bulunmazdı. Paranın yokluğu sıkıntı getirir ama varlığı da mutluluk getirmez. Siz siz olun prensiplerinizden asla vazgeçmeyin.
eğlence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğlence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Temmuz 2009 Pazar
uyanığızdır
Etiketler:
Alpler,
antioksidan,
bilgisayar,
Büyük İskender,
Cilt Bakımı,
Coğrafya,
eğlence,
eleştiri,
forex piyasaları,
Gladyatör,
Güzel,
Tayland,
yanardağ
22 Ocak 2009 Perşembe
Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı
i'm bery blog
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim... O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken "yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek" diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum...
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen... Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende "benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil" dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar...
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da "bak bu da farklı bişe :) " diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız "hadi yemek yemeye gidelim hep beraber" dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. "Oha! Noluyo Lan!" dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. "Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!" diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. "Hadi iyi akşamlar arkadaşlar :D " dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan "sanada" dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken... Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi...
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. "Kanka ayağı g*t ayağı.." olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz...
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi... "Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer.." Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. "Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun" demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk "ayrıldık gibi bişe" dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :'( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim... İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki "ben seninim" gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki "sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum" der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda "ben burda ineyim.." dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve "bayanı istediği yere görür müsünüz?" dedim.. Onun ağzından "Çok güzel bir akşamdı.." cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende "Evet güzeldi.." dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra "eve gidince mesaj at bana" felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. "Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor" felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008'den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. "Burda dursam sorun olmaz dimi?" dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi'den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs... Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim :) Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo "Nargilede içeriz dimi?" "Bende nargileyi seviyorum" felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti "Bery bende içsem nargileden biraz (: " cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra "Al sen devam et Bery.." dedi.. "Hani lan seviyodun, hep içiyodun :D" dedim.. "Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim." felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz... Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. "Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?" dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki "Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman.." dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten :D ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti... Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen "gözlerin bugün çok güzeldi.." "böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo" gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah :P :D
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi...
Evet, gerçektende çk sevmişti onu... Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde "Aradığım kişi.." tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi... Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi... Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında "sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz" diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti... Ağladı, apladı, ağladı... Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4'lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum... Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu... Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın "Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi.." demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız "krallar gibi çalışıyorsun" dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında...
- Amerikada Bill Gates'e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde...
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim... Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk... Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. "Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler.." diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar... Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu... Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı...
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler... Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak'ın duyduğu "Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin.." cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk'in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk'in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi "Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!" dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk'in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk'inde Burak'ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk'ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak'ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce... Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman'nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman'ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti... Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti... Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için "Şuna bak :S gösteriş yapıyor!" söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik... Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. "Belki" derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi... Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi'ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi'deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size "illede favorilerinize ekleyin, oylayın" demiyorum. Gönlünüze göre takılın... Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme "Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?" diyorum. O da bana "Biz yedik torunum.. Siz yiyin." diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana "Bery gel seninle işe gidelim" diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. "Burası ne zaman mezarlık oldu baba?" diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam "Konuşma! Hadi kazmaya başla." diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. "Baba kimin için bu mezar?" diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken "Bery üzerime toprak atmaya başla" diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. "Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!" diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. "Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu" diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. "Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş" cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende "Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum" diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum... Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. "Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım.." diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten...
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur "Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün" diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim... ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog'unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda "en sevdiğiniz mekanlar". Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. "Hay hay efenim" dedim bende...
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv'ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar - Kız Kulesi'nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek...
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım "Abi kapıyı açar mısın?" dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009'da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen "Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?" diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde... "Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr.." derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür "Babam geliyor ben eve gidiyorum!" diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık... Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle...
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum... Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı... Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise "Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?" diye izin istiyor. Bu mu teknoloji... Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. "Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler..."
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. "Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?" "Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi.." Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer... Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş... Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji...
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi'nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış... Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada :Pp "ahhh çok güzel bi tema" diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112'yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer "oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel" dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. "Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi" dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. "Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?" diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim "kafa dinliyeyim biraz" diyordum ki bu tamayı Hamdi'nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger'da profesyonel değilim. Birde ben "şu konuda profesyonelim" diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem :P
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i'm bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007... 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya... Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. "Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi" dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. "Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez" dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle... Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim... Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa'nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti :D) "Lan gecenin bu saatinde kim bu :S." "Sıçtılar keyfimizin içine" dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş. :) sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu :D Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen "Ben sarhoş değilim" dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, "Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum :( offf" dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. "Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa :(" diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3'e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet... Adım gibi hatırlıyorum... Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran "Karnen iyi gelirse alacağım" "Derslerine çalış sana bisiklet alacağım" cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime "Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam." derdim. Oda gülümseyerek "Evet.." derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım... Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına "Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?" gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı "Eve gel." hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte... Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı...
.
Bayanlar... Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. "Kızımız rahat yaşasın" düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor... Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken... devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın...
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum "Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?". Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. "Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım" "Bu adamda hiç vicdan yok mu?" "NE biçim insan bunlar?" "İnsan olan bunu yapmaz!" "Kadına, çocuklarına yazık!" deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma... İçimden "Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!" dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! "Ayyy bu çocuk çook karizmatik.." "Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır.." "Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle" gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ... Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz... Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. "Alsan alınmaz, satsan satılmaz" konumuna düşersiniz sonra...Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir...(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, "git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak" dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum... Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: "Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan". Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa... Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde "bu kızı kendime ayarlim iyi olur" "tam benlik kız ha" felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. "Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez" gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı... Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde... Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören "bunlar sevgilidir" derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya.."eee şey.." "sen bulunması zor bir arkadaşsın" "uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum" gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi... Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti... Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış... hatta bir ara mesajlaşmıştık "evimizi taşıyoruz" demişti. Demekki nedeni oymuşş... Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni...
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin...
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ... İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya...
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs... Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli... O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa...
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. "Bery şu ne lan sen bilirsin" "Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın" "Olum göstersene lan kağıdını" gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım... Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok...
Quiz oluyoruz, kurstayız... Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak "Şu şöyle,hemen düzelt" "Bu neydi yaa.." "Neden değiştirmiyosun, benden baksana" gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde "Ne kadar biliyorum?" sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. "Bunu yanlış yapmışsın düzelt." "O öyle değil böyle olcak" gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı....
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. "Bok mu var? Ne bakıyon" dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman - part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor... Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman "Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba" deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
...
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında... Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait... Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır... Neriman Semihe "Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!" der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan... Gerildim bak... Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor...
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten... Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman'a "kafana sıçım, akılsız" diyorum...
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki "birde ben yapayım bunu"... Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea :D ) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber... Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları... İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim... O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken "yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek" diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum...
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen... Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende "benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil" dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar...
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da "bak bu da farklı bişe :) " diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız "hadi yemek yemeye gidelim hep beraber" dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. "Oha! Noluyo Lan!" dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. "Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!" diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. "Hadi iyi akşamlar arkadaşlar :D " dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan "sanada" dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken... Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi...
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. "Kanka ayağı g*t ayağı.." olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz...
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi... "Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer.." Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. "Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun" demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk "ayrıldık gibi bişe" dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :'( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim... İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki "ben seninim" gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki "sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum" der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda "ben burda ineyim.." dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve "bayanı istediği yere görür müsünüz?" dedim.. Onun ağzından "Çok güzel bir akşamdı.." cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende "Evet güzeldi.." dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra "eve gidince mesaj at bana" felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. "Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor" felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008'den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. "Burda dursam sorun olmaz dimi?" dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi'den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs... Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim :) Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo "Nargilede içeriz dimi?" "Bende nargileyi seviyorum" felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti "Bery bende içsem nargileden biraz (: " cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra "Al sen devam et Bery.." dedi.. "Hani lan seviyodun, hep içiyodun :D" dedim.. "Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim." felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz... Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. "Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?" dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki "Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman.." dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten :D ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti... Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen "gözlerin bugün çok güzeldi.." "böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo" gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah :P :D
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi...
Evet, gerçektende çk sevmişti onu... Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde "Aradığım kişi.." tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi... Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi... Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında "sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz" diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti... Ağladı, apladı, ağladı... Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4'lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum... Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu... Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın "Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi.." demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız "krallar gibi çalışıyorsun" dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında...
- Amerikada Bill Gates'e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde...
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim... Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk... Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. "Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler.." diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar... Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu... Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı...
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler... Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak'ın duyduğu "Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin.." cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk'in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk'in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi "Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!" dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk'in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk'inde Burak'ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk'ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak'ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce... Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman'nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman'ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti... Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti... Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için "Şuna bak :S gösteriş yapıyor!" söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik... Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. "Belki" derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi... Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi'ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi'deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size "illede favorilerinize ekleyin, oylayın" demiyorum. Gönlünüze göre takılın... Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme "Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?" diyorum. O da bana "Biz yedik torunum.. Siz yiyin." diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana "Bery gel seninle işe gidelim" diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. "Burası ne zaman mezarlık oldu baba?" diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam "Konuşma! Hadi kazmaya başla." diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. "Baba kimin için bu mezar?" diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken "Bery üzerime toprak atmaya başla" diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. "Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!" diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. "Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu" diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. "Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş" cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende "Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum" diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum... Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. "Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım.." diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten...
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur "Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün" diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim... ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog'unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda "en sevdiğiniz mekanlar". Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. "Hay hay efenim" dedim bende...
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv'ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar - Kız Kulesi'nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek...
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım "Abi kapıyı açar mısın?" dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009'da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen "Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?" diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde... "Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr.." derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür "Babam geliyor ben eve gidiyorum!" diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık... Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle...
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum... Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı... Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise "Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?" diye izin istiyor. Bu mu teknoloji... Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. "Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler..."
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. "Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?" "Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi.." Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer... Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş... Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji...
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi'nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış... Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada :Pp "ahhh çok güzel bi tema" diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112'yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer "oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel" dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. "Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi" dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. "Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?" diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim "kafa dinliyeyim biraz" diyordum ki bu tamayı Hamdi'nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger'da profesyonel değilim. Birde ben "şu konuda profesyonelim" diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem :P
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i'm bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007... 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya... Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. "Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi" dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. "Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez" dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle... Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim... Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa'nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti :D) "Lan gecenin bu saatinde kim bu :S." "Sıçtılar keyfimizin içine" dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş. :) sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu :D Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen "Ben sarhoş değilim" dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, "Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum :( offf" dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. "Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa :(" diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3'e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet... Adım gibi hatırlıyorum... Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran "Karnen iyi gelirse alacağım" "Derslerine çalış sana bisiklet alacağım" cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime "Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam." derdim. Oda gülümseyerek "Evet.." derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım... Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına "Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?" gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı "Eve gel." hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte... Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı...
.
Bayanlar... Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. "Kızımız rahat yaşasın" düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor... Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken... devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın...
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum "Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?". Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. "Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım" "Bu adamda hiç vicdan yok mu?" "NE biçim insan bunlar?" "İnsan olan bunu yapmaz!" "Kadına, çocuklarına yazık!" deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma... İçimden "Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!" dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! "Ayyy bu çocuk çook karizmatik.." "Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır.." "Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle" gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ... Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz... Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. "Alsan alınmaz, satsan satılmaz" konumuna düşersiniz sonra...Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir...(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, "git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak" dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum... Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: "Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan". Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa... Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde "bu kızı kendime ayarlim iyi olur" "tam benlik kız ha" felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. "Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez" gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı... Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde... Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören "bunlar sevgilidir" derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya.."eee şey.." "sen bulunması zor bir arkadaşsın" "uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum" gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi... Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti... Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış... hatta bir ara mesajlaşmıştık "evimizi taşıyoruz" demişti. Demekki nedeni oymuşş... Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni...
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin...
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ... İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya...
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs... Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli... O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa...
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. "Bery şu ne lan sen bilirsin" "Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın" "Olum göstersene lan kağıdını" gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım... Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok...
Quiz oluyoruz, kurstayız... Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak "Şu şöyle,hemen düzelt" "Bu neydi yaa.." "Neden değiştirmiyosun, benden baksana" gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde "Ne kadar biliyorum?" sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. "Bunu yanlış yapmışsın düzelt." "O öyle değil böyle olcak" gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı....
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. "Bok mu var? Ne bakıyon" dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman - part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor... Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman "Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba" deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
...
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında... Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait... Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır... Neriman Semihe "Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!" der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan... Gerildim bak... Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor...
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten... Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman'a "kafana sıçım, akılsız" diyorum...
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki "birde ben yapayım bunu"... Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea :D ) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber... Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları... İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)