Gerçeklerimiz Hayatımızdır
www.gerceklerimiz.com
Güle Güle Ey Şehr-i Ramazan
19 Eylül 2009 Cumartesi 01:30
Bugün Arefe…
Ramazanı uğurluyoruz. Sahurları, iftarları, teravihleri ve feyzi ile hasret giderdiğimiz on bir ayın sultanına nasip olursa bir yıl sonra buluşmak üzere veda ediyoruz.
Güle güle ey şehr-i Ramazan…
Ailemizle, dost ve akrabamızla, konu komşumuzla daha çok görüşme fırsatını getiren Ramazan ayını dolu dolu geçirenlere ne mutlu…
Sahurlar yaptık, uykularımızı bölerek ve sabah namazını bekleyerek.
Allah hoşnut olmaz mı?
Ağzımız [...]
Gene D.Matlock:”İnsanlığın Atası Türkler”
15 Eylül 2009 Salı 01:30
Türk Medeniyetinin tüm insanlığın beslendiği kaynak olduğu gün gibi aşikar iken, bu gerçeği görmezden gelen tarih araştırmacılarının karşısında, Amerikalı bir araştırmacının ulaştığı sonuçlar karşısında duyduğu heyecanı alkışlıyorum.
Hala tarihimizin kısırlaştırılmasına ve Türklüğün küçümsenmesine bilerek ya da bilmeyerek çanak tutanlara sözde tarihçilere de bu heyecanın ibret olmasını diliyorum.
Kalkın işgal ettiğiniz koltuklardan, geçmişimizi araştırın ve kendinizi bulun lütfen!
Aksi [...]
Kadir Gecesi
14 Eylül 2009 Pazartesi 04:12
Kadir Gecesi, İslam alemi tarafından kabul edilen ve müjdelenmiş en önemli gecelerden birisidir. Türk Milleti için Kadir gecesini dualarla ve ibadetle geçirmek, dini bir sorumluluk olmasının yanında geleneğe dönüşmüştür.
Allah’a yakınlık için bir fırsat olarak kabul edilen, duaların geri dönmeyeceği ile ilgili müjdelerin verildiği Kadir gecesine, çocukluğumuzdan bu güne en güzel anlamları yükleriz.
Kadir gecesinin güzelliğini anlatan [...]
Türklerde Beslenme Kültürü
04 Eylül 2009 Cuma 02:31
Beslenme kültürü de, bir toplumun beslenme ile ilgili hayat tarzıdır.“Yiyeceklerin üretimi, tüketimi, hazırlanması, tamamen kültürün ögeleri olan gelenekler, sevmek sevmemek, inançlar, tabular, boş inançlarla bağlantılıdır.
Antropologlar, yemek yeme alışkanlıklarını kültürel bağlamda alırlar.” İnsanların acıkması ve açlığını gidermek için yemek yemesi genel bir biyokimyasal olay iken, bu açlığını ne şekilde, ne zaman ve hangi yemeği seçerek gidereceği [...]
Akıl Hastaneleri “BİMARHANELER”
04 Eylül 2009 Cuma 02:17
Bimarhane, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Bilgi Lügat’ında, “hastane”, “tımarhane, deliler yurdu” olarak tanımlanır. Uzun asırlar boyunca bugünkü hastane terimini karşılayan “bimarhane” kelimesinin zaman içerisinde anlam kayması sonucu “tımarhane” gibi sadece akıl hastalarının bulundurulduğu yer anlamını kazandığı kabul edilmektedir.
Twilight (Alacakaranlık)
21 Ağustos 2009 Cuma 17:05
Bazı alt türler evrim geçirmeye müsaittir. Hatta her 10 senede bir, yeni bir şekle girmeyi dahi ihmal etmezler. Ancak bazıları da öylesine geleneksel kalıplara sahiptirler ki bu tür bir değişime direnirler. Oldukları yerde kaldıkları gibi, zamanla da ‘yenilik’lerini yitirip geriye doğru gitmeye başlarlar. Fakat kesinlikle vampirlerin evrim değiştirmesine karşıyım. Şimdiye kadar bütün filmlerdeki tabuları yıkmaya [...]
Ölüm Geçirmez- Bir Tarantino Sanatı
21 Ağustos 2009 Cuma 16:54
‘Bayağılık’ ve ‘estetik’ kelimeleri yan yana durduğunda kulağa oldukça garip geliyor. Fakat böyle bir tamlamanın oluşmasına vesile olan isim Tarantino‘ysa garipsenecek bir durum yok. Çünkü ezber bozan bir isimden söz ediyoruz ve sinemanın şımarık çocuğunun yaptığı işlerin bir ‘garip’ olduğunu daha en baştan biliyoruz. Ha işte Ölüm Geçirmez’de kankisi Rodrigez ile başlattığı Grındhouse projesinin ilk [...]
Küçük Denizkızı Ponyo
21 Ağustos 2009 Cuma 16:45
Hayao Miyazaki çoğunlukla filmlerinle bana o şirin ve mutlu çocukluğumu anlatan bir yönetmendir. Bütün filmleri çok severim. Aslında ben Japon yapımı animeleri(Bizim tabirimizle animasyonları) severim. Halam sayesinde bu adamın filmleriyle tanışmış. İlk izlediğimde sıkılmıştım. Ama yaşım büyüdükçe ve bu adamı izlemeye devam ettikçe bir çok dizisini izlerdim çizgi filmlerini fakat o zamanlar hiç yönetmenlerin adlandırana [...]
Nice Yıllara Ütopyam (:
10 Ağustos 2009 Pazartesi 01:28
Yıllar önce, Sihir Başlasın yönetimi olarak ortaya atılan bir fikir ile başlamıştı herşey.. Her açıdan özgün, yazmaya gönül vermiş herkese kapılarını açacak öyle bir gençlik platformu olmalıydı ki bu proje, genel-kültür siteleri arasında öne çıkabilmeliydi. Adına “Ütopyam” dendi, ve çığ gibi büyüyen bir ailenin ismi haline geldi. Uzun süre devam eden çalışmalar, yaşanan türlü aksilikler [...]
Cannibal Holocaust
09 Ağustos 2009 Pazar 02:37
60 ülkede yasaklanan İtalyan yapımı Cannıbal Holocaust’un hala gerçek bir snuff olup olmadığı tartışmaları devam ediyor. Yönetmenin bu tartışmalar yüzünden 1 ay hapis yattığı film son derece mide zorlayıcı filmler arasındadır. Bir istismar sineması örneğidir. Günümüzde bile izlenmesi zor grafik şiddetti içermektedir. Belgesel gibi el kamerasıyla çekilmesi filmi son derece gerçekçi kılmıştır. Filmde grafik şiddetti [...]
Benny’nin Videosu
09 Ağustos 2009 Pazar 02:35
14 yaşındaki Benny, zengin ailesine tamamen yabancılaşmaktan kaçmak için videoda alternatif bir duygusal dünya bulur. Benny, vaktini şiddet dolu filmler izleyerek ya da video kamerası aracılığıyla yatak odasının penceresinden dışarı bakarak geçirir. Yavaş yavaş, etrafındaki insanlar farkına varmadan gerçeklik duygusu değişmeye başlar. Bir haftasonu kendi yaşlarında bir kızı evine davet eder. Ailesi şehir dışına çıkmış, [...]
Karanlık Sular – Honogurai Mizu No Soko Kara
09 Ağustos 2009 Pazar 02:33
Siz de, özel efektlere ya da kan revana dayanmayan o eski, güzel korku filmlerini özlemiyor musunuz? Karanlık Sular, bizi o eski günlere geri götürüyor. Eğer Ringu’yu atmosferini beğendiyseniz. Bu filme de bayılayacaksınız. Yönetmen Hideo Nakata, yazar da Koji Suziki olunca, ister istemez insanın aklına şimdiden birer kült olmuş Ringu ve Ringu 2geliyor. Bu ikili karanlık [...]
teknoloji ve tasarım dersi, teknoloji tasarım,basit ilginç icatlar
teknoloji ve tasarım dersi tasarımları, basit ilginç icatlar başlıkları altında güncel ilginç tasarım ürünlerinin tanıtıldığı teknoloji tasarım blogudur.
Körler İçin Yeni Baston Tasarımı
09 Eylül 2009 Çarşamba 13:51
O kırmızı ve beyaz sopa tanıdık gelebilir ama bu sopanın çok farklı bir özelliği var. Görme özürlü insanlar için işe yarar ve pratik bir çözüm sunuyor. Bastonun alt kısmında bulunan Lens – sensör teknoloji sayesinde kişinin karşısına çıkan engel veya merdiven gibi faktörlerde kullanıcıya titreşim yolluyarak uyarıyor.
Mutfak Aleti Tasarımı
09 Eylül 2009 Çarşamba 13:20
Mutfak aletlerinde aranılan en büyük özelliklerinden biri pratik olmalarıdır. Teknoloji ve Tasarım bunun farkında olduğundan kesme tahtasını ve bıçağını aynı kompsepte sunuyor. Çeşitli renklere sahip bu icat oldukça dekoratif bir seçim olacaktır.
Farklı Tasarımıyla Samsung B3310
02 Eylül 2009 Çarşamba 12:31
Cep telefonu devlerinden Samsung İlginç tasarıma sahip Samsung B3310 ‘u Fransada satışa sunmaya hazırlanıyor. Cep telefonun o tipik görünümünden oldukça farklı bir dizayna sahip. Ayrıca QWERTY klavyeye kullanılıyor. 2 mega piksel kamerası olan Samsung B3310 ayrıca Bluetooth, MicroSD kartı, FM radyo ve müzik çaları özelliklerinide taşımakta.
Nokia’nın Yeni Modeli “Nokia n900″
28 Ağustos 2009 Cuma 13:51
Cep telefonu üreticilerinden Nokia son modeli Nokia n900 ile karışınızda. Nokia n900 maemo 5 platformlu olan modelini sonunda duyurudu. Aslında bakrsanız Nokia ‘nın n800 modelini temel alınarak geliştirilen n900 modeli cep telefonları içinde bilgisayar deneyimi yaşatmayı amaç edinlinmiş. Tasarımı ile de oldukça göz dolduran Nokia n900 modelinin teknik özellikleri şöyle;
3.5¨800*400 piksel lcd
mozilla tabanlı maemo [...]
En Yeni Cep Telefonu Nokia 5230
26 Ağustos 2009 Çarşamba 13:53
Cep telefonu devlerinden Nokia , yeni cep telefonu Nokia 5230 ‘u tanıttı. Dokunmatik ekran ekran tasarımına sahip olan Nokia 5230 bir çok özelliği bünyesinden barındırıyor. Başlıca göze çarpanları; 3.2 inchlik ekaranı, 2 megapiksel kamerası ve ayrıca son nesil telfonların olmazsa olmazı 3G teknolojisi.
Nokia 5230 ‘un fiyatına gelecek olursak 149 Euro ki bu da demek oluyor [...]
Projektör Harita Teknolojisi
24 Ağustos 2009 Pazartesi 12:14
Maptor adı verilen bu basit görünüşlü icat aslında Projektör Harita Tasarımı. Haritaya bakarak nerde olduğunuzu bilmek istediğinizde yapmanız gereken tek şey projektörü bir yere yansıtmak. Oldukça güçlü şığa sahip olan Maptor, duvar yer yada elinize yansıtarak nerde olduğunuza bakabilirsiniz. Maptor’de GPS sistemi olduğundan harita üzerindeki tam yerinizi kolaylıkla belirliyebilirsiniz.
Körler İçin Telefon Tasarımı
21 Ağustos 2009 Cuma 21:56
İcatın adı bizce ” Evrensel Cep Telefonu” olamlı. Nedenine gelecek olursak hem normal insanların hem de görme özürlü insanların kolaylıkla kullanabileceği bir telefon tasarımı. İstenildiğinde ekranındaki yazıları görsel olarak, istenildiğinde ise üzrinde bulunan binlerce mikro pinler sayesinde dokunumatik olarak hisedebileceğiniz özelliğe sahip. Şuan için tasarım aşamasında olan bu cep telefonu hayata geçirlidiği zaman çok ilgi [...]
Hava Temizliyen Ağaç Tasarımı
21 Ağustos 2009 Cuma 13:53
Ağaçların en büyük özelliklerinden biride oksijen üretmektir. Teknoloji ve tasarım bundan yola çıkarak , Hava Temizliyen Ağaç Tasarımı icat etmiş. Görünümü oldukça basit olmasına rağmen işlevi önmeli. İcat altan aldığı kirli havayı temizlieyrek üsten geri veriyor. Hava temizleme toplarından sonraki gördüğüm en güzel icat olmuş.
Dijital Kumbara Tasarımı
19 Ağustos 2009 Çarşamba 21:10
Kumbarada para biriktirmek çocuklara tutumlu olmayı öğreten en iyi öğretim yollarından birtanesidir. Teknoloji ve tasarımın yeni icatı olan Dijital Kumbara Tasarımı, kumbaranızda ne kadar para olduğunu dijital ekranında gösteriyor. Ayrıca bu kumbaranın marifeti o kadarda ufak birşey değil. Atılan her bozuk parayı tanıyrak ona göre ekleme yapıyor dijital ekranına. Fakat dijital kumbaranın TL tanıyan versiyonu [...]
Yeni Pet Şişe Teknolojisi
14 Ağustos 2009 Cuma 13:48
Teknoloji ve tasarım gün geçtikçe yeni icatlar yapmaya devam ediyor. Onlardan biride Yeni Pet Şişe Teknolojisi. Bu yeni teknoloji sayesinde pet şişe kavramı oldukça değişeceğe benziyor. İcatın altında buluna sistem sayesinde aynı çakmak gibi dolum yapılabiliyor. Yapmanız gereken pet şişeyi özel dolum yuvasına yerleştirmeniz. 8 saniye içde şişe su ile doluyor. Oldukça pratik ve de [...]
Lambalı Balon Tasarımı
13 Ağustos 2009 Perşembe 11:48
Çeşitli lamba tasarımlarını daha önce tanıtmıştık . Balon lamba tasarımı oldukça ilginç ve bi o kadar da dekoratif bir tasarım olmuş. Yüzeyinde ışık geçirmez şekillerin bullunduğu balonun içine lamba sistemi yerleştirilmiş. Balon şişrilince şekillerin arası açılıyor ve böylece oldukça dekoratif bir şekil ortaya çıkıyor.
İlginç Anahtar Tasarımları
12 Ağustos 2009 Çarşamba 15:34
Anahtarlar hayatımızın vazgeçilmezidir ve nerdeyese hepsi tekdüze bir şekildedir. Bu ilginç anahtar tasarımları ise alışılagelmişten birazcık farklı görünüşlere sahipler. Teknoloji ve tasarım sitesi olarak farklılıkları her zaman sizinle paylaşmıya devam edeceğiz.
Körler İçin Bardak Tasarımı
12 Ağustos 2009 Çarşamba 11:26
teknoloji ve tasarım insan hayatını kolalaştırmak için ürünler üretmeye devam ediyor. Bunlardan biri de Körler İçin Bardak Tasarımı. Bu icatın marifeti içindeki sıvının hangi seviyede olduğunu sen sörler sayesinde sesli olarak uyarıyor. Böylece kör bir kullanıcının elini bardağa sokmadan ne kadar sıvı olduğunu anlıyabiliyor. Oldukça kullanışlı olacağına inanıyoruz bu ürünün.
Posta Kutusu Tasarımı
11 Ağustos 2009 Salı 12:00
Mektup veya evraklar artık günümüzde tarih olmaya aday kavramlar oldu. Günümüzün elektronik ve internet teknoloji sayesinde her şey artık dijital ortamda gerçekleşebiliyor. Ama hala günümüzde mektup geleneğini sürdürenlerin oranı hiçte az değil. Bu Posta Kutusu Tasarımı aslında ebatları oldukça büyük . Öyleki bir gazateyi rahatça içine alabiliyor. Oldukça dekoratif bir görünüme sahip.
Kahvaltı Seti Tasarımı
10 Ağustos 2009 Pazartesi 13:04
Sabahın erken saatlerinde kalkıp kahvaltı hazırlamak ne kadar zor gelir insana. Teknoloji ve tasarım ürünlerinden biri olan Kahvaltı Seti Tasarımı tam da bu duruma uygun oalarak tasarlanmış. Kahvaltı için bütün gereksimleri barındırıyor. Filtre kahve , saç ızgara ve bir adatte bir dilimlik tost ızgarasına sahip.
"Çingeneler Zamanı"
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:04
"Çingeneler Zamanı"
(Dom za vešanje)
(Time of The Gypsies)
1988 - dram
yönetmen: Emir Kusturica
orjinal dili: Çingenece(bu nasıl bir dil ki?)
oyuncular:
* Davor Dujmovic' - Perhan (esasoğlan, maalesef 1999 yılına intihar etmiş.)
* Bora Todorovic' - Ahmed (bu da gavatın, deyyusun önde gideni, bayrak tutanı.)
* Ljubica Adzovic - Khaditza (Perhan'ın büyükannesi)
* Husnija Hasimovic - Merdzan (Amca - filmde on numara şerefsizi canlandırıyor, nuri alço'nun salak versiyonu.)
* Sinolicka Trpkova - Azra ( Perhan'ın yavuklusu.)
* Zabit Memedov - Zabit (Komşu)
* Elvira Sali - Danira (Perhan'ın bacısı.)
* Suada Karisik - Dzamila
* Sedrije Halim - Ruza (Azra'nın anası, aynı cennet mahallesindeki Pembe'nin karakterinde biri)
Film, alengirli güçlere sahip olan Perhan'ın genç yaşta Yugoslavya'nın küçük bir köyünden çıkıp italya'da bir suç şebekesine dahil oluşunu, Azra(azra akın değil!) ile yaşadığı aşkı ve kızkardeşi Danira'ya uzun süre sonra tekrar kavuşmak için gösterdiği çabalar etrafında izleyiciyi ağlatır beya!
Filmin çok puslu bir görüntüsü var, hep yağmur hep kış mevsimi. ağustosta izleseniz bile üşütüyor! Filmde profesyonel oyuncuların yanı sıra gerçek çingeneler de rol aldığı için anlatımın doğal bir tadı var. Ayrıca filmi orjinal dilinde(çingenece) izlerseniz; "Siktir!, Naş(haydi manasında kullanıyorlar.), komşuge(komşu yani.) gibi bazı bildik kelimelerle karşılaşacaksınız.
Filmin müziklerini Goran Bregoviç bestelemiş. Hani Elveda Rumeli dizisinde Sütçü Ramiz'in kızı öldüğünde çalan "Ederlezi" var ya işte o da bu filmin müzikleri içinde.
Perhan ve yavuklusu Azra.
Bu filmi mutlaka izleyin! Hatta sıfır DVD'sini bulursanız bize de haber verin. çok aradık bulamadık.
not: bu yazıdaki bilgilerin bir kısmı wikipedi'den araklanmıştır!
e filmi de izledik yani bi kısmını da ezberden yazdık.
yer gösterici cezmi
tefrika;"Huzur Bölüm V"
20 Eylül 2009 Pazar 20:41
önceki bölüm
-bölüm IV
Annem beyazlara renk bulaştırmayayım diye beni iki saat kadar çamaşır sepetinde bekletti. Bu süre zarfında babam telaşını gizlemeye çalışan uyduruk bir gülümsemeyle koridorda dolanıp duruyor, arada gelip geçen doktorlara manasız olduğunu tahmin ettiğim sorular- Ne dediğini duymasam bile en azından yüz ifadesi ve el hareketlerinden çıkardığım sonuç buydu.- soruyordu. Annem elimden tutmuş yaş dolu umutlu gözleriyle yüzüme bakıyordu. Babam bir iki volta daha attıktan sonra karşımda durdu cebinden çıkardığı buruşuk bir teslimat fişinin arkasına bir şeyler karalayıp bana uzattı. “Aç mısın, kantinden sana bir şeyler alayım mı?” diye yazmıştı. “Evet” manasında başımı salladım.
Vişne suyumun son bir iki damlasını yudumlarken benimle ilgilenen doktor geldi. Bir şeyler anlattı. Babamın kağıda yazdığına göre metabolizmamın “spesifik!!!” özelliklerinden dolayı diğer renklilere de kendi rengimi bulaştırabilirmişim. Bu yüzden doktor çamaşır makinesine tek başıma girmemi, bunun için de iki saat kadar daha sepetteki diğer renklilerin yıkanmasını beklememi söylemiş.
Annemle beraber hastane içinde, ne yapacağımızı bilmeden, hatta düşünmeden dolandık durduk. Önce kantine indik. Sonra sıkılıp çamaşır makinesinden çıkarılan beyazların büyük bir özlemle kurumayı bekledikleri odaları dolaştık. Bahçeye çıktık, hava çok sıcak olduğu için çok duramadık ve kömürlük kapısından içeri girdik. Gübre dolu çuvalların arasından, sağ ellerimizle burunlarımızı tutarak geçip ameliyathaneye açılan demir kapının önüne geldik. Biraz ağır olmasına rağmen annemin yardımıyla kapıyı açtım. İçeride dört tane ameliyat masası, her masanın başında da hummalı bir çalışma vardı. Annem hiç vakit kaybetmeden ellerini yıkadı ve kırmızı renkli kışlık yün eldivenlerini takıp borsacı olduğu söylenen şişman adamın yattığı masanın başına gitti ve çantasında getirdiği dantel örneklerinden faydalanarak başarılı bir kalp ameliyatı yaptı. Öyle ki hastayı daha o gün taburcu edip Zincirlikuyu’daki aile kabristanlığına defnettiler.
Defin törenine yüzlerce kişi katılmıştı. Mezarlıkta, üstelik, borsacının naaşının başında olmalarına rağmen yüksek sesle tartışıyorlardı. Kimisi “Çok iyi adamdı. Dört çocuğumu okuttu benim!” diye haykırırken, bir başkası buna mukabil “Ona kaptırdığım paralar yüzünden dört çocuğumu okuldan almak zorunda kaldım.” diyordu. Otuzlu yaşlarının ortalarında gösteren papyonlu bir garson; “Allah razı olsun ondan, sayesinde garsonluktan kazandığım paraları borsada değerlendirip koca bir servet sahibi oldum. İki dükkanım var, şimdi çok mutlu bir garsonum.” diyor. Buna karşılık elli yaşlarında gösteren kıvırcık saçlı şişman bir adam onun yüzünden iki dükkanım borsada battı, elimde kala kala deniz kenarındaki umumi hela kaldı. Orası da olmasa tümden perişandım.” diye bağırıyordu. Kurumuş bir erguvan ağacının dibine çömelmiş, elindeki sopayla yere atomu şematize eden küçük daireler çizen 26-27 yaşlarındaki düz saçlı tıknaz üniversite öğrencisi tartışan adamları bir süre seyrettikten sonra bana döndü ve “Bakma onların kavga edip durduklarına. Hepsi de bu adamla yola çıkarken altına girdikleri riskleri biliyorlardı. Şimdi kaybedince yan çiziyorlar.” dedi. Ve burnundan “pıff!” diye bir ses çıkararak güldü.
Tartışma bir süre daha devam etti. Son olarak kocaman göbekli sıska bacaklı, üzerinde leke dolu beyaz bir önlük, başında da beyaz aşçı şapkası olan köfteci yanaklarından boncuk boncuk terler süzülerek, tok sesiyle; “Rahmetli yemek yemeyi çok severdi. Bir oturuşta ekmek arası otuz köfteyi yerdi” diye haykırdı. Buna karşılık; şık bir restoranın temiz önlüklü zayıf aşçısı kibar bir sesle; ” Beyefendi sıhhatine pek düşkündü. Ömrü boyunca bir öğünde; yarım ekmekle bir mercimek tanesinden fazla bir şey yemediğine şahitlik ederim” dedi. Ve ardından kalabalık, tıknaz üniversite öğrencisinin talimatıyla, hep bir ağızdan “Âmin!” diye haykırdı. Müteakiben defin işi tamamlandı.
İkinci iki saatin sonunda sıra bana gelmişti. Annem odada bulunan doktor ve hemşirelere aldırmayarak az önceki başarılı kalp ameliyatının da verdiği cesaretle, beni kirli çamaşır sepetinden çıkarıp, doktorlar tarafından ısrarla MR makinesi olduğu söylenen 1991 yapımı Arçelik FULL AUTOMATIC 2600 model çamaşır makinesinin içine yerleştirdi. Kucağıma Vernel yumuşatıcı toplarından bir tane koyup-Hâlbuki ben Yumoş’u daha çok severdim.- makinenin kapağını kapattı.
Dört bir yanımdan gelen ılık suyla beraber dönmeye başladım. Sonra annemin “şunun ivmesini biraz arttıralım!” dediğini duydum. Tam “Yaşasın duyabiliyorum artık!” diye haykıracakken makine askerdeyken kullandığım Tuzla üretimi hurda 4X4’ün yokuş yukarı çıkarkenki homurdanmalarına benzer bir gürültüyle ivmelendi, ivmelendikçe de imkânsız hızlara ulaştı.
Artık etraf kararmıştı. Hurdanın homurtuları da kesilmişti. Derinlerden gelen otoriter bir ses “Komando yürüyüş kararı sayılacak! Say!” diye haykırıyordu. Ardından askerliğim boyunca olmasından korktuğum şey olmuştu; görev yaptığım yazıhanedeki eski bilgisayarın ekranında mavi fon üzerine “System failure!” altında da Türkçe olarak “Kayıtlı-kayıtsız tüm veriler kaybedildi.” onun altında da “Görülen lüzum üzerine askerliğiniz bilinen bir tarihe kadar uzatılmıştır.” yazıyordu. Onun altında da İngilizce, ”Insert coin!” diye yanıp sönen bir yazı vardı.
-...
-hayri irdal
" - !"
Belediye Hoparlörü: "tüh yaa!"
19 Eylül 2009 Cumartesi 22:39
herhalde dünya tarihinde kendi kuruluş yıldönümünü kutlamayı unutan ilk müessese biz yani " "dir. az önce -yani kuruluş yıldönümümüzden bilmem kaç gün sonra- fark ettik ki bir yılı devirmişiz! siz sayın takipçilerimizle birlikte nice yıllara diyoruz efenim!
Halit Ayarcı ve Saz Arkadaşları;
Hayri İrdal
ve
Doktor Ramiz
---->not!
bu arada unutmadan söyleyelim kuruluş tarihimiz "25 Temmuz 2008 cuma" günüdür.
----> bir de unutmadan!
yarın bayram! yaşasın!
Belediye Hoparlörü; "site bozuldu sanki!"
19 Eylül 2009 Cumartesi 22:08
Bu aralar blogger'a bir haller oldu. Ya da Türk telekom'un zımbırtılarında iş yok! Neyse, şu an gördüğüm kadarıyla müessesemizin bazı ıvır zıvırları(düğmecikleri) işlemiyor. giriş butonu bile görünmüyordu da foxyproxy diye bir programı kullanarak DNS değiştirdim de bu gönderiyi öyle yolluyorum. siz de indirin bu programı. söylemesi ayıp youtube'a da bu programdan giriyorum.
" acaba sayın başbakanımız youtube'a girmek için hangi programı kullanıyor?"
foxyproxy programını burdan indirebilirsiniz.
valla açık konuşayım ben bu programı kullanalı fazla olmadı bi yamuğunu görmedim(zaten sitesinde 5 milyon kere indirildi yazıyor.) şimdilik. ama olur da siz bi yanlışını görürseniz bana da bi mail atın ya da bu yazıya yorum bırakın ki ben de yazımı düzelteyim.
imdi gördüm, meğersem foxyproxy'yi aktif hale getirince firefox'taki google arama çubuğundan arama yaparsanız aşağıdaki resimdeki gibi bir şey çıkyıor. google abi bizi muhtemelen "tilki" sanıyor ki bu uygulamayı eklemiş bir de "ben insanım!" diye bir düğme koymuş "tilki"den ayırd etmek için.
-bilgilerinize arz edilir efendim....
-halit ayarcı
" - !"
tefrika; "Huzur: Bölüm IV"
20 Eylül 2009 Pazar 20:43
önceki bölüm
-bölüm III
HUZUR
IV
Kağıttaki nota tamam der gibi başımı yukarı aşağı sallayarak itaatimi bildirdim. Sonra kalktım odama gittim bir küçük not defteriyle kalem aldım yanıma.
Odamdan çıktığımda annemi mutfakta bulamadım. Salon camından dışarı bakıyordu. Dışarıda birisine eliyle tam göremediğim bir iki işaret yaptı. Ardından bariz bir aceleyle geriye döndü, beni görünce; iki elini direksiyon tutuyormuş gibi salladı ağzını kocaman açarak “taksi, taksi!” diye tekrarladı ve sağ eliyle dışarıyı işaret etti. Tekrar başımı “tamam” diye salladım.
Taksinin ön koltuğuna annem arkaya ise ben oturdum. Annemin telaşından olacak ki taksici arabaya hızlı bir kalkış yaptırdı. Yol boyunca annem birkaç defa arkaya dönüp yüzünde zoraki bir gülümsemeyle bana baktı. Duyamadığımı bilse de bir şeyler söyledi. Sanırım “iyileşeceksin korkma” gibi teskin cümleleriydi söyledikleri. Evden çıkarken yanıma aldığım not defterimi hatırladım, cebimden çıkarıp birkaç cümle yazdım. İlk cümleyi yazmak benim için biraz zor oldu:
“Ben sağırım! Sizi duyamıyorum.”
Sonra sayfayı çevirip adımı, soyadımı, ev telefonumu ve adresimi yazdım. Başka bir sayfaya; “evet!” bir diğerine kocaman harflerle “hayır!” devam eden sayfalara “tamam” “iyiyim”, “kötüyüm”, “hastayım.”, “başım ağrıyor!”, “bir şeyim yok” “üzgünüm”, “mutluyum.”, “yoruldum”, “acıktım.”, “uykum var.” “ben mimarım!” “işsizim!” gibi şeyler yazdım. Evet işsizdim. Askerden geleli iki aya yakın bir zaman olmuştu ve ben hala iş arıyordum. Bu süre içinde sadece dört görüşme gerçekleştirebilmiştim. Dördü de “Biz sizi ararız.” gibi bir cümleyle sonuçlanmıştı. Üstüne üstlük şimdi bir de sağırdım. Ne yapacaktım şimdi. İyileşemezsem eğer-ki içimden bir his hep böyle kalacağımı söylüyordu- geçimimi neyle sağlayacaktım?
Kırk beş dakika sonunda hastanenin önündeydik. Arabadan indiğimde bir rüyadan uyanır gibi oldum kafamdaki iş güç düşünceleri rüzgara karıştı gitti. Annem taksinin parasını verirken ben de elimdeki not defterime; “Babam ne zaman gelecek!” yazdım, anneme gösterdim. Defteri aldı ve “şimdi gelir oğlum” yazdı. Hastane önündeki banklara oturduk. Yoldan geçen arabalara bakmaya başladık. Babamın 82 model fıstık yeşili Mercedes’i karşı sokaktan göründü.
-...
sonraki bölüm
-bölüm V
-hayri irdal
" - !"
tefrika: "huzur bölüm III"
06 Eylül 2009 Pazar 21:15
önceki bölüm
-bölüm II
HUZUR
III
Lise 2 deydim mayıs ayıydı galiba. Biz, birkaç arkadaş öğle arasında okuldan kaçmış deniz kenarında aptal aptal dolaşıyorduk. Ben ayakkabılarımı çıkarmış yalın ayak yürüyordum. Her adımımda ıslak kum tanelerinin parmak aralarıma girdiğini hissediyordum. "Liseyi bitirsem bana yeter herhalde." diye düşünüyordum. Sonrası için iyi bir planım yoktu ama üniversite okuma düşüncesi bana saçma, gereksiz bir şeymiş gibi geliyordu. "Bir iş bulurum, ya da hiç bir iş bulmam sokakta yaşarım öylece; kağıt toplarım, geceleri de sahil kenarına bir çadır kurar orda yatarım." ya da "Sırtıma bir çanta vurur Haydarpaşa'dan trene biner tüm memleketi trenle, yetişmediği yerde de yayan olarak belki de otostop çekerek dolaşırım. Hatta trenle yurt dışına bile gidebilirim. Böylece bir ömrü geçirir, şu dünya serüvenini büyük adam olma kaygısı olmadan bitiririm." diyordum içimden.
Sağ yanımda Pervin yürüyordu. O da benim gibi yalınayaktı. Ayakkabılarını sol eline almıştı. Boşta alan eliyle de havada anlamsız şekiller çiziyor, fazla heyecandan arada bir tizleşen sesiyle bir şeyler anlatıyordu. Çenesi açılmıştı yine. Geçen sömestr tanıştığı sevgilisinden bahsediyordu. Adı Erol'du. 25 yaşındaydı, ne iş yaptığını Pervin'in de tam olarak bilmediği bir dükkânı bir de kartal marka '97 model beyaz bir arabası vardı. biraz agresif biriydi. Mesela şimdi Pervin'in okulu kırıp üç erkek arkadaşıyla sahil kenarında gezdiğini bilse-yanındaki erkeklerden yani bizden dolayı- ona çok kızardı. Hatta belki Pervin'in kolundan tutar sarsar bağırır çağırırdı. Olsun iyi çocuktu Erol yine de. Ha bir de annesi vardı Erol'un. Muhtarın kızı Asuman'la evlenmesini istiyordu oğlunun. Pervin'i bilmiyordu Erol'un annesi. Bilse belki muhtarın kızını değil de kendisini layık görürdü biricik oğluna. Ama Erol bir türlü tanıştırmıyordu onları. Çünkü Erol bu konularda çok hassastı. Erol ciddi ve sert biriydi. Ona laf söylenmez, emir verilmezdi. Aksine onun direktiflerine uyulurdu. Annesiyle Pervin'in ne zaman tanışacağına o karar verirdi. Olsun, Erol iyi çocuktu yine de. Yakışıklıydı...
Bu muhabbetten çok sıkılmıştık. Hilmi ve Özcanla bir iki küçük göz işaretiyle anlaştıktan sonra hep bir ağızdan sesimizi biraz da eski Türk filmlerindeki oyuncular gibi "e" harfini inceltip uzatarak "r"leri ise ağzımızda yuvarlayarak;"Eeeeerooll, Eeeeeroooolll, aaaşşşkııımm!" diye bağırıp Pervin’in etrafında zıplaya zıplaya dönmeye başladık.
Annem omzuma dokundu ve bir kâğıt uzattı. “Doktora gideceğiz. Baban da gelecek hastanede buluşacağız. Doyduysan çıkalım hemen.” yazmıştı kâğıda. Kağıttaki “Doktor” kelimesi on yıl öncesinin tatlı ışıkları içinden koparıp şu an içinde bulunduğum loş sessizliğin ortasına atıverdi beni.
-...
sonraki bölüm
-bölüm IV
-hayri irdal
" - !"
tefrika:"huzur bölüm II"
25 Ağustos 2009 Salı 22:57
önceki bölüm
-bölüm I
HUZUR
II
Bir zaman sonra-ama ne kadar sonra bilemiyorum- annem ayağa kalktı elimden tutup beni de ayağa kaldırdı. Bana bir şeyler söylüyordu. Anlamıyordum tabi ki, duymuyordum ya. o da yaptığının saçma olduğunu fark etmiş olacak ki dün üstümden çıkarıp odanın orasına burasına gelişigüzel fırlattığım elbiselerimi toparlayıp elime tutuşturdu. Bir şeyler söyledi yüzüme bakarak. Böyle bir durumda odamı düzenli tutmam hakkında bir nutuk çekeceğini sanmıyordum; hemen giyinmemi söylüyordu muhtemelen. Sonra hızla çıktı odadan. Ben de gözyaşlarımı silip burnumu çeke çeke üstümü giyindim.
Başıma gelen felaketi düşünüyordum. Evet, felaket, hatta küçük çapta bir kıyamet olmasa da bir facia, kendi sınırlarında gayet etkili bir infial meselesiydi bu başıma gelen. Neydi bu başıma gelen? Dün akşamı düşündüm. Evdeydim dışarıda değildim yani yolda yürürken bana araba falan çarpmamıştı,-24Kf- zaten çarpsa da klasik yerli filmlerden öğrendiğim kadarıyla kör olmam icap ederdi. Sağır olmam değil. Aman Allah'ım sağır mı olmuştum şimdi ben? Bu düşünceyle ürperdim birden. Uyumadan önceki son birkaç saat, gün, hatta haftada herhangi bir ağrı sızım olmamıştı, başıma herhangi bir darbe de almamıştım. Birinin bedduasını da aldığımı sanmıyordum.
Üstümü giyindikten sonra odamdan çıktım. Anneme bakındım, holden salona geçtim hep o havada uçuyormuşum hissiyle. Yoktu annem. Mutfağa baktım küçük masamızın üstünde gelişigüzel konmuş peynir, reçel, zeytin gibi kahvaltılık malzemeler duruyordu. Omzuma bir el dokundu, irkildim. Elin sahibini biliyordum aslında annemdi. Ama sessizlik insanın içini korkuyla dolduruyordu, hele bir de sessizliğin acemisiyseniz durum daha da zor oluyordu.
Elindeki ekmeği masaya bıraktı ve iki elinin parmak uçlarını bir araya getirip sık aralıklarla ve sırayla ağzına yaklaştırıp uzaklaştırarak bilinen en yaygın ve her yaşta insanın anlayabildiği "Yemek ye! Atıştır biraz!" hareketini yaptı.-böyle bir zamanda bile önce karnımı doyurmayı düşünüyordu, canım annem! Anneler böyledir işte...- bu hareket aynı zamanda annemle ilk işaret dili konuşmamızdır. Annem bu hareketi hesaplamadan yapmış olsa bile.
Zorla bir iki lokma bir şeyler yedim. Annem bir elinde telefon mutfağa girip çıkıyordu. Telefondaki kişiye- ki bu muhtemelen babamdı- boşta kalan eliyle havada daireler çizerek ve arada bir gözünden süzülen yaşları silerek bir şeyler, daha doğrusu beni anlatıyordu. Bu arada boşalan çay bardağımı doldurdu. Telefonu kapattı karşıma oturdu. Zorla yutkundu bu yüzünden belli oluyordu. -24Kf- Gülümsemeye çalışarak yanağımdan bir makas aldı. O ara telefon çaldı galiba, kulağına götürdü buzdolabının üzerine mıknatıslı duran kalemi aldı ve yine dolabın kapağında duran not kâğıdına bir telefon numarası yazdı. Telefonu kapattı. O numarayı çevirdi. Telefonu sol kulağına yaslayıp mutfaktan çıktı.
Çayımdan üçüncü yudumu aldığımda şeker koymadığımı fark ettim ve ancak bardağın dörtte üçünü bitirdiğimde içine şeker koymayı akıl edebildim. İşte o kadar dalgın, o kadar kendimden uzaktaydım o anda. Hiç neden yokken dokuz yıl öncesine gitti aklım. 1999 senesindeki güzel bir günü düşündüm.
-...
sonraki bölüm
-bölüm III
-hayri irdal
" - !"
doktor ramiz'in kitaplığı
07 Ağustos 2009 Cuma 00:30
Atatürk
yazar: ahmet köklügiller
köyün çocuğu yayınları
basım: şark matbaası - 1976
Kitaplığımın nadide parçalarından olan bu kitaba bakarken düşünüyorum. Eskiden ne güzel yayın evleri varmış. misal, şu an tanıtımını yaptığım kitabı yayımlayan "köyün çocuğu yayınları" gibi. şimdiki gibi uyduruk japon karikatürlerini, pokemonları çocuk kitabı diye yutturmuyorlarmış çocuklara. hayal dünyasında yetiştirmek yerine örnek alabilecekleri kişileri uygun bir dille tanıtıyorlarmış çocuklara. misal Atatürk gibi.
neyse içeriğe geçelim. efendim yayın evi isminden anlayacağnız gibi bu kitap biricik çocuklarımıza hitap
etmektedir. lakin siz büyüklerin de bir göz gezdirmesinde fayda var.
kitapta Atatürk'ün çocukluğu, eğitim hayatı, savaşları, Atatürk'e yazılmış şiirler ve O'nun vecizelerinden örnekler bulunmaktadır. ayrıca kitapta anlatılanlar el çizimi resimlerle desteklenmiştir.
Kitap çok eski ve yeni basımı maalesef yok. istanbul'daki sahafları gezerseniz belki bulabilirsiniz. Hatta sahafları gezmişken şöyle bir diğer kitapları da inceleyin, okuma alışkanlığınız olsun. boş beleş internette dolaşmayın, okuyun öğrenin. Cumhuriyet, bunca okul boşuna kurulmadı, bu kitaplar boşuna basılmadı. bırakın mankenlerin kıçını seyretmeyi de azıcık okuyun öğrenin gazete okumaktan öteye geçin. boş durmayın, zamanı ve kendinizi israf etmeyin ulan!
-doktor ramiz
" - !"
tefrika: "HUZUR Bölüm I"
09 Ağustos 2009 Pazar 11:19
HUZUR
I
Sabah vakti uyandım. Gözlerimi ovuşturdum, esnedim, gerindim yatağımda: bir gariplik vardı, çözemedim. Üç gündür yıkanmadığım için saçım fena halde kaşınıyordu, tırnaklarımı kafa derime bastıra bastıra bir güzel kaşındım. Fakat bir şey eksikti, anlayamadım. Yavaşça doğruldum, yatağımdan kocaman bir esnemeyle beraber kalktım. Bir iki adım attım içimi garip bir his kapladı. Yürümüyordum da uçuyordum sanki. Evet, ayaklarım yere basıyordu döşemenin serinliğini hissedebiliyordum ama... Seksen küsur kiloluk ağırlığım bir anda kaybolmuştu. Öyle hissediyordum. Uyanamadım herhalde diye düşündüm. Masa saatime baktım; çalmaya başlamıştı. Yani üst kısmındaki küçük çekiç iki yanındaki çanlara var gücüyle vuruyordu ama ses çıkmıyordu! Bir an hareketsiz kaldım öylece baktım, sonra saati elime alıp kulağıma iyice yaklaştırdım, elimde titreşimlerini hissedebiliyordum fakat sesini duyamıyordum. Allah Allah! saat elimden kayıverdi. Durumun vahametini anlayınca telaşlandım haliyle. Parmaklarımı şıklattm, yok! Ses yok! Bağırdım avazım çıktığı kadar ya da en azından öyle umuyordum. Nafile! Gırtlağımın titrediğini, boğazımın acıdığını hissedebiliyordum ama ses yok! Odamın kapısı açıldı annem bir telaş içeri girdi dudakları hareket ediyor, elleriyle havada anlamsız daireler çiziyordu. "Anne ne diyorsun, duymuyorum seni, diye bağırdım, belki de fısıldadım, ya da hiç bir şey söyleyemedim. Bilemiyorum duymuyordum ki, evet duymuyorum!
Annem omuzlarımdan tutup sarstı beni. Hala bir umut dudaklarını oynatıyor bana bir şeyler söylüyordu.-Anne kime anlatıyorsun? Duvar var karşında, anlamıyor, seni duymuyor!-olduğum yere çömeldim ağlamaya başladım. Korkunç bir şey; insanın kendi ağlamasını, hıçkırıklarını duyamaması. Sadece hissederek, yüz kaslarının kasılması, kesik kesik soluması, gözyaşlarının tenini ıslatmasıyla ağladığını anlaması, ağlamayı yaşamaya çalışması... Annem boynuma sarıldı. O da ağlıyordu galiba, vücudunun düzensiz sarsılışlarından öyle anlıyordum.
-...
sonraki bölüm
-bölüm II
-hayri irdal
" - !"
belediye hoparlörü: atari salonuna yeni oyun ekledik!
05 Ağustos 2009 Çarşamba 19:33
/atarisalonu'na yeni oyun ekledik.
oyunun konusu şöyle: şimdi araba gibi bişey var tepesinden ateş ediyor böyle, işte onla önünüze geleni vuruyosunuz. hadi bakalım sırayla birbirinizi kırmadan güzel güzel oynayın. ekrana da fazla yaklaşmayın gözleriniz bozulur.
oyunu oynamak için burayı tıklayın.
" - !"
Belediye Hoparlörü: ilk tefrika hikayemiz "HUZUR"
05 Ağustos 2009 Çarşamba 19:10
'den "10 kısım tekmili birden" hikaye: "HUZUR" Müessesemizin diğer yayınları gibi bu tefrikamız da "arada bir" zaman periyoduyla sizlere ulaşacak. tefrikamızın müellifi çok değerli çalışma arkadaşımız; Hayri İrdal beyefendidir. tefrikamızın ilk bölümünü bugün yayınlıyoruz.
- - !
" - !"
doktor ramiz'le içtimai sıhhat
05 Ağustos 2009 Çarşamba 02:08
"lüzumsuzsa söndür!"
Necip Türk Milletinin kıymetli vatan evlatlarından erkek cinsinden olanlarına askerdeyken sağda solda elektrik düğmelerinin üzerinde bulunan çeşitli uyarı levhalarıyla öğretilen/öğretilmeye çalışılan tasarruf menfumuydu: "lüzumsuzsa söndür!" 2009 yılı itibariyle geçerli olan askerlik sürelerine göre düşünürsek; toplumumuzun erkek bireyleri 28 gün bedelli/6 ay kısa dönem/12 ay asteğmen/15 ay uzun dönem olarak askerlik yapıyorlar ve yüzlerce hatta binlerce defa bu uyarıyı alıyorlar.
sonunda ne oluyor? hiç efendim, hiç! çok kıymetli beyefendiler, hanfendiler! israf, içtimai sıhhatimizin temelini teşkil eden psikolojik betonarmenin demirlerini çürüten deniz kumudur! üçkağıtçı mütahit mimarisidir! ama gençlerimiz ne yapıyor? efendim bir ordan ışık yakıyor, burdan ayfonunu tüm gün şarja takıyor, şuradan internete giriyor, bir yandan pleysıteyşını takmış televizyonda bekletiyor, gitmiş bir de radyoyu açmış oturuyor karşımda.
bre insan hayvanı!
sen ki 28 gün bedelli/6 ay kısa dönem/12 ay asteğmen/15 ay uzun dönem periyotlarının herhangi birinde askerliğini yapmış belki orda da rahat durmamış ceza alıp iki üç ay askerliğini uzatarak tamamlamış bu süre zarfında milyon defa "lüzumsuzsa söndür!" uyarısını almış ama içtimai hayatına tatbik edememiş tembel hayvanı! sen ki askerden geldiği halde, toplum hayatına karışıp ekonomik, kültürel vs. bir şeyler üretip vatanına milletine faydalı olacağına pleysıteyşın oynayıp feyisbuk'ta kız kovalayan uyuşuk hayvanı, dere kurbağası, sefa pezevengi çekirge. git çalış ulan, israfı bırak! toplumun psikolojik temellerine zarar veriyorsun. tüketme üret.
son sözüm kız, erkek hepinize; israfı bırak "lüzumsuzsa söndür!"
-doktor ramiz
" - !"
gündelik düşünceler; "tatsız tuzsuz"
30 Haziran 2009 Salı 00:58
imdi vakit biraz zor geçiyor. gündelik düşüncelerim tatsız tuzsuz, çekilmez oldu. M.J. kulağımda öyle bir yer etmiş ki; her gün sabahtan akşama kadar kafamın içinde dönen plağın sesi kısıldı sanki. çalan şarkıların sözleri değilse de ritimleri eksildi.
sözlerini anlamasak da o heyecanı hissetmek güzeldi.
-hayri irdal
" - !"
gündelik düşünceler; "bir uyduruk hikaye!"
12 Haziran 2009 Cuma 12:34
ekonomik amaçlar güderek gittiğim, ammavelakin olumsuz sonuçlanan uyduruk bir görüşmenin ardından can sıkıntısının da etkisiyle zincirlikuyu'dan mecidiyeköy'e kadar yürüdüm.
yüreğimdeki onulmaz para hırsından olacak ki sabah kahvaltı bile etmeden aceleyle çıkmıştım dışarı. bundan mütevellit açlık bünyemi yoklamaya başladı. dedim ki bir dido alayım kendime. gördüğüm ilk bakkaldan içeri daldım, açlık öyle bir raddeye gelmişti ki artık gözlerimden ateşler saçıyordum. "dido nerdeyse çıksın karşıma!" diye haykırdım. bakkal çırağı ürkek bakışlarla yavaşça geldi, çekingen hareketlerle dido'mu sunağıma bıraktı. ben de zeus misali hesapsızca savurduğum yıldırımlarımla dükkandan çıktım.
işte burası hatanın başlangıcı.
irinine kavuşmuş ferhat misali sarıldım pakete, bir lahzada açtım. ve umarsızca ısırdım, kopardım, çiğnedim. iştahım öyle bir görgüsüzlüğün gölgesine sığınmıştı ki, yanalkarım ağzımın içine dolan çikolatayla iyice şişmis ve de pembeleşmiş, duyduğum hazdan göz bebeklerim büyümüştü.
yıkılır dünyalar...
utanılacak halimle yürümeye başladım. umarsızca yiyordum çikolatamı. hatta yemek değildi bu, tıkınmanın kelime anlamı vücuda gelmişti sanki bünyemde. ve onunla karşılaştım. "ah minel aşk!" ordaydı, karşıdan bütün muhteşemliğinin ardına gizlenmiş geliyordu. ben ise geçirdiğim çikolata krizinin tesiri altında insaniyetinden çıkmış, gremlin'le hobbit arası bir mevkide salınıp duruyordum.
sudan çıkmış bir kedi yavrusuna bakar gibi "hıh!" diye gülümseyip geçti yanımdan. ufaldım o an, silikleştim, hemzemin oldum.
son sözüm sana dido çikolatası: "naled ossun senin gibin çoholataya! naled ossun benim gibin çoholata yiyen adama!"
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "bıktım yaa!"
28 Mayıs 2009 Perşembe 14:07
metrobüs'ten daha yavaş yokuş çıkan bir bilgisayarım var. 800*600 bir render için kırk dakkadır bekliyorum. bilgisayarımın hızlanmasını umarak monitöre vuruyorum. bilgisayar bilgim de işte bu kadar!
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "su altı belgeseli"
13 Mayıs 2009 Çarşamba 14:07
başta yengeçler olmak üzere su altı canlıları hakkında kaptan gousteau tadında sürükleyici ve kültürel açıdan doyurucu bir belgesel. bu belgeselin sonunda su altındaki hayvanatı daha yakından tanıyacak, onlarla adeta ailenizden birilermişcesine samimi olacaksınız.
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "bugün benim doğum günüm!"
10 Mayıs 2009 Pazar 02:20
bugün benim doğum günüm. kelimeler büyüyor ağzımda!
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem;"iş görüşmesi"
09 Mayıs 2009 Cumartesi 11:51
yazacak bir şey bulamıyorum. var böyle şirketler. ne istediklerini bilmeden ilan verirler gazeteye.
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "odaklan!"
08 Mayıs 2009 Cuma 15:23
bir de böylesi adamlar var. otobüste giderken camdan dışarı bakınca görürsünüz. duvar dibine, ağaç dibine... nereyi gözlerine kestirirlerse. muhtemelen kendilerini yalnız olduklarına inandırarak...
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; korku!
06 Mayıs 2009 Çarşamba 17:56
bazen böyle sokağa çıkınca ürperiyorum. paranoyaklaşıyorum ucundan kenarından. böyle içim sıkılıyor. sanki sağda solda gördüğüm tüm "el"ler canım saçlarıma yapışıp çekeceklermiş gibi geliyor, KORKUYORUM!
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "ak sakallı dede"
06 Mayıs 2009 Çarşamba 14:56
karikatür servisi'nden saçma bir çalışma daha. efendim böyle saçma bir karikatürü sizlere sunmaktan utanç (yaaa aslında kıvanç da olabilir, bilemiyorum...) duyarız: "ak sakallı dede!"
- !
-hayri irdal
" - !"
belediye hoparlörü: atari salonuna yeni oyun ekledik!
01 Mayıs 2009 Cuma 01:09
/atarisalonu'na yeni oyun ekledik.
oyunun konusu şöyle: şimdi bir noel baba var ama bildiğimiz gibi değil yani. şeytana uymuş ne yaptığını bilmiyor. siz de noel babayı dayak marifetiyle yola getirmeye çalışıyorsunuz.
hadi bakalım sırayla birbirinizi kırmadan güzel güzel oynayın. ekrana da fazla yaklaşmayın gözleriniz bozulur.
" - !"
doktor ramiz'le içtimai sıhhat
06 Mayıs 2009 Çarşamba 14:59
doktor ramiz'le içtimai sıhhat
"el yıkamanın faziletleri ve toplumsal psikanaliz"
insan denen mahluku kolayca ikiye ayırabiliriz. evet! ayırıyorum işte, buyrun: "ellerini yıkayanlar ve ellerini yıkamayanlar" gördünüz mü? evet bu insan denen mahlukatın içinde öyleleri var ki tabiri caizse; doğduğunda ebe yıkadı, ölünce de imam yıkayacak! dedirten cinsi. bu hayvan eşşoğlu eşşekler ayaklarında ayda bir değiştirdikleri çoraplar- evet ayda bir çorap değiştireni var bunların! öyle ki artık çoraplar bile isyan ediyor adamın ayaklarından- sırtlarında terden sapsarı atletleri, fırçalamamaktan yemyeşil olmuş dişleriyle bir de otobüse binmezler mi. aman yarabbi mahvediyorlar otobüsün içini, kokudan durulmuyor.
halbuki ellerini yıkayanlar öyle mi? özellikle hanfendilerden bahsediyorum burda. otobüs, tramvay vesair vasıtaya bindiklerinde insan içinden; "yarabbi iyiki yaratmışın beni!" diyor efendim. gördünüz mü? demekki neymiş? ellerinizi yıkayacaksınız. sırf ellerinizi değil tüm bedenininzi yıkayacaksınız. azcık medeni olun efendim. nedir bu böyle hayvan mısınız, ahıra mı gidiyorsunuz?
kimi yemek yer ellerini koltuk altlarına sürer, kimi afedersiniz ayak yoluna gider, gittiğinden daha pis geri gelir. nedir bu, soruyorum nedir buuuuu? sen hayvanın önden gideni, bayrak taşıyanı, sana sözüm. sen ne hakla pisliğinle mikrobunla dolaşırsın ortalıkta? ne hakkın var toplumu kirletmeye? senin gibi mikrop yuvalarını kireçleyip derin çukurlara gömmeli ama nerde kanun müsade etmiyor.
neyse sinirlendim yine. efendim diyorum ki yıkanın, ellerinizi de yıkanın saçınızı başınızı da. havalar ısınıyor, insan bedeni azıcık kıpraştımı ter, pislik üretiyor. bunlar hep mikrop, topluma zararlı. çoluk çocuk biniyor o otobüslere, dolmuşlara. hasta olacak yavrucaklar sizin gibi hayvanatların mikrobundan.
hasta ne demektir? hasta insan nedir? söyleyeyim hemen; hasta insan akıl hastasıdır efendim. evet herhangi bir mikrobun tesirinde yaşayan insan, aklını da o mikroba teslim etmiştir. gün boyu kendini hasta eden mikropla meşgul olan zihin asabi olur, etrafındaki insanları da asabi eder. o zaman ne olur? sıhhatli toplum diye bir şey kalmaz efendim. herkes hasta herkes deli. olur mu efendim böyle şey? olur! o zaman ne yapacağız? temizleneceğiz efendim. ellerimizden başlayıp tüm vicudumuzu özenle yıkayıp paklamadan dışarı çıkmayacağız. evet tüm temizlikten nasibini almamış hayvan heriflere, besi domuzlarına sesleniyorum. yıkanın ulan! pis pis sokağa çıkıp asabımı bozmayın. yetti sizden çektiğim. allah belanızı versin ulan!
sıhhatli günler diliyorum efendim!
-doktor ramiz
" - !"
belediye hoparlörü: teoman'dan yeni albüm insanlık halleri
15 Nisan 2009 Çarşamba 20:48
teoman'ın yeni albümü "insanlık halleri" sonunda çıktı. albüm kapağını da yan tarafa koyduk doya doya bakın, gidin kasetçiden alın diye.
" - !"
Asrın röportajı: Freddy Krueger ile söyleşi!
06 Mayıs 2009 Çarşamba 14:57
sevgili okurlarımız. bir süredir yoktuk. peki nerdeydik? amerika'da! sizin için ohio'nun springwood kasabasına çocukluğumuzun tatlı sert amcası Freddy Krueger'ı görmek için gittik.
Krueger, 1428 Elm Sokağı'ndaki evinde bu aralar sakin bir emekli hayatı yaşıyor. mahallenin çocuklarına masallar anlatıyor, dizinde uyutuyor. hafiften göbek de yapmış, yakışmış doğrusu, babacan olmuş. merak edenler için söyliyelim; hala eldivenini çıkartmamış! kendisiyle özel hayatı hakkında keyifli bir söyleşi yaptık.
ZOR BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİM
- öncelikle bizi evininzde ağırladığınız için teşekkür ederiz. bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Krueger - asıl ben teşekkür ederim. efendim ben aslen transilvanya'lıyım. babam annemle evlendikten sonra kan davası yüzünden amerikaya göç etmiş. ben doğma büyüme buralıyım. zaten mahallede kime sorsanız beni bilir, herkesi tanırım. okumadım ben, orta iki terkim. aslında bu içimde bir yara olmuştur her zaman. şimdi keşke okusaydım diyorum. ama ettim işte bi çocukluk bıraktım okulu. gençlere de tavsiyem okusunlar efendi olsunlar. 14 yaşımdaydım babam beni mahalledeki kaportacıya çırak verdi. dört yıl orda çalıştım. arabesk müzikle yoğrulmuş acılarla dolu dört yıl. açıkçası karakterim o yıllarda oturdu.
18 yaşıma geldiğimde evden ayrıldım ve otostopla dünya turuna çıktım. pek çok ülkeyi gezdim. türkiye'ye de uğradım. ülkeniz çok güzel. ikinci mesleğimi istanbul'da edindim. on iki sene halıcılık yaptım. yıllar geçti yaş kemale erdi, geldim otuz beşime. dedim döneyim amerika'ya. kapattım dükkanı esnaf arkadaşlarla helalleştim döndüm amerika'ya.
- peki seri cinayetleriniz nasıl başladı?
Krueger - amerika'ya dönünce evlendim çoluk çocuğa karıştım. birkaç sene mutlu mesut yaşadım. ama sonra geçim sıkıntısı yüzünden alkole başladım. at yarışına tutuldum. üst üste kaybetmeye başlayınca tabi bu beni agresif yaptı. gençlere de söylüyorum kumar illetine alışmasınlar sakın. bir gün yine kupon yatmış, kafam bozuk, evde türkiye'den getirttiğim tekel biralarından vardı. üç beş tane çektim kafam oldu kıyak. açtım teypten müslüm babayı demleniyorum. karı geldi, toprağı bol olsun, başladı dırdıra. ondan sonrasını hatırlamıyorum. gözüm karardı. hanım, çoluk çocuk karşıma kim çıktıysa.... sonrası bildiğiniz gibi. mahalleliyle yüz göz olduk. yaktılar beni cayır cayır.
DİPÇİK GİBİYİM, İSTESEM YİNE YAPARIM!
- sonra da mahallenin gençlerini kırıp geçirdiniz. bunun sebebi nedir? bu çocuklara yazık değil mi?
Krueger - şimdi şu noktada anlaşalım. öldürüyorum ama kimleri? dikkat ederseniz öldürdüğüm tüm gençler ya eroinman, ya alkolik ya da serseri. yani hakediyorlar bi yerde. üstelik on beş senedir kimseye bir şey yapmadım. artık emekli oldum. mahalleiliyle de aramı düzeltim. tekrar bozmaya da niyetim yok. lütfen bu mevzuyu kapatalım.
- cinayet işlemeyi bırakmanızın sebebi acaba yaşlanmanız olabilir mi?
Krueger - alakası yok. hala sapa sağlamım. sıhhatim yerinde. dipçik gibiyim. istesem yine yaparım. başlarım cinayetlere. zaten bakkalın yeni çırağına da gıcığım bu aralar. mel mel bakıyo suratıma, şebek gibi sırıtıyor bişey söyleyince. ben yaşlılıktan değil artık insanlarla iyi geçinmek istediğim için bıraktım. lütfen bu bahsi kapayalım.
BIÇAKLI ELDİVENİM HAKİKİ BURSA İŞİ
- çok merak edilen bir konu var kazağınızı nerden aldınız?
Krueger - efendim kazağımı İstanbul'dan, Mahmutpaşa'da bir dükkandan aldım. ihraç fazlası.
- peki eldiveniniz?
Krueger - onu da Bursalı bir arkadaşım hediye etmişti. Hakiki bursa işidir. bıçakları keskindir.
EVLENMEK İSTİYORUM!
-günleriniz nasıl geçiyor? neler yapıyorsunuz bu aralar?
Krueger - günlerim sakin geçiyor. sabah erkenden kalkıyorum, yürüyüş yapıyorum. eve gelip kahvaltı yapıyorum, gastemi okuyorum, kuponlarımı kesiyorum. genelde evdeyim. tv izliyorum. Türk kanallarına bakıyorum. yemekteyiz programını ve desti izdivaç'ı hiç kaçırmıyorum.
- desti izdivaç? evlenmek istiyorsunuz galiba?
Krueger - neden olmasın? hayat devam ediyor. yalnız yaşanmıyor. iyi bir ilişkiye, evliliğe açığım.
BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM!
- peki başka yapmaktan hoşlandığınız şeyler var mı?
Krueger - söylediğim gibi, artık basit bir hayatım var. sıradan şeyler yapıyorum. eğlenmek için lunaparka gidiyorum, sinemaya gidiyorum. annemlere giderim sık sık. bir de tabi en önemlisi ben de okuyorum. hatta sırf ben değil annem babam, dayım giller, kuzenlerim falan ailecek okuyoruz.
- teşekkür ederiz. peki son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Krueger - bir gece ansızın gelebilirim!
Etiketler: türkçe diğer aile blog blograzzi resim müzik Yorum yemek yaşam google Film Atatürk hayat risk kültür din Toplum sinema haber para ekonomi internet bilgisayar doğa tarih resimler emo şiir tart çikolata indir bilgi feed blogger ege öğrenci okul iş bulma başarı art kitap Oyun Düşünce dantel Takı örgü karikatür eğitim php Ağlı telefon ışık bebek anne aşk sevgi tabu hayal rap insan televizyon yazar Dizi lake lan Kasa Wallpaper TV psikoloji beden makine analiz dünya iş İstanbul hikaye arkadaş pazar algı borsa ev üretim şiirler deniz destek doktorlar dvd çeviri süt tuz yağ su mail youtube Cumhuriyet genel çizim Türkiye yardım ağaç canlı edebi şar yeşil köy üniversite korku lg sokak DIY kelime kelimeler c site tanıtım yama program mimari hayvan çin yarış ilan pr Mutfak çocuk image yazı hediye erkek saç şapka Ayakkabı Bahçe Elbise gazete rüya lise radyo kek marka masal filmler Güzel firefox restoran oyuncu kitaplar ney Sözler Basın düş kış ekonomik belgesel Bursa Köfte yalnız arama blogspot dantel örnekleri elişi yazma albüm tuzlu tatlı balık et reçel şiş ayet Vecize söz tavsiye ALLAH nur çocuklar url umut boğaz türk filmleri oyuncular yönetmen vizyon diş araba RSS hoparlör tuş uygulama net ekin mimar ateş kayıt 2008 agresif emir uyku sabah arabalar Elveda Rumeli dükkan spo bugün ders sevgili röportaj muhabbet Pars çocukluk duru yeni emekli oto auto hizmet sahaf olay alem zaman gül güz Gece kar çay dil UK ram plan kedi dant el örnekleri dante oya lif şal model çorap eren dua dini eliş eylül utube ep lp klasik ayak tur doğum ölüm it Tartışma akıl basit mim kuş işleme örnek tığ yün yuva rahat anı Doğal buluş kart Zan gariplik çaba anlam mana telaş zen cam aptal amaç sıkıntı acı evlat doktora tasarruf Ca fen gereksiz asa dns telefonu heyecan yazmak okumak OST OVA ben sen yayın açıklama eski uç yol mu Kekler otobüs 4x4 Mercedes hastane doktor tren metro zihin Hp hissetmek psikoloj fiş öZLEM sahip şebeke aykırı renkli alp erkekler gündelik tıkla Kadı saat amd atom ekran ilk renk uydu çelik huzur arabesk boncuk alkol fal ilişki keyifli nasıl sevg bilgiler yağmur Aşık bana başka beni değil gibi göz gözlerin gün Her iki kan kara mavi nesin Rüzgar Sana seni ve wiki yeter yg yüz zeus eller gözler ömür ms alabalık bedel kırmızı kız kurbağa ırak
İslam dünyasının en önemli hekimlerinden Haris b. Kelede’nin de tıp tahsilini yaptığı İran’daki Cündişapur hastane ve tıp okulunun “bimarhane “ adıyla [...]
Tuğranın Tanımı ve Özellikleri
03 Eylül 2009 Perşembe 01:42
Tuğra farklı kültürlerde yer almayan ve sadece Türk Kültürüne ait olan önemli bir kültür değerimiz olarak hala ayrıcalığını korumaya devam ediyor. Osmanlı döneminde padişah isimleri ile öne çıkan Tuğra, günümüzde farklı tarzlarla yaşatılmaktadır.
Tuğra , Osmanlı sultanlarının gözalıcı kaligrafik nişan veya arması, bir çeşit imzasıdır. Sultanın ve babasının adını ve çoğunda el muzaffer daima dua ibaresini [...]
Türk Kültüründe Temizlik ve Sağlık
03 Eylül 2009 Perşembe 01:11
Temizliğin sağlığımızdaki yerini hepimiz takdir ederiz. Tarih boyunca bir çok millette rastlanmayan temizlik anlayışı ile hamamların yapılması ve her insanın kendi evinin önünü temiz tutması, günlük temizliğe önem vermesi Türk Milletini sağlık için temizliğe verdiği önemle öne çıkarmaktadır.
Avrupa milletleri sağlığa zarar veren şeylerden kaçınmayı ve temizliği Türkler’den öğrenmişlerdir.
Avrupa’da salgın hastalıkların kol gezdiği ve Avrupalıların temizliğin [...]
Türk Kültüründe Cömertlik
03 Eylül 2009 Perşembe 00:51
Türk Milletinin genel karakterini yansıtan en önemli özelliği cömert olmasıdır. Bu nedenle cömertliği abartan başka bir millete de rastlanmamıştır. Kültürümüzü her boyutu ile ele almalı ve günümüzde kaybettiğimiz değerlerimize yeniden hayat vermeliyiz.
Türkler karşılık beklemeksizin çeşmeler yemekhaneler misafirhaneler hanlar mektepler yaptırmışlar; bu amaçla vakıflar kurmuşlar; üstelik yaptıkları yardımlarda din ve millet farkı gözetmemişlerdir.
Türkler’in en fakirinden en [...]
Türk Tarihi ve Kültürü
02 Eylül 2009 Çarşamba 02:00
İslamiyet Öncesi Türkler
Türkler, dünyanın en eski, asil, büyük devletler kurup, pek çok ünlü şahsiyetler yetiştiren medenî milletlerinden biridir. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in Türk adlı oğlunun neslindendir.
Tarihî şahıs, boy ve millet adlarının oluşumuna göre, Türk kelimesinin aslı “türümek” fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında “türük” ve nihayet hece düşmesiyle “Türk” kelimesi [...]
16.Türk Tarih Kongresi Toplanıyor
02 Eylül 2009 Çarşamba 01:07
Türk Tarih Kongresi toplanıyor. Kongrede Türk Tarihi ile ilgili eski dönemlerden cumhuriyet dönemini ilgilendiren bildiriler sunulacak. Tarih bilimine ve Türk Tarihine ışık olması dileğiyle, kongreye yer alacak tüm katılımcılara başarılar dileriz.
Türk Tarih Kurumu Daveti:
Sayın Meslektaşımız,
Birincisi 1932 yılında, Kurumumuzun kurucusu Atatürk’ün koruyucu başkanlığı altında başlatılan ve amacı Türk ve Türkiye tarihine ait orijinal bildirilerin sunulduğu, Türk [...]
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eylül 2009 Çarşamba
Gerçekler ve Filmler
Etiketler:
baklava,
dekorasyon,
depresif,
ev güvenlik,
güzellik,
hissetmek,
içki içmek,
İncil,
insan,
internet,
keyifli,
Kişisel,
koleksiyon,
kontör,
köpek,
kültür,
Kültür Sanat,
makale
22 Ocak 2009 Perşembe
Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı
i'm bery blog
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim... O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken "yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek" diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum...
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen... Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende "benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil" dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar...
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da "bak bu da farklı bişe :) " diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız "hadi yemek yemeye gidelim hep beraber" dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. "Oha! Noluyo Lan!" dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. "Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!" diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. "Hadi iyi akşamlar arkadaşlar :D " dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan "sanada" dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken... Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi...
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. "Kanka ayağı g*t ayağı.." olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz...
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi... "Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer.." Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. "Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun" demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk "ayrıldık gibi bişe" dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :'( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim... İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki "ben seninim" gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki "sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum" der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda "ben burda ineyim.." dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve "bayanı istediği yere görür müsünüz?" dedim.. Onun ağzından "Çok güzel bir akşamdı.." cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende "Evet güzeldi.." dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra "eve gidince mesaj at bana" felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. "Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor" felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008'den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. "Burda dursam sorun olmaz dimi?" dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi'den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs... Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim :) Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo "Nargilede içeriz dimi?" "Bende nargileyi seviyorum" felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti "Bery bende içsem nargileden biraz (: " cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra "Al sen devam et Bery.." dedi.. "Hani lan seviyodun, hep içiyodun :D" dedim.. "Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim." felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz... Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. "Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?" dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki "Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman.." dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten :D ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti... Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen "gözlerin bugün çok güzeldi.." "böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo" gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah :P :D
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi...
Evet, gerçektende çk sevmişti onu... Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde "Aradığım kişi.." tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi... Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi... Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında "sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz" diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti... Ağladı, apladı, ağladı... Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4'lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum... Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu... Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın "Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi.." demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız "krallar gibi çalışıyorsun" dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında...
- Amerikada Bill Gates'e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde...
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim... Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk... Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. "Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler.." diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar... Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu... Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı...
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler... Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak'ın duyduğu "Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin.." cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk'in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk'in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi "Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!" dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk'in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk'inde Burak'ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk'ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak'ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce... Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman'nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman'ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti... Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti... Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için "Şuna bak :S gösteriş yapıyor!" söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik... Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. "Belki" derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi... Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi'ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi'deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size "illede favorilerinize ekleyin, oylayın" demiyorum. Gönlünüze göre takılın... Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme "Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?" diyorum. O da bana "Biz yedik torunum.. Siz yiyin." diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana "Bery gel seninle işe gidelim" diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. "Burası ne zaman mezarlık oldu baba?" diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam "Konuşma! Hadi kazmaya başla." diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. "Baba kimin için bu mezar?" diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken "Bery üzerime toprak atmaya başla" diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. "Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!" diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. "Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu" diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. "Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş" cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende "Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum" diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum... Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. "Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım.." diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten...
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur "Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün" diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim... ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog'unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda "en sevdiğiniz mekanlar". Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. "Hay hay efenim" dedim bende...
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv'ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar - Kız Kulesi'nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek...
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım "Abi kapıyı açar mısın?" dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009'da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen "Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?" diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde... "Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr.." derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür "Babam geliyor ben eve gidiyorum!" diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık... Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle...
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum... Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı... Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise "Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?" diye izin istiyor. Bu mu teknoloji... Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. "Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler..."
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. "Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?" "Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi.." Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer... Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş... Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji...
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi'nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış... Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada :Pp "ahhh çok güzel bi tema" diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112'yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer "oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel" dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. "Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi" dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. "Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?" diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim "kafa dinliyeyim biraz" diyordum ki bu tamayı Hamdi'nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger'da profesyonel değilim. Birde ben "şu konuda profesyonelim" diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem :P
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i'm bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007... 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya... Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. "Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi" dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. "Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez" dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle... Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim... Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa'nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti :D) "Lan gecenin bu saatinde kim bu :S." "Sıçtılar keyfimizin içine" dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş. :) sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu :D Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen "Ben sarhoş değilim" dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, "Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum :( offf" dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. "Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa :(" diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3'e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet... Adım gibi hatırlıyorum... Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran "Karnen iyi gelirse alacağım" "Derslerine çalış sana bisiklet alacağım" cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime "Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam." derdim. Oda gülümseyerek "Evet.." derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım... Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına "Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?" gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı "Eve gel." hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte... Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı...
.
Bayanlar... Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. "Kızımız rahat yaşasın" düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor... Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken... devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın...
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum "Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?". Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. "Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım" "Bu adamda hiç vicdan yok mu?" "NE biçim insan bunlar?" "İnsan olan bunu yapmaz!" "Kadına, çocuklarına yazık!" deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma... İçimden "Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!" dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! "Ayyy bu çocuk çook karizmatik.." "Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır.." "Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle" gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ... Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz... Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. "Alsan alınmaz, satsan satılmaz" konumuna düşersiniz sonra...Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir...(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, "git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak" dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum... Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: "Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan". Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa... Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde "bu kızı kendime ayarlim iyi olur" "tam benlik kız ha" felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. "Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez" gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı... Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde... Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören "bunlar sevgilidir" derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya.."eee şey.." "sen bulunması zor bir arkadaşsın" "uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum" gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi... Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti... Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış... hatta bir ara mesajlaşmıştık "evimizi taşıyoruz" demişti. Demekki nedeni oymuşş... Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni...
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin...
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ... İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya...
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs... Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli... O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa...
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. "Bery şu ne lan sen bilirsin" "Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın" "Olum göstersene lan kağıdını" gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım... Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok...
Quiz oluyoruz, kurstayız... Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak "Şu şöyle,hemen düzelt" "Bu neydi yaa.." "Neden değiştirmiyosun, benden baksana" gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde "Ne kadar biliyorum?" sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. "Bunu yanlış yapmışsın düzelt." "O öyle değil böyle olcak" gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı....
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. "Bok mu var? Ne bakıyon" dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman - part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor... Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman "Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba" deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
...
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında... Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait... Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır... Neriman Semihe "Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!" der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan... Gerildim bak... Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor...
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten... Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman'a "kafana sıçım, akılsız" diyorum...
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki "birde ben yapayım bunu"... Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea :D ) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber... Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları... İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Sadece Senin Olmak
22 Ocak 2009 Perşembe 12:45
Nerden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum değerli okuyucu.. İnan o kadar mutluyum ki anlatamam.. Uzun süren yalnızlığımı bozacağım!..
İlk buluşmamızda olanları daha önceki yazılarda size anlatmıştım. Gayet güzel bir buluşmanın ardından ikinciside geldi.. İkinci buluşmamıza doğru mesajlaşma işimiz dahada arttı. Telefonumdaki beleş dakikaları daha onun için kullanmaya başlamamıştım buluşana kadar.. Buluşma birincisi gibi aynen devam etti diyemicem çünkü bu buluşma ilkine göre daha güzeldi. Yine aynı yerden aldım onu, aynı şekilde taksiye binip gittik mekanımıza.. Aynen oturduk konuştuk doya doya.. Gerçi yetmedi o zaman dilimi ama olsun..
Bu buluşmada daha çok ben kendimden felan bahsettim... O bi konu açıyodu ben bişeyler söliyodum felan işte.. Öyle böyle devam ederken evden aradılar bunu.. Arkadaşları felan gelmiş.. Erken kalktığımızı zannetmeyin yine takıldık biraz sonra kalktık gittik..
Buluşma güzel geçti demiştim.. Bu sefer yine taksiye bindik ama ben evine kadar bırakmaya karar verdim.. İnan okuyucu, takside giderken "yol hiç bitmese.ç hep böyle göz göz diz dize sohbet etsek" diye dua ediyorum.. Ben kendimi dobiye acayip bi şekilde kaptırdım ya.. Gelsin yanıbaşımda otursun.. Saatlerde doya doya bakayım ona.. Sevsin beni ölünceye kadar, hep beraber olalım istiyorum. Her dakika sesini duymak, onun başını göğsüme yaslayıp saatlerde hayaller kurmak istiyorum...
İkinci bulşmadan sonra daha sık mesajlaşmaya başladık.. Smsler suyucu çekince bende aramaya felan başladım.. Onun şirket hattı üzerinden iletişim kuruyoz. Kendi hattı normalde Turkcell.. Şirkette buna faturalı avea vermiş.. Avea üzerinden konuşuyoruz mesajlaşıyoruz felan.. Bende bi tane fazladan avea hat vardı.. Kapanmıştır belkide. Kontür alıp açtırıp ona vercem. Şimdi şirketin hattını kulanıyo ya sonra sorun çıkartmasınlar.. Sonra gider döverim ben dobinin patronunu felan olmaz yani..
Dün kadıköye gittim, bir işim vardı onu halletmek için.. Gittim hallettim dönüşte aradım bunu.. 66 Dakika beleş sürem vardı, hepsi bitti.. Kontürde azaldı, smsler zaten suyunu çekti.. Ne yapcam bilemiyorum ya.. Kontür almam lazım acilen... Gerçi 66 dakikanın hepsini dobide harcamadım ama nerdeyse yarısı ona gitti dün.. Onunla konuştum sonrada Ankaradaki kankamı aradım onunla felan konuştum.. Anlicanız dobi ile olacak.. Başka bişe demeye gerek yok..
***
Yukarıdaki satırları yazarken gayet huzurlu ve mutluydum.. Şimdi ise mod değiştirdim diyebilirim.. Kendime hakim olamıyorum. O yawşağı gidip sikinden tavana asmak geliyor içimden.. Daha önceden bi ipnenin dobiye yawşadığını söylemiştim ya.. Bu eleman bugün dobiye söylemiş.. Sendne hoşlanıyorum felan diye.. Ulan seni bi s.kerim.. Sen kimsin lan :@ :@ Sinirlendim ama dobi ile konuşurken bunu belli etmemeye çalıştım.. Dobi durumu sadece bana söylediğini söyledi.. Buda birisinden hoşlanıyomuş. Bende "benimde birşeyler diyesim var şuanda zamanı değil" dedim.. Bir ara dobim ile buluşup Gülhanede gezcez.. O zaman söylemeyi düşünüyorum durumu tamamen.. Mutlu bi şekilde girdiğim Gülhaneden umarım dünyanın en mutlu insanı gibi çıkarım.. Bana dua edin arkadaşlar...
Seni Bakışlarımla Döverim Ben
19 Ocak 2009 Pazartesi 01:30
Son günlerde sinirlerim iyice bozuldu.. Öküz gibi bön bön sağa sola zorla gülümseyerek bakan birisi haline geldim desem ihç yalan olmaz.. Eyy okuyocuu! Duy feryadımı..
İnan gerginim ve keyifsizim bu satırları yazarken.. Dobi benim sinirlerimi gerdirmeye başladı.. Ulan kendimi bazen şanslı bazende uzaylı gibi hissediyorum. Bişe sorar kendime göre en uygun cevabı veririm. O da "bak bu da farklı bişe :) " diye cevap yazıyo. Lan ben gökten mi düştüm.. Bana göre çok normal şeyler ona göre çok farklı. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız sanırım.. O aydan geldi bende doğma büyüme dünyalıyım ya da tam tersi durum.. İnan bazen sinirleniyorum..
Aslında sinirlenme nedenim bu değil.. Kendimi marjinal birisi gibi hissetmeme neden oluyo dobi.. Ona göre farklı birisiyim. Gece saat 1 gibi film seyretmem, kitap okumam, tv izlemeyi sevmemem, tvde de izlersem nadiren reklamları izlemem, çok iyi olmam, zeki olmam.. Ona göre say say bitmez aq. Bok mu var bende anlamadım..Herkesin yaptığı şeyler lan bunlar.. Gerginim ondan birazda küfürlü yazıyom okuyucu kusura bakma vala..
Asıl kızdığım ve beni geren konuya gelcem.. Elemanın birisi dobiye yawşıyo.. Bildiğin asılıyo.. Hadi arkadaşım asılıyosan söyle bizde ona göre hareket edelim. Sevgili olduysanı haberimiz yok ise söyle bilelim.. Geçtiğimiz cumartesi günü kurs çıkışu arkadaş ortamımızdaki bi kız "hadi yemek yemeye gidelim hep beraber" dedi.. Geniş bi arabası olan arkadaş var, sağolsun aldı bizi güzel bi yere götürdü.. Yemeğe geçtik siparişleri verdik.. Dobi karşımda onunla oturuyo. Yanyana oturdular.. Banane otursunlar umurumda deil.. Bunlar elele tutuştu felan.. "Oha! Noluyo Lan!" dedim.. Beraber misiniz dicektim şimdi ayıp olcak.. Neyse banane aq, isterse kucak kucağa otursunlar ama bana dokunan dobinin yaptıkları.. Ulan dobi! Ya ben öküzüm yanlış anlıyom ya da sen öküzsün başkasına yawşıyon.. Ben kıskanırım arkadaş.. Biri ile birşeylere başlayacaksam ona kimse dokunmicak..
Bilmiyorum ama öyle bir kıskançlık var bende.. Benim o anı gördükten sonraki bakışlarım değişti.. Bakışlar sert gergin moduna getirildi efenim.. Yemeğimizi yedik.. Ardından bir sigara istedim dobiden yaktım içtim bi tane.. Beklenmedik bir şekilde çay servisi geldi.. Aq sigarayı bıraktım kursa başladıktan sonra içmeye başladım yine.. Neyse çay ile bi tane daha içtim sigara.. Bakışlar değişmedi. Dobi, ben ikinci sigarayı içerken çocuktan ayrıldı.. Bakışları felan deişti onunda.. Gergin, üzgün gibi bakıyodu.. Masadaki diğer arkadaşlarda mesajlarla uğraşıyolar, filmler hakkında konuşuyolar felan. Benide konuşmaya katıyolar, aq zorla gülüyom resmen ama varya.. Yanımdaki elemana bi kafa atcaktım nerdeyse.. "Yeter ulan! Zaten derdim var.. Gidin başımdan!" diyesim geldi ama yanımdaki elemanın suçu ne..
Yemeği yedik ordan ayrıldık.. Arkadaş arabası ile evime yakın bi yerde beni ve diğer arkadaların hepsini orda bıraktı. Zaten genelimiz aynı bölgede oturuyoz, sadece dobi farlı yerde.. Oda bizimle indi.. Diğer kızla kuaföre gidip saçlarını felan kestirceklermiş.. İndik hep beraber biraz yürüdük.. Üç erkek, iki kız olarak 5 arkadaş yürüyoruz.. Kızlar bi yere gidecek erkekler bi yere. Öyle bi yol ayrımına geldik.. Diğer kız iyi akşamlar dedi geçti bi kenara. Onunla vedalaştık.. Sıra dobiye geldi. "Hadi iyi akşamlar arkadaşlar :D " dedi.. İbnece sırıtarak elini uzattı. Ben hiç ciddiyetimi ve islifimi bozmadan "sanada" dedim. Zaten sinirli ve gerginim. Ona yawşayan elemanda yanımda.. Ben kendi yoluma doğru yöneldim. Bu eleman gitti kızla yanak yanağa öpüştü felan sonra ayrıldık..
Bende o sırada kardeşimi aradım, daha doğrusu önce o beni aramıştı.. Ben arkadaşlardan ayrıldıktan sonra nargile içebileceğim bi yere gidecektim kardeşimi aradım tekrar.. Ben gittim oraya sonra oda geldi takıldık felan işte..
Anlicanız ne bok yediğim belli değil. Hayal gücüm kendince iyidir.. Çok hayal kurarım. Sikim öyle hayalleri.. Ne yapsam bilmiyorum.. Ben sadece beklicem.. Birce şunu söylim ya hazır aklıma gelmişken.. Hani ben dobi ile bir ara buluşmuştum ya.. Şimdi bi daha buluşalım diyo ama bu sefer senden bahsetcez felan diyo.. Bende belki olur felan dedim. Aq zaten sıçtın resmen beynime ortada hiç bişe yokken... Belki bu hafta içi yine önceki gittiğimiz yere beraber gider ve takılırız. Bak bu yazıyı yazarken ara ara msnden yazdı felan konuştuk. Şimdide cepten mesaj attı.. Hadi hayırlısı be.. Kendi görüşümcede dobi o kadar fena değil.. Teyyarecimin dediği gibi en azından denemek gerekir diye düşünüyom ben.. Beni bi kız etkilemek istiyosa etkiliyici iki bakış atması yeter vala.. Bakışları çok güzel dobininde.. İlişkilere sadece bel altı amaçlar için başlayan birisi değilim.. Hatta dobinin böyle bi amacı varsada başlamadan biter o olay zaten..
Son olarakta bi müzik eklim. Bana gelen göndermelerden birisi...
Neler Oluyor Bana?
16 Ocak 2009 Cuma 18:54
Geçen gün kırmızılının blogunda okumuştum.. "Kanka ayağı g*t ayağı.." olayını.. Sanırım benim durum g*t ayağına dönecek gibi.. Konu tabii ki de dobi.
Geçen hafta sonu kurstan bir arkadaşın doğum günü pastasını yeme macerasından sonra hafta içi ilk defa beraber buluştuk.. Baş başa güzel vakit geçirdik.. Bunun bi sevgilisi var uzun zamandır beraber olduğu.. Kurs saatleri dışında dobi ile msnden konuşuyoruz hemde cepten mesajlaşmaya başladık. Gündüzleri ikimizde çalıştığımız için genelde msnden ara ara görüşüyoruz.. Geceleri ise adeta bizim en güzel zamanlarımız gibi bişe oluyo.. O bişe yazıyo konu açılıyo, uzuyoda uzuyo.. Mesajlaşıyoruz...
Bazı şeylerde yardımım çok dokunuyo ya da çözüm önerilerim onun çok işine yarıyo demek ki bana kurtarıcım diyor. Tatlım, canım, cicim, kurtarıcım felan derken iyice samimileştik.. Ben tırsıyorum. Neden mi? Puccayı takip edenler varsa belki bilir. Bu kız çok güzel bişe demişti.. Aynen bende yazıyom bak şimdi... "Ben bir erkekten hoşlanır ve arkadaşımda hoşlanırsa o erkekle çıkarım. Bu bir mağazada bir elbiseyi ikimizinde beğenmesine benzer ve elbiseyi ben alırım. Birde asla arkadaşlarımın sevgilileri ile çıkmam.. Neden mi? Çünkü bu, kızın evine gidip dolabından elbisesini alıp giyinmeye benzer.." Vala bu kızı bu cümlesinden dolayı alnından öpüyorum.. Çok güzel söylemiş.. Bende sevgilisi ile arkadaş değilim ama çocuğun dolabından gömleğini giyinmiş gibi olmak istemem..
Şimdi dobinin sevgilisi var dedim ama bununla araları hiç güzel değil.. Kızın ona karşı zerre kadar güveni kalmamış.. Beraber buluşmaya gittiğimizde bana sevgilisinden bahsedecekti, sonuçta buluşmaya gittiğimizde ikimizde sıradan iki arkadaştık.. Bu sevgilisinden bahsetti biraz.. Sevgilisi dobiyi aldatmış.. Kızda bunu kaldıramamışş. "Eğer benden başka birisine aşık olursan, ben aradan çekilirim mutlu olursun" demiş dob ama bu dengesiz aldatmış işte.. Kızda güvenmiyo işte. Ayrılmalarına ramak kalmış durumda.. Nerden biliyosun dersen, görünen köy klavuz istemez.. Birde bu yazıya başlamadan önce msnden konuştuk "ayrıldık gibi bişe" dedi bana.. Şu sıralarda da bana gönderme yapıyor, farkındayım.. Benden hoşlanıyor, açık bariz ortada.. Bende emin değilim ya :s.. Zamanında yediğim darbeler yüzünden çok acı çekmekten korkuyorum.. Gerçi bu kız onu yapmaz ama..
Kişisel olarak ciddi, nerde ve nasıl konuşması gerektiğini bilen, boş boş konuşmaktan nefret eden, boş ve çok konuşanları yerine göre umursamayan, kendince yakışıklı ve karizmatik birisiyim.. Kendimi övmüyorum.. Herkesin bir kusuru vardır.. Belki bana göre böyleyim ama başkasına göre kim bilir nasılımdır. ama şunu söyliyebilirm, şimdiye kadar arkamdan bir tek kötü kelime dahi söyletmedim bundan sonrada söyletmem umarım.. Kendimide böyle bazen çok kaptırıyorum.. Birisi benden hoşladımı bende ona doğru ilerliyorum.. Kendimi alamıyorum ama kontrol etmem lazım kendimi.. Artık yoruldum.. Uzun zamandırda yalnızım.. İnan ki yalnızlık kadar kötü bişe yok :'( Ankaradaki kankam, İstanbuldaki üniversiteden arkadaşlarım, İzmirdeki çocukluktan arkadaşlarım olmasa ben bir hiçim.. Evet ben bir hiçim... İstanbulda yakın çevresinde kuzenleri ve amcaoğlullarından başka kimseyle takılmayan birisiyim.. Kafasına s*çtığımın kuzenim yüzünden diğer arkaşlarımla aram açıldı. Şimdi hiç görüşmüyoruz bile.
Ben ne yapcam bilmiyorum.. Kız ile buluşmaya gittiğimizde onu almak için gittiğimde ilk defa yanak yanağa öpüştük.. (dobi ile ilk o zaman oldu.. normalde herkeslede öyle öpüşmem, tokalaşmak yetiyo..) Biraz yürüttüm onu, koluma felan girdi.. Hava yoğmurluydu biraz, düşmemek için.. Arabam olmadığı için bi taksiye bindik ve istediği yere gittik.. O benle konuşurken bende onun gözlerine bakıyorum.. Beni bitiren hep gözler olmuştur.. Bir kişinin duygusunu düşüncesini tahmin edebiliyorum bazen, o anda ki.. Sanki "ben seninim" gibi bakıyordu bana.. Ama o başkasınındı.. O anda başkasına aitti.. Sanki "sevgilime hiç güvenmiyorum.. ondan ayrılıp seninle olmak istiyorum" der gibiydi.. buluşmamızda sadece o dengesiz sevgilisinden bahsetmedi.. Anılarımızı dertlerimizi felan anlattık birbirimize.. Çok güzel bir şekilde sohbet ettik, yeidk içtik..
Saat ilerleyinde kalkalım dedik.. Daha doğrusu bana kalsa belki dahada otururduk ama inan ki zaman o kadar çabuk akıp geçtiki anlamadım.. Yine bi taksiye bindik, evimize doğru gittik.. Yol üstünde eve onun evine doğru giderken benim evim daha yakın.. Bende evime yaklaştığım anda "ben burda ineyim.." dedim. Cebimden çıkartığım parayı taksiciye uzattım ve "bayanı istediği yere görür müsünüz?" dedim.. Onun ağzından "Çok güzel bir akşamdı.." cümlesi çıktı.. Tokalaştık felan bende "Evet güzeldi.." dedim arabadan indim.. İndim sonra pişman oldum indiğime ama ne yapcam bilemedim.. Neyse ben indikten sonra "eve gidince mesaj at bana" felan dedim o da evine girince haber verdi.. Takicide bizi sevgili sanmış (: Kıza nasisat felan vermiş.. "Kaçırma o çocuğu. İyi birisine benziyor. Belli ki seni seviyor" felan demiş.. Sallamışsın be amca (:
Neyse öyle böyle devam ediyor işte hayat.. Sence Neler Oluyor Bana?
Yeni Yakın Arkadaşlıklar
14 Ocak 2009 Çarşamba 01:43
Yeni sayılmazlar pek.. Kasım 2008'den beri her hafta sonu mecburen görmek zorunda kaldığım kişiler bunlar.. Kendimi daha fazla geliştirmek için gittiğim bir kursta tanıştım onlarla.. İyi niyetli, olabildiğince samimi bir arkadaşlık ortamı var kursta..
Kursta gereğinden fazla kız var.. Sınıfta toplam 10 kişi varsa mesela 7 tanesi kız.. Bende böyle çok kızlı ortamda durmayı sevmiyorum.. Rahat edemiyorum ama alıştım artık.. Kurs ilk başladığı zamanlarda oluşan bir arkadaş ortamı var o devam ediyor.. Hatta sınıftaki en etkili arkadaş grubuyuz diyebilirim.. Bütün etkinlikleri felan biz yapıyoruz. Bizden çıkıyor fikirler.. Diğerleri ot gibi gelip gidiyor, zaten sınıftaki herkeslede öyle muhabbetim yok. Sadece selamlaşırız o kadar.. Küçük gördüğümden felan değilde fazla konuşmam, yerinde konuşurum ondan.. Zaten çoğu kız.. Ne tür konu açıpda konuşayım..
Kurs ilk başladığı sıralar.. Tenefüste dışarı çıktım ben.. Girişte bekliyorum, biraz hava alayım dedim.. Ders saatleri uzun.. Bi kız elinde bir bardak çay ile geldi yanıma doğru.. "Burda dursam sorun olmaz dimi?" dedi geldi yanıma.. Biraz konuştuk felan.. İlk arkadaşım bu kız oldu.. Ardından biz ordayken 2 tane daha çocuk geldi.. Bide iki kardeş var kursta.. Bi kız bi erkek.. Bunlarda geldi yanımıza.. Böyle oluştu bizim ortam.. Hep bu kişiler ile beraber takılmaya başladım. Bir-iki hafta sonrada bir kız daha dahil oldu yine bizim takıma.. Onunlada hemen kaynaştık..
Kurs başlayalı nerdeyse bir ay olmuştu, ondan sonra hep beraber arkadaşlarca toplanıp bir yerlerde takılmaya başladık.. Bi kız var kurstan.. Şuanda aramız oldukça iyi.. Samimileştik iyice.. Böyle sevgili olayı değil yanlış anlamayın sadece iyi anlaşan iki arkadaşız.. Ben buna dobi diyeyim.. Çünkü bundan sonra bu kızdan bahsederim heralde.. Herneyse bu ilk buluşma fikride dobi'den çıktı.. Kız kendince aktif işte.. Benden çok sosyal hayatı olduğu kesin ama (:
Bu şekilde yedi kişi felanız hep beraber takılan.. Yani kafa dengi yedi kişiyiz.. Biri muhasebeci, biri öğretmen, biri elektornikci biri bilmem ne vs vs... Seviyeli ve güzel bir arkadaşlık ortamı var.. Ben biraz dobiden bahsedeyim :) Kız matrak..
Sevgili okuyucu.. Bildiğin gibi ben nargileyi severim.. Hoşuma gider içmesi.. Bu da ilk buluşmada böle diyo "Nargilede içeriz dimi?" "Bende nargileyi seviyorum" felan.. Gittik o akşam bir cafeye.. İlk önce birşeyler yeyip içtik ardından nargile istedik. O kadar kişi arasında onla ben içiyoz nargileyi. Sigara içen 2 kişi var biriside dobi.. Sigara dahi içmiyo millet (: Ben aldım nargileyi içmeye başladım.. Aradan biraz zaman geçti "Bery bende içsem nargileden biraz (: " cümlesini dobiden duydum.. Bende nargileyi ona verdim içsin diye.. Bu bir-iki-üç çekiyo.. Biraz sonra "Al sen devam et Bery.." dedi.. "Hani lan seviyodun, hep içiyodun :D" dedim.. "Yaa başım ağırmaya başladı ondan içemedim." felan dedi ama ben yemedim.. Beş dk nargile içmekle baş ağırmaz... Ben bazen saatlerce içiyomda bişe olmuyo ona noldu 5 dk da..
Geçtiğimiz cumartesi akşamıda güzel bir ortam vardı.. Kurstan bir erkek arkadaşın doğum gününü bir cafede kutladık..Bu yüssüz arkadaş dobiden doğum günü pastası yapmasını istemişş. Dobide dayanamamış yapmışş. Zaten baya hamarat bizim bu dobi.. Banada demişti dobi.. "Doğum günün ne zaman? İstersen sanada yapayım pasta? Neyli seversin?" dedi.. İstedi söyledim doğum günümü ama bende ona dedim ki "Gerek yok yapmasanda olur.. Benim için önemli olan ben söylemeden yapman.." dedim sıyırdım kendimi aradan.. Herneyse.. bu çocuk için dobi pasta yaptı.. O gün kursa getirdi, onu kursun karşısındaki bakkalda buzluğa koydu bu pastayı (: Kursta koyacak yer yoktu.. Çıkıştada hocayıda kafaya alıp gitik bir cafeye.. Pastamızı yedik, eğlendik, yine nargilemizi içtik (yanımda oturan kız devirdi nargileyi o ayrı mesele zaten :D ama yinede içtikk..) sonrada çıktık evimize geldik.. Hocada pastayı yedi gitti... Adamın gitmsi normal evli barklı adam. Çoluğu, çocuğui karısı var..
İşin özü.. Dobi ile aramız iyi.. Yeni kanka adayım olabilir.. Saat 12yi geçtiğine göre bugün diyebilirim sanırm.. Bu akşam saat 7 gibi buluşcaz yine, berabar bi yerde takılcaz.. İfadesini alcam. Derdi varmış (: Bide dobi beni övüp duruyo bazen.. Böyle hava atmayı seven, kendini beğenmiş birisi değilim.. Ona göre ben çok marjinalim. Bazen "gözlerin bugün çok güzeldi.." "böyle ağırbaşlı davranan kişiler çok karizmatik oluyo" gibi çeşit çeşit mesaj atıyo.. Bende sölüyom yapma böyle diye.. Sonra arka bölgemde yükselmeler hissediyorum.. Fazla yükselirse sonra indiremezsiniz alimallah :P :D
Kalan Sağlar Senin Olsun
13 Ocak 2009 Salı 00:16
Çok sevmişti birisini, delicesine sevmişti.. Gözü ondan başkasını görmüyordu. Onunla geçirdiği her dakika onun için paha biçilemez derecede değerliydi...
Evet, gerçektende çk sevmişti onu... Ona kapıldğı zamanlar; ona göre okulun en güzel kızı oydu, kendisine en uygun kız oydu, en güzel ve en sevimlisi oydu.. Nasıl olduğunu anlayamadı, kaptırdı kendisini ona işte.. Onu deliler gibi seviyor ancak bir türlü söyleyemiyordu.. Çok duygusal bir yapısı vardı. Dimdik uzunca boyu, simsiyah saçları, siyah gözleri, haliyle ve tavrıyla ciddi oluşu, yerinde konuşması, gereksiz ve boş konuşmamasıydı onu o yapan. Kendisi bu şekilde birisiydi.. Karşısında oturan deliler gibi sevdiği kız içinde "Aradığım kişi.." tabirini rahatlıkla kullanabiliyordu. Çünkü onu iyi tanıyordu. Hatta sınıfındaki bazı arkadaşlarıda kızı ona yakıştırıyordu.. O birşey söylemeden en yakın arkadaşı dahi fark etmişti bu durumu..
Onunla çok güzel vakit geçiriyordu.. Onunla en çk sınav zamanlarında ders çalışırken beraber oluyordu. Onun dersleri iyidi. Kıza ders çalıştırıyordu.. Kendince zekiydi ama ilerde ne kadar aptal olduğunu anlayacaktı..
Zaman çok çabuk ilerliyordu. Onunla geçirdiği bu mutlu zamanların biteceğinin farkındaydı.. Kızında ona gereğinden fazla bir yakınlık gösterdiğinin farkındaydı.. Belkide kendisini kaptırmasının nedenide kızın ona normalden fazla yaklaşmasıydı.. Onun kız arkadaşları vardı samimi olduğu ama bu başkaydı.. Seviyordu onu.. Mecnun gibi dolaşıyordu ortalıkta.. Onu kaybetmemek için açılmaya karar verdi... Seviyordu, bunu söyleyecekti ama en yakın arkadaşları olan ev arkadaşlarına dahi söylememişti bu durumu.. İlişkisi tam anlamıyla başlamadan kimseye söylemek istememişti.. Bir akşam ona mesaj attı.. Konuşmak istediğini ve onu okulun bahçesinde beklediğini söyledi... Kız gelemeyeceğini ve yurttan çıkamayacağını söyledi.. İkinci defa yine aynı aksilik devam etti, konuşamadı bizim mecnun.. Üçüncü, dördüncü derken bir türlü fırsat bulamadı bu, kıza açılmak için.. Kıza en son mesajında "sanırım benim zamanlamalarım kötü oluyor.. en iyisi sen uygun bir zamanında bana ulaşırsan buluşur konuşuruz" diye mesaj çekti.. Tabi bu mesajlaşmaların arasında günlük hayatta sürekli görüşüyorlardı.. Kız bazen onun evine gidiyor, bazen okulun kantininde beraberce oturuyorlardı.. Zaten her gün sınıfta görüyorlardı birbirlerini..
Bizim kız uygun olduğu bir zamanda mesaj attı bizim delikanlıya.. Delikanlı hemen apartopar hazırlandı ve kızın yanına gitti.. Kızın aceleci bir tavrı vardı, sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi ayaküstü lafa tuttu çocuğu.. Çocuk durumu anlatmaya başladı.. Henüz sözünü bitiremeden kız büyük darbeyi çoktan vurmuştu.. Çocuk duygusal olduğundan dolayı nerdeyse ağlayacaktı.. Gözleri bir anda doldu.. Onun sözünü bitirmeni beklemeden bir iki kelim söyelebildi ve hemen yanından ayrıldı onun..
Onun yanından ayrıldı, evine doğru ilerlerken hüngür hüngür ağılıyordu.. Evine girmeden bir paket sigarasını aldı ve evine doğru ilerledi.. Tabi evine gidene kdar ağladı.. Bir kaldırımın üzerine oturarak sakinleşmeye ve evdeki arkadaşlarının bu durumu fark etmemeleri için kendisini toparladı.. Gözündeki yaşları sildi evinin kapısını açarak eve girdi. Direk odasına gitti ve yatağına girdi.. Ağlamaya devam etti... Ağladı, apladı, ağladı... Gereğinden fazla ağlamıştı o gece.. Böyle birşey beklemiyordu..
Aradan biraz zaman geçti.. O aklına geldikçe hüzünledi ilk zamanlar.. Onun adını dahi duymak çok canını acıtıyordu.. Bu karşılıksız aşktan geriye sadece okul zamanlarında beraber çektikleri bol gülücüklü fotoğraflar, videolar, yaşanan anılardan başka bir şey kalmadı.. Cep telefonunda kayıtlı olan onun numarasını sildi.. Herşeyi yok etti, kendisine onu hatırlatan herşeyi.. Gemileri yakmıştı..
***
Biraz kafam karışık ve canım sıkkın :s o yüzden belki yazıda bazı yerlerde saçma salak şeyler yazmış olabilirim.. Kusurlarımdan dolayı affedin beni. İyi seyirler efenim..
İkinci 4'lü Mim Yerine Ulaştı
10 Ocak 2009 Cumartesi 00:57
Yalan söylemeye gerek yok.. Daha önceden bir blogum vardı. Orda daha çok şiirlerimi, kendimce yazılarımı paylaşıyordum... Bir süreliğini orda yazmayı bıraktım ve burda yazmaya başladım.. Burada yazmak kendimi farklı hissettiriyor bana.. Bu blogda da aldığım ikinci mim bu... Birincisini teyyare göndermişti.. Şimdi ikinciside kırmızılıdan geldi..
Bende istenileni fazla geciktirmemek için hemen bu mim şeysini cevaplayayım dedim.. Herşeye 4 cevap veriliyomuş. Yani bir soru 4 cevap.. Sekiz farklı soruyu cevaplicam şimdi. Aslında verecek o kadarda çok cevabım yok, ama ben yinede birşeyler karalıyayım.. Adet yerini bulsun misali.. Kırmızılıda alınmasın "Adama mim gönderdik.. Gönderdiğimize pişman etti bizi.." demesin, alınmasın please..
Neyse başlayalım cevaplara..
Yaptığım 4 İş
- Doğalgaz ameleliği (evet ciddiyim. lise 1 de iken çalışmıştım. hatta o zaman kazandığım para ile kardeşimin okul masraflarını karşılamıştım.)
- Bilgisayar işi (şuanda yaptığım ve devam ettirdiğim mesleğim. mesleğim tam anlamıyla süper. ama tüm açıklığı ile yazmak istemedim. siz bilgisayarcı olarak bilin yeter.. kötü bir mesleğim var diye yazmamazlık yapmıyorum. mesleğimi ve çalışma standartlarımı duysanız "krallar gibi çalışıyorsun" dersiniz.)
- Başka bir iş yok (hayatım boyunca bu iki işten başka bir işte çalışmadım. her zaman kendi mesleğimi yaptım ve yapmayada devam ediyorum..)
Defalarca İzleyebileceğim 4 Film
- Romantik
- Testere 1-2-3-4-5
- 50 İlk Opücük
- Hayat Güzeldir
Yaşadığım 4 Yer
- İzmir (doğum büyüdüğüm şehir..)
- İstanbul (şuanda yaşadığım şehir..)
- Konya (hiç sevmediğim bir şehir.. üniveristeyi okumuştum bu şehirde de..)
- Ankara (3-4 defa gitim.. her gittiğimde de 3-4 gün felan kaldım..)
İzlediğim 4 Tv Programı
- Amerikada TV için Aptal Kutusu kelimesini kulanıyorlar ve bu Aptal Kutusu Amerikadaki evlerin %98inin evinde var.. Benim elimde olsa evimizdeki televizyonu balkondan aşağı atardım. Tv izlemeyi hiç sevmem.. Şuanda bana Tvdeki en iyi dizinin adını sorsanız ve bilirsen sana 1 milyon dolar vercez deseniz bilemem.. Size tavsiyem Tv izlemeyin..
Tatil İçin Gittiğim 4 Yer
- Antalya (Üniversite zamanımda gitmiştim çok güzeldi..)
- İzmir (İzmirden asla vazgeçmem.. Çeşme bir numara.. Hatta bu yaz Çeşme- Ilıca sahillerinde yüzmüştüm..)
- Başka bir yerde tatile gitmedim..
En Sevdiğim 4 Yemek
- Ezogelin Çorbası
- Yaprak Sarması
- Sebzeli Pilav
- Köfteli Patates Yemeği
Hemen Şimdi Olmak İsteyeceğim 4 Yer
- İzmir sahilleri..
- Ankarada kankamın yanında...
- Amerikada Bill Gates'e rakip bir firmanın müdür koltuğunda..
- Ölmüş bir vaziyette mezarın içerisinde...
Bir Yağmur Damlası Olsam Düşmek İsteyeceğim 4 Yer
- Ege denizine..
- Sevipte kaybettiğim kişilerin mezar taşları üzerine..
- Kanalizasyona..
- Çaresiz bir şekilde yağmur yağmasını bekleyen bir çiftçinin tarlasına..
Cevapları bitirdim.. Bazı sorularda zorlandığımı itiraf etmeliyim... Şimdide işin (bana göre) en zor kısımı kaldı.. Bu mimi birilerine paslamanın zamanı geldi.. Ben bu mimi; mimi çok seven mütemadiyene, çok güzel yazıları olan Siminyaya, samimi yazıları olan Zeugmaya ve yine yazılarını severek okuduğum Hiçkimseye paslıyorum.. Umarım mime cevap verip yazarsınız. Kolay gelsin efenim..
İnsanı Yıpratan Şeyler
09 Ocak 2009 Cuma 02:16
Bir anda aklına geldi, yaşayamadığı onca mutluluk... Her defasında yarım kalan ilişkiler, arkadaşlıklar, alışkanlıklar.. Bazen aklını çok kemiriyordu bu düşünceler. Neden? Bu soruya kendiside cevap veremiyordu..
Gecenin bir yarısı traş olurken gelmişti bunlar aklına. Saçma sapan duygular içerisinde yaşar olmuştu son zamanlarda. Traş olmadan önce şöyle bir kendisine baktı aynada. İki haftadır kesmediği uzayan biçimsiz sakallarını sıvazladı sol eliyle. Normaldede sakallarını bir anda gerildiği ya da bir şeye sinirlendiği zaman sıvazlardı bazen.. Bu defa dertten, sıkıntıdan sıvazladı sakallarını..
Yarım kalan ilişkiler.. Onu hep bu ilişkiler bitirmişti, kendisi olmaktan vazgeçirmişti.. Traş köpüğünü eline sıktı ardından sakallarına dağıtmaya başladı.. Sakallarına köpüğü iyice yedirirken bu düşünceler dairesinde yüzüyordu.. "Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler..Yarım kalan ilişkiler.." diye söyleniyordu sürekli.. Jileti eline aldı, yüzüne bir darbe vurdu, sakalının bir kısmını kesti.. Bu kesilen kısım sanki hayatındaki olumsuz bir anı yok etmiş gibiydi.. Her defasında kendisini suçluyordu yaşadığı bütün olumsuzluklardan dolayı. Ama bazen öyle bir şey yaşardı ki yerden göğe kadar haklı olurdu fakat yinede kaybeden, yenilen o olurdu.. En yakın arkadaşları dahi onu savunur ancak o kendisini dahi savunacak hali kalmamış bir şekilde yenilginin esiri olmurdu..
Kendisince en mutlu anları arkadaşları ile geçirdiği zamanlardı.. Mesleğine aşık bir gençti o.. Uzunca boyu vardı, delikanlı bir yapıya sahipti.. Bambaşka bir ahenkle dalgalanan siyah saçları oldukça gürdü.. Kendini beğenen, bencil, çirkin, pis, kişiliksiz birisi değildi ki onu hiç kimse sevmesin.. Hiç kimse olunla muhattab dahi olmasın.. Aksıne çok daha kişilikli birisiydi o.. Kendince mazeretleri vardı yenildiği zamanlarda söylediği.. Sakalının bir kısmı daha kesti ve yok etti hayatındaki bir kötü anıyı. Adeta sakalı ile birlikte beynindeki yerinden kesip atıyordu o kötü olayları, yaşadığı anıları.. Anılar, kişiler, olaylar, yaşananlar, mutsuzluklar... Bunların hepsi ayrı ayrı sakala vurulan jilet darbeleriyle yok oluyordu adeta hayatından.. Beyninden siliyordu..
Sakalını kestikçe ortaya çıkan teni sanki uzun süredir suyun altında kalan birisi gibi rahat bir nefes alıyordu. Kendiside sakalını kestiği için bir nebzede olsa rahatladı.. Sakalıyla birlikte beyninden kesip attığı anıları bir daha aklına getirmemek için herşeyi yapacaktı.. Cep telefonundan numaraları silecek, bilgisayarından bütün resimleri ve videoları yok edecek, kimseyle görüşmeyecekti.. Başka türlü unutma şansı yoktu çünkü.. Unutmak istediği bir şey hayatının bir anında karşısına çıkarsa yaşadığı zamandan daha çok acı çektirecekti ona. O buna inanıyordu... Söylediklerini yapmazsa daha çok acı çekmeye mahkum kalırdı..
Herşeyi deneyecek ve başarılı olacaktı.. Başka çaresi yoktu. Kendisini buna motive etti ve gecenin bir yarısı olduğu traşın ardından yatağına doğru ilerledi. Kocaman cüssesi ile yatağına uzandı, bir süre tavana bakarak düşüncelere daldı.. Traş olurken ki düşünceleri ve planları aklına geldi tekrar.. Planlarını uygulamaya ve düşüncelerindeki gibi beyninden kesip attıklarını bir daha aklına dahi getirmeyecekti.. Ardından güzel hayaller kurarak, en azından rüyalarında mutluluğu yaşama ümüdiyle uyumaya başladı...
Gerçek Arkadaşlık
08 Ocak 2009 Perşembe 23:02
Klasik bir üvinersite yaşantısından farkızdı hayatı. Kendisi ile birlikte toplam 4 kişi beraber kalıyorlardı aynı evde.. Herşeyleri ile beraber yaşıyorlardı üç oda bir salonlu evde.. Kendilerince mutluydular.. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir şekilde yaşayan ve üniversite hayatının bütün zorluklarını yaşamamak için uğraşan 4 gençti bunlar..
Bir dönem vizeleri bitmek üzereydi.. Onların okuduğu okulda vizelerden sonraki ilk hafta bütün öğrenciler kendilerinde tatil yapar, okula gitmezdi.. Bu duruma hoclarıda alışmış ve yoklama denen şeyi sorun haline getirmiyorlardı.. Henüz vizelerin bitmesine son bir gün vardı ki bu tatsız olay yaşandı..
Cenk ile Burak bir akşam yemeğinden sonra her zamanki gibi bir arkadaşlarının evine doğru yola çıktılar.. Burak gittikleri arkadaşlara sürekli giden birisiydi.. Cenk ise ne zamandır hiç uğramıyordu. Burak ile birlikte gideyimde arkadaşları bir göreyim düşüncesi ile yola çıktı.. İkisi birlikte arkadaşlarına gittiler, kapıyı çaldılar, eve girdiler... Eve gidiklerinde normalde görmeye alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştılar.. Bildiğiniz gibi öğrenci evleri biraz dağınık olur. Arkadaşları kendi evlerini temizlemişlerdi.. Cenk fazla dolaşmadan direk bir odaya girdi ve arkadaşları ile muhabbete ve eğlenmeye başladı. Burakda odaları gezmeye başladı.. Burak'ın duyduğu "Koşun! Acele edin! Bez parçası getirin.." cümleri onu aniden sesin geldiği yere sürükledi.. Burak gördüklerine inanamadı.. Ev arkadaşı Cenk'in bacağından oluk oluk kan akıyordu ve herkes Cenk'in bacağından akan bu kanı durdurmak için uğraşıyordu..
Hemen birisi "Acil bir araba bulun! Hastaneye yetiştirmemiz lazım çocuğu!" dedi.. Burak hemen koşa koşa evden çıktı ve tanıdığı bir kişiden yardım istedi.. O da hemen geldi.. Burak, Cenk ve bir arkadaşı.. Üçü bilikte hastanenin yolunu tuttular.. Cenk'in bacağına arabada olan üçüncü çocuk yanlışlıkla bıçak saplamıştı.. Ama gerçektende bu bir yanlışlık.. İstenilerek yapılan bir şey değildi.. Bunu Cenkde çok iyi biliyordu.. Cenki en yakın hastaneye getirdiler. Orada müdahele yapılamayınca merkezdeki bir diğer hastaneye ambulans ile devam edildi.. Merkezdeki hastanede hemen acil müdahale yapıldı ve Cenki bir odaya alarak yatırdılar.. Burak ve diğer arkadaşıda Cenkin odasında o gece sabahladılar.. Cenkin vize sınavları bitmişti.. Burak ve diğer arkadaşının o gün son vize sınavı vardı.. Sınava girmeliydiler.. Diğer arkadaşı gündüz olunca sınav için okulun yolunu tuttu.. Burak Cenki bırakıp gidemedi sınavına. Cenkin gerçektende çok yardımda ihtiyacı vardı. Ayağa dahi kalkamıyordu.. O sıralarda da öğrenci bursları yattığı için Cenk'inde Burak'ında cebinde gereğinden fazla paraları vardı..
İki gün iki gece beraber kaldılar hastanede.. Hastaneye geldikleri gecede polis onların ifadelerini almıştı.. Hatta eve dahi gitmiş ve evdeki herkesi toparlayıp onlarında ifadelerini almışlardı.. Sorunsuz bir şekilde bu olaydan sıyrılmışlardı.. Burak Cenk'ide alarak hastaneden ayrılacaktı.. Yalnız Burak'ın en çok büyük bir sonunu vardı.. Vizeye girememişti.. O derste bölümünün en önemli derslerinden ve dersten kalırsada okulu uzayacaktı.. Çok riskli bir vizeyi kaçırmıştı.. Doktorlardan bilgi aldı ama malesef onlar hiçbir şekilde yardımcı olamadı.. En azından refekatçı kaldığını gösteren bir belge dahi alamadı..
Burak hastane masraflarını ödeyerek Cenki aldı ve hastaneden çıktılar. Hemen gerekli ilaçlarıda aldı.. Ardından da evin yolunu tuttular beraberce... Burak arkadaşına üzüldüğü kadar giremediği vizeyide düşünüyordu.. Okula gitti hocalarıyla konuştu.. Hocaları ile arası iyiydi. Tanıyorlardı onu ama hiçbir şekilde yardımcı olmadılar.. Burak sonuç olarak o vizeye asla giremedi..
Final zamanı geldi çattı.. Burak deliler gibi o dersin finaline çalşıyordu.. Cenkde Burakın giremediği vizesi için üzülüyordu.. Burak finale çok iyi hazırlandı. Final sınavından yüksek not alarak şartlı geçiş durumuna düştü.. Ortalamasıda yüksek olduğu için o dersten kalmadan sıyrılmıştı.. O kadar çok sevindi ki.. Sonuçta okulu uzamamış, dersten geçmiş ve hemde arkadaşı sağlığına kavuşmuştu..
(şarkı başlarda biraz kötü ama sonra düzeliyor..)
Neriman part2
06 Ocak 2009 Salı 02:19
Nerman ne diye sormayın. Bu konu hakkında önceki bilgileri bu yazımda söylemiştim sizlere. İlk yazının devamıniteliğinde bu. İnanın hiç yazasım yok bu konuyu ama madem ilk parçasını yazdık ikincisinide biraz geçde olsa yazayım dedim..
Neden yazasım gelmiyor? Ulan romanın suyu çıktı. Romandaki Neriman'nın yaptıkları iyice sinirlerimi bozdu. Kitaı okumayı bitireli oldu baya ama anca yazasım geldi. Birde dün akşamdan beri evimde elektrik denen şey yoktu. Borcundan dolayı felan kapanmadı. Bizim sokakta bulunan trafo patlamış. Nasıl oldu hiç bi bok anlamış değilim de hadi pataldı onu aicl olarak o gece sabaha kadar halletseniz be kardeşim.. Bu akşamda geç saatlerde geldi elektrikler.. Hatta şuanda bile bi döt kurkusu var içimde heran elektrikler gidecek diye.. Neyse romada doalyım ben..
Semih mecburende olsa Neriman'ın yanına gidiyor ve aynı evde kalmaya devame diyorlar.. Nerimanın duygusuz br kocası var Haydar Nebil diye birde Ercüment adında bir çocuğu var.. Zaten bunlardan diğer yazıda bahsetmiştim, kısaca bir daha söyliyeyim dedim.
Ne oluyorsa karıda bitiyor iş. Her dengesizliği Neriman yapıyor.. Zamanında birbirlerini deliler gibi severken Neriman Semihi hem deliler gibi seviyor hemde evleniyor. Semih ile Neriman Haydar Nebil olmadan bir akşam Semihin Nerimana şakını itiraf ettiği mekanlara doğru gezmeye çıkıyorlar. Orda bunlar başbaşa kalında eski anıları gözlerinde canlanıyor. Burda bi güzel yiyişiyolar önce. Semihin aşkını ilk itiraf ettiği ağacın altında oturara takılıyorlar beraber bir süre.. Tabi olanlardan Haydar Nebilin haberi yok. Bunlar o ağacın dibinde baya duygusal şeyler yaşarlar.. Geçmişi felan hatırlarlar.. Semih sulugözlü olduğu için hemen orda ağlar biraz.. Vakit geç oluncada eve giderler.. Haydar Nebil çoktan uyumuştur ve hiçbir şeyin farkına varmazz..
Aradan biraz daha zaman geçer. Semih Nerimanın evinde kalamaya devam eder. Her geçen gün Neriman ile Semihin eskide kalmış aşkları alevlenir bir gönüllerine sığmaz hale gelir.. Semih birgün Beyoğlunda bir cafede oturur. Orda biraz bira içer kendinden geçer.. Çok düşünür.. Nerimanın kendisine ait olduğunu düşünmeye başlar. Hatta Semih Beyoğluna gelirken Haydar Nebil ile beraber adadan çıkarlar.. Semih kendisini bir anda adaya Nerimanın yanına atar.. Neriman sevincinden dört köşe olmuştur adeta.. O akşamda Haydar Nebil bir arkadaşına davetlidir ve gelmez o gece.. Neriman yarı sarhoş olan Semihi karşısında görünce çok sevinir. Neriman bira felan aldırtır Semih ile içmeye başlarlar. Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ikiside uyuyamaz.. Semihin sigarası biter hizmetçiye aldırmak için aşağıya iner. Alır sigarasını odasına geçmeden önce içtikleri yerde oturur biraz. Nerimanı onun odasına bakarken görür.. Neriman Semihin yanına gelir ve sonrada olanlar orda olur.. Semih çok içmiş ve sarhoştur.. Nerimanda sarhoş.. Ama ikiside yaptığı pisliğ biliyor..
O gece o odada Semih ve Neriman bi güzel sevişirler.. Sonra ikiside kendi odasına gider ve sabaha uyanırlar.. Semih kendisini tam bir pislik gibi hisseder. Kendisine ait olmayan bir karı ile yatmanın ızdırabına fazla katlanamayarak oradan uzaklaşır ve bir daha adaya geri dönmez..
Kitap bitti... Karının yaptığı şerefsizlikler beni deli etti... Sevdiği halde başkası ile evlenen o! Sevmediği kişi ile beraber iken Semih ile yiyişmek isteyen yine o! Adamı sarhoş edip sevişmek isteyen yine o!! Gelde kızma.. Osroupulk bunun yaptığı resmen.. Yeni bi kitap aldım bugün.. Güzel bişeye benziyo onu okicam..
Bir Yolun Ardından
05 Ocak 2009 Pazartesi 15:15
Her defasında karşı tarafla bir ilişki düşündüğünde kendisinden emin bir şekilde ondan hoşlandığını söyler ve yine kaybeden o olurdu. Kendisine yakınlaşan herkese değil normalden daha fazla yaklaşan kişilere karşı böyleydi..
Çok yakın arkadaşları var onun.. Çok sevdiği, onu çok seven kızlı erkekli, ölümüne sevdiği arkadaşları var.. Herkesin gözünde iyi bir konumda olması onun kendisince hava atmasına neden olmuyordu. Çünkü öyle bir kişiliğe sahip değildi. Mütevazı bir tavır sergilerdi her zaman. Hatta başkaları onun için "Şuna bak :S gösteriş yapıyor!" söylememesi için herşey yapardı. Gösterişi sevmeyen, kendi yapısı ile farklılık oluşturan birisiydi.. Arkadasından her zaman babasının dediği gibi iyi izler bırakarak ilerlerdi. Şimdiye kadarda sorusuz bir şekilde gelebildi.. Ama nedense kendisince hayatı boyunca adam akıllı bir mutluluk yaşayamamıştı. Her zaman en çok sevdiğini kaybetmenin acısını yaşadı..
Yılmadı bütün olumsuzluklara rağmen. Çok acı çektirdi yenilgileri ona. Hemde uzun süre boyunca acı çektirdi.. Kendihayatı için kendi kurallarını koymaya karar verdi ve bu şekilde yaşamaya başladı. Kendi kuralları içerisinde yaşamaya başladı ama herşey istediği gibi gitmiyordu.
Kendi duygu yapısından nefret ediyordu. Neden mi? Çünkü adam akıllı bir sevgilisi olmadı kendince.. Adam akıllı mutluyum diyemedi.. Her zaman değer verdiği, ona gereğinden fazla yakınlık gösteren, çok sevdiği kişiler ona kazık atmıştı. Hayatı boyunca unutmayacağı acılar yaşattı onun sevdikleri.. Bir kişiden hoşlanmaya başladımı kendisini hemen kaptırıyordu.. Alamıyordu kendisini.. Kendince hayaller kurup, kendince onun hayali ile yaşamaya başlıyordu. Onun ilişkilerinin temelinde asla cinsel arzu yer almazdı, almadıda.. Yani birisini sadece gönülden sevdiği için onunla beraber olmak isterdi. Onu kendisine yakıştırdığı için beraber olmak isterdi.. Günümüzde bu şekilde yaşayanlar az olduğu için kendisini biraz farklı hissediyordu. Belkide onun sevdiği kişilerin ilişkiledeki temel isteği farklı idi.. ondan dolayı kaybediyordu..
Onun kendi hayatı için kurduğu hayaller vardı. Artık o fazla acı çekmemek için hiç kimseyle bir beraberlik yaşamak istemiyordu. Zaten yaş itibariylede gençti. Kendisini işine adayacak, kendi firmasını kuracak daha sonrada büyüyebildiği kadar büyüyecekti. Kendi evine geçip krallar gibi yaşayacak ve tabii bu sırada ailesinede destek olacaktı.. Ailesi onun herşeyi idi.. Evlilik... Onun planlarında en son sıradaydı evlilik.. Hatta olmasada olurdu.. Zamanında çektiği acılar onu akıllandırmış olmalıydı ki evlilikten uzak duruyordu.. Bir daga o şekilde acılar çekmemek için evlilikten uzak duruyordu..
Hayatında düşünmesi gereken kişiler, yapması gerekli olan işleri varken evlilik ile vaktini kaybetmemeliydi.. "Belki" derdi.. Belki olabilir bu evlilik işi... Olursa olur, olmazsa olmazdı.. Kendisini hiç kimseye kaptırmamak için uğraşıp duruyor ve kendisine birilerinin kapılmasını bekliyordu. Eğer kimse kapılmazsa ona onun için sorun değildi. Zaten umurunda bile değildi..
***
Arkadaşlar geçen gün Blograzzi'ye üye oldum. Daha blogumda söylemeden 5 kişi nerden bulduysa bulmuş favorilerine eklemiş bile. Buradan blogumun Blograzzi'deki sayfasına giderek hem favorilerinize ekleyebilir hemde oy verebilirsiniz. Size "illede favorilerinize ekleyin, oylayın" demiyorum. Gönlünüze göre takılın... Bu arada seyircilerde artmış. Sevindim buna. Teşekkürler..
Rüya
02 Ocak 2009 Cuma 03:44
Son günlerde saçma sapan rüyalar gecelerimin içine sıçmaya devam ediyor. Öyle abu sabuk şeyler görüyorum ki anlatamam.. Cinsel rüyalardan bahsetmiyorum. Yanlış anlamayın.Hadi onlarda görülür yeri gelincede, bunlar çok farklı..
İzmirde yaşadığımız zamanar bir rüyamda dedemi görmüştüm. Çocuk olmama rağmen o rüyamı asla unutamam. İzmirdeki evimiz bahçeli geniş birşeydi. Bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. Dedemler zamanında babamlarla felan oaya geldiklerinde dikmişler. Bilmem kaç senelik ağaç.. Dedemi o çam ağacının dibinde toprağın içinden dirildiğini görmüştüm. Ben bahçede dedemi o şekilde görünce korkup eve giriyorum. Annem yemek hazırlıyor o sırada.. Korkyla dışarı çıkıp dedeme "Dede annem yemek hazırladı. Gel beraber yiyelim?" diyorum. O da bana "Biz yedik torunum.. Siz yiyin." diyor. Eve geri dönüyorum bakıyorumki dedem salonda oturuyor, yüzüne bakıyorum bana gülümsüyor..
Bir defasında da babamı gördüm.. Rüyamda en çok ağladığım zamanlardan birisidir heralde bu rüya. Rüyamda o kadar çok ağladım ki anlatamam.. Babam beni yanına alıyor ve bana "Bery gel seninle işe gidelim" diyor. Babam bizi yanında kendi işinde ona yardımcı olmamız için bazen götürürdü.. Bende tamam diyorum, gidiyoruz.. Olayı İzmirde yaşıyormuşum gibi görüyorum. Zaten o sıralarda da İzmirde yaşıyorduk.. Okuduğum ilkokul evimize yakındı. Babamla yürümeye başlıyoruz. İlk okulu geçiyoruz.. Okulun arkasında bir cadde var. Caddeden yukarıya doğru çıkıyoruz orası bir anda mezarlık oluveyo. Ben bir anlam veremiyorum. "Burası ne zaman mezarlık oldu baba?" diye soruyorum. Babam konuşmuyor. Tam o sırada ellerimizde kazma ve kürekler beliriyor. Babam "Konuşma! Hadi kazmaya başla." diyo. Bende eli mahkum kazıyorum. Mezar kazıyoruz.. Kime kazdığımı bilmiyorum. "Baba kimin için bu mezar?" diyorum, cevap yok.. Mezar kazma işi bitince babam üstündeki elbiseler ile olduğu gibi mezarın içerisine giriyor.. Üzerine tahtalarını kendisi yerleştiriyor.. Tahtaları yerleştirirken "Bery üzerime toprak atmaya başla" diyor.. Bende bu sırada hüngür hüngür ağlıyor, babamı oraya girmemesi için ikna etmeye çalışıyorum. "Banane ben toprak atmam! Çık baba ordan..Sen ölmedin.. Bizi yalnız bırakma.. Annem çok üzülür senin gittiğine. Kimseylede vedalaşmadın zaten. Babaaaa! Nolur gitmee!" diyerek çok ağlıyorum.. Babam mezardaki yerini alıyor. Bende babamdan korktuğum için mezara toprak atmaya başlıyorum. Babamı öylece gömüyorum kendi kazdığım mezara.. Sonra ağlaya ağlaya eve gidiyorum. Anneme anlatıyorum bütün olanları. Birde o kızıyor bana, hep beraber ağlıyoruzz..
Mersinde üniversite okuyan kardeşim var. Mersine hiç gidemedim ama kardeşim her dakika çağırıyor. Geçen gece rüyamda oraya gittim. Ankaradaki üniversiteden kankam ve yine üniversiteden sevdiğim bir arkadaşım var. Üçümüz Mersinde sahile gitcez.. Sahilden nerdeyse 1-2 km uzaklıkta bir yerde gişeler var. Hani böle metro ve tramway istasyonlarının girişinde olur.. Öyle bişe işte. (adı tam olarak neydi- kafam durdu..) Ordan para verip geçiyoruz. Denize gitcez elimize sadece bi tane piknik tüpü, birde üçümüz ayrı ayrı gazete alıyoruz.. "Lan ben bu gazeteyi haytta okumam! Almayalım bunu" diyorum beni şeyine takan yok.. Her türlü gazeteden 3 tane alıyoz. Sevmediğim gazeteyi bana taşıttırıyolar. Girdik içeri sahile gitcez.. Uçurum gibi bir yer var ama toprak gibi bir yer.. Üçümüz ordayız, kardeşimin arkadaşlarını görüyorum. Sanki kırık yıllık kankaymışız gibi ben bunlarla muhabbete başlıyorum. "Kardeşimle aranız nasıl_ Burası güzelmiş" cart curt sohbet ederken bu iki arkadaşım idneler beni rüyamda satıyolar. Uçurumdan aşağıya topraktan kaya kaya aşağı inip gidiyolar.. Bende "Durun lan şerefsizler. Bekelyin beni. Kaybolurum ben burda.. Hİçbir yeri bilmiyorum" diyorum. Yine beni şeyine takan yok. Bende o toprak yerden bi kayarak indimki anlatamam.. Sanki Cüneyt Arkın gibi surlar arasında gezmiş kadar oldum nerdeye.. Yani o derece saçma bir iniş yaptım aşağıya.. Peşlerinden koşuyorum... Bağırıyorum.. Duymuyorlar.. Arkalarını dahi dönüp bakmıyorlar.. Sinirleniyorum. "Ben bunu hak edecek hiçbirşey yapmadım! Neden böyle yapıyorlar.. Üstelik biriside kankam.. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım.. Ben şimdiye kadar kimseye kötü davranmadım.." diye söylenerek gidiyorum peşlerinden. Onlara yetişemeden uyandım zaten...
Hani derler ya belki duymuşsunuzdur "Götün açıkta kalırsa cins cins rüyalar görürsün" diye.. Lan beni heryerim kapalı olur yatarken.. Öyle dağınıkda yatmam.. Neden böyle oluyo anlamış değilim. Birde son günlerde bende bir duygusallık başladıki sormayın gitsin.. Bir kaç bog yazısı okuduğum geçtiğimiz gün, nerdeyse ağlicaktım. Zaten yapıp buna fazlasıyla musait.. Evet duygusalım.. Hatta bazen bilgisayar başında otururken okuduğum bir yazının ardından bir müzik çaldığında hüzünlenirim.. Yaşayamadığım mutluluklarım gelir aklıma doyasıya ağlamak isterim... ama onuda beceremem.. Bazende üniversiteden bir arkadaşım msnden yazar konuşuruz, o konuşmalar beni ağlama konumuna kadar getirir..Yılbaşı geceside yanlı başıma kaldığımda hüngür hüngür ağlayasım geldi..
Yeni Yıla Saatler Kala
31 Aralık 2008 Çarşamba 17:34
Evet.. Sonunda bu da oldu.. Kırosal ekonomik keriz herkesi etkiledi. Dünyaya gözlerimi açtığımdan beri kullandığım ama pek inanmadığım burcum değişmiş. Nasıl oluyo bu böyle bende anlamış değilim. Sanırım Almanlar ortalığı karıştırmak için yapıyolar bunları. :S Burçlar değişmiş, banane! Biz gelelim asıl meseleye. Teyyarecim beni mimlemiş. Bery Blog'unu ilk mimleyen kişi olarak tarihe geçti bilmem farkında mı? Mim konusuda "en sevdiğiniz mekanlar". Benimde bu konu hakkında bi post atmam rica edilmiş. "Hay hay efenim" dedim bende...
Bilgisayarım ve masası: Hayatımın %50si bilgisayar karşısında geçiyor. Çalıştığım yerde bilgisayar başındayım sürekli. İşim bilgisayar, internet ve teknoloji ile ilgili.. Evimde de en iyi vakit geçirdiğim zımbırtı bu. Tv'ye karşı olan aşırı sevgimden dolayı onu hiç izlemiyorum. Yakında onu evin en güzel köşesine yerleştirip, ekranını patlatabilirim. Bi bahane ile evden atmış olurum ama olmuyor.
Eminönü sahili: Denize karşı bir ilgi var içimde anlatamam. Üniversite okuduğum şehirde deniz yoktu. İnanırmısın bilmem ama okulda 2 aydan fazla kalamazdım. Daralırdım böyle.. Deniz görmek isterdi gözlerim. Burnum deniz kokusuna hasret kalıyodu resmen.. Eminönü sahili biraz kalabalık biliyorum. Sakin bir yerde değilki.. Her gittiğimde bir balık ekmek yerim kendime gelir ve denizi seyrederim.
Üsküdar - Kız Kulesi'nin karşısı: Hayatımda en çok sevdiğim yerlerden birisidir. Sigarayı bırakmama rağmen elime bir miller alıp tam karşısında içerim. Oraya her gittiğimde bunu yapıyorum. Bu beni rahatlatıyor, kendime getiriyor. Merak etmeyin sarhoş olarak derecede içmiyorum. Zaten miller ne kadar sarhoş edebilir ki?
Gülhane Parkı: Doğayada bir ilgim var. Ağaçların, yeşilliğin, temiz havanın olduğu yerlerde huzurlu oluyorum sanırım. Sık sık giderim oraya ama kış olduğu için havalarda soğuk gidemiyorum pek...
Aşiyan: Aşiyan benim bulunduğum semtte genellikle arkadaşlarıma buluşmaya gittiğim sakin, sade güzel bir mekan. Genellikle buraya nargile içmek için giderim. Kısaca nargile cafe diyebilirsiniz burası için. Havuzlu felan mütevazi, güzel bir yer.
Şimdilik bu kadar yazayım. Diğer gittiğim yerleri yazmaya kalkarsam yazı baya uzun olur ve sizide bayar. Benim şuanda blogger.com da blogcu olarak tanıdığım pek kişi yok açıkcası. Bundan dolayı bende bu mimi blogumdaki ilk postuma yorum yazan rahat yazar ve kırmızılıya gönderiyorum.
***
Yeni yıla evde kös kös uturarak gireceğim kesin. Bu sabah 2 süper haber ile uyandım. Birincisi İzmirden çok sevdiğim en büyük amcam ve hanımı gelmiş. Sabahın erken saatlerinde evimize geldiler. Hatta amcam uyandırdı beni.. İkincisi ise kardeşim üniversite okuduğu Mersinden çıktı geldi bir anda habersiz olarak. Kahvaltıdaydım, çaldrdı telden. Aradım "Abi kapıyı açar mısın?" dedi. Kerataya bak gelmiş kapıyı açmamı istiyor. (:
Bu arada hepinize mutllu yıllar. Umarım bütün dilekleriniz gerçekleşir ve mükemmel bi 2009 senesi geçirirsiniz. Yazıdaki kitaplık resmide nerden çıktı diyebilirsiniz. Yazılanlar ile anlatılarla pek bir ilgisi yoktu ama artık bu cümleden sonra var. Nolurr 2009'da ki en iyi alışkanlığınız kitap okumak olsun! Umarım herkes bu alışkanlığı edinir. Resimide kalıcı bi iz bırakmak için koydum, umarım etkiler.
Teyyarenin blogunda görmüştüm. Buradan sevdiklerinize yeni yıl şeysi yapıp gönderebilirsiniz. Bence gayet güzel bişey..
Teknolojiden Nefret Ediyorum!
30 Aralık 2008 Salı 20:02
Teknoloji ile aram şu sıralar hiç iyi değil nedense? Bazen "Ulan bi dağ başında, hiç bilmediğimiz bir yerde tam bir köylü hayatı yaşasak?" diyorum kendi kendime. Bıkıyorum teknlojik sorunlardan. Bundan dolayı çıkıyor bu cümlerler ağzımdan.
İzmirde çocukluğum çam ağacından düşürek sanki ekmek sırasına geçen insanlar gibi tek tek peşi sıra dizilen tırtırlarla oynayarak geçti. Zamanında 100binlira veripde yemeye doyamadığımız meybuzlar geliyor aklıma. Aileme bisiklet aldırmak için inek gibi ders çalışırdım diyemicem çünkü pek ders çalışmazdım ama yinede derslerim süperdi. Okulda gelir gelmez önlüğümü çıkartıp ardından ekmek arası birşeyler yapıp sokağa çıktığım çok olmuştur. Sokakta akşama kadar futbol maçı yapardık. Kimisi Hami olurdu kimisi başka birşey. Yağmurlu havada gazoz kapağı oynardık hiç bıkmadan, yılmadan, sevinerek.. Dizerdik gazoz kapaklarını yere.. Ardından içine cam macunu koyduğumuz kavanoz kapağını atardık yerdeki gazoz kapaklarına.. Misket, taso oynardık. Mahallede de en fazla bizde olurdu. Ben ve erkek kardeşlerim misketlerimizin hepsini bir araya toplardık ve en fazla bizde olurdu. Toprakta oynardık, düşerdik, oramız buramız kadardı her zaman. Mahalle maçlarımızın tadları bir maşka olurdu.. Her zaman yenerdik maçlarda. Bir takım vardı, çok güçlüydüler.. Her defasından yenemez hep üzülerek geriye dönerdik.. Kardeşimle aynı takımda olamazdım hiçbir zaman. Her ne kadar kardeşte olsak maç sırasında hiç anlaşamaz hep didişirdik.
Sabah erkenden kalkar okula giderdim. Bazen güneşin doğuşu ile uyanırdım.. İzmire pek kar yağmaz. Bir ara sabah gözlerimi açtığımda kar görmüştüm her yerde... "Anne ben bugün okula gitmicem. Kar topu oynicam. Lütfen anne gitmim okula, nolurrr.." derdim ve ardından kartopunun keyfini çıkartırdım arkadaşlarımla. Her zaman kavga ettiğim ama hiçbir zaman ayrı kalamadığım ölümsüz dostlarım oldu ben çoçukken.. Şimdi ise hâlâ görüşürüm o dostlarım ile.. Hafta sonarı sabahtan akşama kadar oyun oynar bıkmazdık hiç.. Akşam olunca, sokağın başında babamı görür "Babam geliyor ben eve gidiyorum!" diyerek oyunu yarıda bırakır koşa koşa eve giderdim.. Baba korkusu ile büyüdüm. Bayramlar bizim en güzel zamanlarımızdı. Babam alırdı kardeşlerim ve beni yanına alışverişe giderdik hep beraber. Hepimize her bayramda yeni bir ayakkabı, yeni bir pantolon, yeni bir kazak vs alırdı. Baştan sona yep yeni elbiseler giyinirdik. Gece yatmadan önce bayram sabahı giyeceğimiz yeni elbiselerimizin hepsini bir araya toplar, düzenli bir şekilde başucumuza koyardık... Sabah oluncada hemn onları giyinirdik.. Elime bir şeker torbası gibi bir torba alarak şeker toplamaya giderdik. Hem şeker toplardık hemde bayramlaşırdık herkesle...
Şimdilerde o günleri çok özlüyorum, çok arıyorum... Küçük kardeşime acıyorum! İstanbul sokaklarında bina yığınları arasında çocukluğunu doyasıya yaşayamıyor. Ben bilgisayar ile 8. sınıfa giderken tanışmıştım o şuanda yaşına göre çok erken tanıştı... Biz oyun oynamak için sokağa çıkardık o ise "Abi bilgisayarda oyun oynayabilir miyim?" diye izin istiyor. Bu mu teknoloji... Çocukluğumu benden alıp götürüyorsa, kardeşimin yaşadığı çocukluğu iğrenç bir hale getiriyorsa, insanları daha çok tembelleştiriyorsa, kültürümüzün gidişatını değiştiriyorsa, gelenek ve göreneklerimizden bizleri saptırıyorsa(sayamadığım birçok şey) böyle teknoloji olmaz olsun.. Eski bayramları dahi yaşamayaz oldum ve olduk.. Küçük kardeşim dahi benim çocukluğumda yaşadığım gibi heyanlı bir bayram yaşayamıyor.. Büyükler dahi bunu söylüyor her zaman.. "Nerde o eski bayramlar, nerde o eski günler..."
***
Geçenlerde yaşadığım bir kaç olayıda ekliyeyim. Bir ara evdeyken mutfağa doğru yöneldim. Girdim mutfağa ve bardak arıyorum. Ne yaptım ettim bulamadım bardak felan.. Mutfaktaki anneme sordum.. "Anne nerde bardaklar? Ben bulamadım da?" "Oğlum makinada, yıkanıyorlar.. 30 dk ya biter makinanın işi.." Şimdi böyle bir durumda gelde sinirlenme. O yaşa gelmiş kadını dahi tembelleştiroy bu lanet teknoloji.. Aynı şekilde bir defada kaşık olayı oldu.. Akşam eve geldim yemek yicem. Mutfakta masada hazırladım herşeyimi kaşık arıyorum bu sefer... Aynı şekilde kaşık bulamadım.. O zamanda makinadaymış kaşıklar yıkanıyorlarmışş... Sıçim ben böyle işe ya.. O anda çok gerildim, sonra sakinleştim..
Aksina işimde internet, teknooji ve bilgisayar ile alakası olmasına rağman bazen gerçektende nefret ettiyor kendisinden teknolji...
Ortalığı Karıştırdım Biraz
29 Aralık 2008 Pazartesi 22:14
Evet arkadaşlar. Dediğim gibi batırdım ortalığı biraz ilk önce.. Ama sonra düzelttim. Günüm bitti bu yüzden. Çalışmadım zaten bugün, izinliydim.. Çalışmadım ama nerdeyse çalışmış kadar oldum.
Gördüğünüz gibi blogum artık yeni arayüzü ile yayınlanmaya devam ediyor. Tema çok güzel oldu. Sağolsun Hamdi'nin amcasınınoğlu yapmış, hazırlamış, uğraşmış... Hamdide paylaştı. Zaten gözüm vardı temada :Pp "ahhh çok güzel bi tema" diye iç çekiyodum ama artık benimde böle bir temam var. Temaya yeni geçtim çalışmalara devam ediyorum hâlâ. Bazen blogu çok salak bi şekilde görürseniz şaşırmayın. Eğer o halde görürseniz hayrına bi 112'yi arayında blogu acile yetiştirin.
Bugün çalışmadım dedim ya anam ağladı resmen. Sabah 9.30 da zar zor uyandım. Gecede geç saate kadar bilgisayarın başında çalıştım. Çünkü yapmam gereken işlerim vardı. Gece 4 gibi yatmıştım. Sabah ablam uyandırdı, kalkamadım. aradan biraz zaman geçti annem geldi bu sefer "oğlum kalk bankaya gitmicen mi sen? erkenden gitde işini hallet gel" dedi. Tabi iş yok ama kişisel işler çook. Dün gece bi akrabam çağırdı beni. Gittim, elime 2220ytl verdi ahahah. Öyle hayrına kimse kimseye para vermez. "Git bunu bankaya yatır. Madem yarın boşsun hallet bu işi" dedi. Bende eli mahkum gideyim dedim. Çünkü zamanı geçinde banka binmesin sonra karabalarımın tepesine. Sabah bankaya gittim. Parayı yatırdım. Ordan parayı yatırdığım kişinin kardeşinin dükkanına gittim. "Baksana şunlara bi. Yanlış yatırmadım dimi?" diye teyit ettirdim herşeyi. Lan o kadar para var. Şimdi yanlış yatırırsak göte geliriz. Sonra al başına belayı, uğraş dur sonra..
Dükkandan çıktım eczaneye gittim. Hasta birisinin ilaçlarını alcam alamıyorum. Lanet olası eczanelerin çoğunda ilacın birisi var birisi yok. Bende birisini aldım, diğerini almadım haliyle. Direk olarak eve gelmeden önce dedemlere gittim. Dedemlerde kahvaltı yaptım bi daha. Öğlene doğruydu. İşlerimi felan halletmiştim. İyi oldu, çay felan içtim. Dedemle muhabbet felan derken tam eve gidecektim ki aq muhtarlığa gittim yine. Tüm devlet dairelerini gezdim sanki.. Ordan çıktım eve geldim "kafa dinliyeyim biraz" diyordum ki bu tamayı Hamdi'nin paylaştığını gördüm.
Yerimde duramadım. Hemen aldım temayı kurmaya çalışıyorum, olmuyo.. Deli oldum.. Bide anlamıyom pek bu blogger denen meretten. Asıl işim bilgisayar ile alakalı ama blogger'da profesyonel değilim. Birde ben "şu konuda profesyonelim" diyemiyorsam anlamam demektir o işten. Bir şeyi öğrendim mi de tam öğrenirim.
Herneyse şimdi bu temayı kullanmaya başladık. Tema çok güzel oldu. Kendimce sağını solunu kurcalarım arada. En güzel yanlarından birisi istediğim şekilde tatlı bir tema bu, o yüzden sevdim bunu. Temanın orjinal halinde değilde ufak tefek değişik halini kullanacaksınız bu blogda. Kendi senaryonu uyguladım temada. Birde yeni değerlendirmeler, yeni vizyona girenler şeklinde yeni yayınlanan yorumlar ve yazıların gösterilme olayıda süper oldu. Vala ben beğendim.. Aslında adam akıllı bi yazı yazasım vardı ama bu defalık böyle olsun. Birde sizin düşünceleriniz alayım.
Sizce tema nasıl olmuş?
Değerlendirin len. Hadi bakem :P
Haa birde unutmadan bişe sölim.. Bloguma RSS abonelik şeysi koydum. i'm bery blog yazan yerin hemen sağındaki resime tıklayarak abonede olabilirsiniz. Bu yol ile de blogdaki yeni yazıları takip edebilirsiniz. Haydeee vatana millete hayırlı olsun..
Foto
Güle Güle 2008
28 Aralık 2008 Pazar 02:06
Yılbaşına son 4 gün kaldı. Yılbaşı için ne yapsam? nereye gitsem? kimlerle beraber olsam gibi bir planım ya da düşüncem şuanlık yok. Zaten adam akıllı bir yılbaşını geçen sene yaşadım. Hatta şimdiye kadar geçirdiğim en güzel yılbaşı geceiydi diyebilirim.
Sene 2007... 31 Aralık 2007. Üniversitedeyim o zamanlar. Sürekli böyle içki içen birisi değilim. Hatta üniversitede içmeye başladım. Yalan olmasın öyle yani. Sigara denilen meretede bazı nedenlerden dolayı başladım. Psikolojik bunalıma girmiştim resmen o zamanlar. Yılbaşı için ev arkadaşlarımla çok güzel bir plan yaptık. Normalde okul zamanına denk geliyodu. Ama 1 Ocak günü bildiğiniz gibi tatildi. Galiba tatildi ya emin değilim. Öyle bişeydi işte ya... Neyse.. Evde toplam 4 kişi kalıyoruz. Birisi ne sigara içer ne içki. "Kanka gel yılbaşında iç bari bizimle, yalnız bırakma bizi" dedik kabul etmedi illede içmicem dedi. Bizde 3 kişi içmeye karar verdik. Bizim evden 3 kişi, bir erkek arkadaş var birde benim ev arkadaşlarından birisinin sevgilisi var.. Biz böyle toplam 5 kişi içcez (:
Planlarımızı yaptık. Herşey hazır. O gecede okulda parti vardı. Umursayıpta partiyede gitmedik. "Evde kendimiz kendi partimizi yapcaz, eğlencez" dedik gitmedik partiye felan. Zaten güzelde olmamış (: Haberrini aldık sonradan. İçki içmeyen diğer ev arkadaşımda sevgilisi ile evde takılıyo öyle... Herneyse.. Biz 5 kişi 2 tane 70lik vodka bide 70 lik cin aldık. Ben vodkayı çok seviyorum. Biraz hiç içmem zaten. Bi defa içtim... Pişman oldum içtiğime, bir birayı zor bitirdim.. Biz saat daha 12 ye gelmeden içmeybaşladık. Vodkaların ikisinide vişne suyu ile karıştırdık. İçmeye başladık. İlk vodka bitti. 2.si ile devam etmeye başladık. Benim kada hemen allak bullak olmaya başlıyo zaten. Birinci vodka bittikten sonra içen grup arasında kafası en güzel olan bendim.
İkinci vodkayıda deviriyorduk. Yeni yıla girmiştik artık. Yeni yılar şarhoş girmiştim biraz. Açıkcası bok gibi bi sene geçirdim. Kesin yıla sarhoş girmemin bir etkisi vardır. İkinci vodkayı içtik bitti. Tam cini açtık içmeye başlicaz evin zili çaldı.(Bu arada PuCCa'nın günlüğündeki müziği dinliyorum. Çok hoşuam gitti :D) "Lan gecenin bu saatinde kim bu :S." "Sıçtılar keyfimizin içine" dedik ilk başta. Ama aksine neşemize neşe katan arkadaşlarımız geldi.4 kişi geldi onlar. Geldiler ama öyle böyle değil.. Çocuklar almışlar ellerine içkilerini öyle gelmişlr. Onlarda bizim gibi alem yapanlardan. 15 kişi toplamışlar paraları 500liraya yakın içki + meze parası vermişler donatmışlar her yani. İçmişler kusmuslar. İçemedikleri içkileride almış bize gelmişler. Bu arkadaşlarlada samimiyizdir. Fıçı bira, vodka, likör, viski getirdi onlarda. Aslında biz o kadarda aşırı derecede sarhoş olmazdık. Bi benim bünyem zayıf. İçtimki kafam oluyo bi milyon. Merak etmeyin öyle abazalaşmıyom ya da sağa sola saldırmıyorum. Aksine çok gülüyom. Yanımda içersen ve de biraz samimi isek (kendimi övmüyorum ama) gülmekten altına sıçarsın.O derece yani..
Bunlar içkileri getirdi. İsmini vermim sarhoş diyeyim ben bu arkadaşıma. İsmi sarhoş olsun. Bu sarhoş tam bir içki kolik. Hatta ilk biramı bunla içmiştim. Ne zaman içelim dersen de hemen evet der. İçkiyide su gibi içer. Bu geldi bizi adam akıllı bir sarhoş etti. Yerden bitme bi arkadaşımda bunların hepsini videoya almış. Nerden aklına geldiyse keratanın.. O gece çok içtik. Ben almışım cin şişesini kimseye vermiyorum. Dikiyorum kafaya.. Sarhoşun getirdiği vodkanın çoğunu ben içtim. Bu sonradan gelen arkadaşlarım pek içmedi. İbnelerin niyeti zaten bizi sarhoş etmekmiş. :) sonradan öğrendik.. Herneyse o gece içtik, kustuk sonrada sızdık herkes bi yerde yattı uyudu. Zaten herkes salonda uyudu :D Sabah uyandık. Sabah dediğim öğleden sonra 2-3 gibi anca uyanabildik. Ev arkadaşlarımdan birisi salona feci bir şekilde kusmuşş. 1 hafta boyunca salona giremz olduk. İyice temizledik heryeri. Lan bende kustum ama o kadarda değil. Ama ben yatmadan önce biraz kusmuştum. Zaten kustuktan belli bir süre sonrada içkinin etkisi gitmeye başlıyor yavaş yavaş.
Bu seneki yılbaşı içinde bazı teklifler geldi. Aynen geçen seneki gibi bir içme faslı var. İçimde gitme isteği var ama işlerden vakit bulamıyorum. Vakit bulsam gitcem Ankaraya üniversitedeki kankamın yanına. Ohhh babalar gibi içcez sonra. Ama gidemicem büyük ihtimalle. Zaten bu sene baya gezdim. Ankaraya gittim 2-3 defa, yazın tatilimi yaptım İzmirimde.. Ohh daha ne olsun.
2008 yılıan böyle girmiştim. O geceki içme olayından sonra nerdeyse 1 hafta sarhoş gibi gezdim. Arada bir bazen "Ben sarhoş değilim" dedim yani.. 2009 da herkes mutlu olsun, huzurlu olsun yeter. Fazla bişeye gerek yok bence.
Mavi Bisiklet
26 Aralık 2008 Cuma 00:53
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açmış, "Gece rüyamda ne gürdüm? Çok güzel birşeydi ama hatırlayamıyorum :( offf" dedim. Güneş yeni güne merhaba dememişti henüz. İşte tam o sırada uyanmıştım. Henüz 9 yaşında hayata anlamsız gülücükler saçan, mutlu yaşadığını zanneden bir çocuk yüzüydüm o zamanlar.
Uyandıktan sonraki her dakika geceleyin ne gördüğümü düşünmekle meşguldüm. Evimiz sonsuzluğa açılan denize yakındı. Benim için deniz sonsuzluk demekti. Saat erken olduğu için evdeki herkes uyuyordu. Mevsimde yaz olduğu için hava o kadar soğuk değildi. Çok sevdiğim dayımın aldığı mavi şort vardı altımda. Üstümde de mavi t-şört vardı. Annem almıştı halamlara gittiğimizde halk pazarından. Çok seviyordum bu iki mavili elbisemi. Denizi, sahili, kumsalıda çok seviyordum. Hemen terliklerimi giyinip koşa koşa sahilin yolunu tuttum. Sabahın en güzel anlarından birisini yaşıyordum. Her zaman bu şekilde erken kalktıp denizi seyredemiyordum. Daha doğrusu erken kalkamıyordum.
Deniz benim içimi açıyor. Sanki yaz sıcaklığından dolayı terlemiş olan bütün organlarımı dışarı çıkartıp serin bir rüzgar estiriyordu. O denli rahatlama hissi kaplıyordu her yanımı. Gece gördüğüm rüya hâlâ aklıma gelmemişti. Rüyamı hatırlayamamam üzmüştü beni. "Nasıl olurda gördüğüm en güzel rüyayı hatırlayamam yaaa :(" diyip gözyazşı dökmüştüm denize 3-5 damla. Bende başka şeyler düşünmeye başladım. Güneş denizin içerisinden fışkırırcasına doğuyordu. Gözlerim kamaştı bir anda güneşin yaydığı aydınlıktan.
Gece ne gördüğümü sanırım hatırladım. İlkokul 3'e gidiyordum ve okul bitmişti. Önümüzdeki sene 4. sınıf olacaktım. Babamın beni her zaman kandırdığı olay geldi aklıma. Rüyamda da onu babamın aldığını ve adeta mutluluktan gökyüzünde uçuyormuşum gibi hissetmiştim rüyamda. Evet... Adım gibi hatırlıyorum... Mavi bir boya kutusundan çıkmışcasına masmavi bir bisiklet görmüştüm rüyamda. Babamın her sene beni kandıran "Karnen iyi gelirse alacağım" "Derslerine çalış sana bisiklet alacağım" cümleleri aklımda uçuşuyordu. Bir anda babama çok kızmaya başladım. NEden almıyordu. Halbuki birinci sınıftan beri bütün notlarım çok güzeldi. Hepside 5 pekiyi idi. Hemde öğretmenim benim karneme her sene kırmızı kurdele takardı. Benim için karnemdeki o kırmızı kurdele çok değerliydi. Sanki dünyanın en zeki çocuğu oluyyordum bir anda, bir anda benim kadar iyi notları olan başka birisi yokmuş gibi hissediyordum. Öğretmenime "Öğretmenim, siz bana kırmızı kurdeleyi verdiniz. Babamda bana mavi bir bisiklet alacak ve o zaman çok mutlu olcam." derdim. Oda gülümseyerek "Evet.." derdi.
Babam beni 3 senedir kandırıyordu. Çok üzülmüş ve kızmıştım babama. Çok seviyordum ama bana bisiklet almadığı için küstüm ona. Denizin güzelliğini seyrederken ilk defa bu kadar huzursuz olmuştum. Babama olan kızgınlığımdan gözlerimden dolu dolu yaş süzülüyordu. Aladım, ağladım, ağladım... Elime aldığım bütün taşları denize fırlattım. Sanki karşımda babam varmışcasına "Al sana! Al!! Başın yarsın taşlar! Öl! Bana neden bisiklet almıyorsun?" gibi söylenmeye başlamıştım. Denizi kendimce biraz döverek sakinleştim sonunda. Saatte ilerlemeye başlamıştı. Annami evimizin balkonundan bana bakarken gördüm. Eliyle yaptığı "Eve gel." hareketini anladım. Gözyaşlarımı sildim. Kendimi avuttum yine o yaz. Yine kendimi kandırdım ve önümüzdeki seneye babamın beni kandırmasına izin verdim. ÇOk şey değildi istediğim. Sadece mavi bir bisiklet istiyordum. Ama olmadı işte... Çocukluğumda bisikletim hiç olmadı...
.
Bayanlar... Evlenirken Dikkat!
24 Aralık 2008 Çarşamba 22:26
Konuya nerden nasıl gircem bilemiyorum. Çünkü bütün suç biz erkelerin kötü olanlarında. Kurunun yanında yaşda yanıyo. Bu durum öyle. Benim için evlilik en son plan. Kafama göre birisini bulursam evlenirim. Dikkat edin evlenirim diyorum. 3-5 günlüğüne ya da 3-5 seneliğine beraber olurum, sevgili olurum, çıkarım, gezerim eğlenirim demiyorum. Evlenirim diyorum.
Evlilik o kadar hassat ve önemli konu ki kimisi bu konuyu hiç umursamadan, bilmeden yaşıyor. Genç yaşta evlenen erkekler ve bayanlar genelde evliliğin ciddiyetine varamamıi kişilerdir benim gözümde. AQ üniversitede aşık oluyosun evleniyosun 3 sene sonra yapcak bişe bulamıyosun ayrılıyosun. Üstelik ortada bi tanede çocuk var diyelim. O zaman ne bok yicen? Erkek için sorun değil. Yeni birisini bulur evlenir. O genç yaşta dul kalmış bir bayan ile hangi erkek evlenirki.
Yazıyı yazmadan önce çok sinirliydim. Sinirlendiğim kişi karşımda gelim ibne gibi sırıtsa onu orda öldürürdüm heralde. Öldürmekle kalmayıp 5 para etmez kalbini, ciğerini felan iç organlarında ne varsa parçalardım. Bunun gibi bir orospu çocuğuna anca bunlar yapılır. Bir bayan gözü ile olayı kısaca anlatayım. Şerefsiz, haysiyetsizin birisini bir bayanla evlendi. Genç yaşta eski zamana göre yapılan bir evlilik bu. Çocuk tarafı kızı istemeye geliyor ve anne babada bu çocuğun iyi bir işi olduğunu, malı ve mülkünün olduğunu görüyor. "Kızımız rahat yaşasın" düşüncesi ile bu orospu çucuğu ile evlendiriyolar. (arada küfür ediyorum kusura bakayın hala sinirimi alamadım bu piçten) Aradan 10 sene felan geçiyor... Kadın evinin hanımı ve çocuklarının anası modunda yaşamaya başlıyor ve öyle devam ederken... devam ederken bu baba kılığına giren ibnede karısını başkalarıyla aldatıyor.
Üstelik yaptığı bu ibneliğide tek başına yapmıyor. 3 arkadaş ortak bir ev tutmuşlar ve istedikleri karıyı buraya getirip, işlerini halledeğp, gidiyolar. Kadın bu olayı duyuyor ama ne yapsın ki! Üç tane çocuk ile perişan mı olsun orda burda. Mecburen bu duruma katlanıyor kadın. Aradan birkaç sene geçtikten sonra başka bir kadın ile aldatıldığının farkına variyor kadın. Kadında maşallah peygamber sabrı mı ne varsa bunada boyun eğiyor. Kadına o kadar sıkı kurallar koyuyor ki kocası 3 sokak aşağıdaki babasının evine gidemiyor kadın. Bi beşk dakikalığına dahi annesinin yüzünü görmekten mahrum bırakılıyor. Belki annesinin yanına gidecekte hüngür hüngür ağlayıp biraz derdine çare arayacaktır. Ama nerdeeee. Bunun gibi bir orospu çocuğunun eline düşmüştü. Adamın son olarak beraber olduğu kadın ile nerdeyse 1 senedir evli oluğunu öğrenidr karısı. Karısı çocukları için katlanır bu acıya. İlerleyen zamanlarda da adam yeni bir evde en son 1 senedir evli olduğu kişi ile eve çıkacağı haberini alır kadın...
Durumu siz düşünün artık bayanlar. Ben adete patlamaya hazır bir atom bombası haline geldim. Annem akşam eve geldiğinde üzerinde bir gerginlik, bir sinir vardı ki sormayın. Nedeni ise bu yukarıdaki bütün olaylarmış. Babam ve ben odamda oturup konuşurken annem geldi yanımıza. Hemen sordum "Ne oldu anne? Neden bu kadar sinirlisin?". Kadın bu olayı bana anlatırken adeta gözleri doldu.. Çok üzüldü. "Bu kadında nasıl bir sabir vardır hiç anlamadım" "Bu adamda hiç vicdan yok mu?" "NE biçim insan bunlar?" "İnsan olan bunu yapmaz!" "Kadına, çocuklarına yazık!" deyip durud annem. O sırada benimde ablam geldi aklıma... İçimden "Ulan şerefsizin biri ablama böyle bişe yaparsa, yaşatmam ben onu!" dedim.
Sizde evleneceğiniz zaman adam akıllı birilerini bulunda evlenin! "Ayyy bu çocuk çook karizmatik.." "Ayyy bu çocukta bok gibi para var, her istediğimi alır.." "Yaa canım benim.. Sen ne şeker şeysin öyle. Tabi evlenirim seninle" gibi salak salak gerekçeler yüzünden ömrünüzü heba etmeyin! Zengin koca değil, adam akıllı koca bulun. Dünyaya 3-5 defa geliyoz AQ... Adam akıllı evlenin öyle yaşayın.. Evleneceğiniz kişi ile koskoca bir ömür geçireceksiniz... Ölene kadar beraber olacaksınız. 3-5 sene sonra ayrılmayı düşünüyorsanız hiç evlenmeyin.. Kendinize bi jigolo tutarsınız öyle yaşarsınız. Siktiri boktan mazerekler ilede mutlu bir yuvanızı yıkmayın. Hiç unutmayın ki evlilikten sonra olan ayrılıklarda erkekten çok kadın yapranır, o hasar görür. "Alsan alınmaz, satsan satılmaz" konumuna düşersiniz sonra...Bu konumada kimse düşmek istemez değil mi?
Erkeklere o kadar güvenmesin. Bir erkek olarak bunu bende diyorum. Tabi kişiden kişiye görede değişir bu durum. Her bayanın aynı olmadığı gibi, her erkekde aynı değildir...(ohhhh be.. rahatladım biraz..)
.
Zamansız Bir Anda Yaşandı
23 Aralık 2008 Salı 02:02
Kızların çok şerefsiz bir varlıklar olduğunu üniversite yıllarımdayken 2. sınıfta aşık olduğum bir kız sayesinde tasdikledim. Kendimi öyle kaptırmıştım ki kıza, "git boğaziçi köprüsünden kendini aşağıya doğru kuşlar gibi özgür bırak" dese gidip yapacak konumdayım. Benim gözümde ondan başka güzel kız yok okulda. En güzeli, en alımlısı, bana en uygun, benim kafadan birisi diye düşüyordum... Netde takılırken görmüştüm bir söz var, aynen beni anlatıyor. Hatta hakkıma kısmınada koyarım bu yazıdan sonra bu sözü. Söz şu şekilde: "Benim yazdığım bir masaldı bu sonu mutlu olmayan, kurduğum hayale inandım ben aslında hiç var olmayan". Bu yazıyı yazarken netnden yeniden aradığımda Berker adında amatör bi şarkıcının bir şarkısının sözleri olduğunu öğrendim.
Üniversite zamanında birinci sınıftayken bizim sınıfta o kadar samimi bir ortam yoktu. Herkes kafasına göre takılıyordu. Sınıf 3-4 gruba ayrılmış öyle yaşamaya devam ediyorlardı.Bende kendimce arkadaşlar edinmiş takılıyodum. Evde kaldım her zaman. Evde kalmak gibisis yoktur. Okuyanlar bilir evde kalmanın rahatlığını. Herneyse geldik 2. sınıfa... Ben bu kızla iyice yakınlaşmaya başladım. Birde benim şöyle bi huyum vardır. Birisi benden yardım istediğinde kıramam o kişiyi bütün planlarını o anda değiştirir ona zaman ayırırım. Aslında bu güzel bir huy ama daha sonradan fark ettim ki kişiye göre planlarımı değiştirmeliymişim. Bu kızla samimi olma şeyimde burdan gelir. Derslerde benle bi tane çocuk vardı ondan iyi olan yoktu. Hocalar sınıfta ikimizi iyice tanırdı.
Bir vize zamanında bu kız yardım istedi. Yok şu dersten eksiğimiz var felandı filandı derken bahenesini buldu soluğu en son benim oda da aldı. Vize zamanında bizden çımaz hale geldi kız. Ben ders anlatıyor samimiyeti kuruyordum. Öyle bişeki benim kanka dediğim birçok kız arkadaşım var. Yani erkeklerin erkek kankası olur ya benim o şekilde hem kız olarak hemde erkek olarak arkadaşlarım var. O yüzden bu kızla ders çalışma zamanlarımızda da herhangi bi şekilde "bu kızı kendime ayarlim iyi olur" "tam benlik kız ha" felan gibisinden bir düşünce yok bende. Olmazda zaten. Sonuçta aynı sınıfta okuyan arkadaşız. Ama ne olduysa ben anlam veremediğim bir şekilde bu kıza kendimi kaptırdım. Tam aşk adamı moduna girmiş durumdayım. "Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek gelipte onu becermez" gibi bir söz vardır belki duymuşsunuzdur. Bu kızın bana davranışlarıda normal kız arkadaşlarımdan daha yakındı... Yani onunda bana bir yakınlık hissettiğini anladım. Zaten ilişkilerim öyle gider genelde... Adam akıllıda (kendimce) bir ilişki yaşayamadım. Benim kıza karşı hislerimin içime dolup taşmak üzere olduğu sırada üniveristenin bahar şenlikleri başladı. Konserler vardı. Tam bir Duman grubu hayranıyım. Her ne kadar onlar gibi ot içmesemde seviyorum o grubu. Duman grubuna konser vercekti. Ondan önce bir konser vardı. Ona beraber gittik. Ne yaptı etti yanıma geldi bu. Bizi gören "bunlar sevgilidir" derdi. Birde kızla yaşadığım mutlu anılar sadece konsererden ibaretde değil. Beraber çok şey yaptık. Açık ve bariz bi şekilde. Tabi bende dayanamadım bu konserler sırasında kıza açıldım. Kızın orospuluğuna bak ya.."eee şey.." "sen bulunması zor bir arkadaşsın" "uzun bir süre bir ilişki yaşamak istemiyorum" gibi daha birçok laflar etmeye başladı. Lan kaltak bana yanaşırken öyle olmuyodu ama!! :@ Ben bu lafları duyunca çok sinirlendim. Hatta kızı yerin dibine soktum diyebilirim. Sonrada eli mahkum özür diledim.. Özür dilememim nedenide bunun en yakın kankası ilede ben arkadaşım. Onunlada samimiyiz. Hatta bu bize geldiğinde o kankasıda kesin gelirdi... Ayrılmaz ikiliydiler diyebilirim.
Okul bitti aradan o kadar zaman geçti... Bir gün üniversitede aynı evde kaldığım bir arkadaşımla msnden konuşuyoruz. Bu olay daha 2-3 ay önce felan oldu. Gerçi okulu bitirelide fazla olmadı yani. Benim o zamanlar deliler gibi aşık olduğum kız ile konuşuyodu. Onunlada uzun zamandır görüşmüyodum. Msnden slm yazdım sonrada klasik halhatır sorma şeyleri felan derken ikimizde sustuk. Benim arkadaşta maşallah konuşmaya devam diyodu. Bi program sayesinde arkadaşımın bilgisayarına girdim ve kız ile olan konuşmalarını izledim. Kızın benim dediğim zamanlarda mı yoksa ondan sonramı ne annesi ile babası ayrılmış... hatta bir ara mesajlaşmıştık "evimizi taşıyoruz" demişti. Demekki nedeni oymuşş... Onun adına açıkcası çok üzüldüm. Ona karşı duyduğum o aşktan şuanda hiçbir eser kalmadı diyebilirim. Diyebilirim değil kalmadı zaten. Zamanında da yeterinde sikti attı beni...
Bu kadar olayın üstüne Rafet El Roman'ın Zamansız Bir Anda şarkısı ne iyi gider dimi? Hatta bir sıralar çok dinlediğim bir şarkıydı. Şuanda bile benim için bir anlamı var.. Buyrun dinleyin...
Quiz Saçmalıkları
22 Aralık 2008 Pazartesi 01:23
Son zamanlarda işlerde var bir yoğunluk anlamış değilim hâlâ... İşlere yetişemiyorum resmen. Birde haftasonları başlayan kurs.. İyice ağzıma sıçıyo. Kendime zaman ayıramaz oldum. Uzun bir süre sonra ilk defa bu akşam bi arkadaşımla bi yerde oturdukda görüştük, kafa dağıttım, içtim nargilemi felan. Vala zor ya...
Haftasonlarıda genelde uyurum 12 ye kadar felan. Haftaiçi iş haftasonu kurs... Kursda 1 de başlıyo. Eve yakın zaten, evden çıkıtıktan sonra 10 dk yürüyorum kurstayım.. Bugünde quiz vardı kusta. AQ ne zaman önemli bişe olsa, benim özel işim olsa, oturup ders çalışasım gelse ya da ertesi gün sınavım olsa ev misafir dolar. Bende kesin bi bokluk var. Dün akşam quize hazırlanamadım. Sabahta 10da uyanıpta ders çalışcam bide. Nerdeeee.. Kurdum alarmı 10 a 11.30 da uyanabildim anca. Duş felan aldım, erkenden hazırlandım sonrada biraz göz atatım dedim şu ders notlarına. Baktımda aq kalan zaman zaten belli... O sırada da kahvaltı hazırlandı ders çalışmayı bıraktım. Belki max. 30 dk bakabilmişimdir ders notlarına. Yaptım kahvaltıyı gittim kursaaa...
Lan en uyuz olduğum şeylerden birisi kopya çekmektir. Herkes bişe sayıklar sınav sırasında. "Bery şu ne lan sen bilirsin" "Lan bery sen varya ne şerefsizsin adammışsın" "Olum göstersene lan kağıdını" gibi lafları sınav zamanlarında lisede ve üniversite zamanlarımda çok duydum. Bana o pek şerefli arkadaşlarım öyle desede öyle birisi değilim. Sınav kendini denemen için bir araç. Bunu adam akıllı kullansana be arkadaşım... Sınavdan 100 aldın diyelim. Lan kendini kandırmaktan başka bi bok yaptığın yok ki! Adam akıllı çalış 70 al geç daha iyi. Ben buna kızıyorum işte. Hazırcılık, beleşe konma şeysi çok...
Quiz oluyoruz, kurstayız... Sınıftaki sılalar normal sıra değil. Bildiğin masa var AQ. U şeklinde birleştirilmiş masalar düşünün. Bende bu U şeklindeki masaların bir kenarında dış kısmına oturuyorum. Dış kısım tamamen dolduğu için derse geç kalan bi kız tam karşıma oturdu. Öle bi kızın bön bön bana bakmasına ve karşımda cins cins davranmasına uyuz olurum. Sınav sanamı bu salak "Şu şöyle,hemen düzelt" "Bu neydi yaa.." "Neden değiştirmiyosun, benden baksana" gibi şeyler söylüyo. Sınav ortasında acayip gerildim ama ya.. Ulan istesem kopya çekerim sanane! Sanamı kaldı bana kopya vermek! Bide bu kız ile o kadar muhabbetim yok. Uyuz oluyom gibi bişe. Belirsiz bişe yani. Hocanın quizi sikine taktığı yok zaten. Bende kpya çekmek istemiyorum. Zaten sadece bir quiz yani.. Kendim içinde "Ne kadar biliyorum?" sorusuna cevap aramak için kpoya çekmedim. Kız uyuz etti beni. İstemediğim halde kopya vermesi yetmiyomuş gibi kağıdımdaki cevaplara sarktı kaltak. "Bunu yanlış yapmışsın düzelt." "O öyle değil böyle olcak" gibi şeyler sayıkları. Onun yüzünden 1 sorum yandı....
Demiştim ya bu aralar biraz kafa dinlicem diye. Belki kafa dinlemeyebilirim. Kursta fena olmayan biri var. Dersin ortasında ben bazen sınıfı şöyle bi gözlerimde süzerim. O kıza ne zaman baksam bana bakıyo AQ. "Bok mu var? Ne bakıyon" dicem ayıp olcak kıza. Kız güzel.. Çıtıpıtı bişe.. Ama tarzım değil sanırım. Sigara içiyo lan! Ben içerken bıraktım o hâlâ içiyo. Bide bu kızla şimdilik aynı zamanda da arkadaşız.. Kursta zaten adam akıllı biri yok ki. Nerde dengesiz ve aksilik olsa beni bulur. Bizde böle 2 kız 3 erkek bi arkadaş oratamı var hep beraber takılıyoz genelde. O 2 kızdan biriside bu.. Farklı bişe bi ihtimal onla işi pişirebilirim..
Neriman - part 1
20 Aralık 2008 Cumartesi 02:11
Neriman başlığına aldanıpta Neriman adında birisine aşık felan olduğumu sanma sakın. Kafamı bu aralar güzel bi şekilde dinlerken hiç uğraşamam kızla, aşkla, sevgiyle felan. En iyisi kafa dinlemek bir süre..
Neriman kimdir? Nedir, necidir? Neriman tam bir gerizeklı benim gözümden. Salahaddin Enis adında 1900 lü küsür yıllarında yaşamış bir yazarım romanının adı Neriman. Bu ufak romanda da yazar İstanbulda yaşanan bir aşk hikayesinden bahsediyo. Aslında tam roman sayılmaz. Benim roman dediğim kitaplar en az 250 sayfalık felan oluyo. Bu 140 sayfa felan.. Bende şuanda 90 küsür sayfalardayım. Neyse Nerimandan devam edelim.
Neriman ve Semih teyze çocuklarıdır.. Birbirlerine deliler gibi sırılsıklam aşıktırlar.. Henüz 18inde olan bu iki genç aşık mutlu mesut yaşarlarken bi bokluklar oluyo. Semih Nerimanın olduğu yerden ayrılmak zorunda kalıyor. (Hikaye 1900 küsürlü zamanlara göre anlatılıyor bunu unutmayın.) Neyse Semih ile Neriman ayrılıyor... Semih hâlâ deliler gibi Nerimanı seviyor.. Aradan 7 sene kadar bir zaman geçiyor.. Semih İstanbula Nerimanın yanına gidiyor. Daha doğrusu İstanbula gitmesi gerekiyor ve Nerimanıda görme ihtimali var. Neriman İstanbulda bir adada yaşıyor. Semihin çocukluk arkadaşı olan Haydar Nebil ile evlenmiştir ve birde Ercüment adında ufak bir çocukları vardır.. Bunları Semihte biliyor. Semih adaya geliyor, tam Nerimanın oturduğu köşke gireceği zaman "Nerimanı görünce dayanamam bu ızdıraba" deyip sahilde bir bara gidiyor. Orda biraz dinlenirken Haydar Nebil bunu görüyo ve eve götüyüro.
...
Semih Neriman ile evde belli bir süre kalıyor. Haydar Nebilde safın, duygusuzun, şiirden anlamayan, aşktan anlamayan öküzün birisi.. Neriman ise aksina tam bir aşk kadını.. Semihte Neriman gibi bir yapıya sahip. Hatta Semihin şiire karşı büyük bir ilgisi var. Gel zaman git zaman derken Neriman ile Semih bir gün baş başa kalma frsatı buluyolar. Dışarıda geliyo bu şans. Beraber gezmeye gidiyolar. Haydar Nebilde o akşam evinde başakb ir arkadaşı ile ilgilenmektedir. Bunlar dışarda bir ağacın altına oturup herşeyi konuşuyorlar.. Semih hâlâ evlenmemiştir.. Neriman ise aşkına ihanet edip evlenmiştir. O da aile zoru ile velenmiş kız zamanında... Zor durum yani. Bunlar orda öpüşmelerden, yiyişmelerden sonra eve gelir devam ederler yaşamaya..
Yanlız şu bir gerçek ki Semih çok acı çekmektedir. Şuanda hâlâ deliler gibi sevdiği kadın başkasına ait... Ve üstelik o öküz ile aynı evde kalıyor. Semih arada bir Haydar Nebil gibi bir öküzle nasıl evlendin gibisinden bu saf adam ile dalga geçerek alay ediyor. Semihte haklı.. Neriman ise iki gözyaşı ve 3 kelime ile Semihin kalbini kazanmıştır... Neriman Semihe "Kalbim manen senindir. Seni hâlâ seviyorum!" der ama aq karı başkasının kolunda ise bu Semih ne yapcak lan... Gerildim bak... Semih ise bu durumdan iyice rahatsız olmaya başlar ve bir bahane bulup gitmek ister. Şuanda durum bu şekilde. Semih seviyor ama çaresiz. Haydar Nebil fıstık gibi kıza konuş hazırcı yawşak. Neriman ise perişan halde, aile zoru ile evlendirilmenin cefasını çekiyor...
Gerçektende çok zor bir durum. Kitap 1-2 güne biter. Vakit buldukça okuyorum zaten... Bitincede part 2sini yayınlarım. Hikaye güzel bakalım sonu nasıl bitcek. Ben merak ediyorum. Şimdilik Neriman'a "kafana sıçım, akılsız" diyorum...
Merhabalar
19 Aralık 2008 Cuma 04:59
Herkese Merhaba. Baktım ki herkes almış eline gitarı tutturmuş bir şarkı söylüyor. Herkes kafasına ne eserse onu yapıyor.. Bende dedim ki "birde ben yapayım bunu"... Kendime bu blogu açtım. Hayatımdaki herşeyi gizli saklı hiçbişe kalmadan bu blogda yazacağım.
Herşeyi yazacağım dedim ama öyle herkesi açıkca ortaya koyacak değilim. Blogda bahsedeceğim kişilere takma isim takarım o şekilde anlatırım hep. Onlarıda gün yüzüne çıkarmanın bi alamı yok dimi ? Kendi çapımızda gizli gizli (ne fesatım bea :D ) bloglayalım istedim. İçimden gelen herşeyi yazacağım. Belki yazılarım biraz uzun olur ama okursunuz dimi ):
Blogda hayatımdan kesitler anlatacağım. Aşk ve sevgiden bahsederiz biraz.. Biraz duygusal olur ağlarız hep beraber... Birazda asabi olur dağıtırız ortalığı. Birazda neşeli olur hep beraber bi bara gider içeriz, eğlenirizz.. Süper olur be. Blogu olabildiğince samimi tutmaya çalışacağım. Eminimki yazılarımda da bunu belirtirim..
Birde PuCCa Günlük tariha geçecek çok güzel bir günlük. Her yazısını severek okuyorum. Kızında maşallahı var ha. Blogundaki o kadar dengesizle uğraşıyo, iş yerindeki dengesizler var + abuk sabuk rüyaları... İyi sabrediyo.. Ben onun yerinde olsaydım boğaziçi köprüsünden aşağı bırakırdım kendimi heralde..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)