Jacques Barthelemy Adolphe Appian 'Adolph Appian': on dokuzuncu yüzyılın önde gelen Fransız peyzaj sanatçı, Adolph Appian's üne kadar onun resimleri gibi onun güzel baskısı dayalı. Önce memleketi Lyon Ecole des Beaux-Arts sanat eğitimi aldı. Adolph Appian çabuk onun manzara resimleri için kendisini Paris'e çalışmaları sonuçlandırmak gitmek etkin güçlü bir ünü kurdu. Orada böyle BARBIZON ressamlar ve Corot ve Daubigny olarak etchers esinlenilmiştir. It Adolph Appian bu ustaların altında teknikleri gravür eğitimi inanılıyor.
Erken 1.860's sırasında orijinal gravür Fransa büyük bir sanatsal güç olarak ortaya çıktı. Gazette des Beaux Ne gibi yayıncılar-Sanat ve Cadart's, Société des Aquafortistes düzenli orijinal baskısı için sanatçı görevlendirdi. Adolph Appian's baskısı tarihinden bu döneme ait ilk ve sonraki yıllarda eserlerinin bu ortamda, birçok sırasında Société des Aquafortistes tarafından yayımlanmıştır. Böyle Marais de la Burbanche, Başlangıçta Paris'te 1868 yılında yayımlanan ile durumdur. PG Hamerton sonra da portföyü, ve Etchers (1880) Gravür, plaka satın aldı ve şu anda son sürümü basılabilir. Bu orijinal gravür Marsh Burbanche ve depicing ikinci baskı hails from.
Toplam Adolphe Appian olarak biraz yüz orijinal baskısı üzerine oluşturdu. Tüm sergi peyzaj kompozisyonu onun ustalığı, özellikle atmosferik elemanlar ve yeteneğini gravür orta içindeki ışık ve gölge üstün nitelikleri kılacak. Böylesine güzel sanatlarla açıkça Marais de la Burbanche olan Ain Nehri Lyon şehrin kuzeybatısında bulunan bir sulak alan gösteriyor açıkça anlaşılmaktadır. , Adolph Appian's baskısı ve resim izlenimci sanatçıların aşağıdaki nesil üzerinde büyük bir etkisi olduğunu söylemeye gerek yok.
Adolphe Appian bir Chevalier Legion d'Honneur seçildi. Bugün onun güzel baskısı ve resim Amiens, Bourges, Grenoble, Nantes, Paris, Rouen, Lyon ve başka yerlerde kamu müzelerde bulunmaktadır.
Hamerton's, Gravür ve Etchers: Philip Gilbert Hamerton (1834-1894) ve yazıları diğer on dokuzuncu yüzyıl yazar daha özgün ve önemli bir sanat aracı olarak oyma sanatı geri daha yaptı. İlk kitabı, Ressamlar Kampı, 1862 yılında yayınlanmıştır. Ayrıca Portföy (1870-1893), büyük bir sanat yayın kapsamlı oyma sanatı ile uğraşan editör olarak görev yaptı. Onun çok kitap en etkili of Gravür ve Etchers her iki sanatçı ve orta pek çok yaratıcı ve teknik yönlerine toplayıcılar tanıtıldı. İlk baskısı 1868 yılında yayımlandı ve Jongkind, Haden ve Palmer gibi on yedinci yüzyılın sonlarında baskılar orijinal baskısı dahil Hollandaca ustaları. İkinci baskısı 1876 yılında izledi, ancak herhangi bir orijinal baskısı. Üçüncü baskı (ki bu orijinal gravür hails) büyük bir kağıt baskı bin adet sınırlı yayımlandı. Whistler, Haden, Palmer, Israels, Jacque, Jacquemart, Appian, LeGros, Herkomer ve diğerleri gibi çağdaş sanatçıların bu en değerli yayın Hamerton güvenli baskısı için. Toplam yirmi orijinal baskısı bu önemli 1.880 portföyü için basıldı. Sonunda bu Hamerton tabak onun dahil bu sürüm için titiz olduğunu belirtmek gerekir. Her baskısı seçilen bakir durumda, aşınmaya veya herhangi bir bozulma gösteren hiçbir işaret edildi.
Bu resmi bir yere 108.000 ile AMICA Kütüphanesi'nden (eski Sanat Müzesi Resim Konsorsiyumu Kütüphane-AMICO Kütüphane ™), yüksek kaliteli büyüyen bir çevrimiçi topluluğudur, dünya çapında 20 müzelere dijital sanat görüntüler. / Amica Bu koleksiyonu için abonelik teklifi www.davidrumsey.com, en iyi sanat görüntü veritabanı internet üzerinden kullanılabilir. HER görüntü derinlemesine Resim Çalışma alanı içinden küçük detaya yakınlaştırma tarafından incelenecek ve tam küratöryel metin.
Önizleme AMICA Kütüphane ™ Genel Koleksiyonu Luna Tarayıcı Şimdi
* Kültürel ve zaman dilimleri, Antik Yunan, Roma ve Mısır eserlerini çağdaş sanat aralığı temsil etti.
Işleri * Türleri tablolar, çizimler, suluboya, heykeller, kostümler, takı, mobilya, baskı, fotoğraf, tekstil, dekoratif sanat, kitap ve el yazmaları yer alıyor.
Ya bir aylık veya bir yıllık abonelik ve masaüstü arama tüm koleksiyon ile bu inanılmaz kaynak ulaşabilirler, yan birden çok görüntü yan karşılaştırın ve görüntülerin dakika ayrıntıları yakınlaştırmak. Ziyaret www.davidrumsey.com / sağ veya amica@luna-img.com bize e-posta döner üzerlerine aşağıdaki linke koleksiyonu hakkında daha fazla bilgi için tıklayın amica.
Oluşturan Adı: Appian, Adolphe
Oluşturan Uyruk: Avrupa; Fransızca
Oluşturan Mevkii: Sanatçı
Creator Tarihleri / Yerler: 1818 - 1898
Biyografi: genç bir yaşta, Jacques Barthélemy Appian olan Adolphe yaptığı ilk isim değiştirdi, çalışmalarını başladı Ecole de Dessin et Beaux-Arts Lyons, hangi eğitim sanatçıları lüks kumaşlar ipek yerel sanayi tarafından üretilen süslemeleri uzmanlaşmış. Orada, manzara ressamı Jean-Michel Grobon (1770-1853) hocasına bir araya geldi. Grobon kesinlikle doğanın çalışma doğru Appian vardiya etkilemiştir. Bir ressam olarak Appian kariyeri 1851, yılında üç eserlerinin Lyons Salon sergilendi başladı. Ertesi yıl o Crémieu, Dauphiné, burada Optevoz görünümleri dahil olmak üzere bölgenin picturesque siteleri, boyalı küçük bir müstahkem kasabasına yerleşmiş. Tanıştığı ve Corot (QV) ve Daubigny (QV), onun gerçek öğretmen olarak kimi kabul ile arkadaş oldu. 1.853 neredeyse sürekli, Paris ve Lyons ama Fransa çok kentte her yerinden ve Salons sadece sergilenmektedir Gönderen: tablolar, karakalem çizimler, ve sadece manzara adanmış yazdırır. 1854 yılında Fontainebleau, bir orman orada aşağıdaki yıl boyunca dönecekti ilk gezi yaptı. O Fransa etrafında ama seyahat her zaman Crémieu döndü. 1.861 Appian yılında Creys yılında yerleşen Crémieu yirmi beş kilometre bulunan ve on kilometre Morestel seçin. 1863 yılında yeni Société des Aquafortistes Alfred Cadart tarafından 1862 yılında kurulan aktif bir üyesi oldu. Appian 1866 Paris Salonu'nda biri Prenses Mathilde ve imparator tarafından diğer tarafından satın alınan iki eser sergilenmektedir. İki yıl sonra Paris Salonu'nda, bu gerçekten ünü kurulan altın madalya kazandı. Yirmi yıl, 1871 yılında başlanacaktır-ning, Appian sık Akdeniz kıyısında, Collioure San Remo, Sète, Martigues, Toulon, Carqueiranne, Nice, Beaulieu, Monaco, Menton ziyaret ve Bodighera ve boya tüm bunların zaman geçirdim yerleştirir. Bazen o kadar Venedik ve Chioggia gibi, burada çeşitli tablolar için de esin kaynağı gitti. Onun palet hafif arttı. Grays ve Dauphiné ve Bugey resimlerinin Yeşiller koro giderek altın uyum tarafından saf sesleri tarafından geliştirilmiş izliyor. Appian, ancak yaşamının son yıllarda olanları mutlu değildi Exposition Interna de altın madalya-Lyons ve tionale 1894 yılında verildi. Eserlerinin artık satılır ve onun biricik oğlu Louis, bir ressam da, 1896 yılında öldü. Böyle bir ve çoğunlukla başarılı uzun kariyerinin sonu oldu. Ondokuzuncu cen In-tury sanat eleştirmenleri çoğu Appian's karakalem çizimler ve aceleye bulundu ve bitiş eksik resimlerini, yazdırır tercih etti. Eserleri Gazette des Beaux gibi çeşitli dergi, içinde lished pub edildi-Sanat, La Revue du Lyonnais, Le Fusain ve Paris Salonu'nda.
Cinsiyet: M
Oluşturan Doğum Yeri: Lyons, 28 Ağustos 1818
Oluşturan Ölüm Yeri: Lyons, 29 Nisan 1898
Oluşturan Ad-CRT: Adolphe Appian
Başlık: Bir Yolu Side Şey de
Başlık Türü: İlköğretim
Profili: Tam Profili
Yaratılış Başlama Tarihi: 1860
Yaratılış Bitiş Tarihi: 1869
Kurulum Tarihi: 1860
Nesne Türü: Resim Sergisi
Malzeme ve Teknikleri: Kumaş üzerine yağlıboya
Boyutlar: Unframed: 28.2cm x 45cm
Yazıtlar: olma sol alt ön planda: Appian; sağ alt: Appian [false]
AMICA Contributor: Cleveland Museum of Art
Sahibi yeri: Cleveland, Ohio, ABD
ID Numarası: 1980.227
Kredi Hattı: Nuh L. Butkin ve Bequest
Haklar: http://www.clemusart.com/museum/disclaim2.html
Provenance: Muhtemelen, Lyons satışı, Cleveland resim olarak 29 Mart 1973, Chioggia, 28,2 x 45 cm, ff 4.400 (aynı boyutta). Claude Marumo, Paris. 1977 yılında Nuh L. Butkin, Cleveland satılır. CMA için 19 Aralık 1980 tarihinde vasiyeti.
AMICA ID: CMA_.1980.227
AMICA Kütüphane Yıl: 2001
Medya Metadata Haklar: Telif, Cleveland Museum of Art
AMICA KAMU HAKLARI: malzemeler a) Erişim kişisel ve ticari olmayan kullanım için verilir. b) olmayan tam bir eğitim lisans ticari Kartografya İştirak www.davidrumsey.com de kullanılabilir / amica / institution_subscribe.html c) Lisanslı kullanıcı ve ek malzemeleri Kartografya Associates tarafından sağlanan, sınav devam edebilir d) ticari hakları vardır hak sahibi edinilebilir.
resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Aralık 2009 Pazartesi
5 Temmuz 2009 Pazar
Eskiden hep düşünürdüm
26 Mayıs 2009 Salı 23:33
Hayırlısı olsun, hayırlısı oldu; bir kerede benim istediğim olsa...
Başına ne gelse hayırlısı olsun demekten başka birşey yapamıyorsan, olaylar senin istediğin şekilde değilde hep o dediğin hayır dairesinde dolanıp duruyorsa sorun yaptığın iştemi yoksa sendemi?
Hiç hayırlı bir işin yokmudur senin kardeşim, neye elini attıysan kurudu hep işlerin ters bi insan bu kadarmı kısmetsiz olur, kime ne yaptın ne suç işledin derken insan kendi kendine aslında batmış olduğu bataklıkta daha derine batmaktan başka birşeye yaramadığını anlıyor insan. Böyle sadece içinde bulunduğun durumu düşünüp soruna odaklanmak böyle zamanalarda sanki bir içgüdümüşcesine tek davranış biçimi ne yazıkki.
Belki çözümü çok yakında biryerdedir ama başkasında olmadığına eminim...
Bir tavsiye...
22 Mayıs 2009 Cuma 22:22
Bir şey yapmak istiyorsan hemen yap; yoksa karar vermek zorunda kalırsın...
Umutsuzluk
21 Mayıs 2009 Perşembe 11:20
Ben çocukken ne zaman çok gülsem, birazcık mutlu olsam hemen biri çıkar çok gülmeyin sonra çok ağlarsınız derdi; belki de bu nedenle ne zaman birazcık mutlu olsam yüzüm gülse ardından çok mutsuz olucağıma dair bir şüphe belirir içimde. Belkide bu nedenledir bütün mutsuzluğum, umutsuzluğum...
Birazcık yolunda gitse işler; ardından büyük bir aksaklık sonrasında kalp kırıklığı, darmadağın hayallerim, umutlarım. Hep böyle gitmek zorundamı?
Herşey mümkün
20 Mayıs 2009 Çarşamba 00:11
Herşey mümkündür şu hayatta
Kuş olmak, balık olmak mesela
Ya da söz olmak dilinde birilerinin
İyi de olsa, kötüde olsa
Var olmak bir şekilde, yaşamak
Aslında tüm mesele bu değilmi
Var olmak bir yerlerde
Yaşayabilmek
Zamana ve mesafelere rağmen...
Herşey mümkün şu hayatta
Çok sevipte sevilmemek
Unutulmak, umursanmamak
Ve tüm bütün bunlara dayanabilmek
Ama
Bir tek unutmak mümkün değil...
20.05.2009
Unut Gittiğin Yerde
08 Mayıs 2009 Cuma 23:52
İçimdeki tüm zehiri akıtabilsem bir kere olsun, yüzüne açık açık söylesem içimden geçenleri; nefretlerimi, sevgilerimi hüzünlerimi, karmakarışık ama bir o kadar keskin hislerimi ve içimde zaman zaman beliren öfkemi; belki rahatlarım o zaman...
Şimdi yine öyle bir zaman; içimde bıçak gibi keskin bir his öfke-umutsuzluk arası ve sana ait aslında hiç olmaması gereken bi kaç duygu...
Biliyorum hiç olmadı içinde bana ait birşey, olmayacakta belkide; sessiz sakin yaşamak sana göre değil çünkü, güçsüz olmak, zayıf olmak sana göre değil...
Dün bugun ve şimdi görmedin, aslında hiç görmedin bazı zamanlar dışında belkide işine gelmedi en iysi boşver, yok sitemim korkma...
Oysa neyin kimin ne olduğu bilinmez şu dünyada hani derler ya hiç birşey göründüğü gibi değildir...
Bitti...
Sen şimdi git hayal kurduğun ve paylaştığın şeyler taşıyanlarla ol.
Unut gittiğin yerde...
Vazgeçtim
22 Nisan 2009 Çarşamba 22:23
Vazgeçtim…
Vazgeçtim gözlerinden
Vazgeçtim sözlerinden
Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı
Öpme, al yeter
Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini
Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak anıdır şimdi
Hiç olmadın galiba sen, belki de bir hayaldi her şey, hiç başlamayan ama biten…
Hiç bir şey olmamış gibi davranmak artık o kadar zor ki; artık dayanamıyorum. Yüzüne her baktığımda ismi her söylendiğinde yada bir yerde okuduğumda hiç bir şey olmamış gibi davranmak zorunda kalmak kelimelerle anlatılabilecek bir şey değil.
Artık mutsuzlukla, umutsuzlukla ifade edilemiyor içimde tüm olan biten, gün içinde sayısız kere olup biten bu garip reaksiyon, bu tuhaf sıkıntı hali karnımın içindeki bu ince sızı… Ama başka bir şeyler daha var açıklayamadığım, tarifi o kadar karışık ki; bazen kısa cümlelerle ifade edebilsem de genelde bir belirsizlik var.
Yani bu kadar belirsizlik içinde bu kadar yorgunlukla daha fazla devam ettirebilmek artık anlamsız ve beklide olmaması gerekiyormuş…
Vazgeçtim senden…
Gün
11 Nisan 2009 Cumartesi 23:46
Bildik bir cumartesi gecesi, yine bendeniz sıkkın bunalmış, hayattan bıkmış yani kısaca ağır depresyon hallerinde. Kötü bir gece işte gündüzü gibi...
Zaman denen şeyle zaten hiç aram iyi olmamıştı ama bu aralar iyice kanlı bıçaklı olduk gibi çünkü hiç birşey yapmadan, yapamadan geçip gidiyor, bir önceki güne bakıyorum ve daha öncekine hep aynı şeyler öyle boş boş geçmişler işte değerleri gibi...
Bugünu blog sayfaları arasında gezinerek geçirdim, insanlar o kadar çok şeyden bahsetmişler ki, yani ne biliyim benim aklıma gelmeyecek şeyler pek çoğu. Mesela biri büyü bozma ile ilgili bi blog sayfası yapmış en çokta bu ilgimi çekti, büyüye filan inanırmısınız bilmem ama ben oldum olalı böyle mistik doğa üstü şeylerden tırsmışımdır.
Aşkın taşeron işçisi
05 Nisan 2009 Pazar 22:59
Aşk var mı yok mu diye düşünürken; en sonunda olmadığına karar verdim. Bazıları var diyebilirler ama öyle sandıkları şey başka birşeyin hatalı bir yansıması, kırık bir ayna nasıl karşısındakini bozuk gösterir belki farklı birşey gibi, bizim aşk sandığımız şeyde bizim bozuk ruh aynamızda aşk diye görünen şey...
Belki eskiden insanlar daha temizdi daha saftı o nedenle aşk diye tanımladıkları şey şimdiki anlatılan örneklerinden farklıydı. Şimdiki gibi iki bacak arasına inmemişti, para, ev, kat, yat demek değildi ve iki günde geçemiyordu ferhata dağlar deldiriyor mecnuna yollar aştırıyordu. Şimdi o uzun yollar son model arabalarla geçilip ne laylaya gidiyor ne aslıya...
Bazıları sadece aşk diye sandıkları şeyin taşeron işçiliğini yapıyorlar, ömürleri boyunca hiç sahip olamayacakları bir şey için umut besleyip onun boşuna işçiliğini yapıyorlar karın tokluğuna... Ötekileri bilmiyorum ama bu anlamsız da olsa diğerlerinden daha saf göründü gözümde çünkü içinde şu dünyaya ait birşey taşımıyor çünkü bu dünyada karşılıksız birşey yok...
Aslında düşünecek daha mühim şeyler olabilirdi ama nedendir bilinmez hani derler ya insan hep sahip olamadıklarını düşünürmüş belkide o nedenle ben de herşeyden daha çok bunu düşümüş olabilirim...
Kumbara
03 Nisan 2009 Cuma 23:25
Hesaplar, planlar, hayaller, umut ve sonrasında koca bir hiç...
Eskiden bir kumbaram vardı içinde hayal biriktirirdim; ama sanırım hata etmişim çünkü kumbaralar hayal için değilmiş...
Anafranil
02 Nisan 2009 Perşembe 17:25
Bir iki gün önce kitapların bulunduğu dolabı karıştırırken eski bir dosta rasladım yine, tanıdık bir görüntü işte bildik, eski ... Aslında dost mu düşman mı tam karar verebilmiş değilim hala çünkü daha çok kötü anılarımız oldu beraberken pek çoğu hatırlamak istemediğim. Aslında hatırladığım iyi şeyler de yok değil hayat kurtaracak kadar güzel sayesinde...
Belki dikkatsizlik sorunu için gittim doktorun yazdığı bir ilaçtı ama aynı zamana denk gelen kötü olayların geçiştirilmesinde de iş yaramıştı. Unutmak için birebir diyebilirim pek çok şeyi ve umursamamak için ne varsa... Aslında işe yaramaktan daha çok yan etkisi vardı ama verdiği yalancı mutluluğu özledim belki de. Bu nedenle son kalan bir tanenin yarısını içtim yine...
Son bir iki gündür ruh gibiyim bu nedenle iştahım yok, belkide en iyi yanı bu ilacın ama içimdeki dayanılmaz susuzluk hissi o kadar su içmeme rağmen geçmiyor buna dayanmak oldukça güç. Ve bazen verdiği panik hissinide saymazsak, sürekli meydana getirdiği uyku hali iyi sayılabilir...
Herneyse şimdi tekrar anladımki pek bi işe yaramıyormuş aslında sen istemedikçe hiç birşey düzelmiyor sen değişmedikten sonra kim düzeltebilir hayatı ki...
Ya olduğun gibi görün yada gözüme görünme
28 Mart 2009 Cumartesi 00:52
Eğer gerçek güzelik arıyorsan, o insanın yüzünde değil, yüreğinde olmalı demiş birisi yine şu meşhur facebook aleminde; herkesi filozof etti ya şu site bundan daha faydalı birşey olamazdı herhalde. Ne yaptığını bilmeyen sadece sadece gezen tv izleyen insanımızın bu denli değişmesi beni oldukça mutlu ediyor desem kimi kandırmış olurum ben de bilmiyorum...
Aslında güzel bir söz gibi duruyor ama biraz züğürt teselli havasıda taşımıyor değil belkide ölesine bi söz işte anlamsız, zaten ne pek çok anlamlı şey anlamsız olmaya başladı bunun gibi...
Gerçek güzellik nerdedir bilmiyorum belki yürektedir bunuda göremiyorum, kimbilir yüreği güzeldir birinin ama bunu kimse görmedikten sonra ne kadar bahsedilebilir o gönül güzelliğinden... Gerçekten içinde güzellik barındıranları ayrı tutuyorum ama benim kalbim güzel deyipte bu olmayan güzelliği yüzüne vuran insanların bu sözü kullanmalarını anlayamıyorum.
Sözün sahibini pek fazla tanımıyorum kalbi güzelmidir, zaten onun üzerine yazılmış bir yazıda değildi ölesine işte, yanlış anlamalara mahal vermesin
Erkeklik zamazingosu
02 Nisan 2009 Perşembe 17:26
Düşünüyorum da bu insanlar neden bu kadar adi, neden bu kadar kötü; özellikle erkekler... Belki hamurunda var pek çok kişinin bu yani genetik belkide ama nebilim pek öyle babadan oğula geçen bir özellik gibi de durmuyor. Aslında adilik konusunda belli bir seviyenin üstüne çıkabilmiş dişi zatlarda var ama hernedense ben hiç beğenmiyorum şu erkişi denen zatların gidişatını...
Yani bilmiyorum bir erkek gördüğü bir karşı cinsi hakkında malum işi yapmayı düşünmeden duramazmı yani ne bilim en azından herpsine karşı olmamalı durum. Kendini bu yönde pazarlamak istercesine teşhir edenleri ayrı tutuyorum ama bir insanın her dediğinden de kötü mana çıkmaz ki? Sanki gel beni şeyet diyorlar ya bizim beyfendiler bundan başka şey düşünemezler...
Bilmiyorum belki sorun benimle alakalı şu malum krizin bozduğu zihnim bu konudada saçmalıyor olabilir. Tamam herkes tahrik olabilir bende öyle ama ortada tahrik olunacak birşey yokken neden bu abuk sabuk fikirler yanlış anlamalar? Benim aklım buna yetmiyor...
Bu konularda çok fazla konuşmayı sevmiyorum ama konu açıldı işte geçen günden bir olaydan devam edio işte.. Ve ilginçtir ki bu konu bile kişiden kişiye değişiyor, mesela bir erkek ile konuştuğunda hemen oo sende ya sen nasıl adamsın; tabiki istiyorlar diyor, bir bayanla konuştuğunda ise senin için kötü oluyor...
Ben biliyorum ben nasıl adamım, bilende biliyor zaten ve elbette benim içim kötü ama sanırım bu derece değil!
Ama yinede ben bu durumu ve sonrasında oluşan diyaloğları hiç sevmiyorum çünkü zatında iyi şeyler düşündüğün birinin ardından edilen böyle laflar aslında böyle bir özellik taşımasada çamur at izi kalır mantığının işlemesi ile insanın içinde bir yer ediyor, iştahla yenilen yemeğin içinden yabancı bir cisim çıkması gibi ne miğde bırakıyor be iştah... Bir prensesi gözünde bilmemneye çeviriyor...
Ama sanırım bu işin tek açıklaması olabilir adını ben buldum erkeklik zamanzingosu...
Sil baştan
27 Mart 2009 Cuma 22:10
Geçenlerde bir film izledim adı "sil baştan"; aslında pek yeni bir film değil bir iki sene olmuş çekileli ama ben yeni rasladım yeni izleme fırsatı bulabildim. İlginç bir konusu var; daha çok birilerini unutmak üzerine hani derler ya unutmak için zaman lazımdır diye burda farklı bir yöntem bulunmuş; birini veya birşeyleri unutmakmı istiyorsunuz gidiyorsunuz doktora neyi istiyorsanız beyninizden siliveriyor ertesi gün sildiğiniz kişi kırk yıllık arkadaşınız bile olsa tanımıyorsunuz...
Aslında güzel birşey bu keşke böyle birşey mümkün olabilse çünkü herkesin unutmak istediğin birileri, birşeyler vardır. Acı veren şeyleri kimse hatırlamak istemez çünkü her aklına geldiğinde bir daha üzer.
Acaba böyle birşey mümkün olsa kimleri silmek isterdim diye düşündüm kendi kendime aslında o kadar çok şey varki sonu hayal kırıklığıyla biten bir silebilesem zihnimde belki geçmişteki başarısızlıktan ötürü korktuğumdan bazılarını tekrar denebilirim hiç yapmamış gibi. Yada bazı geceler uyutmayan kabuslardan kurtulurum en azından belki ot, gibi hiç birşey bilmeyen bir insan olurum ama mutlu olurum belkide...
Ama ne kadar acı olsada o geçmişteki unutmak istediğim şeyler onların hepsi anı oluyorlar sonuçta ve anılar olmasa geçmişin ne önemi var yada isimlerin o nedenle belkide hatırlamak daha iyidir ne varsa geçmişte kalan belki de hatırlamamız lazımdır. Bütün hepsi bizim kaderimizdi ve yaşamamız lazımdı belki silinebileseler yeniden başlayacaklar tıpkı filimdeki gibi...
Kıskançlığım
27 Mart 2009 Cuma 22:14
Acaba diyorum kendi kendime ben insanların mutluluklarını kıskanıyormuyum... Bu düşünceye neden kapıldım derseniz bu akşam insanların resimlerine baktım malum siteden hepsi gülüyor mutlular yada öyle gözüküyorlar herneyse... Sonra bir kendi halime baktım bir onlara içimde bir sıkıntı belirdi üzüldümmü bilmiyorum ama garip bir his işte...
Bazen keşke tanığım pek çok kimse hiç mutlu olmasa diyorum kendime, çünkü mutsuzken görüyorlar beni ; aslında ilk defa bu akşam geldi aklıma bu düşünce ölesine bi anda; belki daha önceden gizli gizli vardı içimde çıkmaya fırsat kolluyordu hernedense bu akşam düşünme fırsatı bulabildim. Sanırım kıskanıyorum insanları mutlu görünce kendim mutsuz olduğumdan dolayı herkes ben gibi olsun istiyorum pek güzel bir düşünce değil bu biliyorum ama birde şu var hernedense etrafımda insanları hep mutsuzken buluyorum yani bana geldiklerinde hep mutsuz oluyorlar ama mutlularken beni umursayan yok belkide bu nedenle tüm bu kıskançlığım...
Ama kendime kızıyorum yinede bu saçma düşünceden dolayı çünkü diğer insanların mutluluklarından dolayı üzüntü duymak pek iyi bişey değil gibi geliyor hiç kimse mutsuz olsun diye birşey yapmış değilim elbette ve biliyorumki hiç bir zaman yapmayacağım ama yinede böyle bir düşüncenin aklıma gelmesi ahmaklık alameti galiba yada bu aralar psikolojim pek iyi değil bu işsizlik yaramadı bana galiba...
ZZzzzzz
27 Mart 2009 Cuma 22:46
Bir ayrılık şarkısı seç son defa çal benim için
Keşke şu hayatta ayrılıklar hiç olmasa, keşke her seveni sevdiği de en azından kendi gibi sevse... Çok ütopik bir istek oldu galiba biliyorum hep olmayacak şeyler istiyoruz hiç bir şey gelmese elimizden dua ediyoruz belkide zaman zaman içinde istekler...
İçinde üzüntünün olmadığı bir hayat olabilirmi diye düşündüm biraz ama öyle olsa mutluluğun değeri hiç anlaşılmazdı herhalde veya sevilmeyince insan sevilmenin sevmenin değerini bilemezdi bu gibi pek çok örnek verilebilir olumsuzluklar üzerine ama görmek pek mümkün değil her olanın arkasındakini...
Nebilim işte pek çok şey oluyor şu hayatta mesela sevgi üzerine; birini seversin o seni sevmez, biri seni sever sen onu sevemessin veya sen onu seversin oda seni sevdiğini söyler ama söyledikleri yalandır ve ne hikmettirki senin sevdiğin ve seni seven biri bir türlü olmaz bu belki hayatın bir cilvesidir yaşanan hiç birşeyi çok sevmemek için ama insanoğlunun içindeki sevgiye açlığı bir türlü bitmez. Ve bu kadar karışıklığı benim kafam almaz bende iflas ederim her ne olursa olsun derim öyle boş boş yarından bişey çıkmayacağını bilsemde...
Unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı
26 Şubat 2009 Perşembe 00:16
Bazılarına şaşıyorum, bi zaman geliyorlar yalnızlıktan şikayet ediyorlar; hiç kimsenin yanlarından olmadığından ve unutulmaktan bahsediyorlar. Ama bir zaman sonra hayatın içine öyle bir dalıyorlarki kendileri sizi bile unutuyorlar...
Yalnızlık böyle birşey olsa gerek paylaşıldığı zaman yok oluyor hatta zihinlerden bile siliniyor. Paylaşılmayan tek şey olduğunu duymuştumda bu yalnızlığın böyle içki gibi ayılınca geçmişi unutturduğunu bilmiyordum. Hoş insanlar zor durumlarında yada moralleri bozuk olduğunda sizi hatırlıyorlarsa sizde bi sorun var demektir hani benim güzin abla gibi olma durumum yok cinsiyetim ve başka sebeplerden ötürü ama bu ilginçlik karşısında sessiz kalamadım. Böyle yapanlar bu satırları belki hiç okumayacaklardır ama kimbilir okuyanlar için bir mesaj niteliği taşır...
Hayat böyle işte eski bir şarkıdaki gibi unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı.
Durumu daha fazla acitaston etmek istemiyorum bu nedenle bu kadarı yeter sanırım bi kaç gündür yazmıyordum bizim garip blogcuk yetim yalnız kalmıştı bu en azından bi kaç gün olsun onu idare eder...
Balık
27 Mart 2009 Cuma 22:41
Büyük balık küçük balığı yer derler; aslında demezler öyledir; hayvalar aleminde böyle bir durum vardır güçsüz olan güçlü olana yem olmak zorundadır. Güçsüzsen hep korunmalısındır, kaçmalısındır veya uyanık olmalısındır işte. Hayvanlar işte bi alemler...
İnsanlar içinde durum pek farklı değil aslında heleki şu zamanda durum onları bile gçeti diyebiliriz hadi hayvanlar aç kalınca filan bu vahşiliği, insanoğlu öylemi zevk için neler yapmıyor bizi ayıran fark bu olmalı biz daha vahşiyiz aslında, siz hiç annesini öldüren bi aslan filan gördünüzmü ben hiç görmedi aslında ben hiç gerçek bi aslanda görmedim nebiliyim belkide hiç gerçek insanda görmemiş olabilirim aynada bile...
Her insan kendine göre biraz güçlüdür yani en azından biraz büyük balıklara yem olamayacak kadar ama bazen durum öyle bir durum alıyorki bazıları senin ne kadar güçlü olduğunu sınamak istiyorlar bu ya seni yem yapmak veya seninle birlikte bi sürü oluşturmak amaçlı olabiliyor sonuçta sürüye zayıf birini almak pek mantıklı değil...
Bazen bende başka balıklar ile karşılaşıyorum hayatta bazıları yem yapmak istiyorlar bazıları ise oluşturacakları sürüye üye arıyorlar... Benise ilgiç bir yöntemim var başka balıklara kendimi o kadar aciz güçsüz gösteriyorumki beni yem sansınlar yada yemeye layık görmesinler diye bu belki biraz alçakça bir durum ama genelde işe yaramıştır kendini zayıf gösterirsin karşındaki sana taarruza davranır ve çok önemsemez seni sen sadece basit bir avsındır işi iyice ilerletir yanına sokululur olabilidiğince öldürücü hamleyi yapacaktır ama bir bakarki sen o kadarda güçsüz değilsindir sana dişini gçieremez ve sen taarruza geçersin ve bu durumda avcı av durumuna düşer, ava giderken avlanma misali...
Veya karşındaki seni önemsemez senin hiç bir işe yaramadığını düşünerek, bırak onlar öyle düşünsün sen kendinin ne olduğunu biliyorsan kimin ne düşündüğü önemli değildir. Sen sadece kendini ezdir me bilinmelidirki şu hayatta öyle yada böyle sıra gelir...
Benim aradığım ise seni balık olarak görmeyen biri yada en azından yemek istemiyen insanlar, her insan belli zamanlarda zayıf olabilir güçsüz olabilir, zayıf olmak derken kişilik yönündeki zayıflıktan bahsetmiyorum elbet hayata karşı verilen mücadeledeki kaderle alakalı olan zayıflıktan bahsediyorum. Sonuçta herkes bi an bile olsa zayıf düşebilir o an için sürekli arkanı kollamak pekde iyi birşey olmasa gerek bu bakımdan yol arkadaşı seçerken dikkatli olmak gerktiği düşüncesindeyim.
Bu nedenle herkese sayıf yönlerini değilde güçlü olan taraflarını görebilen sevebilen dostlar, sevgililer diliyorum...
Aşk Herşeyi Affedermi?
27 Mart 2009 Cuma 22:37
Çok üzgünüm istemeden
Seni dün gece aldattım
Kim oldığu mühim değil
Sana bağlanmaktan kaçtım
Çok üzgünüm istemeden
Bir bakışa aldandım
İnan bana bütün sabah
Pişmanlıktan ağladım
Aşk herşeyi affeder mi
Dersin zamanla geçer mi
Güzel günlerin hatrına
Aşk herşeyi affeder mi
Oldukça eski bir şarkı; bir kaç gün önce radyoda karşılaştım ama bu sefer farklı birileri söylüyordu birileri diuyorum çünkü bir grup söylüyor olmalı yani en azından farklı farklı sesler içierdiğinde parça ben öyle düşündüm her neyse konumuz kimin veya kimlerin söylediği değil biz şimdi asıl konumuza dönelim. Şarkı ile aklıma bir düşünce takıldı acaba gerçekten aşk herşeyi affedermi?
Sonra öyle düşüncelere daldım gittim kendimi aldatılan insan yerine koydum; şarkının sözlerine baktım biri diyorki çok üzgünüm istemeden seni dün gece aldattım birden kendimi oha derken buldum bulunduğum o anda ternde yolculuk yaptığımdan biraz tuhaf kaçtı bu durum ama biraz zorda olsa durumu toparlamam uzun sürmedi sadece insanların yüzlerindeki şaşkın ifadeyi değiştirmeyi başaramdım. Herneyse oha demiştim en son evet oha yani sen git bi şeyine yani nefsine sahip olama git elin herifi ile yat sonra çok üzgünüm istemeden oldu diye ağla o ne ala memleket, yani aşk filan tamam güzel olay ama şimdi durup dururken o boynuzları takmanında alemi yok. Dedim ben kimsenin yerine filan koymayım kendimi şimdi boynuz filan derken olay farklı boyutlara uzanmasın...
Yani aşkın prensibine aykırı bi olay varken böyle aldatmak gibi affetmekten baksetmek kadar absürd bişey olamaz. Biz sanırım amerikan filimlerini izleye izleye artık aşkın anlamınıda yitirmeye başladık en sonunda aşkıda bozduk ya artık nediyim. Zaten anlamadım gitti en romantik filimde bile cinsel temalar olmasa olmayacak sanki tamam cinsellik hayatın gerçeği ama şimdi tutupte her gerçeği filimlere sokarsanız ortaya filim yerine başka şeyler çıkar zaten insanlar neden kendi hayatlarında olan şeyleri filim diye izlerler onuda anlamış değilim bence filim dediğin benim sahip olamadığım şeyleri yani hayallerimi veya hiç dşünemediğim şeyleri içermeli yoksa ben zaten hergün yaşıyorum onları benim hayatım filim olmuş gitmiş...
Konuyu çok fazla dağıttığımın farkındayım toparlamak epey zor olacak, aşkın kutsallığımda filan bahsedecek değilim, aşkın herşeyi affedeceğinden bahsediliyorsa zateb aşk ölmüştür haydi cenaze namazına er kişi niyetine...
Eski hikaye
27 Mart 2009 Cuma 23:02
Belki bir gün bütün bu yazdıklarımı okursun, o zaman anlarsın içimden geçenleri, senin için büyüttüğüm sevgimi, sensizliğimi, umutlarımı ve pek çok şeyi…
Tesadüflere inanmam; bu nedenle tesadüf olmayacaktır bu satırları okuyabilmen, çünkü bizim ikimizin karşılaşması bir zaman içinde, bir mekanda ve bir anda aşık olmam sana kör tesadüfle açıklanamaz… Kaderimizde ne yazılmışsa onu yaşıyoruz ama birbirimize çektirdiklerimizde bizim kararlarımız etkili, söylediklerimizden etkileniyoruz ve de dualarımızdan… Biliyor musun senin için hep dua ediyorum hep daha iyi olman için mutluluğun için benle olmasan bile çok mutlu umutlu olman için şu dünyada…
Şimdi bana diyeceksin madem bu kadar sevdin neden söylemedin neden açılmadın ama olmadı işte söyleyecektim aslında ama söyleyemedim, tam söyleyeceğim anda sözlerin girdi aramıza … Ne söylememi bekliyorsun söylediklerinin ardından; ilk gördüğüm andan itibaren aşık olduğumu mu? Seni gördüğüm o gece sabaha kadar uyuyamadığımı mı? içinde senin olmadığın bir tek hayalimin bile olmadığını mı? dua ettiğimi mi senin de beni birazcık olsun sevebilmen için? Ve geceler boyunca ağladığımı mı? Geceleri hayaline sarılıp ta uyuduğumu mu?
Bunların hiç birini söyleyemedim gururuma yediremedim… Aşk ta gurur olmaz ama sen bana güvenmemiştin ki birazcık olsun güvenseydin yada azıcıkta olsa sevseydin beni o zaman söylerdim…
Söyleyemedim işte sen şimdi beklide beni unuttun bile ama ben seni unutmadım, ne zaman unutmaya çalışsam seni o an gözlerin geldi aklıma, anladım seni unutmak mümkün değil…
Artık hayal kurmuyorum, çünkü sen yoksun burada sensiz olunca hayale de lüzum kalmıyor, artık sen yoksun hayaller yok gözlerin var bir tek aklımda birde birkaç sözün… Senden kalan bende daha çok şey olsun isterdim bende ama şu çok kısacık zaman içinde pek bir şey biriktiremedim sana ait…
Bazen sana ait bir sayfadaki resmine bakıyorum, zaten şu dünyada senle aramda kalan tek bağlantıda bu hayalden çıkıp gerçeklikte…
Neyse saatte geç oldu artık şimdi sen belki uyumuşsundur bende uyumaya çalışmalıyım, burada yalnız başına uzakta gece kalkıp bir şeyler yiyip oruç tutmak ardından koca bir gün zor bu yüzden kusura bakmasan erken yatacağım hadi iyi geceler…
Allah rahatlık versin…
İsimsiz
27 Mart 2009 Cuma 22:56
Şu an öyle bir haldeyim ki bir görsen… ne adımı biliyorum nede nerde olduğumu; kimliğimden çok uzakta bir yerdeyim, ikamet ettiğim yer ile bedenim arasında binlerce kilometre var sanki, yok la var arası bir yerde… Aklımda ise bir tek isim var eskiden kalma, şimdi sana onu söylesem aslında tanıdık gelecek …
Aslında bunları neden sana yazıyorum ki; onu da bilmiyorum, sonunda ne olacak belli değil hiç düşünmedim, beklide düşünmek istemedim böyle gerekiyordu… Öyle bir sarhoşum beynim durmuş bedenim işliyor, sanki benle değil öylesine yaşıyor gibiyim, içki içmem günahtır ama bu bendeki içmeden sarhoşluğun nedeni nedir? Sen misin yoksa? Ben yazıyorum sadece, okuyan yok bir ben var birde sen ve beklide okumayacaksın bir daha, sen bir daha cevap vermeyeceksin ben yazsam da sen yazmayacaksın. Boşver diyeceksin deli işte avunuyor kendince…
Ama olsun aylardır yabancı satırlara yazdıklarımı birde sen oku, yabancısı olmayacaksın elbet çünkü hep senden bir şeyler taşıyorlar çok farklı değiller ama en azından haberin olsun bu bana yeter...
Hep azla yetinmeyi bildim beklide bundan bu düşüncem , şimdi de öyle azla yetiniyoruz sen ordasın bense hayalinle, hep bir şeyler kötü gitme azminde bugünlerde, ne istesem hayal etsem olmamak için çırpınır gibi ve her şey böyle hep kötü gidecek gibi geliyor bana bu nedenle ama içimde bir umut var; içimde bir yerde yerini bilmesem de… Hala bitmedim ne olursa olsun hayat devam ediyor, can bedenden çıkmadıkça umut kesilmezmiş…
Şizofren
28 Mart 2009 Cumartesi 01:02
Şizofren
Hayal etmek, güzel şeyleri, geleceği, seni...
Bazen öyle hayallere dalıyorum ki gerçekleşmesi mümkün olmayan; içime binlerce umut salan bu dünyaya ait ama benim dünyamda olamayacak kadar büyük... İçinde koskoca bir hayal kırıklığının tohumunu taşıyan ve beni her seferinde aptalca durumlara düşüren...
Hayal kurmak güzeldir elbet ama içinde küçücük bir ihtimal bile bulunmayan bir hayali yaşamaya çalışmak ne kadar boşuna bir iş ne kadar beyhude. Boşuna olsa yine iyi çünkü peşinde getirdiği duygular boş verilecek derecede hisler bırakmıyor insanın içinde. Şizofrence yaşanan bu hayal dünyasında ömür devam ettirmek artık o kadar zor geliyor ki içinde düştüğüm bu durum bazen nefes alacak hal bile bırakmıyor.
Sevgililer günü
28 Mart 2009 Cumartesi 01:07
Bugün sevgililer günü, her zamanki gibi bir gün işte; soğuk bir şubat günü, ayın ortası o kadar... Bugünü adına alalede, boş, anlamsız ve şimdi aklımda gelmeyen bir kaç daha kelimeden başka birşey yok. Ve birde yalnızlık var onu unutmamak lazım, aslında onu hiç unutmadımki.. Aslında şubatın ondördü hiç bir zaman bir değer taşımadı ki bu kez değeri olsun ve öyle sanıyorumki bundan sonraki ondört şubatlarında şimdikinden bir farkı olmayacak...
Sevgililer gününü kutlayamıyorum; çünkü biz hiç sevgili olamadık, şu kısa hayatta sadece bir kaç kez kesişti yollarımız o kadar. Sen benim bütün hayatım oldun bense sadece bir kaç dakikan... Oysa o kadar çok hayalim vardı ki; şu hayatta senle yapılabilecek güzel olan ne varsa...
Oysa bu hayat hayalle geçmiyormuş bunu senden öğrendim; birde hazır olmayan bende bi bu varmış başka bir şey yokmuş bunu da zamandan öğrendim...
Yinede sevgililer günün kutlu olsun ve dilerimki her kimi seviyorsan onunla mutlu olursun...
Bir pc msn ye neden girmez?
11 Şubat 2009 Çarşamba 23:08
Bizim emektar pc geçenlerde yine ayvayı yedi, benim haşin kullanımıma dayanamayarak ihtihar etti desem daha doğru olacak... Aslında öyle abuk sabulk sitelerede girmem ama ayda bi kere bi abdest aldırmak gerekiyor bizim ihtiyara. İhtiyar dedim kendine şimdi yine alıncak belkide yarın açılmayacak ama gerçekleri saklamamın gereği yok hem ne öle bi götü boklu pc ye yalakalıkmı edeceğim. Gerçi çok işimizi gördü muzik dinledik, film izledik filan çöpçatanlık bile etti bize o kadarda hakkını yememek lazım...
Pc ayvayı yedi demiştim, bu durumda yapılcak tek bi şey kalıyor tekrar windows kurmak, tamam kuralım o problem diil iyi güzel kurduk ama bizim pc bilmem ne sitesine giriyor, muzik çalıyor film gösteriyor ama msn ye girmiyor, internet bağlı, msn messenger kurulu, kullanıcı adı doğru şifre doğru, live bağlantısıda var iyide bizim pc neden girmez msn ye verir hata deli olmak elde diil. Ve derken gözüm bişeye takıldı bizim pcnin tarihi yanlışmış tarih 2 sene 1 ay 2 gün geri kaymış, tarihi düzeltince msn ye girmeye başladı o an işte bir ışık yandı beynimde kaç watt olduğunu okuyamadım üzügünüm dedim bunu yazayım bizim blogcuka belki birileri okurda lazım olur...
Neyse size bu tarih olayı ile ilgili bi şey daha diyiyim eğerki pc nizin tarihini 01.01.2005 yaparsanız deepfreeze deaktif oluyor... Eğerki kurarda kaldırmassanız lazım olur...
İnternet
11 Şubat 2009 Çarşamba 22:56
Son bir kaç aydır devam eden işsizlik sürecimde zaman geçirmek için boş zamanlarda bir arkadaşın internet kafesine gidiyorum, birazda yardımcı olmak için. Boş zaman dedim de aslında şu durumda zamanımın çoğu boş... Cümle içindeki boş zaman deyiminin gereksiz olduğunu şimdi düşünsemde kaldırmayı istemedim,.
Arkadaşın işe gittiği vakitlerde ben duruyorum kafede, çocuklara ödev filan yapıyoruz işte bu arada okula biteli ne kadar zaman geçmiş, çocukların ödevlerine bakıyorumda herbiri birbirinden ilginç, yapılmasıda bi hayli güç, bazen zorlanıyorum, google yardımıma koşuyor iyiki varsın google ve wikipedi...
Bazen ilginç olaylar gelmiyor diil başıma mesela geçenlerde bir gün adamın biri geldi, aceleyle bir girişi vardı kapıdan bişeyler mırıldana mırıldana; yanıma yanaştı; hülya bilmemne buraya geliyormu diye sordu. Bi an şaşırdım irkilerek ben gelenlere ismini sormuyorum dedim sonra bana bahsettiği bayanı tarif etti, yok bilmiyorum neyse dedim kardeşim kim bu hülya ? Adam demezmi eşim diye? Dedim hapı yuttuk bu adamın karısı evden kaçtı karısının aşığını filan arıyor, yok yani adamıda tanımam karısını da ama hergün gazetelerde öyle haberler görüyoruzki ister istemez insan tırsıyor... Sonra adam öyle bişiey demeden gitti bense arkasından öyle bakakaldım ne tuhafi diilmi adamın biri internet kafede karısını arıyor?
İnsanlar üzerine
08 Şubat 2009 Pazar 23:46
Bilmiyorum neden; bazıları hep giderler en güvenilmeyecek insanlara güvenirler ama; tuhaftır ki güvenilcek insanlara da güvenmezler... Belki de güvenilirlere güvenilmemelidir ben yanlış biliyorumdur, yanlışi öğrenmişimdir yanlış düşünmüşümdür... Zaten son zamanlarda pek çok şeyi sorgulamaya başladım şu hayatta ne varsa sorgulanabilecek... Bildiğim birçok doğrunun aslında doğru olmadığını, benim öyle düşündüğümü, yanlışlar üzerine kurduğumu anladım hayatı...
En basitinden aşk, sevgi ve bunun gibi şeylerin aslında olmadığını, kendi içimde yaşadığım hayat içinde, kendime göre kurduğum şeyler olduklarını bunun dışında olmadıkları gerçeği var önümde. Sorun içimdekileri dışarı çıkarmamakta değil elbet sorun dışarda olan hayatın istediklerinde, hayat, insanlar aşk, sevgi veya herneyse onu istemiyorsa, ne düşündüklerinin doğru yanı kalıyor nede yaptıklarının...
Doğruluk, dürüslük denen şeylerinde aslında doğru olmadığını anlamamda uzun sürmedi, develi dikenli cümleler kurmak istemiyorum burda ama ne yazıkki öyle... Ben söylemesemde bu hep böyleydi ve korkarımki böyle kalacak...
Eskiden hep düşünürdüm; doğrular doğru olmaktan çıktığı zaman ve doğrular doğru olmaktan vazgeçtikleri zaman ne olur diye; ama ben boşuna düşünüyormuşum zaten hepsi olmuşlar... Bende mi öyle olmalıyım bilmiyorum ama bazen istesemde olamıyorum sanırım sorun bende doktoramı gitsem ne...
Hayırlısı olsun, hayırlısı oldu; bir kerede benim istediğim olsa...
Başına ne gelse hayırlısı olsun demekten başka birşey yapamıyorsan, olaylar senin istediğin şekilde değilde hep o dediğin hayır dairesinde dolanıp duruyorsa sorun yaptığın iştemi yoksa sendemi?
Hiç hayırlı bir işin yokmudur senin kardeşim, neye elini attıysan kurudu hep işlerin ters bi insan bu kadarmı kısmetsiz olur, kime ne yaptın ne suç işledin derken insan kendi kendine aslında batmış olduğu bataklıkta daha derine batmaktan başka birşeye yaramadığını anlıyor insan. Böyle sadece içinde bulunduğun durumu düşünüp soruna odaklanmak böyle zamanalarda sanki bir içgüdümüşcesine tek davranış biçimi ne yazıkki.
Belki çözümü çok yakında biryerdedir ama başkasında olmadığına eminim...
Bir tavsiye...
22 Mayıs 2009 Cuma 22:22
Bir şey yapmak istiyorsan hemen yap; yoksa karar vermek zorunda kalırsın...
Umutsuzluk
21 Mayıs 2009 Perşembe 11:20
Ben çocukken ne zaman çok gülsem, birazcık mutlu olsam hemen biri çıkar çok gülmeyin sonra çok ağlarsınız derdi; belki de bu nedenle ne zaman birazcık mutlu olsam yüzüm gülse ardından çok mutsuz olucağıma dair bir şüphe belirir içimde. Belkide bu nedenledir bütün mutsuzluğum, umutsuzluğum...
Birazcık yolunda gitse işler; ardından büyük bir aksaklık sonrasında kalp kırıklığı, darmadağın hayallerim, umutlarım. Hep böyle gitmek zorundamı?
Herşey mümkün
20 Mayıs 2009 Çarşamba 00:11
Herşey mümkündür şu hayatta
Kuş olmak, balık olmak mesela
Ya da söz olmak dilinde birilerinin
İyi de olsa, kötüde olsa
Var olmak bir şekilde, yaşamak
Aslında tüm mesele bu değilmi
Var olmak bir yerlerde
Yaşayabilmek
Zamana ve mesafelere rağmen...
Herşey mümkün şu hayatta
Çok sevipte sevilmemek
Unutulmak, umursanmamak
Ve tüm bütün bunlara dayanabilmek
Ama
Bir tek unutmak mümkün değil...
20.05.2009
Unut Gittiğin Yerde
08 Mayıs 2009 Cuma 23:52
İçimdeki tüm zehiri akıtabilsem bir kere olsun, yüzüne açık açık söylesem içimden geçenleri; nefretlerimi, sevgilerimi hüzünlerimi, karmakarışık ama bir o kadar keskin hislerimi ve içimde zaman zaman beliren öfkemi; belki rahatlarım o zaman...
Şimdi yine öyle bir zaman; içimde bıçak gibi keskin bir his öfke-umutsuzluk arası ve sana ait aslında hiç olmaması gereken bi kaç duygu...
Biliyorum hiç olmadı içinde bana ait birşey, olmayacakta belkide; sessiz sakin yaşamak sana göre değil çünkü, güçsüz olmak, zayıf olmak sana göre değil...
Dün bugun ve şimdi görmedin, aslında hiç görmedin bazı zamanlar dışında belkide işine gelmedi en iysi boşver, yok sitemim korkma...
Oysa neyin kimin ne olduğu bilinmez şu dünyada hani derler ya hiç birşey göründüğü gibi değildir...
Bitti...
Sen şimdi git hayal kurduğun ve paylaştığın şeyler taşıyanlarla ol.
Unut gittiğin yerde...
Vazgeçtim
22 Nisan 2009 Çarşamba 22:23
Vazgeçtim…
Vazgeçtim gözlerinden
Vazgeçtim sözlerinden
Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı
Öpme, al yeter
Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini
Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak anıdır şimdi
Hiç olmadın galiba sen, belki de bir hayaldi her şey, hiç başlamayan ama biten…
Hiç bir şey olmamış gibi davranmak artık o kadar zor ki; artık dayanamıyorum. Yüzüne her baktığımda ismi her söylendiğinde yada bir yerde okuduğumda hiç bir şey olmamış gibi davranmak zorunda kalmak kelimelerle anlatılabilecek bir şey değil.
Artık mutsuzlukla, umutsuzlukla ifade edilemiyor içimde tüm olan biten, gün içinde sayısız kere olup biten bu garip reaksiyon, bu tuhaf sıkıntı hali karnımın içindeki bu ince sızı… Ama başka bir şeyler daha var açıklayamadığım, tarifi o kadar karışık ki; bazen kısa cümlelerle ifade edebilsem de genelde bir belirsizlik var.
Yani bu kadar belirsizlik içinde bu kadar yorgunlukla daha fazla devam ettirebilmek artık anlamsız ve beklide olmaması gerekiyormuş…
Vazgeçtim senden…
Gün
11 Nisan 2009 Cumartesi 23:46
Bildik bir cumartesi gecesi, yine bendeniz sıkkın bunalmış, hayattan bıkmış yani kısaca ağır depresyon hallerinde. Kötü bir gece işte gündüzü gibi...
Zaman denen şeyle zaten hiç aram iyi olmamıştı ama bu aralar iyice kanlı bıçaklı olduk gibi çünkü hiç birşey yapmadan, yapamadan geçip gidiyor, bir önceki güne bakıyorum ve daha öncekine hep aynı şeyler öyle boş boş geçmişler işte değerleri gibi...
Bugünu blog sayfaları arasında gezinerek geçirdim, insanlar o kadar çok şeyden bahsetmişler ki, yani ne biliyim benim aklıma gelmeyecek şeyler pek çoğu. Mesela biri büyü bozma ile ilgili bi blog sayfası yapmış en çokta bu ilgimi çekti, büyüye filan inanırmısınız bilmem ama ben oldum olalı böyle mistik doğa üstü şeylerden tırsmışımdır.
Aşkın taşeron işçisi
05 Nisan 2009 Pazar 22:59
Aşk var mı yok mu diye düşünürken; en sonunda olmadığına karar verdim. Bazıları var diyebilirler ama öyle sandıkları şey başka birşeyin hatalı bir yansıması, kırık bir ayna nasıl karşısındakini bozuk gösterir belki farklı birşey gibi, bizim aşk sandığımız şeyde bizim bozuk ruh aynamızda aşk diye görünen şey...
Belki eskiden insanlar daha temizdi daha saftı o nedenle aşk diye tanımladıkları şey şimdiki anlatılan örneklerinden farklıydı. Şimdiki gibi iki bacak arasına inmemişti, para, ev, kat, yat demek değildi ve iki günde geçemiyordu ferhata dağlar deldiriyor mecnuna yollar aştırıyordu. Şimdi o uzun yollar son model arabalarla geçilip ne laylaya gidiyor ne aslıya...
Bazıları sadece aşk diye sandıkları şeyin taşeron işçiliğini yapıyorlar, ömürleri boyunca hiç sahip olamayacakları bir şey için umut besleyip onun boşuna işçiliğini yapıyorlar karın tokluğuna... Ötekileri bilmiyorum ama bu anlamsız da olsa diğerlerinden daha saf göründü gözümde çünkü içinde şu dünyaya ait birşey taşımıyor çünkü bu dünyada karşılıksız birşey yok...
Aslında düşünecek daha mühim şeyler olabilirdi ama nedendir bilinmez hani derler ya insan hep sahip olamadıklarını düşünürmüş belkide o nedenle ben de herşeyden daha çok bunu düşümüş olabilirim...
Kumbara
03 Nisan 2009 Cuma 23:25
Hesaplar, planlar, hayaller, umut ve sonrasında koca bir hiç...
Eskiden bir kumbaram vardı içinde hayal biriktirirdim; ama sanırım hata etmişim çünkü kumbaralar hayal için değilmiş...
Anafranil
02 Nisan 2009 Perşembe 17:25
Bir iki gün önce kitapların bulunduğu dolabı karıştırırken eski bir dosta rasladım yine, tanıdık bir görüntü işte bildik, eski ... Aslında dost mu düşman mı tam karar verebilmiş değilim hala çünkü daha çok kötü anılarımız oldu beraberken pek çoğu hatırlamak istemediğim. Aslında hatırladığım iyi şeyler de yok değil hayat kurtaracak kadar güzel sayesinde...
Belki dikkatsizlik sorunu için gittim doktorun yazdığı bir ilaçtı ama aynı zamana denk gelen kötü olayların geçiştirilmesinde de iş yaramıştı. Unutmak için birebir diyebilirim pek çok şeyi ve umursamamak için ne varsa... Aslında işe yaramaktan daha çok yan etkisi vardı ama verdiği yalancı mutluluğu özledim belki de. Bu nedenle son kalan bir tanenin yarısını içtim yine...
Son bir iki gündür ruh gibiyim bu nedenle iştahım yok, belkide en iyi yanı bu ilacın ama içimdeki dayanılmaz susuzluk hissi o kadar su içmeme rağmen geçmiyor buna dayanmak oldukça güç. Ve bazen verdiği panik hissinide saymazsak, sürekli meydana getirdiği uyku hali iyi sayılabilir...
Herneyse şimdi tekrar anladımki pek bi işe yaramıyormuş aslında sen istemedikçe hiç birşey düzelmiyor sen değişmedikten sonra kim düzeltebilir hayatı ki...
Ya olduğun gibi görün yada gözüme görünme
28 Mart 2009 Cumartesi 00:52
Eğer gerçek güzelik arıyorsan, o insanın yüzünde değil, yüreğinde olmalı demiş birisi yine şu meşhur facebook aleminde; herkesi filozof etti ya şu site bundan daha faydalı birşey olamazdı herhalde. Ne yaptığını bilmeyen sadece sadece gezen tv izleyen insanımızın bu denli değişmesi beni oldukça mutlu ediyor desem kimi kandırmış olurum ben de bilmiyorum...
Aslında güzel bir söz gibi duruyor ama biraz züğürt teselli havasıda taşımıyor değil belkide ölesine bi söz işte anlamsız, zaten ne pek çok anlamlı şey anlamsız olmaya başladı bunun gibi...
Gerçek güzellik nerdedir bilmiyorum belki yürektedir bunuda göremiyorum, kimbilir yüreği güzeldir birinin ama bunu kimse görmedikten sonra ne kadar bahsedilebilir o gönül güzelliğinden... Gerçekten içinde güzellik barındıranları ayrı tutuyorum ama benim kalbim güzel deyipte bu olmayan güzelliği yüzüne vuran insanların bu sözü kullanmalarını anlayamıyorum.
Sözün sahibini pek fazla tanımıyorum kalbi güzelmidir, zaten onun üzerine yazılmış bir yazıda değildi ölesine işte, yanlış anlamalara mahal vermesin
Erkeklik zamazingosu
02 Nisan 2009 Perşembe 17:26
Düşünüyorum da bu insanlar neden bu kadar adi, neden bu kadar kötü; özellikle erkekler... Belki hamurunda var pek çok kişinin bu yani genetik belkide ama nebilim pek öyle babadan oğula geçen bir özellik gibi de durmuyor. Aslında adilik konusunda belli bir seviyenin üstüne çıkabilmiş dişi zatlarda var ama hernedense ben hiç beğenmiyorum şu erkişi denen zatların gidişatını...
Yani bilmiyorum bir erkek gördüğü bir karşı cinsi hakkında malum işi yapmayı düşünmeden duramazmı yani ne bilim en azından herpsine karşı olmamalı durum. Kendini bu yönde pazarlamak istercesine teşhir edenleri ayrı tutuyorum ama bir insanın her dediğinden de kötü mana çıkmaz ki? Sanki gel beni şeyet diyorlar ya bizim beyfendiler bundan başka şey düşünemezler...
Bilmiyorum belki sorun benimle alakalı şu malum krizin bozduğu zihnim bu konudada saçmalıyor olabilir. Tamam herkes tahrik olabilir bende öyle ama ortada tahrik olunacak birşey yokken neden bu abuk sabuk fikirler yanlış anlamalar? Benim aklım buna yetmiyor...
Bu konularda çok fazla konuşmayı sevmiyorum ama konu açıldı işte geçen günden bir olaydan devam edio işte.. Ve ilginçtir ki bu konu bile kişiden kişiye değişiyor, mesela bir erkek ile konuştuğunda hemen oo sende ya sen nasıl adamsın; tabiki istiyorlar diyor, bir bayanla konuştuğunda ise senin için kötü oluyor...
Ben biliyorum ben nasıl adamım, bilende biliyor zaten ve elbette benim içim kötü ama sanırım bu derece değil!
Ama yinede ben bu durumu ve sonrasında oluşan diyaloğları hiç sevmiyorum çünkü zatında iyi şeyler düşündüğün birinin ardından edilen böyle laflar aslında böyle bir özellik taşımasada çamur at izi kalır mantığının işlemesi ile insanın içinde bir yer ediyor, iştahla yenilen yemeğin içinden yabancı bir cisim çıkması gibi ne miğde bırakıyor be iştah... Bir prensesi gözünde bilmemneye çeviriyor...
Ama sanırım bu işin tek açıklaması olabilir adını ben buldum erkeklik zamanzingosu...
Sil baştan
27 Mart 2009 Cuma 22:10
Geçenlerde bir film izledim adı "sil baştan"; aslında pek yeni bir film değil bir iki sene olmuş çekileli ama ben yeni rasladım yeni izleme fırsatı bulabildim. İlginç bir konusu var; daha çok birilerini unutmak üzerine hani derler ya unutmak için zaman lazımdır diye burda farklı bir yöntem bulunmuş; birini veya birşeyleri unutmakmı istiyorsunuz gidiyorsunuz doktora neyi istiyorsanız beyninizden siliveriyor ertesi gün sildiğiniz kişi kırk yıllık arkadaşınız bile olsa tanımıyorsunuz...
Aslında güzel birşey bu keşke böyle birşey mümkün olabilse çünkü herkesin unutmak istediğin birileri, birşeyler vardır. Acı veren şeyleri kimse hatırlamak istemez çünkü her aklına geldiğinde bir daha üzer.
Acaba böyle birşey mümkün olsa kimleri silmek isterdim diye düşündüm kendi kendime aslında o kadar çok şey varki sonu hayal kırıklığıyla biten bir silebilesem zihnimde belki geçmişteki başarısızlıktan ötürü korktuğumdan bazılarını tekrar denebilirim hiç yapmamış gibi. Yada bazı geceler uyutmayan kabuslardan kurtulurum en azından belki ot, gibi hiç birşey bilmeyen bir insan olurum ama mutlu olurum belkide...
Ama ne kadar acı olsada o geçmişteki unutmak istediğim şeyler onların hepsi anı oluyorlar sonuçta ve anılar olmasa geçmişin ne önemi var yada isimlerin o nedenle belkide hatırlamak daha iyidir ne varsa geçmişte kalan belki de hatırlamamız lazımdır. Bütün hepsi bizim kaderimizdi ve yaşamamız lazımdı belki silinebileseler yeniden başlayacaklar tıpkı filimdeki gibi...
Kıskançlığım
27 Mart 2009 Cuma 22:14
Acaba diyorum kendi kendime ben insanların mutluluklarını kıskanıyormuyum... Bu düşünceye neden kapıldım derseniz bu akşam insanların resimlerine baktım malum siteden hepsi gülüyor mutlular yada öyle gözüküyorlar herneyse... Sonra bir kendi halime baktım bir onlara içimde bir sıkıntı belirdi üzüldümmü bilmiyorum ama garip bir his işte...
Bazen keşke tanığım pek çok kimse hiç mutlu olmasa diyorum kendime, çünkü mutsuzken görüyorlar beni ; aslında ilk defa bu akşam geldi aklıma bu düşünce ölesine bi anda; belki daha önceden gizli gizli vardı içimde çıkmaya fırsat kolluyordu hernedense bu akşam düşünme fırsatı bulabildim. Sanırım kıskanıyorum insanları mutlu görünce kendim mutsuz olduğumdan dolayı herkes ben gibi olsun istiyorum pek güzel bir düşünce değil bu biliyorum ama birde şu var hernedense etrafımda insanları hep mutsuzken buluyorum yani bana geldiklerinde hep mutsuz oluyorlar ama mutlularken beni umursayan yok belkide bu nedenle tüm bu kıskançlığım...
Ama kendime kızıyorum yinede bu saçma düşünceden dolayı çünkü diğer insanların mutluluklarından dolayı üzüntü duymak pek iyi bişey değil gibi geliyor hiç kimse mutsuz olsun diye birşey yapmış değilim elbette ve biliyorumki hiç bir zaman yapmayacağım ama yinede böyle bir düşüncenin aklıma gelmesi ahmaklık alameti galiba yada bu aralar psikolojim pek iyi değil bu işsizlik yaramadı bana galiba...
ZZzzzzz
27 Mart 2009 Cuma 22:46
Bir ayrılık şarkısı seç son defa çal benim için
Keşke şu hayatta ayrılıklar hiç olmasa, keşke her seveni sevdiği de en azından kendi gibi sevse... Çok ütopik bir istek oldu galiba biliyorum hep olmayacak şeyler istiyoruz hiç bir şey gelmese elimizden dua ediyoruz belkide zaman zaman içinde istekler...
İçinde üzüntünün olmadığı bir hayat olabilirmi diye düşündüm biraz ama öyle olsa mutluluğun değeri hiç anlaşılmazdı herhalde veya sevilmeyince insan sevilmenin sevmenin değerini bilemezdi bu gibi pek çok örnek verilebilir olumsuzluklar üzerine ama görmek pek mümkün değil her olanın arkasındakini...
Nebilim işte pek çok şey oluyor şu hayatta mesela sevgi üzerine; birini seversin o seni sevmez, biri seni sever sen onu sevemessin veya sen onu seversin oda seni sevdiğini söyler ama söyledikleri yalandır ve ne hikmettirki senin sevdiğin ve seni seven biri bir türlü olmaz bu belki hayatın bir cilvesidir yaşanan hiç birşeyi çok sevmemek için ama insanoğlunun içindeki sevgiye açlığı bir türlü bitmez. Ve bu kadar karışıklığı benim kafam almaz bende iflas ederim her ne olursa olsun derim öyle boş boş yarından bişey çıkmayacağını bilsemde...
Unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı
26 Şubat 2009 Perşembe 00:16
Bazılarına şaşıyorum, bi zaman geliyorlar yalnızlıktan şikayet ediyorlar; hiç kimsenin yanlarından olmadığından ve unutulmaktan bahsediyorlar. Ama bir zaman sonra hayatın içine öyle bir dalıyorlarki kendileri sizi bile unutuyorlar...
Yalnızlık böyle birşey olsa gerek paylaşıldığı zaman yok oluyor hatta zihinlerden bile siliniyor. Paylaşılmayan tek şey olduğunu duymuştumda bu yalnızlığın böyle içki gibi ayılınca geçmişi unutturduğunu bilmiyordum. Hoş insanlar zor durumlarında yada moralleri bozuk olduğunda sizi hatırlıyorlarsa sizde bi sorun var demektir hani benim güzin abla gibi olma durumum yok cinsiyetim ve başka sebeplerden ötürü ama bu ilginçlik karşısında sessiz kalamadım. Böyle yapanlar bu satırları belki hiç okumayacaklardır ama kimbilir okuyanlar için bir mesaj niteliği taşır...
Hayat böyle işte eski bir şarkıdaki gibi unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı.
Durumu daha fazla acitaston etmek istemiyorum bu nedenle bu kadarı yeter sanırım bi kaç gündür yazmıyordum bizim garip blogcuk yetim yalnız kalmıştı bu en azından bi kaç gün olsun onu idare eder...
Balık
27 Mart 2009 Cuma 22:41
Büyük balık küçük balığı yer derler; aslında demezler öyledir; hayvalar aleminde böyle bir durum vardır güçsüz olan güçlü olana yem olmak zorundadır. Güçsüzsen hep korunmalısındır, kaçmalısındır veya uyanık olmalısındır işte. Hayvanlar işte bi alemler...
İnsanlar içinde durum pek farklı değil aslında heleki şu zamanda durum onları bile gçeti diyebiliriz hadi hayvanlar aç kalınca filan bu vahşiliği, insanoğlu öylemi zevk için neler yapmıyor bizi ayıran fark bu olmalı biz daha vahşiyiz aslında, siz hiç annesini öldüren bi aslan filan gördünüzmü ben hiç görmedi aslında ben hiç gerçek bi aslanda görmedim nebiliyim belkide hiç gerçek insanda görmemiş olabilirim aynada bile...
Her insan kendine göre biraz güçlüdür yani en azından biraz büyük balıklara yem olamayacak kadar ama bazen durum öyle bir durum alıyorki bazıları senin ne kadar güçlü olduğunu sınamak istiyorlar bu ya seni yem yapmak veya seninle birlikte bi sürü oluşturmak amaçlı olabiliyor sonuçta sürüye zayıf birini almak pek mantıklı değil...
Bazen bende başka balıklar ile karşılaşıyorum hayatta bazıları yem yapmak istiyorlar bazıları ise oluşturacakları sürüye üye arıyorlar... Benise ilgiç bir yöntemim var başka balıklara kendimi o kadar aciz güçsüz gösteriyorumki beni yem sansınlar yada yemeye layık görmesinler diye bu belki biraz alçakça bir durum ama genelde işe yaramıştır kendini zayıf gösterirsin karşındaki sana taarruza davranır ve çok önemsemez seni sen sadece basit bir avsındır işi iyice ilerletir yanına sokululur olabilidiğince öldürücü hamleyi yapacaktır ama bir bakarki sen o kadarda güçsüz değilsindir sana dişini gçieremez ve sen taarruza geçersin ve bu durumda avcı av durumuna düşer, ava giderken avlanma misali...
Veya karşındaki seni önemsemez senin hiç bir işe yaramadığını düşünerek, bırak onlar öyle düşünsün sen kendinin ne olduğunu biliyorsan kimin ne düşündüğü önemli değildir. Sen sadece kendini ezdir me bilinmelidirki şu hayatta öyle yada böyle sıra gelir...
Benim aradığım ise seni balık olarak görmeyen biri yada en azından yemek istemiyen insanlar, her insan belli zamanlarda zayıf olabilir güçsüz olabilir, zayıf olmak derken kişilik yönündeki zayıflıktan bahsetmiyorum elbet hayata karşı verilen mücadeledeki kaderle alakalı olan zayıflıktan bahsediyorum. Sonuçta herkes bi an bile olsa zayıf düşebilir o an için sürekli arkanı kollamak pekde iyi birşey olmasa gerek bu bakımdan yol arkadaşı seçerken dikkatli olmak gerktiği düşüncesindeyim.
Bu nedenle herkese sayıf yönlerini değilde güçlü olan taraflarını görebilen sevebilen dostlar, sevgililer diliyorum...
Aşk Herşeyi Affedermi?
27 Mart 2009 Cuma 22:37
Çok üzgünüm istemeden
Seni dün gece aldattım
Kim oldığu mühim değil
Sana bağlanmaktan kaçtım
Çok üzgünüm istemeden
Bir bakışa aldandım
İnan bana bütün sabah
Pişmanlıktan ağladım
Aşk herşeyi affeder mi
Dersin zamanla geçer mi
Güzel günlerin hatrına
Aşk herşeyi affeder mi
Oldukça eski bir şarkı; bir kaç gün önce radyoda karşılaştım ama bu sefer farklı birileri söylüyordu birileri diuyorum çünkü bir grup söylüyor olmalı yani en azından farklı farklı sesler içierdiğinde parça ben öyle düşündüm her neyse konumuz kimin veya kimlerin söylediği değil biz şimdi asıl konumuza dönelim. Şarkı ile aklıma bir düşünce takıldı acaba gerçekten aşk herşeyi affedermi?
Sonra öyle düşüncelere daldım gittim kendimi aldatılan insan yerine koydum; şarkının sözlerine baktım biri diyorki çok üzgünüm istemeden seni dün gece aldattım birden kendimi oha derken buldum bulunduğum o anda ternde yolculuk yaptığımdan biraz tuhaf kaçtı bu durum ama biraz zorda olsa durumu toparlamam uzun sürmedi sadece insanların yüzlerindeki şaşkın ifadeyi değiştirmeyi başaramdım. Herneyse oha demiştim en son evet oha yani sen git bi şeyine yani nefsine sahip olama git elin herifi ile yat sonra çok üzgünüm istemeden oldu diye ağla o ne ala memleket, yani aşk filan tamam güzel olay ama şimdi durup dururken o boynuzları takmanında alemi yok. Dedim ben kimsenin yerine filan koymayım kendimi şimdi boynuz filan derken olay farklı boyutlara uzanmasın...
Yani aşkın prensibine aykırı bi olay varken böyle aldatmak gibi affetmekten baksetmek kadar absürd bişey olamaz. Biz sanırım amerikan filimlerini izleye izleye artık aşkın anlamınıda yitirmeye başladık en sonunda aşkıda bozduk ya artık nediyim. Zaten anlamadım gitti en romantik filimde bile cinsel temalar olmasa olmayacak sanki tamam cinsellik hayatın gerçeği ama şimdi tutupte her gerçeği filimlere sokarsanız ortaya filim yerine başka şeyler çıkar zaten insanlar neden kendi hayatlarında olan şeyleri filim diye izlerler onuda anlamış değilim bence filim dediğin benim sahip olamadığım şeyleri yani hayallerimi veya hiç dşünemediğim şeyleri içermeli yoksa ben zaten hergün yaşıyorum onları benim hayatım filim olmuş gitmiş...
Konuyu çok fazla dağıttığımın farkındayım toparlamak epey zor olacak, aşkın kutsallığımda filan bahsedecek değilim, aşkın herşeyi affedeceğinden bahsediliyorsa zateb aşk ölmüştür haydi cenaze namazına er kişi niyetine...
Eski hikaye
27 Mart 2009 Cuma 23:02
Belki bir gün bütün bu yazdıklarımı okursun, o zaman anlarsın içimden geçenleri, senin için büyüttüğüm sevgimi, sensizliğimi, umutlarımı ve pek çok şeyi…
Tesadüflere inanmam; bu nedenle tesadüf olmayacaktır bu satırları okuyabilmen, çünkü bizim ikimizin karşılaşması bir zaman içinde, bir mekanda ve bir anda aşık olmam sana kör tesadüfle açıklanamaz… Kaderimizde ne yazılmışsa onu yaşıyoruz ama birbirimize çektirdiklerimizde bizim kararlarımız etkili, söylediklerimizden etkileniyoruz ve de dualarımızdan… Biliyor musun senin için hep dua ediyorum hep daha iyi olman için mutluluğun için benle olmasan bile çok mutlu umutlu olman için şu dünyada…
Şimdi bana diyeceksin madem bu kadar sevdin neden söylemedin neden açılmadın ama olmadı işte söyleyecektim aslında ama söyleyemedim, tam söyleyeceğim anda sözlerin girdi aramıza … Ne söylememi bekliyorsun söylediklerinin ardından; ilk gördüğüm andan itibaren aşık olduğumu mu? Seni gördüğüm o gece sabaha kadar uyuyamadığımı mı? içinde senin olmadığın bir tek hayalimin bile olmadığını mı? dua ettiğimi mi senin de beni birazcık olsun sevebilmen için? Ve geceler boyunca ağladığımı mı? Geceleri hayaline sarılıp ta uyuduğumu mu?
Bunların hiç birini söyleyemedim gururuma yediremedim… Aşk ta gurur olmaz ama sen bana güvenmemiştin ki birazcık olsun güvenseydin yada azıcıkta olsa sevseydin beni o zaman söylerdim…
Söyleyemedim işte sen şimdi beklide beni unuttun bile ama ben seni unutmadım, ne zaman unutmaya çalışsam seni o an gözlerin geldi aklıma, anladım seni unutmak mümkün değil…
Artık hayal kurmuyorum, çünkü sen yoksun burada sensiz olunca hayale de lüzum kalmıyor, artık sen yoksun hayaller yok gözlerin var bir tek aklımda birde birkaç sözün… Senden kalan bende daha çok şey olsun isterdim bende ama şu çok kısacık zaman içinde pek bir şey biriktiremedim sana ait…
Bazen sana ait bir sayfadaki resmine bakıyorum, zaten şu dünyada senle aramda kalan tek bağlantıda bu hayalden çıkıp gerçeklikte…
Neyse saatte geç oldu artık şimdi sen belki uyumuşsundur bende uyumaya çalışmalıyım, burada yalnız başına uzakta gece kalkıp bir şeyler yiyip oruç tutmak ardından koca bir gün zor bu yüzden kusura bakmasan erken yatacağım hadi iyi geceler…
Allah rahatlık versin…
İsimsiz
27 Mart 2009 Cuma 22:56
Şu an öyle bir haldeyim ki bir görsen… ne adımı biliyorum nede nerde olduğumu; kimliğimden çok uzakta bir yerdeyim, ikamet ettiğim yer ile bedenim arasında binlerce kilometre var sanki, yok la var arası bir yerde… Aklımda ise bir tek isim var eskiden kalma, şimdi sana onu söylesem aslında tanıdık gelecek …
Aslında bunları neden sana yazıyorum ki; onu da bilmiyorum, sonunda ne olacak belli değil hiç düşünmedim, beklide düşünmek istemedim böyle gerekiyordu… Öyle bir sarhoşum beynim durmuş bedenim işliyor, sanki benle değil öylesine yaşıyor gibiyim, içki içmem günahtır ama bu bendeki içmeden sarhoşluğun nedeni nedir? Sen misin yoksa? Ben yazıyorum sadece, okuyan yok bir ben var birde sen ve beklide okumayacaksın bir daha, sen bir daha cevap vermeyeceksin ben yazsam da sen yazmayacaksın. Boşver diyeceksin deli işte avunuyor kendince…
Ama olsun aylardır yabancı satırlara yazdıklarımı birde sen oku, yabancısı olmayacaksın elbet çünkü hep senden bir şeyler taşıyorlar çok farklı değiller ama en azından haberin olsun bu bana yeter...
Hep azla yetinmeyi bildim beklide bundan bu düşüncem , şimdi de öyle azla yetiniyoruz sen ordasın bense hayalinle, hep bir şeyler kötü gitme azminde bugünlerde, ne istesem hayal etsem olmamak için çırpınır gibi ve her şey böyle hep kötü gidecek gibi geliyor bana bu nedenle ama içimde bir umut var; içimde bir yerde yerini bilmesem de… Hala bitmedim ne olursa olsun hayat devam ediyor, can bedenden çıkmadıkça umut kesilmezmiş…
Şizofren
28 Mart 2009 Cumartesi 01:02
Şizofren
Hayal etmek, güzel şeyleri, geleceği, seni...
Bazen öyle hayallere dalıyorum ki gerçekleşmesi mümkün olmayan; içime binlerce umut salan bu dünyaya ait ama benim dünyamda olamayacak kadar büyük... İçinde koskoca bir hayal kırıklığının tohumunu taşıyan ve beni her seferinde aptalca durumlara düşüren...
Hayal kurmak güzeldir elbet ama içinde küçücük bir ihtimal bile bulunmayan bir hayali yaşamaya çalışmak ne kadar boşuna bir iş ne kadar beyhude. Boşuna olsa yine iyi çünkü peşinde getirdiği duygular boş verilecek derecede hisler bırakmıyor insanın içinde. Şizofrence yaşanan bu hayal dünyasında ömür devam ettirmek artık o kadar zor geliyor ki içinde düştüğüm bu durum bazen nefes alacak hal bile bırakmıyor.
Sevgililer günü
28 Mart 2009 Cumartesi 01:07
Bugün sevgililer günü, her zamanki gibi bir gün işte; soğuk bir şubat günü, ayın ortası o kadar... Bugünü adına alalede, boş, anlamsız ve şimdi aklımda gelmeyen bir kaç daha kelimeden başka birşey yok. Ve birde yalnızlık var onu unutmamak lazım, aslında onu hiç unutmadımki.. Aslında şubatın ondördü hiç bir zaman bir değer taşımadı ki bu kez değeri olsun ve öyle sanıyorumki bundan sonraki ondört şubatlarında şimdikinden bir farkı olmayacak...
Sevgililer gününü kutlayamıyorum; çünkü biz hiç sevgili olamadık, şu kısa hayatta sadece bir kaç kez kesişti yollarımız o kadar. Sen benim bütün hayatım oldun bense sadece bir kaç dakikan... Oysa o kadar çok hayalim vardı ki; şu hayatta senle yapılabilecek güzel olan ne varsa...
Oysa bu hayat hayalle geçmiyormuş bunu senden öğrendim; birde hazır olmayan bende bi bu varmış başka bir şey yokmuş bunu da zamandan öğrendim...
Yinede sevgililer günün kutlu olsun ve dilerimki her kimi seviyorsan onunla mutlu olursun...
Bir pc msn ye neden girmez?
11 Şubat 2009 Çarşamba 23:08
Bizim emektar pc geçenlerde yine ayvayı yedi, benim haşin kullanımıma dayanamayarak ihtihar etti desem daha doğru olacak... Aslında öyle abuk sabulk sitelerede girmem ama ayda bi kere bi abdest aldırmak gerekiyor bizim ihtiyara. İhtiyar dedim kendine şimdi yine alıncak belkide yarın açılmayacak ama gerçekleri saklamamın gereği yok hem ne öle bi götü boklu pc ye yalakalıkmı edeceğim. Gerçi çok işimizi gördü muzik dinledik, film izledik filan çöpçatanlık bile etti bize o kadarda hakkını yememek lazım...
Pc ayvayı yedi demiştim, bu durumda yapılcak tek bi şey kalıyor tekrar windows kurmak, tamam kuralım o problem diil iyi güzel kurduk ama bizim pc bilmem ne sitesine giriyor, muzik çalıyor film gösteriyor ama msn ye girmiyor, internet bağlı, msn messenger kurulu, kullanıcı adı doğru şifre doğru, live bağlantısıda var iyide bizim pc neden girmez msn ye verir hata deli olmak elde diil. Ve derken gözüm bişeye takıldı bizim pcnin tarihi yanlışmış tarih 2 sene 1 ay 2 gün geri kaymış, tarihi düzeltince msn ye girmeye başladı o an işte bir ışık yandı beynimde kaç watt olduğunu okuyamadım üzügünüm dedim bunu yazayım bizim blogcuka belki birileri okurda lazım olur...
Neyse size bu tarih olayı ile ilgili bi şey daha diyiyim eğerki pc nizin tarihini 01.01.2005 yaparsanız deepfreeze deaktif oluyor... Eğerki kurarda kaldırmassanız lazım olur...
İnternet
11 Şubat 2009 Çarşamba 22:56
Son bir kaç aydır devam eden işsizlik sürecimde zaman geçirmek için boş zamanlarda bir arkadaşın internet kafesine gidiyorum, birazda yardımcı olmak için. Boş zaman dedim de aslında şu durumda zamanımın çoğu boş... Cümle içindeki boş zaman deyiminin gereksiz olduğunu şimdi düşünsemde kaldırmayı istemedim,.
Arkadaşın işe gittiği vakitlerde ben duruyorum kafede, çocuklara ödev filan yapıyoruz işte bu arada okula biteli ne kadar zaman geçmiş, çocukların ödevlerine bakıyorumda herbiri birbirinden ilginç, yapılmasıda bi hayli güç, bazen zorlanıyorum, google yardımıma koşuyor iyiki varsın google ve wikipedi...
Bazen ilginç olaylar gelmiyor diil başıma mesela geçenlerde bir gün adamın biri geldi, aceleyle bir girişi vardı kapıdan bişeyler mırıldana mırıldana; yanıma yanaştı; hülya bilmemne buraya geliyormu diye sordu. Bi an şaşırdım irkilerek ben gelenlere ismini sormuyorum dedim sonra bana bahsettiği bayanı tarif etti, yok bilmiyorum neyse dedim kardeşim kim bu hülya ? Adam demezmi eşim diye? Dedim hapı yuttuk bu adamın karısı evden kaçtı karısının aşığını filan arıyor, yok yani adamıda tanımam karısını da ama hergün gazetelerde öyle haberler görüyoruzki ister istemez insan tırsıyor... Sonra adam öyle bişiey demeden gitti bense arkasından öyle bakakaldım ne tuhafi diilmi adamın biri internet kafede karısını arıyor?
İnsanlar üzerine
08 Şubat 2009 Pazar 23:46
Bilmiyorum neden; bazıları hep giderler en güvenilmeyecek insanlara güvenirler ama; tuhaftır ki güvenilcek insanlara da güvenmezler... Belki de güvenilirlere güvenilmemelidir ben yanlış biliyorumdur, yanlışi öğrenmişimdir yanlış düşünmüşümdür... Zaten son zamanlarda pek çok şeyi sorgulamaya başladım şu hayatta ne varsa sorgulanabilecek... Bildiğim birçok doğrunun aslında doğru olmadığını, benim öyle düşündüğümü, yanlışlar üzerine kurduğumu anladım hayatı...
En basitinden aşk, sevgi ve bunun gibi şeylerin aslında olmadığını, kendi içimde yaşadığım hayat içinde, kendime göre kurduğum şeyler olduklarını bunun dışında olmadıkları gerçeği var önümde. Sorun içimdekileri dışarı çıkarmamakta değil elbet sorun dışarda olan hayatın istediklerinde, hayat, insanlar aşk, sevgi veya herneyse onu istemiyorsa, ne düşündüklerinin doğru yanı kalıyor nede yaptıklarının...
Doğruluk, dürüslük denen şeylerinde aslında doğru olmadığını anlamamda uzun sürmedi, develi dikenli cümleler kurmak istemiyorum burda ama ne yazıkki öyle... Ben söylemesemde bu hep böyleydi ve korkarımki böyle kalacak...
Eskiden hep düşünürdüm; doğrular doğru olmaktan çıktığı zaman ve doğrular doğru olmaktan vazgeçtikleri zaman ne olur diye; ama ben boşuna düşünüyormuşum zaten hepsi olmuşlar... Bende mi öyle olmalıyım bilmiyorum ama bazen istesemde olamıyorum sanırım sorun bende doktoramı gitsem ne...
22 Ocak 2009 Perşembe
Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı
i'm bery blog
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim... O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken "yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek" diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum...
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen... Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende "benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil" dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar...
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da "bak bu da farklı bişe :) " diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız "hadi yemek yemeye gidelim hep beraber" dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. "Oha! Noluyo Lan!" dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. "Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!" diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. "Hadi iyi akşamlar arkadaşlar :D " dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan "sanada" dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken... Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi...
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. "Kanka ayağı g*t ayağı.." olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz...
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi... "Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer.." Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. "Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun" demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk "ayrıldık gibi bişe" dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :'( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim... İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki "ben seninim" gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki "sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum" der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda "ben burda ineyim.." dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve "bayanı istediği yere görür müsünüz?" dedim.. Onun ağzından "Çok güzel bir akşamdı.." cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende "Evet güzeldi.." dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra "eve gidince mesaj at bana" felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. "Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor" felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008'den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. "Burda dursam sorun olmaz dimi?" dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi'den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs... Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim :) Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo "Nargilede içeriz dimi?" "Bende nargileyi seviyorum" felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti "Bery bende içsem nargileden biraz (: " cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra "Al sen devam et Bery.." dedi.. "Hani lan seviyodun, hep içiyodun :D" dedim.. "Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim." felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz... Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. "Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?" dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki "Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman.." dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten :D ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti... Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen "gözlerin bugün çok güzeldi.." "böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo" gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah :P :D
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi...
Evet, gerçektende çk sevmişti onu... Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde "Aradığım kişi.." tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi... Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi... Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında "sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz" diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti... Ağladı, apladı, ağladı... Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4'lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum... Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu... Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın "Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi.." demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız "krallar gibi çalışıyorsun" dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında...
- Amerikada Bill Gates'e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde...
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim... Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk... Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. "Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler.." diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar... Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu... Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı...
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler... Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak'ın duyduğu "Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin.." cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk'in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk'in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi "Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!" dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk'in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk'inde Burak'ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk'ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak'ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce... Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman'nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman'ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti... Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti... Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için "Şuna bak :S gösteriş yapıyor!" söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik... Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. "Belki" derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi... Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi'ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi'deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size "illede favorilerinize ekleyin, oylayın" demiyorum. Gönlünüze göre takılın... Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme "Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?" diyorum. O da bana "Biz yedik torunum.. Siz yiyin." diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana "Bery gel seninle işe gidelim" diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. "Burası ne zaman mezarlık oldu baba?" diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam "Konuşma! Hadi kazmaya başla." diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. "Baba kimin için bu mezar?" diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken "Bery üzerime toprak atmaya başla" diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. "Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!" diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. "Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu" diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. "Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş" cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende "Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum" diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum... Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. "Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım.." diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten...
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur "Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün" diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim... ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog'unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda "en sevdiğiniz mekanlar". Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. "Hay hay efenim" dedim bende...
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv'ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar - Kız Kulesi'nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek...
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım "Abi kapıyı açar mısın?" dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009'da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen "Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?" diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde... "Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr.." derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür "Babam geliyor ben eve gidiyorum!" diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık... Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle...
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum... Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı... Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise "Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?" diye izin istiyor. Bu mu teknoloji... Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. "Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler..."
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. "Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?" "Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi.." Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer... Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş... Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji...
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi'nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış... Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada :Pp "ahhh çok güzel bi tema" diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112'yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer "oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel" dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. "Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi" dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. "Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?" diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim "kafa dinliyeyim biraz" diyordum ki bu tamayı Hamdi'nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger'da profesyonel değilim. Birde ben "şu konuda profesyonelim" diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem :P
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i'm bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007... 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya... Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. "Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi" dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. "Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez" dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle... Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim... Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa'nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti :D) "Lan gecenin bu saatinde kim bu :S." "Sıçtılar keyfimizin içine" dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş. :) sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu :D Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen "Ben sarhoş değilim" dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, "Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum :( offf" dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. "Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa :(" diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3'e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet... Adım gibi hatırlıyorum... Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran "Karnen iyi gelirse alacağım" "Derslerine çalış sana bisiklet alacağım" cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime "Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam." derdim. Oda gülümseyerek "Evet.." derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım... Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına "Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?" gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı "Eve gel." hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte... Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı...
.
Bayanlar... Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. "Kızımız rahat yaşasın" düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor... Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken... devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın...
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum "Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?". Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. "Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım" "Bu adamda hiç vicdan yok mu?" "NE biçim insan bunlar?" "İnsan olan bunu yapmaz!" "Kadına, çocuklarına yazık!" deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma... İçimden "Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!" dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! "Ayyy bu çocuk çook karizmatik.." "Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır.." "Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle" gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ... Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz... Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. "Alsan alınmaz, satsan satılmaz" konumuna düşersiniz sonra...Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir...(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, "git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak" dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum... Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: "Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan". Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa... Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde "bu kızı kendime ayarlim iyi olur" "tam benlik kız ha" felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. "Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez" gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı... Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde... Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören "bunlar sevgilidir" derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya.."eee şey.." "sen bulunması zor bir arkadaşsın" "uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum" gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi... Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti... Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış... hatta bir ara mesajlaşmıştık "evimizi taşıyoruz" demişti. Demekki nedeni oymuşş... Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni...
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin...
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ... İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya...
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs... Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli... O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa...
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. "Bery şu ne lan sen bilirsin" "Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın" "Olum göstersene lan kağıdını" gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım... Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok...
Quiz oluyoruz, kurstayız... Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak "Şu şöyle,hemen düzelt" "Bu neydi yaa.." "Neden değiştirmiyosun, benden baksana" gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde "Ne kadar biliyorum?" sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. "Bunu yanlış yapmışsın düzelt." "O öyle değil böyle olcak" gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı....
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. "Bok mu var? Ne bakıyon" dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman - part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor... Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman "Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba" deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
...
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında... Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait... Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır... Neriman Semihe "Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!" der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan... Gerildim bak... Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor...
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten... Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman'a "kafana sıçım, akılsız" diyorum...
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki "birde ben yapayım bunu"... Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea :D ) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber... Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları... İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim... O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken "yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek" diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum...
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen... Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende "benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil" dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar...
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da "bak bu da farklı bişe :) " diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız "hadi yemek yemeye gidelim hep beraber" dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. "Oha! Noluyo Lan!" dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. "Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!" diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. "Hadi iyi akşamlar arkadaşlar :D " dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan "sanada" dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken... Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi...
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. "Kanka ayağı g*t ayağı.." olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz...
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi... "Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer.." Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. "Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun" demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk "ayrıldık gibi bişe" dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :'( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim... İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki "ben seninim" gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki "sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum" der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda "ben burda ineyim.." dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve "bayanı istediği yere görür müsünüz?" dedim.. Onun ağzından "Çok güzel bir akşamdı.." cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende "Evet güzeldi.." dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra "eve gidince mesaj at bana" felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. "Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor" felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008'den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. "Burda dursam sorun olmaz dimi?" dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi'den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs... Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim :) Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo "Nargilede içeriz dimi?" "Bende nargileyi seviyorum" felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti "Bery bende içsem nargileden biraz (: " cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra "Al sen devam et Bery.." dedi.. "Hani lan seviyodun, hep içiyodun :D" dedim.. "Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim." felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz... Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. "Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?" dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki "Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman.." dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten :D ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti... Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen "gözlerin bugün çok güzeldi.." "böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo" gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah :P :D
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi...
Evet, gerçektende çk sevmişti onu... Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde "Aradığım kişi.." tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi... Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi... Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında "sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz" diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti... Ağladı, apladı, ağladı... Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4'lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum... Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu... Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın "Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi.." demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız "krallar gibi çalışıyorsun" dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında...
- Amerikada Bill Gates'e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde...
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim... Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk... Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. "Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler.." diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar... Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu... Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı...
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler... Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak'ın duyduğu "Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin.." cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk'in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk'in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi "Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!" dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk'in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk'inde Burak'ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk'ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak'ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce... Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman'nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman'ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti... Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti... Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için "Şuna bak :S gösteriş yapıyor!" söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik... Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. "Belki" derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi... Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi'ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi'deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size "illede favorilerinize ekleyin, oylayın" demiyorum. Gönlünüze göre takılın... Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme "Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?" diyorum. O da bana "Biz yedik torunum.. Siz yiyin." diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana "Bery gel seninle işe gidelim" diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. "Burası ne zaman mezarlık oldu baba?" diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam "Konuşma! Hadi kazmaya başla." diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. "Baba kimin için bu mezar?" diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken "Bery üzerime toprak atmaya başla" diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. "Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!" diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. "Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu" diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. "Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş" cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende "Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum" diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum... Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. "Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım.." diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten...
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur "Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün" diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim... ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog'unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda "en sevdiğiniz mekanlar". Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. "Hay hay efenim" dedim bende...
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv'ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar - Kız Kulesi'nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek...
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım "Abi kapıyı açar mısın?" dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009'da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen "Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?" diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde... "Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr.." derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür "Babam geliyor ben eve gidiyorum!" diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık... Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle...
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum... Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı... Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise "Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?" diye izin istiyor. Bu mu teknoloji... Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. "Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler..."
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. "Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?" "Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi.." Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer... Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş... Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji...
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi'nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış... Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada :Pp "ahhh çok güzel bi tema" diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112'yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer "oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel" dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. "Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi" dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. "Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?" diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim "kafa dinliyeyim biraz" diyordum ki bu tamayı Hamdi'nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger'da profesyonel değilim. Birde ben "şu konuda profesyonelim" diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem :P
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i'm bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007... 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya... Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. "Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi" dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. "Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez" dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle... Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim... Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa'nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti :D) "Lan gecenin bu saatinde kim bu :S." "Sıçtılar keyfimizin içine" dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş. :) sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu :D Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen "Ben sarhoş değilim" dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, "Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum :( offf" dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. "Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa :(" diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3'e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet... Adım gibi hatırlıyorum... Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran "Karnen iyi gelirse alacağım" "Derslerine çalış sana bisiklet alacağım" cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime "Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam." derdim. Oda gülümseyerek "Evet.." derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım... Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına "Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?" gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı "Eve gel." hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte... Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı...
.
Bayanlar... Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. "Kızımız rahat yaşasın" düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor... Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken... devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın...
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum "Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?". Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. "Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım" "Bu adamda hiç vicdan yok mu?" "NE biçim insan bunlar?" "İnsan olan bunu yapmaz!" "Kadına, çocuklarına yazık!" deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma... İçimden "Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!" dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! "Ayyy bu çocuk çook karizmatik.." "Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır.." "Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle" gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ... Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz... Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. "Alsan alınmaz, satsan satılmaz" konumuna düşersiniz sonra...Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir...(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, "git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak" dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum... Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: "Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan". Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa... Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde "bu kızı kendime ayarlim iyi olur" "tam benlik kız ha" felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. "Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez" gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı... Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde... Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören "bunlar sevgilidir" derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya.."eee şey.." "sen bulunması zor bir arkadaşsın" "uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum" gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi... Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti... Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış... hatta bir ara mesajlaşmıştık "evimizi taşıyoruz" demişti. Demekki nedeni oymuşş... Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni...
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin...
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ... İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya...
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs... Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli... O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa...
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. "Bery şu ne lan sen bilirsin" "Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın" "Olum göstersene lan kağıdını" gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım... Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok...
Quiz oluyoruz, kurstayız... Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak "Şu şöyle,hemen düzelt" "Bu neydi yaa.." "Neden değiştirmiyosun, benden baksana" gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde "Ne kadar biliyorum?" sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. "Bunu yanlış yapmışsın düzelt." "O öyle değil böyle olcak" gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı....
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. "Bok mu var? Ne bakıyon" dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman - part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor... Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman "Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba" deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
...
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında... Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait... Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır... Neriman Semihe "Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!" der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan... Gerildim bak... Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor...
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten... Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman'a "kafana sıçım, akılsız" diyorum...
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki "birde ben yapayım bunu"... Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea :D ) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber... Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları... İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)