Gerçeklerimiz Hayatımızdır
www.gerceklerimiz.com
Güle Güle Ey Şehr-i Ramazan
19 Eylül 2009 Cumartesi 01:30
Bugün Arefe…
Ramazanı uğurluyoruz. Sahurları, iftarları, teravihleri ve feyzi ile hasret giderdiğimiz on bir ayın sultanına nasip olursa bir yıl sonra buluşmak üzere veda ediyoruz.
Güle güle ey şehr-i Ramazan…
Ailemizle, dost ve akrabamızla, konu komşumuzla daha çok görüşme fırsatını getiren Ramazan ayını dolu dolu geçirenlere ne mutlu…
Sahurlar yaptık, uykularımızı bölerek ve sabah namazını bekleyerek.
Allah hoşnut olmaz mı?
Ağzımız [...]
Gene D.Matlock:”İnsanlığın Atası Türkler”
15 Eylül 2009 Salı 01:30
Türk Medeniyetinin tüm insanlığın beslendiği kaynak olduğu gün gibi aşikar iken, bu gerçeği görmezden gelen tarih araştırmacılarının karşısında, Amerikalı bir araştırmacının ulaştığı sonuçlar karşısında duyduğu heyecanı alkışlıyorum.
Hala tarihimizin kısırlaştırılmasına ve Türklüğün küçümsenmesine bilerek ya da bilmeyerek çanak tutanlara sözde tarihçilere de bu heyecanın ibret olmasını diliyorum.
Kalkın işgal ettiğiniz koltuklardan, geçmişimizi araştırın ve kendinizi bulun lütfen!
Aksi [...]
Kadir Gecesi
14 Eylül 2009 Pazartesi 04:12
Kadir Gecesi, İslam alemi tarafından kabul edilen ve müjdelenmiş en önemli gecelerden birisidir. Türk Milleti için Kadir gecesini dualarla ve ibadetle geçirmek, dini bir sorumluluk olmasının yanında geleneğe dönüşmüştür.
Allah’a yakınlık için bir fırsat olarak kabul edilen, duaların geri dönmeyeceği ile ilgili müjdelerin verildiği Kadir gecesine, çocukluğumuzdan bu güne en güzel anlamları yükleriz.
Kadir gecesinin güzelliğini anlatan [...]
Türklerde Beslenme Kültürü
04 Eylül 2009 Cuma 02:31
Beslenme kültürü de, bir toplumun beslenme ile ilgili hayat tarzıdır.“Yiyeceklerin üretimi, tüketimi, hazırlanması, tamamen kültürün ögeleri olan gelenekler, sevmek sevmemek, inançlar, tabular, boş inançlarla bağlantılıdır.
Antropologlar, yemek yeme alışkanlıklarını kültürel bağlamda alırlar.” İnsanların acıkması ve açlığını gidermek için yemek yemesi genel bir biyokimyasal olay iken, bu açlığını ne şekilde, ne zaman ve hangi yemeği seçerek gidereceği [...]
Akıl Hastaneleri “BİMARHANELER”
04 Eylül 2009 Cuma 02:17
Bimarhane, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Bilgi Lügat’ında, “hastane”, “tımarhane, deliler yurdu” olarak tanımlanır. Uzun asırlar boyunca bugünkü hastane terimini karşılayan “bimarhane” kelimesinin zaman içerisinde anlam kayması sonucu “tımarhane” gibi sadece akıl hastalarının bulundurulduğu yer anlamını kazandığı kabul edilmektedir.
Twilight (Alacakaranlık)
21 Ağustos 2009 Cuma 17:05
Bazı alt türler evrim geçirmeye müsaittir. Hatta her 10 senede bir, yeni bir şekle girmeyi dahi ihmal etmezler. Ancak bazıları da öylesine geleneksel kalıplara sahiptirler ki bu tür bir değişime direnirler. Oldukları yerde kaldıkları gibi, zamanla da ‘yenilik’lerini yitirip geriye doğru gitmeye başlarlar. Fakat kesinlikle vampirlerin evrim değiştirmesine karşıyım. Şimdiye kadar bütün filmlerdeki tabuları yıkmaya [...]
Ölüm Geçirmez- Bir Tarantino Sanatı
21 Ağustos 2009 Cuma 16:54
‘Bayağılık’ ve ‘estetik’ kelimeleri yan yana durduğunda kulağa oldukça garip geliyor. Fakat böyle bir tamlamanın oluşmasına vesile olan isim Tarantino‘ysa garipsenecek bir durum yok. Çünkü ezber bozan bir isimden söz ediyoruz ve sinemanın şımarık çocuğunun yaptığı işlerin bir ‘garip’ olduğunu daha en baştan biliyoruz. Ha işte Ölüm Geçirmez’de kankisi Rodrigez ile başlattığı Grındhouse projesinin ilk [...]
Küçük Denizkızı Ponyo
21 Ağustos 2009 Cuma 16:45
Hayao Miyazaki çoğunlukla filmlerinle bana o şirin ve mutlu çocukluğumu anlatan bir yönetmendir. Bütün filmleri çok severim. Aslında ben Japon yapımı animeleri(Bizim tabirimizle animasyonları) severim. Halam sayesinde bu adamın filmleriyle tanışmış. İlk izlediğimde sıkılmıştım. Ama yaşım büyüdükçe ve bu adamı izlemeye devam ettikçe bir çok dizisini izlerdim çizgi filmlerini fakat o zamanlar hiç yönetmenlerin adlandırana [...]
Nice Yıllara Ütopyam (:
10 Ağustos 2009 Pazartesi 01:28
Yıllar önce, Sihir Başlasın yönetimi olarak ortaya atılan bir fikir ile başlamıştı herşey.. Her açıdan özgün, yazmaya gönül vermiş herkese kapılarını açacak öyle bir gençlik platformu olmalıydı ki bu proje, genel-kültür siteleri arasında öne çıkabilmeliydi. Adına “Ütopyam” dendi, ve çığ gibi büyüyen bir ailenin ismi haline geldi. Uzun süre devam eden çalışmalar, yaşanan türlü aksilikler [...]
Cannibal Holocaust
09 Ağustos 2009 Pazar 02:37
60 ülkede yasaklanan İtalyan yapımı Cannıbal Holocaust’un hala gerçek bir snuff olup olmadığı tartışmaları devam ediyor. Yönetmenin bu tartışmalar yüzünden 1 ay hapis yattığı film son derece mide zorlayıcı filmler arasındadır. Bir istismar sineması örneğidir. Günümüzde bile izlenmesi zor grafik şiddetti içermektedir. Belgesel gibi el kamerasıyla çekilmesi filmi son derece gerçekçi kılmıştır. Filmde grafik şiddetti [...]
Benny’nin Videosu
09 Ağustos 2009 Pazar 02:35
14 yaşındaki Benny, zengin ailesine tamamen yabancılaşmaktan kaçmak için videoda alternatif bir duygusal dünya bulur. Benny, vaktini şiddet dolu filmler izleyerek ya da video kamerası aracılığıyla yatak odasının penceresinden dışarı bakarak geçirir. Yavaş yavaş, etrafındaki insanlar farkına varmadan gerçeklik duygusu değişmeye başlar. Bir haftasonu kendi yaşlarında bir kızı evine davet eder. Ailesi şehir dışına çıkmış, [...]
Karanlık Sular – Honogurai Mizu No Soko Kara
09 Ağustos 2009 Pazar 02:33
Siz de, özel efektlere ya da kan revana dayanmayan o eski, güzel korku filmlerini özlemiyor musunuz? Karanlık Sular, bizi o eski günlere geri götürüyor. Eğer Ringu’yu atmosferini beğendiyseniz. Bu filme de bayılayacaksınız. Yönetmen Hideo Nakata, yazar da Koji Suziki olunca, ister istemez insanın aklına şimdiden birer kült olmuş Ringu ve Ringu 2geliyor. Bu ikili karanlık [...]
teknoloji ve tasarım dersi, teknoloji tasarım,basit ilginç icatlar
teknoloji ve tasarım dersi tasarımları, basit ilginç icatlar başlıkları altında güncel ilginç tasarım ürünlerinin tanıtıldığı teknoloji tasarım blogudur.
Körler İçin Yeni Baston Tasarımı
09 Eylül 2009 Çarşamba 13:51
O kırmızı ve beyaz sopa tanıdık gelebilir ama bu sopanın çok farklı bir özelliği var. Görme özürlü insanlar için işe yarar ve pratik bir çözüm sunuyor. Bastonun alt kısmında bulunan Lens – sensör teknoloji sayesinde kişinin karşısına çıkan engel veya merdiven gibi faktörlerde kullanıcıya titreşim yolluyarak uyarıyor.
Mutfak Aleti Tasarımı
09 Eylül 2009 Çarşamba 13:20
Mutfak aletlerinde aranılan en büyük özelliklerinden biri pratik olmalarıdır. Teknoloji ve Tasarım bunun farkında olduğundan kesme tahtasını ve bıçağını aynı kompsepte sunuyor. Çeşitli renklere sahip bu icat oldukça dekoratif bir seçim olacaktır.
Farklı Tasarımıyla Samsung B3310
02 Eylül 2009 Çarşamba 12:31
Cep telefonu devlerinden Samsung İlginç tasarıma sahip Samsung B3310 ‘u Fransada satışa sunmaya hazırlanıyor. Cep telefonun o tipik görünümünden oldukça farklı bir dizayna sahip. Ayrıca QWERTY klavyeye kullanılıyor. 2 mega piksel kamerası olan Samsung B3310 ayrıca Bluetooth, MicroSD kartı, FM radyo ve müzik çaları özelliklerinide taşımakta.
Nokia’nın Yeni Modeli “Nokia n900″
28 Ağustos 2009 Cuma 13:51
Cep telefonu üreticilerinden Nokia son modeli Nokia n900 ile karışınızda. Nokia n900 maemo 5 platformlu olan modelini sonunda duyurudu. Aslında bakrsanız Nokia ‘nın n800 modelini temel alınarak geliştirilen n900 modeli cep telefonları içinde bilgisayar deneyimi yaşatmayı amaç edinlinmiş. Tasarımı ile de oldukça göz dolduran Nokia n900 modelinin teknik özellikleri şöyle;
3.5¨800*400 piksel lcd
mozilla tabanlı maemo [...]
En Yeni Cep Telefonu Nokia 5230
26 Ağustos 2009 Çarşamba 13:53
Cep telefonu devlerinden Nokia , yeni cep telefonu Nokia 5230 ‘u tanıttı. Dokunmatik ekran ekran tasarımına sahip olan Nokia 5230 bir çok özelliği bünyesinden barındırıyor. Başlıca göze çarpanları; 3.2 inchlik ekaranı, 2 megapiksel kamerası ve ayrıca son nesil telfonların olmazsa olmazı 3G teknolojisi.
Nokia 5230 ‘un fiyatına gelecek olursak 149 Euro ki bu da demek oluyor [...]
Projektör Harita Teknolojisi
24 Ağustos 2009 Pazartesi 12:14
Maptor adı verilen bu basit görünüşlü icat aslında Projektör Harita Tasarımı. Haritaya bakarak nerde olduğunuzu bilmek istediğinizde yapmanız gereken tek şey projektörü bir yere yansıtmak. Oldukça güçlü şığa sahip olan Maptor, duvar yer yada elinize yansıtarak nerde olduğunuza bakabilirsiniz. Maptor’de GPS sistemi olduğundan harita üzerindeki tam yerinizi kolaylıkla belirliyebilirsiniz.
Körler İçin Telefon Tasarımı
21 Ağustos 2009 Cuma 21:56
İcatın adı bizce ” Evrensel Cep Telefonu” olamlı. Nedenine gelecek olursak hem normal insanların hem de görme özürlü insanların kolaylıkla kullanabileceği bir telefon tasarımı. İstenildiğinde ekranındaki yazıları görsel olarak, istenildiğinde ise üzrinde bulunan binlerce mikro pinler sayesinde dokunumatik olarak hisedebileceğiniz özelliğe sahip. Şuan için tasarım aşamasında olan bu cep telefonu hayata geçirlidiği zaman çok ilgi [...]
Hava Temizliyen Ağaç Tasarımı
21 Ağustos 2009 Cuma 13:53
Ağaçların en büyük özelliklerinden biride oksijen üretmektir. Teknoloji ve tasarım bundan yola çıkarak , Hava Temizliyen Ağaç Tasarımı icat etmiş. Görünümü oldukça basit olmasına rağmen işlevi önmeli. İcat altan aldığı kirli havayı temizlieyrek üsten geri veriyor. Hava temizleme toplarından sonraki gördüğüm en güzel icat olmuş.
Dijital Kumbara Tasarımı
19 Ağustos 2009 Çarşamba 21:10
Kumbarada para biriktirmek çocuklara tutumlu olmayı öğreten en iyi öğretim yollarından birtanesidir. Teknoloji ve tasarımın yeni icatı olan Dijital Kumbara Tasarımı, kumbaranızda ne kadar para olduğunu dijital ekranında gösteriyor. Ayrıca bu kumbaranın marifeti o kadarda ufak birşey değil. Atılan her bozuk parayı tanıyrak ona göre ekleme yapıyor dijital ekranına. Fakat dijital kumbaranın TL tanıyan versiyonu [...]
Yeni Pet Şişe Teknolojisi
14 Ağustos 2009 Cuma 13:48
Teknoloji ve tasarım gün geçtikçe yeni icatlar yapmaya devam ediyor. Onlardan biride Yeni Pet Şişe Teknolojisi. Bu yeni teknoloji sayesinde pet şişe kavramı oldukça değişeceğe benziyor. İcatın altında buluna sistem sayesinde aynı çakmak gibi dolum yapılabiliyor. Yapmanız gereken pet şişeyi özel dolum yuvasına yerleştirmeniz. 8 saniye içde şişe su ile doluyor. Oldukça pratik ve de [...]
Lambalı Balon Tasarımı
13 Ağustos 2009 Perşembe 11:48
Çeşitli lamba tasarımlarını daha önce tanıtmıştık . Balon lamba tasarımı oldukça ilginç ve bi o kadar da dekoratif bir tasarım olmuş. Yüzeyinde ışık geçirmez şekillerin bullunduğu balonun içine lamba sistemi yerleştirilmiş. Balon şişrilince şekillerin arası açılıyor ve böylece oldukça dekoratif bir şekil ortaya çıkıyor.
İlginç Anahtar Tasarımları
12 Ağustos 2009 Çarşamba 15:34
Anahtarlar hayatımızın vazgeçilmezidir ve nerdeyese hepsi tekdüze bir şekildedir. Bu ilginç anahtar tasarımları ise alışılagelmişten birazcık farklı görünüşlere sahipler. Teknoloji ve tasarım sitesi olarak farklılıkları her zaman sizinle paylaşmıya devam edeceğiz.
Körler İçin Bardak Tasarımı
12 Ağustos 2009 Çarşamba 11:26
teknoloji ve tasarım insan hayatını kolalaştırmak için ürünler üretmeye devam ediyor. Bunlardan biri de Körler İçin Bardak Tasarımı. Bu icatın marifeti içindeki sıvının hangi seviyede olduğunu sen sörler sayesinde sesli olarak uyarıyor. Böylece kör bir kullanıcının elini bardağa sokmadan ne kadar sıvı olduğunu anlıyabiliyor. Oldukça kullanışlı olacağına inanıyoruz bu ürünün.
Posta Kutusu Tasarımı
11 Ağustos 2009 Salı 12:00
Mektup veya evraklar artık günümüzde tarih olmaya aday kavramlar oldu. Günümüzün elektronik ve internet teknoloji sayesinde her şey artık dijital ortamda gerçekleşebiliyor. Ama hala günümüzde mektup geleneğini sürdürenlerin oranı hiçte az değil. Bu Posta Kutusu Tasarımı aslında ebatları oldukça büyük . Öyleki bir gazateyi rahatça içine alabiliyor. Oldukça dekoratif bir görünüme sahip.
Kahvaltı Seti Tasarımı
10 Ağustos 2009 Pazartesi 13:04
Sabahın erken saatlerinde kalkıp kahvaltı hazırlamak ne kadar zor gelir insana. Teknoloji ve tasarım ürünlerinden biri olan Kahvaltı Seti Tasarımı tam da bu duruma uygun oalarak tasarlanmış. Kahvaltı için bütün gereksimleri barındırıyor. Filtre kahve , saç ızgara ve bir adatte bir dilimlik tost ızgarasına sahip.
"Çingeneler Zamanı"
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:04
"Çingeneler Zamanı"
(Dom za vešanje)
(Time of The Gypsies)
1988 - dram
yönetmen: Emir Kusturica
orjinal dili: Çingenece(bu nasıl bir dil ki?)
oyuncular:
* Davor Dujmovic' - Perhan (esasoğlan, maalesef 1999 yılına intihar etmiş.)
* Bora Todorovic' - Ahmed (bu da gavatın, deyyusun önde gideni, bayrak tutanı.)
* Ljubica Adzovic - Khaditza (Perhan'ın büyükannesi)
* Husnija Hasimovic - Merdzan (Amca - filmde on numara şerefsizi canlandırıyor, nuri alço'nun salak versiyonu.)
* Sinolicka Trpkova - Azra ( Perhan'ın yavuklusu.)
* Zabit Memedov - Zabit (Komşu)
* Elvira Sali - Danira (Perhan'ın bacısı.)
* Suada Karisik - Dzamila
* Sedrije Halim - Ruza (Azra'nın anası, aynı cennet mahallesindeki Pembe'nin karakterinde biri)
Film, alengirli güçlere sahip olan Perhan'ın genç yaşta Yugoslavya'nın küçük bir köyünden çıkıp italya'da bir suç şebekesine dahil oluşunu, Azra(azra akın değil!) ile yaşadığı aşkı ve kızkardeşi Danira'ya uzun süre sonra tekrar kavuşmak için gösterdiği çabalar etrafında izleyiciyi ağlatır beya!
Filmin çok puslu bir görüntüsü var, hep yağmur hep kış mevsimi. ağustosta izleseniz bile üşütüyor! Filmde profesyonel oyuncuların yanı sıra gerçek çingeneler de rol aldığı için anlatımın doğal bir tadı var. Ayrıca filmi orjinal dilinde(çingenece) izlerseniz; "Siktir!, Naş(haydi manasında kullanıyorlar.), komşuge(komşu yani.) gibi bazı bildik kelimelerle karşılaşacaksınız.
Filmin müziklerini Goran Bregoviç bestelemiş. Hani Elveda Rumeli dizisinde Sütçü Ramiz'in kızı öldüğünde çalan "Ederlezi" var ya işte o da bu filmin müzikleri içinde.
Perhan ve yavuklusu Azra.
Bu filmi mutlaka izleyin! Hatta sıfır DVD'sini bulursanız bize de haber verin. çok aradık bulamadık.
not: bu yazıdaki bilgilerin bir kısmı wikipedi'den araklanmıştır!
e filmi de izledik yani bi kısmını da ezberden yazdık.
yer gösterici cezmi
tefrika;"Huzur Bölüm V"
20 Eylül 2009 Pazar 20:41
önceki bölüm
-bölüm IV
Annem beyazlara renk bulaştırmayayım diye beni iki saat kadar çamaşır sepetinde bekletti. Bu süre zarfında babam telaşını gizlemeye çalışan uyduruk bir gülümsemeyle koridorda dolanıp duruyor, arada gelip geçen doktorlara manasız olduğunu tahmin ettiğim sorular- Ne dediğini duymasam bile en azından yüz ifadesi ve el hareketlerinden çıkardığım sonuç buydu.- soruyordu. Annem elimden tutmuş yaş dolu umutlu gözleriyle yüzüme bakıyordu. Babam bir iki volta daha attıktan sonra karşımda durdu cebinden çıkardığı buruşuk bir teslimat fişinin arkasına bir şeyler karalayıp bana uzattı. “Aç mısın, kantinden sana bir şeyler alayım mı?” diye yazmıştı. “Evet” manasında başımı salladım.
Vişne suyumun son bir iki damlasını yudumlarken benimle ilgilenen doktor geldi. Bir şeyler anlattı. Babamın kağıda yazdığına göre metabolizmamın “spesifik!!!” özelliklerinden dolayı diğer renklilere de kendi rengimi bulaştırabilirmişim. Bu yüzden doktor çamaşır makinesine tek başıma girmemi, bunun için de iki saat kadar daha sepetteki diğer renklilerin yıkanmasını beklememi söylemiş.
Annemle beraber hastane içinde, ne yapacağımızı bilmeden, hatta düşünmeden dolandık durduk. Önce kantine indik. Sonra sıkılıp çamaşır makinesinden çıkarılan beyazların büyük bir özlemle kurumayı bekledikleri odaları dolaştık. Bahçeye çıktık, hava çok sıcak olduğu için çok duramadık ve kömürlük kapısından içeri girdik. Gübre dolu çuvalların arasından, sağ ellerimizle burunlarımızı tutarak geçip ameliyathaneye açılan demir kapının önüne geldik. Biraz ağır olmasına rağmen annemin yardımıyla kapıyı açtım. İçeride dört tane ameliyat masası, her masanın başında da hummalı bir çalışma vardı. Annem hiç vakit kaybetmeden ellerini yıkadı ve kırmızı renkli kışlık yün eldivenlerini takıp borsacı olduğu söylenen şişman adamın yattığı masanın başına gitti ve çantasında getirdiği dantel örneklerinden faydalanarak başarılı bir kalp ameliyatı yaptı. Öyle ki hastayı daha o gün taburcu edip Zincirlikuyu’daki aile kabristanlığına defnettiler.
Defin törenine yüzlerce kişi katılmıştı. Mezarlıkta, üstelik, borsacının naaşının başında olmalarına rağmen yüksek sesle tartışıyorlardı. Kimisi “Çok iyi adamdı. Dört çocuğumu okuttu benim!” diye haykırırken, bir başkası buna mukabil “Ona kaptırdığım paralar yüzünden dört çocuğumu okuldan almak zorunda kaldım.” diyordu. Otuzlu yaşlarının ortalarında gösteren papyonlu bir garson; “Allah razı olsun ondan, sayesinde garsonluktan kazandığım paraları borsada değerlendirip koca bir servet sahibi oldum. İki dükkanım var, şimdi çok mutlu bir garsonum.” diyor. Buna karşılık elli yaşlarında gösteren kıvırcık saçlı şişman bir adam onun yüzünden iki dükkanım borsada battı, elimde kala kala deniz kenarındaki umumi hela kaldı. Orası da olmasa tümden perişandım.” diye bağırıyordu. Kurumuş bir erguvan ağacının dibine çömelmiş, elindeki sopayla yere atomu şematize eden küçük daireler çizen 26-27 yaşlarındaki düz saçlı tıknaz üniversite öğrencisi tartışan adamları bir süre seyrettikten sonra bana döndü ve “Bakma onların kavga edip durduklarına. Hepsi de bu adamla yola çıkarken altına girdikleri riskleri biliyorlardı. Şimdi kaybedince yan çiziyorlar.” dedi. Ve burnundan “pıff!” diye bir ses çıkararak güldü.
Tartışma bir süre daha devam etti. Son olarak kocaman göbekli sıska bacaklı, üzerinde leke dolu beyaz bir önlük, başında da beyaz aşçı şapkası olan köfteci yanaklarından boncuk boncuk terler süzülerek, tok sesiyle; “Rahmetli yemek yemeyi çok severdi. Bir oturuşta ekmek arası otuz köfteyi yerdi” diye haykırdı. Buna karşılık; şık bir restoranın temiz önlüklü zayıf aşçısı kibar bir sesle; ” Beyefendi sıhhatine pek düşkündü. Ömrü boyunca bir öğünde; yarım ekmekle bir mercimek tanesinden fazla bir şey yemediğine şahitlik ederim” dedi. Ve ardından kalabalık, tıknaz üniversite öğrencisinin talimatıyla, hep bir ağızdan “Âmin!” diye haykırdı. Müteakiben defin işi tamamlandı.
İkinci iki saatin sonunda sıra bana gelmişti. Annem odada bulunan doktor ve hemşirelere aldırmayarak az önceki başarılı kalp ameliyatının da verdiği cesaretle, beni kirli çamaşır sepetinden çıkarıp, doktorlar tarafından ısrarla MR makinesi olduğu söylenen 1991 yapımı Arçelik FULL AUTOMATIC 2600 model çamaşır makinesinin içine yerleştirdi. Kucağıma Vernel yumuşatıcı toplarından bir tane koyup-Hâlbuki ben Yumoş’u daha çok severdim.- makinenin kapağını kapattı.
Dört bir yanımdan gelen ılık suyla beraber dönmeye başladım. Sonra annemin “şunun ivmesini biraz arttıralım!” dediğini duydum. Tam “Yaşasın duyabiliyorum artık!” diye haykıracakken makine askerdeyken kullandığım Tuzla üretimi hurda 4X4’ün yokuş yukarı çıkarkenki homurdanmalarına benzer bir gürültüyle ivmelendi, ivmelendikçe de imkânsız hızlara ulaştı.
Artık etraf kararmıştı. Hurdanın homurtuları da kesilmişti. Derinlerden gelen otoriter bir ses “Komando yürüyüş kararı sayılacak! Say!” diye haykırıyordu. Ardından askerliğim boyunca olmasından korktuğum şey olmuştu; görev yaptığım yazıhanedeki eski bilgisayarın ekranında mavi fon üzerine “System failure!” altında da Türkçe olarak “Kayıtlı-kayıtsız tüm veriler kaybedildi.” onun altında da “Görülen lüzum üzerine askerliğiniz bilinen bir tarihe kadar uzatılmıştır.” yazıyordu. Onun altında da İngilizce, ”Insert coin!” diye yanıp sönen bir yazı vardı.
-...
-hayri irdal
" - !"
Belediye Hoparlörü: "tüh yaa!"
19 Eylül 2009 Cumartesi 22:39
herhalde dünya tarihinde kendi kuruluş yıldönümünü kutlamayı unutan ilk müessese biz yani " "dir. az önce -yani kuruluş yıldönümümüzden bilmem kaç gün sonra- fark ettik ki bir yılı devirmişiz! siz sayın takipçilerimizle birlikte nice yıllara diyoruz efenim!
Halit Ayarcı ve Saz Arkadaşları;
Hayri İrdal
ve
Doktor Ramiz
---->not!
bu arada unutmadan söyleyelim kuruluş tarihimiz "25 Temmuz 2008 cuma" günüdür.
----> bir de unutmadan!
yarın bayram! yaşasın!
Belediye Hoparlörü; "site bozuldu sanki!"
19 Eylül 2009 Cumartesi 22:08
Bu aralar blogger'a bir haller oldu. Ya da Türk telekom'un zımbırtılarında iş yok! Neyse, şu an gördüğüm kadarıyla müessesemizin bazı ıvır zıvırları(düğmecikleri) işlemiyor. giriş butonu bile görünmüyordu da foxyproxy diye bir programı kullanarak DNS değiştirdim de bu gönderiyi öyle yolluyorum. siz de indirin bu programı. söylemesi ayıp youtube'a da bu programdan giriyorum.
" acaba sayın başbakanımız youtube'a girmek için hangi programı kullanıyor?"
foxyproxy programını burdan indirebilirsiniz.
valla açık konuşayım ben bu programı kullanalı fazla olmadı bi yamuğunu görmedim(zaten sitesinde 5 milyon kere indirildi yazıyor.) şimdilik. ama olur da siz bi yanlışını görürseniz bana da bi mail atın ya da bu yazıya yorum bırakın ki ben de yazımı düzelteyim.
imdi gördüm, meğersem foxyproxy'yi aktif hale getirince firefox'taki google arama çubuğundan arama yaparsanız aşağıdaki resimdeki gibi bir şey çıkyıor. google abi bizi muhtemelen "tilki" sanıyor ki bu uygulamayı eklemiş bir de "ben insanım!" diye bir düğme koymuş "tilki"den ayırd etmek için.
-bilgilerinize arz edilir efendim....
-halit ayarcı
" - !"
tefrika; "Huzur: Bölüm IV"
20 Eylül 2009 Pazar 20:43
önceki bölüm
-bölüm III
HUZUR
IV
Kağıttaki nota tamam der gibi başımı yukarı aşağı sallayarak itaatimi bildirdim. Sonra kalktım odama gittim bir küçük not defteriyle kalem aldım yanıma.
Odamdan çıktığımda annemi mutfakta bulamadım. Salon camından dışarı bakıyordu. Dışarıda birisine eliyle tam göremediğim bir iki işaret yaptı. Ardından bariz bir aceleyle geriye döndü, beni görünce; iki elini direksiyon tutuyormuş gibi salladı ağzını kocaman açarak “taksi, taksi!” diye tekrarladı ve sağ eliyle dışarıyı işaret etti. Tekrar başımı “tamam” diye salladım.
Taksinin ön koltuğuna annem arkaya ise ben oturdum. Annemin telaşından olacak ki taksici arabaya hızlı bir kalkış yaptırdı. Yol boyunca annem birkaç defa arkaya dönüp yüzünde zoraki bir gülümsemeyle bana baktı. Duyamadığımı bilse de bir şeyler söyledi. Sanırım “iyileşeceksin korkma” gibi teskin cümleleriydi söyledikleri. Evden çıkarken yanıma aldığım not defterimi hatırladım, cebimden çıkarıp birkaç cümle yazdım. İlk cümleyi yazmak benim için biraz zor oldu:
“Ben sağırım! Sizi duyamıyorum.”
Sonra sayfayı çevirip adımı, soyadımı, ev telefonumu ve adresimi yazdım. Başka bir sayfaya; “evet!” bir diğerine kocaman harflerle “hayır!” devam eden sayfalara “tamam” “iyiyim”, “kötüyüm”, “hastayım.”, “başım ağrıyor!”, “bir şeyim yok” “üzgünüm”, “mutluyum.”, “yoruldum”, “acıktım.”, “uykum var.” “ben mimarım!” “işsizim!” gibi şeyler yazdım. Evet işsizdim. Askerden geleli iki aya yakın bir zaman olmuştu ve ben hala iş arıyordum. Bu süre içinde sadece dört görüşme gerçekleştirebilmiştim. Dördü de “Biz sizi ararız.” gibi bir cümleyle sonuçlanmıştı. Üstüne üstlük şimdi bir de sağırdım. Ne yapacaktım şimdi. İyileşemezsem eğer-ki içimden bir his hep böyle kalacağımı söylüyordu- geçimimi neyle sağlayacaktım?
Kırk beş dakika sonunda hastanenin önündeydik. Arabadan indiğimde bir rüyadan uyanır gibi oldum kafamdaki iş güç düşünceleri rüzgara karıştı gitti. Annem taksinin parasını verirken ben de elimdeki not defterime; “Babam ne zaman gelecek!” yazdım, anneme gösterdim. Defteri aldı ve “şimdi gelir oğlum” yazdı. Hastane önündeki banklara oturduk. Yoldan geçen arabalara bakmaya başladık. Babamın 82 model fıstık yeşili Mercedes’i karşı sokaktan göründü.
-...
sonraki bölüm
-bölüm V
-hayri irdal
" - !"
tefrika: "huzur bölüm III"
06 Eylül 2009 Pazar 21:15
önceki bölüm
-bölüm II
HUZUR
III
Lise 2 deydim mayıs ayıydı galiba. Biz, birkaç arkadaş öğle arasında okuldan kaçmış deniz kenarında aptal aptal dolaşıyorduk. Ben ayakkabılarımı çıkarmış yalın ayak yürüyordum. Her adımımda ıslak kum tanelerinin parmak aralarıma girdiğini hissediyordum. "Liseyi bitirsem bana yeter herhalde." diye düşünüyordum. Sonrası için iyi bir planım yoktu ama üniversite okuma düşüncesi bana saçma, gereksiz bir şeymiş gibi geliyordu. "Bir iş bulurum, ya da hiç bir iş bulmam sokakta yaşarım öylece; kağıt toplarım, geceleri de sahil kenarına bir çadır kurar orda yatarım." ya da "Sırtıma bir çanta vurur Haydarpaşa'dan trene biner tüm memleketi trenle, yetişmediği yerde de yayan olarak belki de otostop çekerek dolaşırım. Hatta trenle yurt dışına bile gidebilirim. Böylece bir ömrü geçirir, şu dünya serüvenini büyük adam olma kaygısı olmadan bitiririm." diyordum içimden.
Sağ yanımda Pervin yürüyordu. O da benim gibi yalınayaktı. Ayakkabılarını sol eline almıştı. Boşta alan eliyle de havada anlamsız şekiller çiziyor, fazla heyecandan arada bir tizleşen sesiyle bir şeyler anlatıyordu. Çenesi açılmıştı yine. Geçen sömestr tanıştığı sevgilisinden bahsediyordu. Adı Erol'du. 25 yaşındaydı, ne iş yaptığını Pervin'in de tam olarak bilmediği bir dükkânı bir de kartal marka '97 model beyaz bir arabası vardı. biraz agresif biriydi. Mesela şimdi Pervin'in okulu kırıp üç erkek arkadaşıyla sahil kenarında gezdiğini bilse-yanındaki erkeklerden yani bizden dolayı- ona çok kızardı. Hatta belki Pervin'in kolundan tutar sarsar bağırır çağırırdı. Olsun iyi çocuktu Erol yine de. Ha bir de annesi vardı Erol'un. Muhtarın kızı Asuman'la evlenmesini istiyordu oğlunun. Pervin'i bilmiyordu Erol'un annesi. Bilse belki muhtarın kızını değil de kendisini layık görürdü biricik oğluna. Ama Erol bir türlü tanıştırmıyordu onları. Çünkü Erol bu konularda çok hassastı. Erol ciddi ve sert biriydi. Ona laf söylenmez, emir verilmezdi. Aksine onun direktiflerine uyulurdu. Annesiyle Pervin'in ne zaman tanışacağına o karar verirdi. Olsun, Erol iyi çocuktu yine de. Yakışıklıydı...
Bu muhabbetten çok sıkılmıştık. Hilmi ve Özcanla bir iki küçük göz işaretiyle anlaştıktan sonra hep bir ağızdan sesimizi biraz da eski Türk filmlerindeki oyuncular gibi "e" harfini inceltip uzatarak "r"leri ise ağzımızda yuvarlayarak;"Eeeeerooll, Eeeeeroooolll, aaaşşşkııımm!" diye bağırıp Pervin’in etrafında zıplaya zıplaya dönmeye başladık.
Annem omzuma dokundu ve bir kâğıt uzattı. “Doktora gideceğiz. Baban da gelecek hastanede buluşacağız. Doyduysan çıkalım hemen.” yazmıştı kâğıda. Kağıttaki “Doktor” kelimesi on yıl öncesinin tatlı ışıkları içinden koparıp şu an içinde bulunduğum loş sessizliğin ortasına atıverdi beni.
-...
sonraki bölüm
-bölüm IV
-hayri irdal
" - !"
tefrika:"huzur bölüm II"
25 Ağustos 2009 Salı 22:57
önceki bölüm
-bölüm I
HUZUR
II
Bir zaman sonra-ama ne kadar sonra bilemiyorum- annem ayağa kalktı elimden tutup beni de ayağa kaldırdı. Bana bir şeyler söylüyordu. Anlamıyordum tabi ki, duymuyordum ya. o da yaptığının saçma olduğunu fark etmiş olacak ki dün üstümden çıkarıp odanın orasına burasına gelişigüzel fırlattığım elbiselerimi toparlayıp elime tutuşturdu. Bir şeyler söyledi yüzüme bakarak. Böyle bir durumda odamı düzenli tutmam hakkında bir nutuk çekeceğini sanmıyordum; hemen giyinmemi söylüyordu muhtemelen. Sonra hızla çıktı odadan. Ben de gözyaşlarımı silip burnumu çeke çeke üstümü giyindim.
Başıma gelen felaketi düşünüyordum. Evet, felaket, hatta küçük çapta bir kıyamet olmasa da bir facia, kendi sınırlarında gayet etkili bir infial meselesiydi bu başıma gelen. Neydi bu başıma gelen? Dün akşamı düşündüm. Evdeydim dışarıda değildim yani yolda yürürken bana araba falan çarpmamıştı,-24Kf- zaten çarpsa da klasik yerli filmlerden öğrendiğim kadarıyla kör olmam icap ederdi. Sağır olmam değil. Aman Allah'ım sağır mı olmuştum şimdi ben? Bu düşünceyle ürperdim birden. Uyumadan önceki son birkaç saat, gün, hatta haftada herhangi bir ağrı sızım olmamıştı, başıma herhangi bir darbe de almamıştım. Birinin bedduasını da aldığımı sanmıyordum.
Üstümü giyindikten sonra odamdan çıktım. Anneme bakındım, holden salona geçtim hep o havada uçuyormuşum hissiyle. Yoktu annem. Mutfağa baktım küçük masamızın üstünde gelişigüzel konmuş peynir, reçel, zeytin gibi kahvaltılık malzemeler duruyordu. Omzuma bir el dokundu, irkildim. Elin sahibini biliyordum aslında annemdi. Ama sessizlik insanın içini korkuyla dolduruyordu, hele bir de sessizliğin acemisiyseniz durum daha da zor oluyordu.
Elindeki ekmeği masaya bıraktı ve iki elinin parmak uçlarını bir araya getirip sık aralıklarla ve sırayla ağzına yaklaştırıp uzaklaştırarak bilinen en yaygın ve her yaşta insanın anlayabildiği "Yemek ye! Atıştır biraz!" hareketini yaptı.-böyle bir zamanda bile önce karnımı doyurmayı düşünüyordu, canım annem! Anneler böyledir işte...- bu hareket aynı zamanda annemle ilk işaret dili konuşmamızdır. Annem bu hareketi hesaplamadan yapmış olsa bile.
Zorla bir iki lokma bir şeyler yedim. Annem bir elinde telefon mutfağa girip çıkıyordu. Telefondaki kişiye- ki bu muhtemelen babamdı- boşta kalan eliyle havada daireler çizerek ve arada bir gözünden süzülen yaşları silerek bir şeyler, daha doğrusu beni anlatıyordu. Bu arada boşalan çay bardağımı doldurdu. Telefonu kapattı karşıma oturdu. Zorla yutkundu bu yüzünden belli oluyordu. -24Kf- Gülümsemeye çalışarak yanağımdan bir makas aldı. O ara telefon çaldı galiba, kulağına götürdü buzdolabının üzerine mıknatıslı duran kalemi aldı ve yine dolabın kapağında duran not kâğıdına bir telefon numarası yazdı. Telefonu kapattı. O numarayı çevirdi. Telefonu sol kulağına yaslayıp mutfaktan çıktı.
Çayımdan üçüncü yudumu aldığımda şeker koymadığımı fark ettim ve ancak bardağın dörtte üçünü bitirdiğimde içine şeker koymayı akıl edebildim. İşte o kadar dalgın, o kadar kendimden uzaktaydım o anda. Hiç neden yokken dokuz yıl öncesine gitti aklım. 1999 senesindeki güzel bir günü düşündüm.
-...
sonraki bölüm
-bölüm III
-hayri irdal
" - !"
doktor ramiz'in kitaplığı
07 Ağustos 2009 Cuma 00:30
Atatürk
yazar: ahmet köklügiller
köyün çocuğu yayınları
basım: şark matbaası - 1976
Kitaplığımın nadide parçalarından olan bu kitaba bakarken düşünüyorum. Eskiden ne güzel yayın evleri varmış. misal, şu an tanıtımını yaptığım kitabı yayımlayan "köyün çocuğu yayınları" gibi. şimdiki gibi uyduruk japon karikatürlerini, pokemonları çocuk kitabı diye yutturmuyorlarmış çocuklara. hayal dünyasında yetiştirmek yerine örnek alabilecekleri kişileri uygun bir dille tanıtıyorlarmış çocuklara. misal Atatürk gibi.
neyse içeriğe geçelim. efendim yayın evi isminden anlayacağnız gibi bu kitap biricik çocuklarımıza hitap
etmektedir. lakin siz büyüklerin de bir göz gezdirmesinde fayda var.
kitapta Atatürk'ün çocukluğu, eğitim hayatı, savaşları, Atatürk'e yazılmış şiirler ve O'nun vecizelerinden örnekler bulunmaktadır. ayrıca kitapta anlatılanlar el çizimi resimlerle desteklenmiştir.
Kitap çok eski ve yeni basımı maalesef yok. istanbul'daki sahafları gezerseniz belki bulabilirsiniz. Hatta sahafları gezmişken şöyle bir diğer kitapları da inceleyin, okuma alışkanlığınız olsun. boş beleş internette dolaşmayın, okuyun öğrenin. Cumhuriyet, bunca okul boşuna kurulmadı, bu kitaplar boşuna basılmadı. bırakın mankenlerin kıçını seyretmeyi de azıcık okuyun öğrenin gazete okumaktan öteye geçin. boş durmayın, zamanı ve kendinizi israf etmeyin ulan!
-doktor ramiz
" - !"
tefrika: "HUZUR Bölüm I"
09 Ağustos 2009 Pazar 11:19
HUZUR
I
Sabah vakti uyandım. Gözlerimi ovuşturdum, esnedim, gerindim yatağımda: bir gariplik vardı, çözemedim. Üç gündür yıkanmadığım için saçım fena halde kaşınıyordu, tırnaklarımı kafa derime bastıra bastıra bir güzel kaşındım. Fakat bir şey eksikti, anlayamadım. Yavaşça doğruldum, yatağımdan kocaman bir esnemeyle beraber kalktım. Bir iki adım attım içimi garip bir his kapladı. Yürümüyordum da uçuyordum sanki. Evet, ayaklarım yere basıyordu döşemenin serinliğini hissedebiliyordum ama... Seksen küsur kiloluk ağırlığım bir anda kaybolmuştu. Öyle hissediyordum. Uyanamadım herhalde diye düşündüm. Masa saatime baktım; çalmaya başlamıştı. Yani üst kısmındaki küçük çekiç iki yanındaki çanlara var gücüyle vuruyordu ama ses çıkmıyordu! Bir an hareketsiz kaldım öylece baktım, sonra saati elime alıp kulağıma iyice yaklaştırdım, elimde titreşimlerini hissedebiliyordum fakat sesini duyamıyordum. Allah Allah! saat elimden kayıverdi. Durumun vahametini anlayınca telaşlandım haliyle. Parmaklarımı şıklattm, yok! Ses yok! Bağırdım avazım çıktığı kadar ya da en azından öyle umuyordum. Nafile! Gırtlağımın titrediğini, boğazımın acıdığını hissedebiliyordum ama ses yok! Odamın kapısı açıldı annem bir telaş içeri girdi dudakları hareket ediyor, elleriyle havada anlamsız daireler çiziyordu. "Anne ne diyorsun, duymuyorum seni, diye bağırdım, belki de fısıldadım, ya da hiç bir şey söyleyemedim. Bilemiyorum duymuyordum ki, evet duymuyorum!
Annem omuzlarımdan tutup sarstı beni. Hala bir umut dudaklarını oynatıyor bana bir şeyler söylüyordu.-Anne kime anlatıyorsun? Duvar var karşında, anlamıyor, seni duymuyor!-olduğum yere çömeldim ağlamaya başladım. Korkunç bir şey; insanın kendi ağlamasını, hıçkırıklarını duyamaması. Sadece hissederek, yüz kaslarının kasılması, kesik kesik soluması, gözyaşlarının tenini ıslatmasıyla ağladığını anlaması, ağlamayı yaşamaya çalışması... Annem boynuma sarıldı. O da ağlıyordu galiba, vücudunun düzensiz sarsılışlarından öyle anlıyordum.
-...
sonraki bölüm
-bölüm II
-hayri irdal
" - !"
belediye hoparlörü: atari salonuna yeni oyun ekledik!
05 Ağustos 2009 Çarşamba 19:33
/atarisalonu'na yeni oyun ekledik.
oyunun konusu şöyle: şimdi araba gibi bişey var tepesinden ateş ediyor böyle, işte onla önünüze geleni vuruyosunuz. hadi bakalım sırayla birbirinizi kırmadan güzel güzel oynayın. ekrana da fazla yaklaşmayın gözleriniz bozulur.
oyunu oynamak için burayı tıklayın.
" - !"
Belediye Hoparlörü: ilk tefrika hikayemiz "HUZUR"
05 Ağustos 2009 Çarşamba 19:10
'den "10 kısım tekmili birden" hikaye: "HUZUR" Müessesemizin diğer yayınları gibi bu tefrikamız da "arada bir" zaman periyoduyla sizlere ulaşacak. tefrikamızın müellifi çok değerli çalışma arkadaşımız; Hayri İrdal beyefendidir. tefrikamızın ilk bölümünü bugün yayınlıyoruz.
- - !
" - !"
doktor ramiz'le içtimai sıhhat
05 Ağustos 2009 Çarşamba 02:08
"lüzumsuzsa söndür!"
Necip Türk Milletinin kıymetli vatan evlatlarından erkek cinsinden olanlarına askerdeyken sağda solda elektrik düğmelerinin üzerinde bulunan çeşitli uyarı levhalarıyla öğretilen/öğretilmeye çalışılan tasarruf menfumuydu: "lüzumsuzsa söndür!" 2009 yılı itibariyle geçerli olan askerlik sürelerine göre düşünürsek; toplumumuzun erkek bireyleri 28 gün bedelli/6 ay kısa dönem/12 ay asteğmen/15 ay uzun dönem olarak askerlik yapıyorlar ve yüzlerce hatta binlerce defa bu uyarıyı alıyorlar.
sonunda ne oluyor? hiç efendim, hiç! çok kıymetli beyefendiler, hanfendiler! israf, içtimai sıhhatimizin temelini teşkil eden psikolojik betonarmenin demirlerini çürüten deniz kumudur! üçkağıtçı mütahit mimarisidir! ama gençlerimiz ne yapıyor? efendim bir ordan ışık yakıyor, burdan ayfonunu tüm gün şarja takıyor, şuradan internete giriyor, bir yandan pleysıteyşını takmış televizyonda bekletiyor, gitmiş bir de radyoyu açmış oturuyor karşımda.
bre insan hayvanı!
sen ki 28 gün bedelli/6 ay kısa dönem/12 ay asteğmen/15 ay uzun dönem periyotlarının herhangi birinde askerliğini yapmış belki orda da rahat durmamış ceza alıp iki üç ay askerliğini uzatarak tamamlamış bu süre zarfında milyon defa "lüzumsuzsa söndür!" uyarısını almış ama içtimai hayatına tatbik edememiş tembel hayvanı! sen ki askerden geldiği halde, toplum hayatına karışıp ekonomik, kültürel vs. bir şeyler üretip vatanına milletine faydalı olacağına pleysıteyşın oynayıp feyisbuk'ta kız kovalayan uyuşuk hayvanı, dere kurbağası, sefa pezevengi çekirge. git çalış ulan, israfı bırak! toplumun psikolojik temellerine zarar veriyorsun. tüketme üret.
son sözüm kız, erkek hepinize; israfı bırak "lüzumsuzsa söndür!"
-doktor ramiz
" - !"
gündelik düşünceler; "tatsız tuzsuz"
30 Haziran 2009 Salı 00:58
imdi vakit biraz zor geçiyor. gündelik düşüncelerim tatsız tuzsuz, çekilmez oldu. M.J. kulağımda öyle bir yer etmiş ki; her gün sabahtan akşama kadar kafamın içinde dönen plağın sesi kısıldı sanki. çalan şarkıların sözleri değilse de ritimleri eksildi.
sözlerini anlamasak da o heyecanı hissetmek güzeldi.
-hayri irdal
" - !"
gündelik düşünceler; "bir uyduruk hikaye!"
12 Haziran 2009 Cuma 12:34
ekonomik amaçlar güderek gittiğim, ammavelakin olumsuz sonuçlanan uyduruk bir görüşmenin ardından can sıkıntısının da etkisiyle zincirlikuyu'dan mecidiyeköy'e kadar yürüdüm.
yüreğimdeki onulmaz para hırsından olacak ki sabah kahvaltı bile etmeden aceleyle çıkmıştım dışarı. bundan mütevellit açlık bünyemi yoklamaya başladı. dedim ki bir dido alayım kendime. gördüğüm ilk bakkaldan içeri daldım, açlık öyle bir raddeye gelmişti ki artık gözlerimden ateşler saçıyordum. "dido nerdeyse çıksın karşıma!" diye haykırdım. bakkal çırağı ürkek bakışlarla yavaşça geldi, çekingen hareketlerle dido'mu sunağıma bıraktı. ben de zeus misali hesapsızca savurduğum yıldırımlarımla dükkandan çıktım.
işte burası hatanın başlangıcı.
irinine kavuşmuş ferhat misali sarıldım pakete, bir lahzada açtım. ve umarsızca ısırdım, kopardım, çiğnedim. iştahım öyle bir görgüsüzlüğün gölgesine sığınmıştı ki, yanalkarım ağzımın içine dolan çikolatayla iyice şişmis ve de pembeleşmiş, duyduğum hazdan göz bebeklerim büyümüştü.
yıkılır dünyalar...
utanılacak halimle yürümeye başladım. umarsızca yiyordum çikolatamı. hatta yemek değildi bu, tıkınmanın kelime anlamı vücuda gelmişti sanki bünyemde. ve onunla karşılaştım. "ah minel aşk!" ordaydı, karşıdan bütün muhteşemliğinin ardına gizlenmiş geliyordu. ben ise geçirdiğim çikolata krizinin tesiri altında insaniyetinden çıkmış, gremlin'le hobbit arası bir mevkide salınıp duruyordum.
sudan çıkmış bir kedi yavrusuna bakar gibi "hıh!" diye gülümseyip geçti yanımdan. ufaldım o an, silikleştim, hemzemin oldum.
son sözüm sana dido çikolatası: "naled ossun senin gibin çoholataya! naled ossun benim gibin çoholata yiyen adama!"
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "bıktım yaa!"
28 Mayıs 2009 Perşembe 14:07
metrobüs'ten daha yavaş yokuş çıkan bir bilgisayarım var. 800*600 bir render için kırk dakkadır bekliyorum. bilgisayarımın hızlanmasını umarak monitöre vuruyorum. bilgisayar bilgim de işte bu kadar!
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "su altı belgeseli"
13 Mayıs 2009 Çarşamba 14:07
başta yengeçler olmak üzere su altı canlıları hakkında kaptan gousteau tadında sürükleyici ve kültürel açıdan doyurucu bir belgesel. bu belgeselin sonunda su altındaki hayvanatı daha yakından tanıyacak, onlarla adeta ailenizden birilermişcesine samimi olacaksınız.
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "bugün benim doğum günüm!"
10 Mayıs 2009 Pazar 02:20
bugün benim doğum günüm. kelimeler büyüyor ağzımda!
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem;"iş görüşmesi"
09 Mayıs 2009 Cumartesi 11:51
yazacak bir şey bulamıyorum. var böyle şirketler. ne istediklerini bilmeden ilan verirler gazeteye.
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "odaklan!"
08 Mayıs 2009 Cuma 15:23
bir de böylesi adamlar var. otobüste giderken camdan dışarı bakınca görürsünüz. duvar dibine, ağaç dibine... nereyi gözlerine kestirirlerse. muhtemelen kendilerini yalnız olduklarına inandırarak...
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; korku!
06 Mayıs 2009 Çarşamba 17:56
bazen böyle sokağa çıkınca ürperiyorum. paranoyaklaşıyorum ucundan kenarından. böyle içim sıkılıyor. sanki sağda solda gördüğüm tüm "el"ler canım saçlarıma yapışıp çekeceklermiş gibi geliyor, KORKUYORUM!
- !
-hayri irdal
" - !"
çalakalem; "ak sakallı dede"
06 Mayıs 2009 Çarşamba 14:56
karikatür servisi'nden saçma bir çalışma daha. efendim böyle saçma bir karikatürü sizlere sunmaktan utanç (yaaa aslında kıvanç da olabilir, bilemiyorum...) duyarız: "ak sakallı dede!"
- !
-hayri irdal
" - !"
belediye hoparlörü: atari salonuna yeni oyun ekledik!
01 Mayıs 2009 Cuma 01:09
/atarisalonu'na yeni oyun ekledik.
oyunun konusu şöyle: şimdi bir noel baba var ama bildiğimiz gibi değil yani. şeytana uymuş ne yaptığını bilmiyor. siz de noel babayı dayak marifetiyle yola getirmeye çalışıyorsunuz.
hadi bakalım sırayla birbirinizi kırmadan güzel güzel oynayın. ekrana da fazla yaklaşmayın gözleriniz bozulur.
" - !"
doktor ramiz'le içtimai sıhhat
06 Mayıs 2009 Çarşamba 14:59
doktor ramiz'le içtimai sıhhat
"el yıkamanın faziletleri ve toplumsal psikanaliz"
insan denen mahluku kolayca ikiye ayırabiliriz. evet! ayırıyorum işte, buyrun: "ellerini yıkayanlar ve ellerini yıkamayanlar" gördünüz mü? evet bu insan denen mahlukatın içinde öyleleri var ki tabiri caizse; doğduğunda ebe yıkadı, ölünce de imam yıkayacak! dedirten cinsi. bu hayvan eşşoğlu eşşekler ayaklarında ayda bir değiştirdikleri çoraplar- evet ayda bir çorap değiştireni var bunların! öyle ki artık çoraplar bile isyan ediyor adamın ayaklarından- sırtlarında terden sapsarı atletleri, fırçalamamaktan yemyeşil olmuş dişleriyle bir de otobüse binmezler mi. aman yarabbi mahvediyorlar otobüsün içini, kokudan durulmuyor.
halbuki ellerini yıkayanlar öyle mi? özellikle hanfendilerden bahsediyorum burda. otobüs, tramvay vesair vasıtaya bindiklerinde insan içinden; "yarabbi iyiki yaratmışın beni!" diyor efendim. gördünüz mü? demekki neymiş? ellerinizi yıkayacaksınız. sırf ellerinizi değil tüm bedenininzi yıkayacaksınız. azcık medeni olun efendim. nedir bu böyle hayvan mısınız, ahıra mı gidiyorsunuz?
kimi yemek yer ellerini koltuk altlarına sürer, kimi afedersiniz ayak yoluna gider, gittiğinden daha pis geri gelir. nedir bu, soruyorum nedir buuuuu? sen hayvanın önden gideni, bayrak taşıyanı, sana sözüm. sen ne hakla pisliğinle mikrobunla dolaşırsın ortalıkta? ne hakkın var toplumu kirletmeye? senin gibi mikrop yuvalarını kireçleyip derin çukurlara gömmeli ama nerde kanun müsade etmiyor.
neyse sinirlendim yine. efendim diyorum ki yıkanın, ellerinizi de yıkanın saçınızı başınızı da. havalar ısınıyor, insan bedeni azıcık kıpraştımı ter, pislik üretiyor. bunlar hep mikrop, topluma zararlı. çoluk çocuk biniyor o otobüslere, dolmuşlara. hasta olacak yavrucaklar sizin gibi hayvanatların mikrobundan.
hasta ne demektir? hasta insan nedir? söyleyeyim hemen; hasta insan akıl hastasıdır efendim. evet herhangi bir mikrobun tesirinde yaşayan insan, aklını da o mikroba teslim etmiştir. gün boyu kendini hasta eden mikropla meşgul olan zihin asabi olur, etrafındaki insanları da asabi eder. o zaman ne olur? sıhhatli toplum diye bir şey kalmaz efendim. herkes hasta herkes deli. olur mu efendim böyle şey? olur! o zaman ne yapacağız? temizleneceğiz efendim. ellerimizden başlayıp tüm vicudumuzu özenle yıkayıp paklamadan dışarı çıkmayacağız. evet tüm temizlikten nasibini almamış hayvan heriflere, besi domuzlarına sesleniyorum. yıkanın ulan! pis pis sokağa çıkıp asabımı bozmayın. yetti sizden çektiğim. allah belanızı versin ulan!
sıhhatli günler diliyorum efendim!
-doktor ramiz
" - !"
belediye hoparlörü: teoman'dan yeni albüm insanlık halleri
15 Nisan 2009 Çarşamba 20:48
teoman'ın yeni albümü "insanlık halleri" sonunda çıktı. albüm kapağını da yan tarafa koyduk doya doya bakın, gidin kasetçiden alın diye.
" - !"
Asrın röportajı: Freddy Krueger ile söyleşi!
06 Mayıs 2009 Çarşamba 14:57
sevgili okurlarımız. bir süredir yoktuk. peki nerdeydik? amerika'da! sizin için ohio'nun springwood kasabasına çocukluğumuzun tatlı sert amcası Freddy Krueger'ı görmek için gittik.
Krueger, 1428 Elm Sokağı'ndaki evinde bu aralar sakin bir emekli hayatı yaşıyor. mahallenin çocuklarına masallar anlatıyor, dizinde uyutuyor. hafiften göbek de yapmış, yakışmış doğrusu, babacan olmuş. merak edenler için söyliyelim; hala eldivenini çıkartmamış! kendisiyle özel hayatı hakkında keyifli bir söyleşi yaptık.
ZOR BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİM
- öncelikle bizi evininzde ağırladığınız için teşekkür ederiz. bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Krueger - asıl ben teşekkür ederim. efendim ben aslen transilvanya'lıyım. babam annemle evlendikten sonra kan davası yüzünden amerikaya göç etmiş. ben doğma büyüme buralıyım. zaten mahallede kime sorsanız beni bilir, herkesi tanırım. okumadım ben, orta iki terkim. aslında bu içimde bir yara olmuştur her zaman. şimdi keşke okusaydım diyorum. ama ettim işte bi çocukluk bıraktım okulu. gençlere de tavsiyem okusunlar efendi olsunlar. 14 yaşımdaydım babam beni mahalledeki kaportacıya çırak verdi. dört yıl orda çalıştım. arabesk müzikle yoğrulmuş acılarla dolu dört yıl. açıkçası karakterim o yıllarda oturdu.
18 yaşıma geldiğimde evden ayrıldım ve otostopla dünya turuna çıktım. pek çok ülkeyi gezdim. türkiye'ye de uğradım. ülkeniz çok güzel. ikinci mesleğimi istanbul'da edindim. on iki sene halıcılık yaptım. yıllar geçti yaş kemale erdi, geldim otuz beşime. dedim döneyim amerika'ya. kapattım dükkanı esnaf arkadaşlarla helalleştim döndüm amerika'ya.
- peki seri cinayetleriniz nasıl başladı?
Krueger - amerika'ya dönünce evlendim çoluk çocuğa karıştım. birkaç sene mutlu mesut yaşadım. ama sonra geçim sıkıntısı yüzünden alkole başladım. at yarışına tutuldum. üst üste kaybetmeye başlayınca tabi bu beni agresif yaptı. gençlere de söylüyorum kumar illetine alışmasınlar sakın. bir gün yine kupon yatmış, kafam bozuk, evde türkiye'den getirttiğim tekel biralarından vardı. üç beş tane çektim kafam oldu kıyak. açtım teypten müslüm babayı demleniyorum. karı geldi, toprağı bol olsun, başladı dırdıra. ondan sonrasını hatırlamıyorum. gözüm karardı. hanım, çoluk çocuk karşıma kim çıktıysa.... sonrası bildiğiniz gibi. mahalleliyle yüz göz olduk. yaktılar beni cayır cayır.
DİPÇİK GİBİYİM, İSTESEM YİNE YAPARIM!
- sonra da mahallenin gençlerini kırıp geçirdiniz. bunun sebebi nedir? bu çocuklara yazık değil mi?
Krueger - şimdi şu noktada anlaşalım. öldürüyorum ama kimleri? dikkat ederseniz öldürdüğüm tüm gençler ya eroinman, ya alkolik ya da serseri. yani hakediyorlar bi yerde. üstelik on beş senedir kimseye bir şey yapmadım. artık emekli oldum. mahalleiliyle de aramı düzeltim. tekrar bozmaya da niyetim yok. lütfen bu mevzuyu kapatalım.
- cinayet işlemeyi bırakmanızın sebebi acaba yaşlanmanız olabilir mi?
Krueger - alakası yok. hala sapa sağlamım. sıhhatim yerinde. dipçik gibiyim. istesem yine yaparım. başlarım cinayetlere. zaten bakkalın yeni çırağına da gıcığım bu aralar. mel mel bakıyo suratıma, şebek gibi sırıtıyor bişey söyleyince. ben yaşlılıktan değil artık insanlarla iyi geçinmek istediğim için bıraktım. lütfen bu bahsi kapayalım.
BIÇAKLI ELDİVENİM HAKİKİ BURSA İŞİ
- çok merak edilen bir konu var kazağınızı nerden aldınız?
Krueger - efendim kazağımı İstanbul'dan, Mahmutpaşa'da bir dükkandan aldım. ihraç fazlası.
- peki eldiveniniz?
Krueger - onu da Bursalı bir arkadaşım hediye etmişti. Hakiki bursa işidir. bıçakları keskindir.
EVLENMEK İSTİYORUM!
-günleriniz nasıl geçiyor? neler yapıyorsunuz bu aralar?
Krueger - günlerim sakin geçiyor. sabah erkenden kalkıyorum, yürüyüş yapıyorum. eve gelip kahvaltı yapıyorum, gastemi okuyorum, kuponlarımı kesiyorum. genelde evdeyim. tv izliyorum. Türk kanallarına bakıyorum. yemekteyiz programını ve desti izdivaç'ı hiç kaçırmıyorum.
- desti izdivaç? evlenmek istiyorsunuz galiba?
Krueger - neden olmasın? hayat devam ediyor. yalnız yaşanmıyor. iyi bir ilişkiye, evliliğe açığım.
BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM!
- peki başka yapmaktan hoşlandığınız şeyler var mı?
Krueger - söylediğim gibi, artık basit bir hayatım var. sıradan şeyler yapıyorum. eğlenmek için lunaparka gidiyorum, sinemaya gidiyorum. annemlere giderim sık sık. bir de tabi en önemlisi ben de okuyorum. hatta sırf ben değil annem babam, dayım giller, kuzenlerim falan ailecek okuyoruz.
- teşekkür ederiz. peki son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Krueger - bir gece ansızın gelebilirim!
Etiketler: türkçe diğer aile blog blograzzi resim müzik Yorum yemek yaşam google Film Atatürk hayat risk kültür din Toplum sinema haber para ekonomi internet bilgisayar doğa tarih resimler emo şiir tart çikolata indir bilgi feed blogger ege öğrenci okul iş bulma başarı art kitap Oyun Düşünce dantel Takı örgü karikatür eğitim php Ağlı telefon ışık bebek anne aşk sevgi tabu hayal rap insan televizyon yazar Dizi lake lan Kasa Wallpaper TV psikoloji beden makine analiz dünya iş İstanbul hikaye arkadaş pazar algı borsa ev üretim şiirler deniz destek doktorlar dvd çeviri süt tuz yağ su mail youtube Cumhuriyet genel çizim Türkiye yardım ağaç canlı edebi şar yeşil köy üniversite korku lg sokak DIY kelime kelimeler c site tanıtım yama program mimari hayvan çin yarış ilan pr Mutfak çocuk image yazı hediye erkek saç şapka Ayakkabı Bahçe Elbise gazete rüya lise radyo kek marka masal filmler Güzel firefox restoran oyuncu kitaplar ney Sözler Basın düş kış ekonomik belgesel Bursa Köfte yalnız arama blogspot dantel örnekleri elişi yazma albüm tuzlu tatlı balık et reçel şiş ayet Vecize söz tavsiye ALLAH nur çocuklar url umut boğaz türk filmleri oyuncular yönetmen vizyon diş araba RSS hoparlör tuş uygulama net ekin mimar ateş kayıt 2008 agresif emir uyku sabah arabalar Elveda Rumeli dükkan spo bugün ders sevgili röportaj muhabbet Pars çocukluk duru yeni emekli oto auto hizmet sahaf olay alem zaman gül güz Gece kar çay dil UK ram plan kedi dant el örnekleri dante oya lif şal model çorap eren dua dini eliş eylül utube ep lp klasik ayak tur doğum ölüm it Tartışma akıl basit mim kuş işleme örnek tığ yün yuva rahat anı Doğal buluş kart Zan gariplik çaba anlam mana telaş zen cam aptal amaç sıkıntı acı evlat doktora tasarruf Ca fen gereksiz asa dns telefonu heyecan yazmak okumak OST OVA ben sen yayın açıklama eski uç yol mu Kekler otobüs 4x4 Mercedes hastane doktor tren metro zihin Hp hissetmek psikoloj fiş öZLEM sahip şebeke aykırı renkli alp erkekler gündelik tıkla Kadı saat amd atom ekran ilk renk uydu çelik huzur arabesk boncuk alkol fal ilişki keyifli nasıl sevg bilgiler yağmur Aşık bana başka beni değil gibi göz gözlerin gün Her iki kan kara mavi nesin Rüzgar Sana seni ve wiki yeter yg yüz zeus eller gözler ömür ms alabalık bedel kırmızı kız kurbağa ırak
İslam dünyasının en önemli hekimlerinden Haris b. Kelede’nin de tıp tahsilini yaptığı İran’daki Cündişapur hastane ve tıp okulunun “bimarhane “ adıyla [...]
Tuğranın Tanımı ve Özellikleri
03 Eylül 2009 Perşembe 01:42
Tuğra farklı kültürlerde yer almayan ve sadece Türk Kültürüne ait olan önemli bir kültür değerimiz olarak hala ayrıcalığını korumaya devam ediyor. Osmanlı döneminde padişah isimleri ile öne çıkan Tuğra, günümüzde farklı tarzlarla yaşatılmaktadır.
Tuğra , Osmanlı sultanlarının gözalıcı kaligrafik nişan veya arması, bir çeşit imzasıdır. Sultanın ve babasının adını ve çoğunda el muzaffer daima dua ibaresini [...]
Türk Kültüründe Temizlik ve Sağlık
03 Eylül 2009 Perşembe 01:11
Temizliğin sağlığımızdaki yerini hepimiz takdir ederiz. Tarih boyunca bir çok millette rastlanmayan temizlik anlayışı ile hamamların yapılması ve her insanın kendi evinin önünü temiz tutması, günlük temizliğe önem vermesi Türk Milletini sağlık için temizliğe verdiği önemle öne çıkarmaktadır.
Avrupa milletleri sağlığa zarar veren şeylerden kaçınmayı ve temizliği Türkler’den öğrenmişlerdir.
Avrupa’da salgın hastalıkların kol gezdiği ve Avrupalıların temizliğin [...]
Türk Kültüründe Cömertlik
03 Eylül 2009 Perşembe 00:51
Türk Milletinin genel karakterini yansıtan en önemli özelliği cömert olmasıdır. Bu nedenle cömertliği abartan başka bir millete de rastlanmamıştır. Kültürümüzü her boyutu ile ele almalı ve günümüzde kaybettiğimiz değerlerimize yeniden hayat vermeliyiz.
Türkler karşılık beklemeksizin çeşmeler yemekhaneler misafirhaneler hanlar mektepler yaptırmışlar; bu amaçla vakıflar kurmuşlar; üstelik yaptıkları yardımlarda din ve millet farkı gözetmemişlerdir.
Türkler’in en fakirinden en [...]
Türk Tarihi ve Kültürü
02 Eylül 2009 Çarşamba 02:00
İslamiyet Öncesi Türkler
Türkler, dünyanın en eski, asil, büyük devletler kurup, pek çok ünlü şahsiyetler yetiştiren medenî milletlerinden biridir. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in Türk adlı oğlunun neslindendir.
Tarihî şahıs, boy ve millet adlarının oluşumuna göre, Türk kelimesinin aslı “türümek” fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında “türük” ve nihayet hece düşmesiyle “Türk” kelimesi [...]
16.Türk Tarih Kongresi Toplanıyor
02 Eylül 2009 Çarşamba 01:07
Türk Tarih Kongresi toplanıyor. Kongrede Türk Tarihi ile ilgili eski dönemlerden cumhuriyet dönemini ilgilendiren bildiriler sunulacak. Tarih bilimine ve Türk Tarihine ışık olması dileğiyle, kongreye yer alacak tüm katılımcılara başarılar dileriz.
Türk Tarih Kurumu Daveti:
Sayın Meslektaşımız,
Birincisi 1932 yılında, Kurumumuzun kurucusu Atatürk’ün koruyucu başkanlığı altında başlatılan ve amacı Türk ve Türkiye tarihine ait orijinal bildirilerin sunulduğu, Türk [...]
hissetmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hissetmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eylül 2009 Çarşamba
Gerçekler ve Filmler
Etiketler:
baklava,
dekorasyon,
depresif,
ev güvenlik,
güzellik,
hissetmek,
içki içmek,
İncil,
insan,
internet,
keyifli,
Kişisel,
koleksiyon,
kontör,
köpek,
kültür,
Kültür Sanat,
makale
5 Eylül 2009 Cumartesi
Kütüphanmde başucu kitabı
Gerçeği arama yolunda Tolstoy ve pek çok aydın zihinlerini çok yordular. Ararken yoruldular yorgunken öldüler.
Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.
İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil
çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06
BÖLÜNME
“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.
Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18
Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.
Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?
Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)
Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09
BİR KPSS DAHA BİTTİ
30.06.2009
Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.
Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.
Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.
“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.
nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07
Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.
Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.
Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48
Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.
Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.
Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.
güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41
Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.
İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.
Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.
türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37
Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.
Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.
Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29
Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.
Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.
Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29
Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.
Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.
Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.
Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19
GINA GELDİ DİZİLERDEN
Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.
Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58
Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.
Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.
Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.
Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07
Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.
Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.
Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.
Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05
Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.
Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.
11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52
Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.
Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”
Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11
2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.
30 Temmuz 2002 Salı
Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.
Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.
Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.
09 Ağustos 2002 Cuma
Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.
30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16
Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.
Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…
Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.
Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11
Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”
Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.
Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26
Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:
“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanından ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şimdiye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13
PANTOLONLU BULUT
Pelteleşmiş beyninizde
Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi
Hayal kuran düşüncenizi,
Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,
Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.
Tek bir ak saç yok ruhumda
Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!
Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle
Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )
Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.
İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil
çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06
BÖLÜNME
“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.
Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18
Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.
Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?
Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)
Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09
BİR KPSS DAHA BİTTİ
30.06.2009
Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.
Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.
Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.
“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.
nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07
Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.
Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.
Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48
Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.
Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.
Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.
güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41
Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.
İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.
Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.
türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37
Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.
Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.
Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29
Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.
Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.
Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29
Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.
Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.
Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.
Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19
GINA GELDİ DİZİLERDEN
Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.
Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58
Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.
Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.
Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.
Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07
Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.
Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.
Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.
Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05
Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.
Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.
11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52
Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.
Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”
Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11
2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.
30 Temmuz 2002 Salı
Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.
Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.
Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.
09 Ağustos 2002 Cuma
Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.
30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16
Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.
Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…
Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.
Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11
Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”
Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.
Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26
Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:
“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanından ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şimdiye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13
PANTOLONLU BULUT
Pelteleşmiş beyninizde
Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi
Hayal kuran düşüncenizi,
Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,
Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.
Tek bir ak saç yok ruhumda
Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!
Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle
Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )
21 Ocak 2009 Çarşamba
İstemiyorum bir hiç olmak
Madem Uyku Yarı Ölüm Canıma Gecedir Kasteden!...
21 Ocak 2009 Çarşamba 23:33
Nedense sıkılmaya başladım hayatımdan artık...Beynime,nöronlarıma,sodyum-potasyum pompasına,falanıma,filanıma,beynimin düşünme fonksiyonlarıyla ilgili hiç bir zımbırtısına laf geçiremiyorum şu an.Düşünmemek için grevdeler.Grev sözcüsü hipotalamus.Duygu kontrolü elinde tabi istediği gibi boru öttürüyo.Grev gözcüsü bilinçaltım.Herşeyden haberi var 7/24...
Bu bünyeyle başım belada.Maaşa zam isteyen devlet memuru gibi de değiller ki.Direkt yönetimi deviriyo.Ne yapçan devrimci gençlik.Ahhhh aaahhhh...Bizim zmanımızda böylemiydi :P
Her neyse bu aralar pesimizmin eşiğindeyim...Bu şarkıyı çok sevdim buyrun...
Kendimi unutmak istiyorum
Yol kenarına biriken kuru yapraklar gibi
Günleri,ayları,yılları,anıları
Hatta kendi devrimi,çehremiyakın çevremi dahi....
Sen bir sırrı bile tutamadın
Artık neyi paylaşamıyoruz canlan ki...
20 Ocak 2009 Salı 14:26
Bu yazıya başlık koymayasım geldi.Canım sıkılıyor ders çalışamıyorum.Bir akrabamız vefat etti.Onun ölümünden hepimiz sorumluyuz diye düşünüyorum.Yine de umursamazlık içinde dolaşıyoruz etrafta.Ve ben insan oğlunun son zmanlarda kapıldığı umursamazlık hastalığından nefret etmeye başladım.Bana dokunmayan yılan bin yaşasın...Ne demek ya :S
Rabbim rahmetliye kabrinde rahat versin inşallah.Buralarda rahat edemeyen oralarda rahat eder derler.İnşallah öyle olur.Sabretmeyi bilen biriydi çünkü...
Yarın ki sınavım,
Bir yığın ev işi,
Bir yığın bulaşık,
Sıkıntı,
Bir adet vefat etmiş akraba,
Tuhaf bir abi,
Hani yeri gelince köpek gibi yarılan,
Hayatının geri kalanını Polat Alemdar gibi yaşayan cinsten,
Ders çalışmayasım var,
Gelenler var,
Geldi mi gitmeyenler...
Ay şimdi düşündümde bilokcum ben ne meşguliyetli bi insanım yahu :P
Başlıksız...
18 Ocak 2009 Pazar 21:36
Ben bilirdim düşündüğümü yapmayı
Seni dışarı çıkarıp evinden, dar sokakta boğmayı
Bir gece ansızın ya da açık denize atmayı
Ben bilirim ardından da kendi kafama sıkmayı
Ancak benim bir korkum var alemlerde tek
Alemlerde rahmet aynı korku içime aşkı saldı
Klavuz oldu gemime yutsun dalgalar bırak beni
Tersten esse rüzgar hoş, benim onunla aram iyi ...
Benden uzak dur...
Korkak Tavuk kih kih :D
17 Ocak 2009 Cumartesi 19:02
Bana saldıran gıdıklayıp nakault etmek isteyen ama benim "abdest aldım bana dokunma bak çarpılırsın!!" demem üzerine korkarak yanımdan kaçan 7 yaşındaki kuzanim fatih seni çok seviyorum :D:D:D:D
Küçüğüm Daha Çok Küçüğüm....
13 Ocak 2009 Salı 22:05
Bir şarkı ancak bu kadar dolu olabilirdi ve bir şarkı ancak bu kadar anlatabilirdi zavallı beni...Ben sayfalara sığdıramazken fırtınalarımı birinin çıkıp 3 dakika 42 saniyeye sığdırması ne tuhaf tüm afetlerimi....
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım...
Övünmem bu yüzden,
Bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm,
Bu yüzden bütün saçmalamam...
Yenilmem bu yüzden,
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim...
Ne kadar az yol almışım,
Ne kadar az yolun başındaymışım meğer...
Elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım...
Gururum bu yüzden,
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem...
Savunmam bu yüzden,
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem...
Uçan Depresif- Bölüm 2
13 Ocak 2009 Salı 19:50
Hayatı sorgulamak gerek bazen
Boş yaşamaktan kaçmak gerek
Ömür su gibi akıp gidiyor
Akan bir nehre bakar gibi bakmamak gerek
İyi bakmak gerek
İyi değerlendirmek gerek
İnanmak gerek en önemlisi
Yaratana...
Sorgulamak gerek hayatını nasıl yaşadığını
Sorgulamak gerek nelerle karşılacağını
Sorgulamak gerek ruhunun köşesini bucağını
Ve bulmak gerek doğrunun yanlışın nerede duracağını
Karıştırmamak gerek bir birine
Şöyle bir silkinmek gerek artık
Kendine gelmek...
Hayatında unutmaya yüz tuttuğun değerlerin tozunu üfleyip temizlemek gerek
Yeniden gün yüzüne çıkarmak
Ve yeniden inanmak gerek unuttuklarına
Unutmamak gerek "BİR" şeyi
Sallamak lazım geri kalan herşeyi
Elini açıp göklere ağlamak gerek yana kavrula
Ağladıkça temizlenmek temizlendikçe ağlamak
Pak olmak parıldamak
Sonra bir de gerçekten istemek gerek
Vazgeçmemek
Yeniden sevmek gerek eskiden olduğu gibi
Ve kendini sevdirmek
O'nun olmak gerek
O'nun için yaşamak
Ve yine
O'nun için ölmek
O olmak gerek kendi dünyanda
Hissetmek gerek
Ey ruhum
Önce kendine gelmen gerek
O'na affettirmen gerek kendini
Anne benim koşmam gerek...
İstemiyorum bir hiç olmak ....
ucannot: "İnsanoğlu tarihin hiç bir döneminde manevi yaşamı göz ardı ederek mutluluğa ulaşamamıştır." Ebu Abdurrahman Es-Sülemi
Gugıl Analitiks Şeysi
13 Ocak 2009 Salı 00:41
Şu gugıl analitik şeysi beni de sardı en sonunda..Aralarından zalak şeyler çıkıyor :D İşte bağzıları :P
* ambulans doktor ilaçla ilgili şiir : Hemen yazalım müşteri memnuniyeti bizim için en önemli şey:
Aman doktor canım cicim doktor
Derdime bir çareeeeee
Çaresiz dertlere düştüm
Ulan ambulans nerdeee
*
Dabbe dünyaya mı geldi? : Bak hacı tehlikeli işler bunlar.Uğraşma öyle dabbe üç harfli beş harfli.Ucandepik söylemişti dersin sonra...
*
Elleri bağlımıyam dil bilmez dağlımıyam: Gugıl abi tek bişey sorcam ordan bakınca sıra gecesi var gibimi gözüküyo burası?Önüne geleni buraya gönderion...
*
Eczacıların maaşı: Oooo doğru yerdesin :) Eczacılar eyi para kazanıyo diolar ben henüz öğrenciyim ama güzelmiş...Yalnız meslek kutsal lütfen.Hem ayrıcana paranın ne önemi var mühim olan miktarı...
*
feyz buk kaydol : Abi facebook var işini görür mü?Feyizli bir book kurar kurmaz söz ilk üye seni yapçam.Feyz almak için yanlış yerdesin...
*
hepide börtdey tu yu türkçe anlamı mp3: Abi sen kendince türkçeleştirmişsin zaten bence gerek yok daha türkçesine en türkçe hatta öz türkçe senin ki valla bak :D
*
noel baba şarkısı cıngıl: ya sadece mera kediyoru mbizden başka google ı bu şekilde kullanan varmı ya?Noel baba müzik piyasasından elini çekti kardeş artık "cıngıl" yapmıyo
Şimdilik gugıl analitiks şeysinden bu kadar esen kalın efem...
Farmakoloji Mod: ON
12 Ocak 2009 Pazartesi 22:51
İlk sınavımız farmakolojiden.Çalışmaya başladım kendimi bir insandan çok bir ilaç molekülü gibi hissediyorum şu an.Ezberlemek yerine anlamaya çalışıyorum.Mesela eğer ben feksofenadin olaydım ne yapardım?Anlamaya çalışıyorum ilaç moleküllerini...
Ucan Prospektüs:
Farmakolojik etkileri:
-Kan beyin bariyerini hızla geçerek,sedatif hipnotik etki yapar.Uzun zaman kullanılırsa deliryuma kadar yolu var allahıma.Bir kere girdimi ömür billah atamazsın dışarı.Yarılanma süresi yok.
Endikasyonları:
-Birden akla getirici koparıcı yarıcı kahkaha attırıcı.
Kontrendikasyonları:
-İnsan olmayanlarda kontrendike.
Doz aşımı ve Yan etkiler:
-Ed le beraber sağlığa zararlı.Düz etkisi yok ki :D
Kullanım şekli ve dozu:
-Kafana göre takıl.Ama dikkat et. :D
İnsan Denilen Dehşetler Veren Şaşırtan Akıl(!)lı Varlık - Utanıyorum...
12 Ocak 2009 Pazartesi 21:33
Bugün okulumuzun farmakoloji anabilim dalına gittim.Laboratuarda deney yapacaktık.Farmakoloji ana bilim dalının yaptığı çalışmalar geliştirilen bir tedavi yönteminin veya ilacın bir fare,sıçan,tavşan veya kobay üzerinde denemek...
Bugün omurilik defekti oluşmuş sıçanlar üzerine çalıştık.Sıçanlara daha önce omurilik defekti uygulanmış yani hasta edilmişler.Daha sonra bulunan tedavi yöntemini uygulamışlar.En son da ne olduğunu öğrenmek için omuriliklerini çıkarmamız gerekiyordu.İşin en kötü yanı buydu.Hayvanları öldürmemiz gerekti :( tek tek ameliyat edip omuriliklerini çıkarttık.İtiraf etmek zorundayım ameliyat ederken çok üzülmedim ama giyotin kullanarak öldürürken her seferinde ağlamamak için zor tuttum kendimi.Evet sağlık için İNSAN(!)lık için gerekli birşey.Belki onlar olmasaydı insanlara yapılacaktı bu şeyler.Ama....Can işte...
Bugün omurilik defekti sfinkter kasları beta agonistler üzerine bir sürü şey öğrendim evet.Ama en kıymetli bilgi şuydu içlerinde sanırım:
DOĞADA İHTİYACI OLMADAN KENDİNİ SAVUNMA AMACI GÜTMEDEN CANA KIYAN TEK VARLIK İNSANDIR...
Kendimden utanmaya başladım...
Karalama Kağıtlarımdan...
12 Ocak 2009 Pazartesi 21:21
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Kimi derdi boyunu aştığı için ordadır,kimi dert edecek birşey bulamadığı için.Kimini anlamaz hiçbir ademoğlu,kimi de kimseyi anlamaz.Ama tek gerçek vardır...
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Yalnızdır,kimsesizdir ama bilmez herkesin aynı ruh hali içinde olduğunu.Herkes aynı ama inadına farklıdır işte.Çünkü uçurumun kenarında yalnızdır insan.Çünkü biten bir hayatın eşiğindedir.
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Süre biter ve yitip gider...
(Bir derste sevgili (ne yazık ki eski) dostum yastık için yazmıştım...Değerine binaen ve dostuma ithafen...)
NOT:Arkadaşlar yazdığınız yorumları onaylamama rağmen sitede gözükmüyor üzgünüm :( Yorum bırakanlara çok teşekkür ederim hepinizinkini okudum.
Uçan Depresif
11 Ocak 2009 Pazar 15:23
Başlık herşeyi anlatıyor sanırım...
Çok sıkıntılıyım bu ara bilokum ya :((((
MİM- 20 soru 20 cevap
11 Ocak 2009 Pazar 15:20
Sevgili Kaçakgay beni mimlemiş...Sağolsun uzun zmandır üzerimde bir rehavet vardı yazayım da biraz kendime geleyim dedim :)
Neredeyse herkes yazdı zaten bu mim'i en son bana da geldi :P Sorular şöyle :
1.En sevdiğiniz kelime nedir?
ebek (evet demektir kendileri) bi de pekin var :)
2.En nefret ettiğiniz kelime nedir?
küfürler
3.Sizi ne heyecanlandırır?
Hayallerimi gerçekleştirebilme fırsatı
4.Heyecanınızı ne öldürür?
Bir işin gereğinden fazla uzun sürmesi.Bir de çevremdeki insanların saçmalıktan ibaret olması...
5.En sevdiğiniz ses nedir?
Müzik sesi (ama sakin müzikler özellikle klasik müzik...piyano ya da keman konçertoları...)
6.Nefret ettiğiniz ses nedir?
Cır cır bağıran kadın sesi :@
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Bütün gün oturacağım hareketsiz bir iş olmamalı
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
İnsanların içindeki nefret,bencillik gibi kötü duyguları tamamen silebilecek bir müzik yapabilmek isterdim.
9.Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Yalnız yaşayan kafasına göre takılan biri olurdum.
10.Nerede yaşamak istersiniz?
Bir dağ evinde ve iki kişi...
11.En önemli kusurunuz nedir?
Fazla saf ve düşünceli olmam
12.Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
Mutlu taklidi yapmak..
13.Kahramanınız kim?
benim(hayır ben :P)
14.En çok kullandığınız küfür nedir?
Lan hırt!!!! :D
15.Şu an ki ruh haliniz nasıl?
Bıkkın...
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin.
17.Mutluluk rüyanız nedir?
Kendim olmak istediğimi yapabilmek istiyorum.Sadece istediğimi...
18.Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?
Başkası olmaktır.İstediğini yaşayamamaktır.Ruhunun bile esir olmasıdır.
19.Nasıl ölmek istersiniz?
Yavaşça ve acı çekmeden.Görmek isterdsim kimlerin gerçekten üzüldüğünü yada kimlerin ölmemi beklediğini...
20.Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı'nın kapıda size ne söylemesini beklersiniz?
Seni hala seviyorum.
Çünkü bu cümleyi ondan duymaya çok ihtiyacım var...
Olmaz Olmaz Deme,Olmaz Olmaz :D
06 Ocak 2009 Salı 18:57
Herkesin olmaz yapamazsın dediği şeyi en sonunda başardık :D Bugün İhh ile yapılan görüşmeler harika geçti.Bizi o kadar iyi karşıladılar ki...Organizasyonun neredeyse bütün yükünü aldılar.Standlar,konuşmacılar...Bizde müzik grubu ve genel düzeni ayarlayacağız.Allah'ım yaa....O kadar mutluyum ki anlatamam.İnsanın vicdanıyla cebelleşmesi ve sonunda galip gelmesi harika:))
Destek olan olmayan,dua eden etmeyen,sevinen sevinmeyen herkese teşekkürler :D
LİSTEN TO FİLİSTİN DOSTLAR
Filistin'e Destek İçin Harekete Geçtik
04 Ocak 2009 Pazar 22:15
Arkadaşlarımız ve bana ulaşanların yardımıyla harekete geçtik.İHH derneğiyle mail yoluyla irtibat kurduk ve bize geri dönmelerini bekliyoruz.Bir organizasyon düzenleyip geliri Gazze'ye ulaştırabilmeyi planlıyoruz.Tekrar söylüyorum aramızda rol almak isteyen arkadaşlar lütfen bana ulaşın...Bizim için küçük bir şey onlar için bir yaşam demek belki de...
mail adresim: antidepresan_ecz@hotmail.com
Filistin İçin Ne Yapabiliriz?
04 Ocak 2009 Pazar 16:41
Arkadaşlar benim yüreğim artık dayanamıyor orada insanların her gün ölmesine.Bir yardım kampanyası başlatmak istiyorum.Ama bir fikrim yok maalesef...Lütfen fikri olan varsa paylaşsın.Allah rızası için ya da insanlık adına.Ne derseniz artık.Ama lütfen masumlara yardım edelim artık :(
Burdan yada mail yoluyla bana ulaşın lütfen....
Mail adresim: antidepresan_ecz@hotmail.com
Doğudan Başlayacak Olan Ateş ve Kıyamet
04 Ocak 2009 Pazar 16:16
Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. (Kamus Tercemesi, c. 1, s. 550)
Berehut: Bir vadi veyahut bir kuyu adıdır. Hadis-i şerifin ilk kısmında ateş için "sönük bir vaziyettedir" denmektedir. Ateş, yanıcı bir maddenin yanmasıyla meydana gelen bir durum olduğuna göre burada sönük vaziyette bekleyen ateşin kendisi değil, ateşin yakacağı hammaddedir. Burada toprak altından çıkarılan petrole işaret edilmektedir. Nitekim hadisteki Berehut denilen yer, bir kuyunun adıdır. Bu kuyu petrol kuyusudur. Zamanı gelince bu kuyulardan çıkarılan petrol, yanmaya hazır bir ateş haline gelmektedir.
"O ateş müthiş azap olduğu halde insanları kaplar."
O ateş, sadece yanan bir ateş değil, aynı zamanda insanları canından, malından ederek azap içinde, elem-üzüntü içinde bırakacak ve bütün doğayı kirletecek olan bir ateş.
"O ateş insanları, malları yakar bitirir."
O ateş bir kısım insanların ölümüne sebep olmaktadır. Bunun yanında malları yakarak, maddi zarara sebebiyet verdiği gibi, tüm çevreyi ve doğayı kirleterek de insanların geçim kaynaklarını yok etmektedir.
"Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır."
O ateşin, "rüzgar ile bulut gibi uçan" kendisi değil dumanıdır. Burada benzetme yapılarak dumanın bulutlara kadar yükseleceği de anlatılmıştır. Bu duman rüzgarın etkisiyle her yöne doğru yayılmaktadır.
"Geceki sıcağı, gündüzki hararetinden daha şiddetlidir."
O ateşin hem gündüz, hem gece devamlı yandığı anlaşılmaktadır.
"O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak, yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur."
O ateşin çok yükseklere kadar tırmandığına ve bu ateşten gökgürültüsü gibi pek şiddetli bir gürültü ile patlamalar meydana geldiğine işaret edilmektedir.
"Gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak."
Hadisin bu kısmında, olayın gece vakitlerinde meydana geleceğine işaret edilmiştir. Gece vakti meydana gelen büyük infilakın alevleri çok şiddetli bir aydınlanma yapar. Bu kızıl alevlerin meydana getirdiği kızıl aydınlanma, halkın mutad üzere alışık olduğu kırmızı "tan" aydınlanmasından çok ayrıdır. Çünkü gece vakti böyle gündüz gibi aydınlanma olağanüstü bir olaydır.
Alıntıdır...Efendim?Tanıdık mı geldi...Evet evet ben söyleyeyim İsrail-Filistin savaşı desem?Doğudan başlayan ama normal ateş gibi yakmayan ateş desem?Savaş desem?Belki yardımcı olur...Peygamberimiz(sav) ve ashabının hiç bir söylediği yalan değildir.Şunu bilin ki bu büyük yangın tüm dünyayı saracak...
EY AHİRZAMAN ÜMMETİ!!!
UYANIN KIYAMET SAATİ GELDİ!İSRAFİL SUR ELİNDE EMİR BEKLİYOR RAB'DEN!
O BÜYÜK GÜN GELDİĞİNDE KULLAR HESABA ÇEKİLDİĞİNDE "KEŞKE..." DİYENLERDEN OLMAMAK İÇİN UYAN EY ÜMMET!UYAN EY İNSANLIK!!!
Filistinli küçük bir kızdan alıntı: "Hesap gününde ben Rabbime din kardeşlerimden yardım istedim ama onlar bana icabet etmediler dediğimde Allah'ın huzurunda nasıl duracaksınız?Şimdi yaptığınız gibi evlerinize saklanabilecek misiniz?Ne cevap vereceksiniz?"
Filistinde Çocuk Olmak
03 Ocak 2009 Cumartesi 20:58
Gürültüler duyuyorum yakınlardan
Ve genzim yanıyor
Annemse durmadan ağlıyor
Babam kapıda nöbet tutuyor
İnsanlar bağırıyor,ağlıyor
Kimileri dualar okuyor
Kimileri küfürler savuruyor
Sonra küçük evimizin çatısı çöküyor
İçeriyi duman bulutu kaplıyor
Birisi silah çıkarıyor,bomba atıyor
Annemse onlara yalvarıyor
Sonra adamlar bana bir silah doğrultuyor
Savaş 7 yaşında benden hesap soruyor
Gözyaşım artık acı akıyor
Hayat benim için son buluyor...
Ben Filistinli Cocuk - Im the Palestinian Child
Yükleyen Aydenk4
Daha ne kadar sessiz kalacağız bu cinayetler silsilesine,ne kadar görmezden geleceğiz dünyanın gözüne sokula sokula yapılan soykırımı.Nereye gitti insanlar,nerede iyilik.Sadece sözlerde mi kaldı yoksa?Yoksa hala var mıdır güzellikleri kalbinde taşıyan?Var mıdır güzellikleri misk satan adamlar gibi etrafına yayma çabasında olan?
İnsanlar ölüyor ey dünya!Çocuklar ölüyor daha anne diyemeden.Henüz gözlerini açamadan anne karnında can veriyor masum melekler.Bizlerse hala şikayet ediyoruz modası geçmiş kıyafetlerimizden,küçücük grip mikrobundan.
Ambulanslar vuruluyor ey dünya!Elektirkler kesiliyor.İnsanlar ölmesinler diye cep telefonu ışığında anestezi olmadan ameliyat edilmeye çalışılıyor.Doktorlar öldürülüyor.Ve dünya bu vahşete sessiz kalıyor.
Konuşmayın zaten..Sıra size,sıra bizlere gelince anlayacağız onları.Ancak onlar olmayacak o zaman...
Sessiz kalmayın!Yardım edin!Boykot edin!Eylem yapın!Dua edin!Ama ne olur, ne olur seyretmeyin artık olanları...
Da Da Dadaaammmm :)
03 Ocak 2009 Cumartesi 14:33
Haydi bakalım açılışı da yaptık :) ŞU yukarıdaki ne idüğü belirsiz buton çiftine yeni sayfa atamayı bana öğretmek isteyen var mı ehihi :D Bİr de yorumlarınızı bekliyorum :))
Oley!!!Artık Kendi Alanımdayım :)
02 Ocak 2009 Cuma 19:34
En sonunda başardım ve bloğu kendi alanıma yönlendirdim.Bundan sonra daha gelişmiş bir ucandepik olmaya çalışcam :)
Ucannot: Şuan farkettim alem'ül blog kısmı komple sıfırlanmış :( offf yaaaaaaaaa.....
Ucannot2: Bir kaç gün buralar sıkıcı olacak gibi :S Bir kaç problem var düzeltmem gerekecek :S
Canım DOST'um Data.İyi ki varsın :)
20 Ocak 2009 Salı 18:33
Bugün datacığımın doğum gününü kutladık.Canım ya çok seviyorum ben bu datayı :) İki gündür bi plan bi piroce gırla gidiyo ne yapalım nasıl edelim diye düşün taşın tatlı tatlı kaşın :D sonunda iremciimin evinde dehşetengiz bir kutlama yaptık.İki adet tepsi kadar pasta(tabiiki iremciim ve ed ortak prodüyşın :)) şişe şişe ÜLKER meyve suları (burda bir dengesiz arkadandaşıma gönderme :D) ve bilimum kuru yemişle harika ve çok samimi bir ortam oldu.
Data'ya topluca bir hediye aldık.Ben onun kıymetine binaen benim için değerli olan ve onunda seveceğini düşündüğüm birşey hediye ettim ona..KİTAP...Olasılıksız :)) Normalde gidip yeni bir kitap alacaktım ama dedim ya benim için değerli olan birşey olmalıydı.Ve ben de bugüne kadar hiç yapmadığım birşey yaparak kendi kütüphaneme ait üstelik aşırı sevdiğim kitabımı Datacığıma hediye ettim... İnanın çok mutluyum.Bİr de not iliştirdim kapağına.Telif hakkı problemi olduğundan burda açıklayamıyorum :P :D Data izin vermiyo :D Ama okuduktan sonra gözlerinin içinin parlaması ve "hayat felsefemi bu kadar iyi anlatamazdın" demesi bana yetti de arttı bile :DAnlatacak o kadar çok şey var ki... Ama üşeniyorum :D
Arkadaşlarımı çok seviyorum ya.Onların bir an gülümsemesi demek benim için çok şey demek...Ah bir de bazen spooky nin dediği gibi default çalışabilseler...Başka ne isterim...
Feyzbuk Muhabbetleri
30 Aralık 2008 Salı 23:08
Az önce feyzbuka girdim sinirlerimiz bozuldu melekimlen berbaber.Ya arkadaşlığa bak valla ağlıcam sinirlerimiz bile beraber bozuuyo :P :D
Sahi biz ölmeden görüşebilcez mi bi daha melek abla :D
Neyse feyzbuktan bahsediyodum.Yeni bir olay başlamış dedikodu die o senin hakkında bunu dedi bu sana şunu söyledi..Acaip sinir oldum.Acaba hangi safın icadı çok merak ettim.... Sinirliyim kompleksiliyim....
Happy Birthday To You Türküsü :D
29 Aralık 2008 Pazartesi 23:16
Sevgili Melek Ablacım;
Doğum günün kutlu olsun :) Aşağıdaki parça nacizane sanatkar ruhumdan kopup gelmiş harika bir sanat eseridir.23. yaşın hayırlı olsun...Rabbim hep birlikte uzun ömürler nasip etsin bizlere....
İyi ki varsın kanatları olmayan ama varmış gibi davranan meleğim :))
BU ŞARKIYI MUTLAKA DİNLEYİN !!!! ADINI HAPPY BİRTHDAY TÜRKÜSÜ KOYDUM.
MİM- Ucandepik Nasıl Bir Aşıktır :)
20 Ocak 2009 Salı 18:40
Efenim sevgili Şahmaran(hani şu yılanların şah'ı olamayan :)) beni mimlemiş.Mimi yazmadan önce iki sevgilinin de mimlerini okudum.Ne kadar da uymuşlar birbirlerine maşallah :P dedim :)) Hep beraber olmanız dileğiyle diyerek sosyal mesajımı da gönderdim :) Şimdi sıra geldi mime :)
Koç kadını, gurulu, kendini beğenen,canlı,çok çekici bir tiptir.
Gözü epey yükseklerdedir(Allah'ıma yalan :P :)).Maddeye erkeklerde fazla önem verir.Sevgi de onun için son derece önemlidir(dünyada sevgiden başkası yalan :D).Koç erkeği gibi kadınıda kıskançtır(kıskançtır değil çok kıskançtır deli kıskançtır manyak kıskançtır olarak değiştirelim luutfen :D).Ayrıca bu kadında hakim olma arzusu da vardır(az biraz cidden bak füfüfüfü ).Yani sevdiği erkek tamamiyle ona aittir(pek tabii -_-).Başka bir kadını sevdiğine bakması bile onu deliye çevirir.
Bu yüzden hiç suçu olmayan erkekle kavgaya bile kalkar.
Koç kadını şımartılmayı sever(hemdeee ççoookkkk),erkek kendisiyle ilgilenmeli,dil dökmeli, çiçekler yollamalı,yani sevgisini türlü şekillerde açıklamalıdır(sev beni alfonzo ehihi :D ).Hem bu kadın çevrenin düşüncesinede önem verir.Bu yüzden erkeğin beğenilen,üstün biri olması kadını çok etkiler(evet beğenilen biri olması hoşuma gelir ama çevreyi pek taktığım söylenilebilemez).Bu kadın için yakışıklılıktan çok kafa,bilgi,durum,ün gibi şeyler önemlidir(dış görünüş geçicidir.Hayat felsefem olar kendileri ).Pek çok koç kadınının zengin erkeklere aşık olup evlendikleri de bilinir.Bunun nedeni ise erkeğin parasından yararlanıp kadını şımartabilmesi ve ona her istediğini verebilmesidir(yok artık be bu uymadı bana paradan nefret ederim bknz alt taraftaki postlardan biri).Ama bir koç kadınının,beğenmediği,yıldızın ın barışmadığı bir zenginle evlendiği pek de duyulmuş bişey değildir.Koç kadını ,ün,mevki ve paranın erkeği çekici kıldığına inanır.Onu kıskandırmak hatadır.Bu sevgisini arttırmaz,onun türlü kuşkulara kapılmasına ,huysuzlaşmasına ve erkeğe yaşamı zindan etmesine yol açar(yığarım ben o herifi bee :D).
Efenim böyle işte bendeniz böyle bir aşığım.Bunun dışında söyleyebileceğim şeyler de şunlar: Bir koça uymayacak kadar duygusalımdır.Aşırı kırılgan aşırı affediciyimdir.En sevemediğim özelliğim bana yapılan yanlışları ve kötülükleri çabuk unutmam bunun sonucunda insanların affedicilik ve iyimserliğimden çok faydalanarak beni kırması.Aşk hayatımda acaip fedakarımdır.Kul köle olurum sevdiğim insana.Aşık olduğum an onun için yaşarım tüm kalbimle bağlanırım.Sevgimi kazanmak kolaydır kaybetmekse zordur.Ömrüm boyunca unutmayacağım şeylerden biri sevdiğim insanlardır.Eğer bana yalan söylenirse sonu gelmez sevgim müthiş bir nefrete dönüşür.Kötülük yapmam ama hem deli gibi sever hem deli gibi nefret ederim...
Neyse bunlar say say bitmez sayın okuyucu.Mim-i çilekli süt'e gönderdim ve huzurunuzdan ayrıldım :D
Filistinlileri Öldürmek Haktır!!!!
29 Aralık 2008 Pazartesi 23:06
İlgili aramalar: murat - kekilli - olum - senide - bulur
Burdan alınmıştır....
Ey israiloğlu bakma sen dünyanın sana orantılı güç kullan dediğine,geliyorsa hamas'dan bir roket sen at onların üzerine tonlarca bomba yerle bir et dümdüz et göster dünyaya nasıl bir milletin soyu kurutulurmuş,kalmasın tek bir filistinli dahi canlı dünyada...
Zaten daracık topraklar,hem orası sana vaadedilmiş topraklar değil mi? Hem sen üstün ırksın,Talmud sana öyle demiyor mu?Rabb sana ne dedi?"Sen İnsansın ve sana hizmet etmesi için hayvanları yaratıyorum."Hayvanlar ne yapılır?Kesilir,biçilir,kutsanmış israiloğlunun hizmetini görür değil mi??
Filistinli dediklerin nedir ki?İnsan görünümlü senin hizmetkarın..Kim karışır senin malına ne yaptığını??
Ey israiloğlu!Haydi bombalarınla silahlarınla katlet bitir şu işi!Haydi göster hemde intikamını al.Hani Adolf Hitler seni sabun yapıyordu ya böyle yapılmaz diyerek sen doğrusunu göster kim karışabilir ki sana?..
Sen büyüksün,sen seçilmişsin,herşey senin hizmetine verilmedi mi?Sen RaBB'ını bile seçmedin mi senden büyük kim olabilir ki???
Bak senin büyüklüğün karşısında bilmem kaç milyar müslüman bile gıkını çıkarmıyor...Çünkü sen efendisin!!!Efendisinin ne yaptığına hizmetci karışabilir mi?Müslümanlar senin hizmetçin de Hristiyanlar ve insanlık değil mi sanki?Sana ses çıkarmaya kalkanların kes para musluklarını zaten onlar paraya tapmıyor mu???
Utanma sakın bu yaptıklarından İsrailoğlu,utanma korkma da...Sen yanlış bişey yapmıyorsun,dünyayı temizliyorsun..Sana saygı duymalı ve şükranlarımızı sunmalıyız!!!
Ey israil!!!Ey yüce kavim!!!Ne olur hızını kesme,sonra İran'ı,Suriye'yi,Suudi Arabistan'ı ve tüm dünyayı müslümanlardan temizle,temizle ki bizde müsvettelerden kurtulalım!!!Senin Filistin'e attığın her bomba için sana finansörlük edelim,ne üretiyorsan alalım ve televizyonlardan senin attığın bombalarla ölenleri canlı canlı izleyerek keyfimizi çıkaralım!!!!
Ey Dünyanın Alçak insanları!!!
İsraili ne kınayın,
Ne telin edin,
Ne lanetleyin,
Ne de arabulucu olarak akan kanı durdurmaya kalkın....
İsrail sayesinde İnsanoğlu denilen alçağın her şeklini görebiliyoruz....
Sizler de;
En az israil kadar suçlusunuz ve alçaksınız!!!!
Topunuzun canı cehenneme!!!
Son söz de Özür dilemeci Türkiye'de ki aydın müsvetlerine...Osmanlı'nın yapmadığı bir şeyi kıçınızdan çıkararak Osmanlı'nın üzerine yıkmaya çalışırken;alın size soykırım...Haydi bunun içinde bişeyler yapsanıza ikiyüzlüler!!!!!!!
Oha Falan Oldum Yani !!!
28 Aralık 2008 Pazar 15:15
Bu afişi geçenlerde okuldan dönerken otobüsün camından bir billboard'da gördüm.Uykuluydum rüya gördüm sandım ama değilmiş :S Bişey diyim mi? HİÇ İNANDIRICI DEĞİL!
ki birşeyler olacakmış gibi bir duygu içimi kaplamış birtürlü gitmek bilmiyordu. Biliyordum ki bir söz söylediysen ondan sorumlusun vede söylediğini yaşamında da gerçekleştirmek zorundasın. Sanırım beni huzursuz eden de buydu. Acaba ben böyle bir sözü söylemeyi hakedecek konumdamıydım, yoksa duyduklarımı bir teyp gibi kaydedip yaşamına uygulamadan başkalarına aktarmaya çalışan bir bir taklitçimiydim. Ben kendi kendime bu hesaplaşmaları yaparken; o güne kadar hiç görmediğim birisi motorunu doğrudan doğruya barın önüne parkedip, içeri girdi ve sert bir ifadeyle; ''Bana bir bira ver'' diye seslendi. Tavırlarında bir gariplik hissetmiştim ama sesimi çıkarmadan birasını doldurdum ve başka bişey isteyip istemediğini sorduktan sonra gidip yerime oturdum, içeceğimi yudumlamaya devam ettim. Bu arada o da cep telefonuyla birilerini daha oraya davet etmeye başlamıştı. Bir an bar sahibi bayan arkadaşı ve eşini oturdukları üst kattan çağırıp çağırmama konusunda kısa bir tereddüt yaşadım ama, gelen kişini tavırları ve de arkadaşın asabiyetini düşününce anında vazgeçtim, beklemeye karar verdim. Çok geçmeden bir arabayla bir bayan ve bir erkek daha gelip o kişinin masasına oturdular hemen ardından iki kişi daha geldi. Aralarında yüksek sesle konuştuklarından istemeden kulak misafiri oldum onlara;'' kimmiş görelim bakalım!!! Nasıl olurda adamın parasını vermezlermiş biz almasını biliriz!!!'' gibi ifadelerle konuşuyorlar bir yandan da kabadayı tavırlar sergiliyorlardı. '' şşşşşşşşt birader bu org u senmi çalıyorsun; çal bakalım da biraz eğlenelim'' benzeri sataşmalarla da ortalığı karıştırmak için bahane arıyorlardı. Ben se gayet sakin bir şekilde; ''soğuk algınlığı yaşadığımı geldikleri başka bir akşam seve seve onları eğlendireceğimi '' söyledim. Bütün sataşmalarına rağmen benden bir tepki göremeyince aralarından birisi;''kardeş iki dakika gelip otururmusun senin le konuşacaklarımız var'' dedi. Masalarına oturduğum da oraya tuvaletin fayanslarını yapan arkadaşlarının parası verilmediği için orayı dağıtmaya geldiklerini barın sahibini görmek istediklerini söylediler. Bense onların orada olmadıklarını, konuyu bildiğimi ama vermemek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sadece o dönemde biraz sıkışık durumda olduklarını, en kısa zamanda ödeyeceklerin den emin olduğumu ve zaten çok önemli bir miktar olmadığını anlatmaya çalıştım.
Benim sakin tavırlarım onları da biraz yumuşatmıştı ve aralarından birisine; ''Git bak bakalım bizim adamaın yaptığı işçiliğin bedeli ne kadar eder?'' dedi. Motoruyla ilk gelen kişi. Geri döndüğümüzde anladım ki işi yapan kişi onlara 40 lira olan alacağını 500 lira olarak abartarak anlatmış onlarda alacağı tahsil etmeye, alamazlarsa da oranın altını üstüne getirmeye gelmişler. Fakat benim tahriklere kapılmamam ve yanlarında getirdikleri ustanın yapılan işin ancak 40 lira edecegini söylemesi sonucunda ortalık yatıştı ve bende onları şarkı söylemeden, org la bir müddet eğlendirdikten sonra oradan sakince ayrılıp gittiler. Üstelik 40 lira tutan hesaplarının karşılığında 40 lira da bahşiş bırakarak.
Ertesi sabah bar sahibi arkadaşa anlattığım da; '' nasıl dağıtırlarmış? bizi niye çağırmadın? ben onlara sorardım!!!'' (demiştim ya kendisi biraz asabi bir kişiydi ) bir tavır sergiledi. Ve ben ancak o zaman farkına verdim ki akşam yaşanan olay benim yazdıklarımı yaşantıma uygulayıp uygulamayacağıma dair yaşadığım bir SINAVdı
En Yüksek Mertebe'' İNSAN'' olmak
11 Mayıs 2008 Pazar 13:25
''İnsan arıyorum'' DİYOJEN
''Hepimiz İnsan değilmiyiz ?'' diye sorduğunuzu duyuyorum; ama ne yazık ki değiliz. Hepimizin insan olmaktan önce daha başka vasıflarımız var.
Kimimiz anneyiz, kimimiz baba ve sahip olduğumuzu sandığımız çocuklarımız var. Ama onlar bizim mi acaba ? Ya da bizler sadece bir araçmıyız onların yaşam serüvenin de. Kimimiz zenginiz bir üst tabakaya mensup dünyanın nimetlerinden en güzel şekilde yararlanmaktayız. Para, toprak, ev, araba sahibiyiz. Ama onlar da bizim mi acaba ? Sahip olduğumuzu sandığımız toprak mı bizim, yoksa biz mi toprağın malıyız ? Daha kimbilir ne vasıflarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan !
* Cinsiyetimiz mi ?
* Tuttuğumuz takım mı ?
* Hangi siyasi parti sempatizanı olduğumuz mu ?
* Bitirdiğimiz okul ya da kariyerimiz mi ?
* Sahip olduğumuz askeri rütbe mi ?
* Hangi tarikata veya dine mensup olduğumuz mu ?
* Ya da milliyetimiz mi ?
Hangisi insan olmamızdan daha önemli ?
Kavgalarımızın nedenlerini bir düşünelim bakalım. Bir takım taraftarının, diğer bir takım taraftarına öldüresiye düşman olmasının ardında yatan sebep nedir? Roma dönemindeki gladyatör savaşlarına benzemiyor mu bugünki maçlar sizce ? Yenilen gladyatörün öldürülmesi için baş parmağını aşagıya çeviren imparatorlara mı benziyor acaba taraftarımız ?
Hiç kendimize sorduk mu acaba ? daha kimbilir başka ne saplantılarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan ve kendimizi diğerlerinden üstün görmemizi sağlayan. ( diğerleri dediklerimiz kimdir? )
Bütün dinler ve bütün tarikatlarda insanı insan yapmanın kuralı ''BEN'' kimliginden ''BENİM'' sahiplenmesinden kişiyi kurtarmaktır . Ama ne yazık ki bir çok tarikatta; Hatta ne yazık ki neredeyse bütün dinlerde bu bir üst kimlik haline dönüşmüş; ''BİZ'' kimliği ve ''BİZİM'' sahiplenmesi olarak pekte farklı olmayan bir biçimde yeniden ortaya çıkmıştır. ''En iyisi bizim tarikat''; ''En yüce din bizim ki''; ''Cennete gidişin yolu sadece bizdedir''; ''Benim takımım seninkinden üstün''; SEN ; BEN -SİZ ; BİZ bir kavgadır gidiyor neden se. Neyin kavgasını yaptığımızı bir düşünsek herşey güzel olacak ama ''BEN''müsaade etmiyor ya da ''BİZ''
Tasavvuf aslında çözümü bulmuştur.''ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ !!! '','' KİM OLURSAN OL YİNE GEL'',''GÖRELİM MEVLAM NEYLER NEYLER SE GÜZEL EYLER'' diyen tasavvuf ehli yargısız; herkesi, herşeyi hoşgörü ile karşılamanın yani İNSAN olmanın yolunu kısacık cümlelerle anlatıvermişler.
HEPİMİZE NASİP OLSUN İNŞAALLAH
UZAY ÖTESİ VARLIK
05 Mayıs 2008 Pazartesi 07:17
Sizin dünya dediğiniz gezegen aslında benim bedenimdeki milyonlarca atomun elektronlarından birisi. Güneş sisteminiz ise bir atom ve de elektronlardan oluşuyor. Galaksiniz bedenimdeki bir maddeyi oluşturan milyonlarca atom ve elektronlardan bir kısmı sadece. Daha da ileri gidersek bedenimde daha pek çok madde var ve bunlarda bir sürü atom ve elektronlardan oluşuyor. Bu farklı maddeler birleşip benim organlarımı oluşturmaktalar. O organlar sa benim yaşam kaynağım. Bense aynı özelliğe sahip birçok varlıktan sadece birisiyim.
Sizler benim bedenimdeki bir hücre üzerindeki bir atomun elektronlarından birisinde yaratılışınız gereği hayatta kalma çabasıyla üzerinde yaşamakta olduğunuz gezegeni yani benim bir zerremi tüketmekle meşgulsünüz. Sizi suçlamıyorum yaşamak tabiiki sizin de hakkınız ve yaratılış amacınız bu. Az bir zaman önce doktorum yaptığı incelemeler sonrasında kısa bir süre sonra bulunduğunuz ortamı yokedeğinizi söyledi. Sürekli hızlı bir şekilde çoğaldığınızı ve bu çoğalmanızın yaşadığınız ortamdaki kaynakların yetmemesine neden olduğunu diğer hücrelerime atlamak için araştırmalar yaptığınızı ve mümkün olduğu anda bunu tereddütsüz yapacağınızı söylüyor.
Daha önceleri bedenim kendi savunma sistemi ile sizleri uyarmaya çalıştı ki bu sizin Tufan; doğal felaketler gibi adlandırdığınız olaylardı. Birde doktorum sizlerden iyi huylu bazılarınızı zaman zaman sizin aşı diye adlandırdığınız olayın benzeri bir şekilde aranıza geri göndererek sizleri gene uyarmaya çalıştı bazılarınız onlara uydunuz ama bu da kısa sürdü. Bedenimin o kısmının kanser riski taşıdığını söyleyen doktorum oranın kesilip bedenimden ayrılmazsa sonıunda bütün vücudumu sarıp benim ölümüme neden olacağını söylemesine rağmen daha karar vermiş değilim. Birçok umutsuz kanser hastasının sevgi ile bu amansız hastalığı yendiğini ama ölüm denen kavramın da mutlaka bir nedenle oluşacağını bildiğimden
sizi de seviyorum ama sizin adınıza üzülüyorum çünkü ben öldüğümde siz de yaşama hakkınızı yitireceksiniz.
TERK ET GÖNÜL
05 Mayıs 2008 Pazartesi 11:01
Terk et gönül bu dünyayı
Mal, mülk, para düşmanın
Aşk ı bulmadıysan eğer
Kıymeti yok esma'nın
Terk et gönül bu dünyayı
Arzu, şehvet her yanın
Dost elinden tutmamışsın
Boşa geçmiş zamanın
Terk et gönül bu dünyayı
Unut canın, cananın
Yıkmadıysan nefsini sen
Şeytan bile hayranın
Terk et gönül bu dünyayı
Korku, gaflet sultanın
Kendi kendini bilmezsen
Boşa gider figanın
Terk et gönül bu dünyayı
Sevgi senin mekanın
Varlığın da, Yokluğun da
Emriyle la-mekanın
GÖRMEDİM
05 Mayıs 2008 Pazartesi 09:32
Denmiştir ki bütün alem zikreyler
Zikretmeyen birtek varlık görmedim
Varlığını, görür görmez zikreyler
Yokluğunu bilen, duyan görmedim
Yok diyerek dili ile söylerler
Kendisine yok diyeni görmedim
Olur olmaz başkasını suçlarlar
Kendisini suçlayanı görmedim
Ömür boyu arkasından koşarlar
Malı mülkü götüreni görmedim
Aklı sıra ölümden de kaçarlar
Azrailden kurtulanı görmedim
Bekir Kamil Aşık oldu hep söyler
Aşk tan güzel ben bir zikir görmedim
Gönlü bilir,dili söyler, zikreyler
Gerçeklerde yalan riya görmedim
YENİDEN YOKLUK VE VARLIK
05 Mayıs 2008 Pazartesi 10:56
YOKluğumdan VARettim sizi
VARlığımda YOK olasınız diye!
YOKluğumda VAR oldunuz
VARlığımda ise YOK olacaksınız!
İmza: AŞK
SEN VE BEN 2
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:45
Ben, ben olmak istemiyorum artık.
Ben, sende yok olmayı istiyorum.
Sen bende var olmayı istiyorsan;
İstediğin senin olsun,Ben YOK um!
SEN VE BEN 1
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:41
Çok zor beni anlamak
Çünkü Sen, Ben sin.
Seni gördüğümde,
Hala kendimi tanımadığımı anlıyorum
GELDİM GÖRDÜM YENİLDİM
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:02
GELDİM,Çünki AŞK'ı aramaktı amacım.Elimde 1 adres vardı bilmediğim sadece 1
İlk gördüğüm 1 annem oldu gözlerimi açtığımda, ama sonra farkına vardım ki 1 de ben varım. 1 babam, 1 ağabeyim, 1 ablam ! 1 ler çoğalmışlardı 1 olmaktan çıktılar,ama hepsi 1 diler ''PANİKLEDİM''
1 arkadaşım oldu sonra 1 daha 1 daha ve 1çok. Kafam nasıl karışmasındı ki ? Benim aradığım 1 hangisiydi ya da aradığım 1 neydi, neredeydi ?
1 öğretmenim oldu sonra 1 başka ve 1 daha ve 1 çok kere ve yine 1çok oldu şaşırdım. 1 inci öğretmenim sayıları öğretirken 1 den başlamıştı ve ben de 1 in başlangıç olduğunu düşünmüştüm ama o kadar çok 1 vardı ki hangisi başlangıçtı anlıyamıyordum.
1 zaman sonra 1 kız arkadaşım oldu. 1likteyken ya da uzaktayken bile 1-1imizi sevdiğimizi biliyorduk. 1 zaman sonra 1likte olduk ama sonra farkına vardım ki 1 ''O'' vardı, 1 de ''BEN'' oysa verilen adres sadece 1 di.GÖRDÜM ki 1, 1 daha asla 1 olmuyordu, adres yanlıştı.
Derken 1 eşim oldu 1likteliğimizden 1 çocuğumuz 1 zaman sonra 1 daha ama yine 1 ''BEN'' ve 1 ''O'' vardı. Biz olmuştuk ama 1 olamamıştık. Elimdeki adres mi yanlış diye düşündüm 1an 1 daha denemeliydim! 1 daha! ama her 1 dahada 1 çoğalıyordu. 1 daha, 1 daha, 1 daha DERKEN! Farkına vardım ki; 1 daha olmamalı. Anladımki dahalar beni adresten uzaklaştırıyor. Çünki adres doğru ben yanlışım. 1+1 asla 1 olmaz 1 in 1 olması için dahaların 0 olması gerekir. 1+o=1
1 ben 0 olsam 1şey farketmez tüm 1 ler 0 olmalı ki (TEK1 kalıncaya dek) AŞK olsun
O zaman anladım ki Adres doğru ben yanlış yerdeyim
YENİLDİM
Aşkın yeri asla Dünya değil ''O''nu aramak için yola çıktığım yer ve ben yine ''O'' na döneceğim
DERYALAR - Türküler ve Öyküleri
20 Mayıs 2008 Salı 19:35
DERYALAR
Arif_senturk_-_Der...
Yusuf ile Feride birbirlerini çok severler ancak aileleri bir türlü evlenmelerine razı gelmez. Yusuf bir gün kafasında bir plan yapar Arda Nehrini sevdiğiyle geçerek izlerini kaybettirip yeni bir hayat kurmayı düşler.
Bu durumu ferideye anlatır. Feride Arda ' ya bizim kayıklar dayanmaz gitmeyelim der ama nafiledir. Feride Yusuf un ısrarlarına dayanamaz ve Ardayı aşmayı kabul eder. Ancak şans yüzlerine gülmez ve daldalar kayığı devirir. Yusuf ta boğularak ölür. feride bir şekilde kurtulmayı başarır ancak Yusufun ölümü O' nu çok yaralar ve bu türküyü söyleyerek ağıt yakar...
Kırcaliyle Arda Arası
Saat Sekiz Sırası(Yusuf Um Saat Sekiz Sırası)
Ardalılar Ağlıyor (Yusufum)
Yoktur Çaresi
Aman Bre Deryalar Kanlıca Deryalar
Biz Nişanlıyız
İkimizde Bir Boydayız
Biz Delikanlıyız
Çıkar Aba Poturunu
Dalgalar Artacak
Demedim Mi Ben Sana Yusufum
Kayığımız Batacak
Kırcaliyle Arda Boylarında
Kimler Gidecek
Civanda Yusufumun Garip Annesine
Kimler Haber Verecek
ZAHİDE-Türküler ve Öyküleri
20 Mayıs 2008 Salı 19:36
ZAHİDE
Neşet ERTAŞ - ZAHiDEM
Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.
Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.
20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)
Zahide Kurbanım n'olacak Halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden haber sorarım
Zahidem bu hafta oluyor gelin
Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem'den güzeli
Ay ile doğar da gün ile aşar,
Zahide’mi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi.
Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
Baban anlamadı bizim bu haldan
Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
Derdin beni del’ediyor Zahide’m.
Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
Aslını sorarsan esalet yerden
Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.
Gurbet ellerinde esinim esir
Zahide’m kurbanım hep bende kusur
Eğer baban seni bana verirse
Nemize yetmiyor el kadar hasır.
Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
Zahide’m kurbanım hallarım yaman
Yapamadım şu babayın gönlünü
Fakir diye bana vermedi baban.
Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adımı namımı soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.
Arapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir. Bu şiirin üç kıtasını H. Vahit
Bulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir.(2) Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştir.
Bu nasıl sevdaymış geldi başıma
Felek ağu kattı tatlı aşıma
Sevda çekenlere zor gelir gurbet
Gece gündüz elim kalkmaz işime.
Aşağıda sap kağnısı geliyo
Derdin beni elik elik eliyo
Kurbanlar olayım gara Mustafam
Babam beni yad ellere veriyo.
Arapoğlu derler gayeten atik
Gözleri kara da, kaşları çatık
Git nazlı y de bir haber getir
Bastığın yerlere kurbanım Fatik.
Ağlayarak yayığımı yayarım
Yarim gitti günlerini sayarım
Çıksa Büyüköz’e mendil sallasa
Islık çalsa ıslığını duyarım.
Coşkuna da deli gönül coşkuna
Aşkından Zahide döndü şaşkına
Sensiz edemiyom nazlı civanım
N’olur bir yol görün Allah aşkına.
KAYNAK
- Doğuş Gazetesi, Sayı, 8,9-18 Ekim 1973.
- H. Vahit Bulut, Kırşehir Halk Ozanları, Filiz Yay. 1983, S. 109.
Kaynak:
Öyküleriyle Kırşehir Tütküleri, Destanları, Ağıtları (sayfa: 206,207,208)
Baki Yaşa Altınok
Oba Kitabevi
Ankara, Mayıs 2003
türkçe, Fotoğraf, Kişisel, Duygusal, sanat, resim, hayat, moda, yangın, yaşam, yemek, güzellik, Kadın, Yorum, müzik, koç, şiir, pasta, çevre, Suriye, facebook, sağlık, oyuncak, art, Düşünce, Araç, Ağlı, mp3, sosyal, felsefe, sevgi, anne, İstanbul, parti, dünya, pazar, cep telefonu, milliyet, bomba, mail, yağ, süt, çeviri, doktorlar, köy, sokak, inceleme, ilan, motor, hediye, kıyafet, giyim, gazete, tasavvuf, rüya, osmanlı, meslek, Duygu, foto, masal, kurban, melek, gezegen, yıldız, peygamber, Rengarenk, ALLAH, söz, melekler, ayet, manevi, sonsuz, uyku, sabah, klasik, doğum, geçmiş zaman, öğrenmek, sevmek, Deliler, kahraman, misafir, karma, duygular, hissetmek, kalbim, Beni Al, gurbet, dostum, gemi, Gönül, gökyüzü, gözlerin, yaprak, tanrı, sevdiğimi, zindan, depresif, ırak,
21 Ocak 2009 Çarşamba 23:33
Nedense sıkılmaya başladım hayatımdan artık...Beynime,nöronlarıma,sodyum-potasyum pompasına,falanıma,filanıma,beynimin düşünme fonksiyonlarıyla ilgili hiç bir zımbırtısına laf geçiremiyorum şu an.Düşünmemek için grevdeler.Grev sözcüsü hipotalamus.Duygu kontrolü elinde tabi istediği gibi boru öttürüyo.Grev gözcüsü bilinçaltım.Herşeyden haberi var 7/24...
Bu bünyeyle başım belada.Maaşa zam isteyen devlet memuru gibi de değiller ki.Direkt yönetimi deviriyo.Ne yapçan devrimci gençlik.Ahhhh aaahhhh...Bizim zmanımızda böylemiydi :P
Her neyse bu aralar pesimizmin eşiğindeyim...Bu şarkıyı çok sevdim buyrun...
Kendimi unutmak istiyorum
Yol kenarına biriken kuru yapraklar gibi
Günleri,ayları,yılları,anıları
Hatta kendi devrimi,çehremiyakın çevremi dahi....
Sen bir sırrı bile tutamadın
Artık neyi paylaşamıyoruz canlan ki...
20 Ocak 2009 Salı 14:26
Bu yazıya başlık koymayasım geldi.Canım sıkılıyor ders çalışamıyorum.Bir akrabamız vefat etti.Onun ölümünden hepimiz sorumluyuz diye düşünüyorum.Yine de umursamazlık içinde dolaşıyoruz etrafta.Ve ben insan oğlunun son zmanlarda kapıldığı umursamazlık hastalığından nefret etmeye başladım.Bana dokunmayan yılan bin yaşasın...Ne demek ya :S
Rabbim rahmetliye kabrinde rahat versin inşallah.Buralarda rahat edemeyen oralarda rahat eder derler.İnşallah öyle olur.Sabretmeyi bilen biriydi çünkü...
Yarın ki sınavım,
Bir yığın ev işi,
Bir yığın bulaşık,
Sıkıntı,
Bir adet vefat etmiş akraba,
Tuhaf bir abi,
Hani yeri gelince köpek gibi yarılan,
Hayatının geri kalanını Polat Alemdar gibi yaşayan cinsten,
Ders çalışmayasım var,
Gelenler var,
Geldi mi gitmeyenler...
Ay şimdi düşündümde bilokcum ben ne meşguliyetli bi insanım yahu :P
Başlıksız...
18 Ocak 2009 Pazar 21:36
Ben bilirdim düşündüğümü yapmayı
Seni dışarı çıkarıp evinden, dar sokakta boğmayı
Bir gece ansızın ya da açık denize atmayı
Ben bilirim ardından da kendi kafama sıkmayı
Ancak benim bir korkum var alemlerde tek
Alemlerde rahmet aynı korku içime aşkı saldı
Klavuz oldu gemime yutsun dalgalar bırak beni
Tersten esse rüzgar hoş, benim onunla aram iyi ...
Benden uzak dur...
Korkak Tavuk kih kih :D
17 Ocak 2009 Cumartesi 19:02
Bana saldıran gıdıklayıp nakault etmek isteyen ama benim "abdest aldım bana dokunma bak çarpılırsın!!" demem üzerine korkarak yanımdan kaçan 7 yaşındaki kuzanim fatih seni çok seviyorum :D:D:D:D
Küçüğüm Daha Çok Küçüğüm....
13 Ocak 2009 Salı 22:05
Bir şarkı ancak bu kadar dolu olabilirdi ve bir şarkı ancak bu kadar anlatabilirdi zavallı beni...Ben sayfalara sığdıramazken fırtınalarımı birinin çıkıp 3 dakika 42 saniyeye sığdırması ne tuhaf tüm afetlerimi....
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım...
Övünmem bu yüzden,
Bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm,
Bu yüzden bütün saçmalamam...
Yenilmem bu yüzden,
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim...
Ne kadar az yol almışım,
Ne kadar az yolun başındaymışım meğer...
Elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım...
Gururum bu yüzden,
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem...
Savunmam bu yüzden,
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem...
Uçan Depresif- Bölüm 2
13 Ocak 2009 Salı 19:50
Hayatı sorgulamak gerek bazen
Boş yaşamaktan kaçmak gerek
Ömür su gibi akıp gidiyor
Akan bir nehre bakar gibi bakmamak gerek
İyi bakmak gerek
İyi değerlendirmek gerek
İnanmak gerek en önemlisi
Yaratana...
Sorgulamak gerek hayatını nasıl yaşadığını
Sorgulamak gerek nelerle karşılacağını
Sorgulamak gerek ruhunun köşesini bucağını
Ve bulmak gerek doğrunun yanlışın nerede duracağını
Karıştırmamak gerek bir birine
Şöyle bir silkinmek gerek artık
Kendine gelmek...
Hayatında unutmaya yüz tuttuğun değerlerin tozunu üfleyip temizlemek gerek
Yeniden gün yüzüne çıkarmak
Ve yeniden inanmak gerek unuttuklarına
Unutmamak gerek "BİR" şeyi
Sallamak lazım geri kalan herşeyi
Elini açıp göklere ağlamak gerek yana kavrula
Ağladıkça temizlenmek temizlendikçe ağlamak
Pak olmak parıldamak
Sonra bir de gerçekten istemek gerek
Vazgeçmemek
Yeniden sevmek gerek eskiden olduğu gibi
Ve kendini sevdirmek
O'nun olmak gerek
O'nun için yaşamak
Ve yine
O'nun için ölmek
O olmak gerek kendi dünyanda
Hissetmek gerek
Ey ruhum
Önce kendine gelmen gerek
O'na affettirmen gerek kendini
Anne benim koşmam gerek...
İstemiyorum bir hiç olmak ....
ucannot: "İnsanoğlu tarihin hiç bir döneminde manevi yaşamı göz ardı ederek mutluluğa ulaşamamıştır." Ebu Abdurrahman Es-Sülemi
Gugıl Analitiks Şeysi
13 Ocak 2009 Salı 00:41
Şu gugıl analitik şeysi beni de sardı en sonunda..Aralarından zalak şeyler çıkıyor :D İşte bağzıları :P
* ambulans doktor ilaçla ilgili şiir : Hemen yazalım müşteri memnuniyeti bizim için en önemli şey:
Aman doktor canım cicim doktor
Derdime bir çareeeeee
Çaresiz dertlere düştüm
Ulan ambulans nerdeee
*
Dabbe dünyaya mı geldi? : Bak hacı tehlikeli işler bunlar.Uğraşma öyle dabbe üç harfli beş harfli.Ucandepik söylemişti dersin sonra...
*
Elleri bağlımıyam dil bilmez dağlımıyam: Gugıl abi tek bişey sorcam ordan bakınca sıra gecesi var gibimi gözüküyo burası?Önüne geleni buraya gönderion...
*
Eczacıların maaşı: Oooo doğru yerdesin :) Eczacılar eyi para kazanıyo diolar ben henüz öğrenciyim ama güzelmiş...Yalnız meslek kutsal lütfen.Hem ayrıcana paranın ne önemi var mühim olan miktarı...
*
feyz buk kaydol : Abi facebook var işini görür mü?Feyizli bir book kurar kurmaz söz ilk üye seni yapçam.Feyz almak için yanlış yerdesin...
*
hepide börtdey tu yu türkçe anlamı mp3: Abi sen kendince türkçeleştirmişsin zaten bence gerek yok daha türkçesine en türkçe hatta öz türkçe senin ki valla bak :D
*
noel baba şarkısı cıngıl: ya sadece mera kediyoru mbizden başka google ı bu şekilde kullanan varmı ya?Noel baba müzik piyasasından elini çekti kardeş artık "cıngıl" yapmıyo
Şimdilik gugıl analitiks şeysinden bu kadar esen kalın efem...
Farmakoloji Mod: ON
12 Ocak 2009 Pazartesi 22:51
İlk sınavımız farmakolojiden.Çalışmaya başladım kendimi bir insandan çok bir ilaç molekülü gibi hissediyorum şu an.Ezberlemek yerine anlamaya çalışıyorum.Mesela eğer ben feksofenadin olaydım ne yapardım?Anlamaya çalışıyorum ilaç moleküllerini...
Ucan Prospektüs:
Farmakolojik etkileri:
-Kan beyin bariyerini hızla geçerek,sedatif hipnotik etki yapar.Uzun zaman kullanılırsa deliryuma kadar yolu var allahıma.Bir kere girdimi ömür billah atamazsın dışarı.Yarılanma süresi yok.
Endikasyonları:
-Birden akla getirici koparıcı yarıcı kahkaha attırıcı.
Kontrendikasyonları:
-İnsan olmayanlarda kontrendike.
Doz aşımı ve Yan etkiler:
-Ed le beraber sağlığa zararlı.Düz etkisi yok ki :D
Kullanım şekli ve dozu:
-Kafana göre takıl.Ama dikkat et. :D
İnsan Denilen Dehşetler Veren Şaşırtan Akıl(!)lı Varlık - Utanıyorum...
12 Ocak 2009 Pazartesi 21:33
Bugün okulumuzun farmakoloji anabilim dalına gittim.Laboratuarda deney yapacaktık.Farmakoloji ana bilim dalının yaptığı çalışmalar geliştirilen bir tedavi yönteminin veya ilacın bir fare,sıçan,tavşan veya kobay üzerinde denemek...
Bugün omurilik defekti oluşmuş sıçanlar üzerine çalıştık.Sıçanlara daha önce omurilik defekti uygulanmış yani hasta edilmişler.Daha sonra bulunan tedavi yöntemini uygulamışlar.En son da ne olduğunu öğrenmek için omuriliklerini çıkarmamız gerekiyordu.İşin en kötü yanı buydu.Hayvanları öldürmemiz gerekti :( tek tek ameliyat edip omuriliklerini çıkarttık.İtiraf etmek zorundayım ameliyat ederken çok üzülmedim ama giyotin kullanarak öldürürken her seferinde ağlamamak için zor tuttum kendimi.Evet sağlık için İNSAN(!)lık için gerekli birşey.Belki onlar olmasaydı insanlara yapılacaktı bu şeyler.Ama....Can işte...
Bugün omurilik defekti sfinkter kasları beta agonistler üzerine bir sürü şey öğrendim evet.Ama en kıymetli bilgi şuydu içlerinde sanırım:
DOĞADA İHTİYACI OLMADAN KENDİNİ SAVUNMA AMACI GÜTMEDEN CANA KIYAN TEK VARLIK İNSANDIR...
Kendimden utanmaya başladım...
Karalama Kağıtlarımdan...
12 Ocak 2009 Pazartesi 21:21
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Kimi derdi boyunu aştığı için ordadır,kimi dert edecek birşey bulamadığı için.Kimini anlamaz hiçbir ademoğlu,kimi de kimseyi anlamaz.Ama tek gerçek vardır...
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Yalnızdır,kimsesizdir ama bilmez herkesin aynı ruh hali içinde olduğunu.Herkes aynı ama inadına farklıdır işte.Çünkü uçurumun kenarında yalnızdır insan.Çünkü biten bir hayatın eşiğindedir.
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Süre biter ve yitip gider...
(Bir derste sevgili (ne yazık ki eski) dostum yastık için yazmıştım...Değerine binaen ve dostuma ithafen...)
NOT:Arkadaşlar yazdığınız yorumları onaylamama rağmen sitede gözükmüyor üzgünüm :( Yorum bırakanlara çok teşekkür ederim hepinizinkini okudum.
Uçan Depresif
11 Ocak 2009 Pazar 15:23
Başlık herşeyi anlatıyor sanırım...
Çok sıkıntılıyım bu ara bilokum ya :((((
MİM- 20 soru 20 cevap
11 Ocak 2009 Pazar 15:20
Sevgili Kaçakgay beni mimlemiş...Sağolsun uzun zmandır üzerimde bir rehavet vardı yazayım da biraz kendime geleyim dedim :)
Neredeyse herkes yazdı zaten bu mim'i en son bana da geldi :P Sorular şöyle :
1.En sevdiğiniz kelime nedir?
ebek (evet demektir kendileri) bi de pekin var :)
2.En nefret ettiğiniz kelime nedir?
küfürler
3.Sizi ne heyecanlandırır?
Hayallerimi gerçekleştirebilme fırsatı
4.Heyecanınızı ne öldürür?
Bir işin gereğinden fazla uzun sürmesi.Bir de çevremdeki insanların saçmalıktan ibaret olması...
5.En sevdiğiniz ses nedir?
Müzik sesi (ama sakin müzikler özellikle klasik müzik...piyano ya da keman konçertoları...)
6.Nefret ettiğiniz ses nedir?
Cır cır bağıran kadın sesi :@
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Bütün gün oturacağım hareketsiz bir iş olmamalı
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
İnsanların içindeki nefret,bencillik gibi kötü duyguları tamamen silebilecek bir müzik yapabilmek isterdim.
9.Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Yalnız yaşayan kafasına göre takılan biri olurdum.
10.Nerede yaşamak istersiniz?
Bir dağ evinde ve iki kişi...
11.En önemli kusurunuz nedir?
Fazla saf ve düşünceli olmam
12.Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
Mutlu taklidi yapmak..
13.Kahramanınız kim?
benim(hayır ben :P)
14.En çok kullandığınız küfür nedir?
Lan hırt!!!! :D
15.Şu an ki ruh haliniz nasıl?
Bıkkın...
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin.
17.Mutluluk rüyanız nedir?
Kendim olmak istediğimi yapabilmek istiyorum.Sadece istediğimi...
18.Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?
Başkası olmaktır.İstediğini yaşayamamaktır.Ruhunun bile esir olmasıdır.
19.Nasıl ölmek istersiniz?
Yavaşça ve acı çekmeden.Görmek isterdsim kimlerin gerçekten üzüldüğünü yada kimlerin ölmemi beklediğini...
20.Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı'nın kapıda size ne söylemesini beklersiniz?
Seni hala seviyorum.
Çünkü bu cümleyi ondan duymaya çok ihtiyacım var...
Olmaz Olmaz Deme,Olmaz Olmaz :D
06 Ocak 2009 Salı 18:57
Herkesin olmaz yapamazsın dediği şeyi en sonunda başardık :D Bugün İhh ile yapılan görüşmeler harika geçti.Bizi o kadar iyi karşıladılar ki...Organizasyonun neredeyse bütün yükünü aldılar.Standlar,konuşmacılar...Bizde müzik grubu ve genel düzeni ayarlayacağız.Allah'ım yaa....O kadar mutluyum ki anlatamam.İnsanın vicdanıyla cebelleşmesi ve sonunda galip gelmesi harika:))
Destek olan olmayan,dua eden etmeyen,sevinen sevinmeyen herkese teşekkürler :D
LİSTEN TO FİLİSTİN DOSTLAR
Filistin'e Destek İçin Harekete Geçtik
04 Ocak 2009 Pazar 22:15
Arkadaşlarımız ve bana ulaşanların yardımıyla harekete geçtik.İHH derneğiyle mail yoluyla irtibat kurduk ve bize geri dönmelerini bekliyoruz.Bir organizasyon düzenleyip geliri Gazze'ye ulaştırabilmeyi planlıyoruz.Tekrar söylüyorum aramızda rol almak isteyen arkadaşlar lütfen bana ulaşın...Bizim için küçük bir şey onlar için bir yaşam demek belki de...
mail adresim: antidepresan_ecz@hotmail.com
Filistin İçin Ne Yapabiliriz?
04 Ocak 2009 Pazar 16:41
Arkadaşlar benim yüreğim artık dayanamıyor orada insanların her gün ölmesine.Bir yardım kampanyası başlatmak istiyorum.Ama bir fikrim yok maalesef...Lütfen fikri olan varsa paylaşsın.Allah rızası için ya da insanlık adına.Ne derseniz artık.Ama lütfen masumlara yardım edelim artık :(
Burdan yada mail yoluyla bana ulaşın lütfen....
Mail adresim: antidepresan_ecz@hotmail.com
Doğudan Başlayacak Olan Ateş ve Kıyamet
04 Ocak 2009 Pazar 16:16
Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. (Kamus Tercemesi, c. 1, s. 550)
Berehut: Bir vadi veyahut bir kuyu adıdır. Hadis-i şerifin ilk kısmında ateş için "sönük bir vaziyettedir" denmektedir. Ateş, yanıcı bir maddenin yanmasıyla meydana gelen bir durum olduğuna göre burada sönük vaziyette bekleyen ateşin kendisi değil, ateşin yakacağı hammaddedir. Burada toprak altından çıkarılan petrole işaret edilmektedir. Nitekim hadisteki Berehut denilen yer, bir kuyunun adıdır. Bu kuyu petrol kuyusudur. Zamanı gelince bu kuyulardan çıkarılan petrol, yanmaya hazır bir ateş haline gelmektedir.
"O ateş müthiş azap olduğu halde insanları kaplar."
O ateş, sadece yanan bir ateş değil, aynı zamanda insanları canından, malından ederek azap içinde, elem-üzüntü içinde bırakacak ve bütün doğayı kirletecek olan bir ateş.
"O ateş insanları, malları yakar bitirir."
O ateş bir kısım insanların ölümüne sebep olmaktadır. Bunun yanında malları yakarak, maddi zarara sebebiyet verdiği gibi, tüm çevreyi ve doğayı kirleterek de insanların geçim kaynaklarını yok etmektedir.
"Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır."
O ateşin, "rüzgar ile bulut gibi uçan" kendisi değil dumanıdır. Burada benzetme yapılarak dumanın bulutlara kadar yükseleceği de anlatılmıştır. Bu duman rüzgarın etkisiyle her yöne doğru yayılmaktadır.
"Geceki sıcağı, gündüzki hararetinden daha şiddetlidir."
O ateşin hem gündüz, hem gece devamlı yandığı anlaşılmaktadır.
"O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak, yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur."
O ateşin çok yükseklere kadar tırmandığına ve bu ateşten gökgürültüsü gibi pek şiddetli bir gürültü ile patlamalar meydana geldiğine işaret edilmektedir.
"Gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak."
Hadisin bu kısmında, olayın gece vakitlerinde meydana geleceğine işaret edilmiştir. Gece vakti meydana gelen büyük infilakın alevleri çok şiddetli bir aydınlanma yapar. Bu kızıl alevlerin meydana getirdiği kızıl aydınlanma, halkın mutad üzere alışık olduğu kırmızı "tan" aydınlanmasından çok ayrıdır. Çünkü gece vakti böyle gündüz gibi aydınlanma olağanüstü bir olaydır.
Alıntıdır...Efendim?Tanıdık mı geldi...Evet evet ben söyleyeyim İsrail-Filistin savaşı desem?Doğudan başlayan ama normal ateş gibi yakmayan ateş desem?Savaş desem?Belki yardımcı olur...Peygamberimiz(sav) ve ashabının hiç bir söylediği yalan değildir.Şunu bilin ki bu büyük yangın tüm dünyayı saracak...
EY AHİRZAMAN ÜMMETİ!!!
UYANIN KIYAMET SAATİ GELDİ!İSRAFİL SUR ELİNDE EMİR BEKLİYOR RAB'DEN!
O BÜYÜK GÜN GELDİĞİNDE KULLAR HESABA ÇEKİLDİĞİNDE "KEŞKE..." DİYENLERDEN OLMAMAK İÇİN UYAN EY ÜMMET!UYAN EY İNSANLIK!!!
Filistinli küçük bir kızdan alıntı: "Hesap gününde ben Rabbime din kardeşlerimden yardım istedim ama onlar bana icabet etmediler dediğimde Allah'ın huzurunda nasıl duracaksınız?Şimdi yaptığınız gibi evlerinize saklanabilecek misiniz?Ne cevap vereceksiniz?"
Filistinde Çocuk Olmak
03 Ocak 2009 Cumartesi 20:58
Gürültüler duyuyorum yakınlardan
Ve genzim yanıyor
Annemse durmadan ağlıyor
Babam kapıda nöbet tutuyor
İnsanlar bağırıyor,ağlıyor
Kimileri dualar okuyor
Kimileri küfürler savuruyor
Sonra küçük evimizin çatısı çöküyor
İçeriyi duman bulutu kaplıyor
Birisi silah çıkarıyor,bomba atıyor
Annemse onlara yalvarıyor
Sonra adamlar bana bir silah doğrultuyor
Savaş 7 yaşında benden hesap soruyor
Gözyaşım artık acı akıyor
Hayat benim için son buluyor...
Ben Filistinli Cocuk - Im the Palestinian Child
Yükleyen Aydenk4
Daha ne kadar sessiz kalacağız bu cinayetler silsilesine,ne kadar görmezden geleceğiz dünyanın gözüne sokula sokula yapılan soykırımı.Nereye gitti insanlar,nerede iyilik.Sadece sözlerde mi kaldı yoksa?Yoksa hala var mıdır güzellikleri kalbinde taşıyan?Var mıdır güzellikleri misk satan adamlar gibi etrafına yayma çabasında olan?
İnsanlar ölüyor ey dünya!Çocuklar ölüyor daha anne diyemeden.Henüz gözlerini açamadan anne karnında can veriyor masum melekler.Bizlerse hala şikayet ediyoruz modası geçmiş kıyafetlerimizden,küçücük grip mikrobundan.
Ambulanslar vuruluyor ey dünya!Elektirkler kesiliyor.İnsanlar ölmesinler diye cep telefonu ışığında anestezi olmadan ameliyat edilmeye çalışılıyor.Doktorlar öldürülüyor.Ve dünya bu vahşete sessiz kalıyor.
Konuşmayın zaten..Sıra size,sıra bizlere gelince anlayacağız onları.Ancak onlar olmayacak o zaman...
Sessiz kalmayın!Yardım edin!Boykot edin!Eylem yapın!Dua edin!Ama ne olur, ne olur seyretmeyin artık olanları...
Da Da Dadaaammmm :)
03 Ocak 2009 Cumartesi 14:33
Haydi bakalım açılışı da yaptık :) ŞU yukarıdaki ne idüğü belirsiz buton çiftine yeni sayfa atamayı bana öğretmek isteyen var mı ehihi :D Bİr de yorumlarınızı bekliyorum :))
Oley!!!Artık Kendi Alanımdayım :)
02 Ocak 2009 Cuma 19:34
En sonunda başardım ve bloğu kendi alanıma yönlendirdim.Bundan sonra daha gelişmiş bir ucandepik olmaya çalışcam :)
Ucannot: Şuan farkettim alem'ül blog kısmı komple sıfırlanmış :( offf yaaaaaaaaa.....
Ucannot2: Bir kaç gün buralar sıkıcı olacak gibi :S Bir kaç problem var düzeltmem gerekecek :S
Canım DOST'um Data.İyi ki varsın :)
20 Ocak 2009 Salı 18:33
Bugün datacığımın doğum gününü kutladık.Canım ya çok seviyorum ben bu datayı :) İki gündür bi plan bi piroce gırla gidiyo ne yapalım nasıl edelim diye düşün taşın tatlı tatlı kaşın :D sonunda iremciimin evinde dehşetengiz bir kutlama yaptık.İki adet tepsi kadar pasta(tabiiki iremciim ve ed ortak prodüyşın :)) şişe şişe ÜLKER meyve suları (burda bir dengesiz arkadandaşıma gönderme :D) ve bilimum kuru yemişle harika ve çok samimi bir ortam oldu.
Data'ya topluca bir hediye aldık.Ben onun kıymetine binaen benim için değerli olan ve onunda seveceğini düşündüğüm birşey hediye ettim ona..KİTAP...Olasılıksız :)) Normalde gidip yeni bir kitap alacaktım ama dedim ya benim için değerli olan birşey olmalıydı.Ve ben de bugüne kadar hiç yapmadığım birşey yaparak kendi kütüphaneme ait üstelik aşırı sevdiğim kitabımı Datacığıma hediye ettim... İnanın çok mutluyum.Bİr de not iliştirdim kapağına.Telif hakkı problemi olduğundan burda açıklayamıyorum :P :D Data izin vermiyo :D Ama okuduktan sonra gözlerinin içinin parlaması ve "hayat felsefemi bu kadar iyi anlatamazdın" demesi bana yetti de arttı bile :DAnlatacak o kadar çok şey var ki... Ama üşeniyorum :D
Arkadaşlarımı çok seviyorum ya.Onların bir an gülümsemesi demek benim için çok şey demek...Ah bir de bazen spooky nin dediği gibi default çalışabilseler...Başka ne isterim...
Feyzbuk Muhabbetleri
30 Aralık 2008 Salı 23:08
Az önce feyzbuka girdim sinirlerimiz bozuldu melekimlen berbaber.Ya arkadaşlığa bak valla ağlıcam sinirlerimiz bile beraber bozuuyo :P :D
Sahi biz ölmeden görüşebilcez mi bi daha melek abla :D
Neyse feyzbuktan bahsediyodum.Yeni bir olay başlamış dedikodu die o senin hakkında bunu dedi bu sana şunu söyledi..Acaip sinir oldum.Acaba hangi safın icadı çok merak ettim.... Sinirliyim kompleksiliyim....
Happy Birthday To You Türküsü :D
29 Aralık 2008 Pazartesi 23:16
Sevgili Melek Ablacım;
Doğum günün kutlu olsun :) Aşağıdaki parça nacizane sanatkar ruhumdan kopup gelmiş harika bir sanat eseridir.23. yaşın hayırlı olsun...Rabbim hep birlikte uzun ömürler nasip etsin bizlere....
İyi ki varsın kanatları olmayan ama varmış gibi davranan meleğim :))
BU ŞARKIYI MUTLAKA DİNLEYİN !!!! ADINI HAPPY BİRTHDAY TÜRKÜSÜ KOYDUM.
MİM- Ucandepik Nasıl Bir Aşıktır :)
20 Ocak 2009 Salı 18:40
Efenim sevgili Şahmaran(hani şu yılanların şah'ı olamayan :)) beni mimlemiş.Mimi yazmadan önce iki sevgilinin de mimlerini okudum.Ne kadar da uymuşlar birbirlerine maşallah :P dedim :)) Hep beraber olmanız dileğiyle diyerek sosyal mesajımı da gönderdim :) Şimdi sıra geldi mime :)
Koç kadını, gurulu, kendini beğenen,canlı,çok çekici bir tiptir.
Gözü epey yükseklerdedir(Allah'ıma yalan :P :)).Maddeye erkeklerde fazla önem verir.Sevgi de onun için son derece önemlidir(dünyada sevgiden başkası yalan :D).Koç erkeği gibi kadınıda kıskançtır(kıskançtır değil çok kıskançtır deli kıskançtır manyak kıskançtır olarak değiştirelim luutfen :D).Ayrıca bu kadında hakim olma arzusu da vardır(az biraz cidden bak füfüfüfü ).Yani sevdiği erkek tamamiyle ona aittir(pek tabii -_-).Başka bir kadını sevdiğine bakması bile onu deliye çevirir.
Bu yüzden hiç suçu olmayan erkekle kavgaya bile kalkar.
Koç kadını şımartılmayı sever(hemdeee ççoookkkk),erkek kendisiyle ilgilenmeli,dil dökmeli, çiçekler yollamalı,yani sevgisini türlü şekillerde açıklamalıdır(sev beni alfonzo ehihi :D ).Hem bu kadın çevrenin düşüncesinede önem verir.Bu yüzden erkeğin beğenilen,üstün biri olması kadını çok etkiler(evet beğenilen biri olması hoşuma gelir ama çevreyi pek taktığım söylenilebilemez).Bu kadın için yakışıklılıktan çok kafa,bilgi,durum,ün gibi şeyler önemlidir(dış görünüş geçicidir.Hayat felsefem olar kendileri ).Pek çok koç kadınının zengin erkeklere aşık olup evlendikleri de bilinir.Bunun nedeni ise erkeğin parasından yararlanıp kadını şımartabilmesi ve ona her istediğini verebilmesidir(yok artık be bu uymadı bana paradan nefret ederim bknz alt taraftaki postlardan biri).Ama bir koç kadınının,beğenmediği,yıldızın ın barışmadığı bir zenginle evlendiği pek de duyulmuş bişey değildir.Koç kadını ,ün,mevki ve paranın erkeği çekici kıldığına inanır.Onu kıskandırmak hatadır.Bu sevgisini arttırmaz,onun türlü kuşkulara kapılmasına ,huysuzlaşmasına ve erkeğe yaşamı zindan etmesine yol açar(yığarım ben o herifi bee :D).
Efenim böyle işte bendeniz böyle bir aşığım.Bunun dışında söyleyebileceğim şeyler de şunlar: Bir koça uymayacak kadar duygusalımdır.Aşırı kırılgan aşırı affediciyimdir.En sevemediğim özelliğim bana yapılan yanlışları ve kötülükleri çabuk unutmam bunun sonucunda insanların affedicilik ve iyimserliğimden çok faydalanarak beni kırması.Aşk hayatımda acaip fedakarımdır.Kul köle olurum sevdiğim insana.Aşık olduğum an onun için yaşarım tüm kalbimle bağlanırım.Sevgimi kazanmak kolaydır kaybetmekse zordur.Ömrüm boyunca unutmayacağım şeylerden biri sevdiğim insanlardır.Eğer bana yalan söylenirse sonu gelmez sevgim müthiş bir nefrete dönüşür.Kötülük yapmam ama hem deli gibi sever hem deli gibi nefret ederim...
Neyse bunlar say say bitmez sayın okuyucu.Mim-i çilekli süt'e gönderdim ve huzurunuzdan ayrıldım :D
Filistinlileri Öldürmek Haktır!!!!
29 Aralık 2008 Pazartesi 23:06
İlgili aramalar: murat - kekilli - olum - senide - bulur
Burdan alınmıştır....
Ey israiloğlu bakma sen dünyanın sana orantılı güç kullan dediğine,geliyorsa hamas'dan bir roket sen at onların üzerine tonlarca bomba yerle bir et dümdüz et göster dünyaya nasıl bir milletin soyu kurutulurmuş,kalmasın tek bir filistinli dahi canlı dünyada...
Zaten daracık topraklar,hem orası sana vaadedilmiş topraklar değil mi? Hem sen üstün ırksın,Talmud sana öyle demiyor mu?Rabb sana ne dedi?"Sen İnsansın ve sana hizmet etmesi için hayvanları yaratıyorum."Hayvanlar ne yapılır?Kesilir,biçilir,kutsanmış israiloğlunun hizmetini görür değil mi??
Filistinli dediklerin nedir ki?İnsan görünümlü senin hizmetkarın..Kim karışır senin malına ne yaptığını??
Ey israiloğlu!Haydi bombalarınla silahlarınla katlet bitir şu işi!Haydi göster hemde intikamını al.Hani Adolf Hitler seni sabun yapıyordu ya böyle yapılmaz diyerek sen doğrusunu göster kim karışabilir ki sana?..
Sen büyüksün,sen seçilmişsin,herşey senin hizmetine verilmedi mi?Sen RaBB'ını bile seçmedin mi senden büyük kim olabilir ki???
Bak senin büyüklüğün karşısında bilmem kaç milyar müslüman bile gıkını çıkarmıyor...Çünkü sen efendisin!!!Efendisinin ne yaptığına hizmetci karışabilir mi?Müslümanlar senin hizmetçin de Hristiyanlar ve insanlık değil mi sanki?Sana ses çıkarmaya kalkanların kes para musluklarını zaten onlar paraya tapmıyor mu???
Utanma sakın bu yaptıklarından İsrailoğlu,utanma korkma da...Sen yanlış bişey yapmıyorsun,dünyayı temizliyorsun..Sana saygı duymalı ve şükranlarımızı sunmalıyız!!!
Ey israil!!!Ey yüce kavim!!!Ne olur hızını kesme,sonra İran'ı,Suriye'yi,Suudi Arabistan'ı ve tüm dünyayı müslümanlardan temizle,temizle ki bizde müsvettelerden kurtulalım!!!Senin Filistin'e attığın her bomba için sana finansörlük edelim,ne üretiyorsan alalım ve televizyonlardan senin attığın bombalarla ölenleri canlı canlı izleyerek keyfimizi çıkaralım!!!!
Ey Dünyanın Alçak insanları!!!
İsraili ne kınayın,
Ne telin edin,
Ne lanetleyin,
Ne de arabulucu olarak akan kanı durdurmaya kalkın....
İsrail sayesinde İnsanoğlu denilen alçağın her şeklini görebiliyoruz....
Sizler de;
En az israil kadar suçlusunuz ve alçaksınız!!!!
Topunuzun canı cehenneme!!!
Son söz de Özür dilemeci Türkiye'de ki aydın müsvetlerine...Osmanlı'nın yapmadığı bir şeyi kıçınızdan çıkararak Osmanlı'nın üzerine yıkmaya çalışırken;alın size soykırım...Haydi bunun içinde bişeyler yapsanıza ikiyüzlüler!!!!!!!
Oha Falan Oldum Yani !!!
28 Aralık 2008 Pazar 15:15
Bu afişi geçenlerde okuldan dönerken otobüsün camından bir billboard'da gördüm.Uykuluydum rüya gördüm sandım ama değilmiş :S Bişey diyim mi? HİÇ İNANDIRICI DEĞİL!
ki birşeyler olacakmış gibi bir duygu içimi kaplamış birtürlü gitmek bilmiyordu. Biliyordum ki bir söz söylediysen ondan sorumlusun vede söylediğini yaşamında da gerçekleştirmek zorundasın. Sanırım beni huzursuz eden de buydu. Acaba ben böyle bir sözü söylemeyi hakedecek konumdamıydım, yoksa duyduklarımı bir teyp gibi kaydedip yaşamına uygulamadan başkalarına aktarmaya çalışan bir bir taklitçimiydim. Ben kendi kendime bu hesaplaşmaları yaparken; o güne kadar hiç görmediğim birisi motorunu doğrudan doğruya barın önüne parkedip, içeri girdi ve sert bir ifadeyle; ''Bana bir bira ver'' diye seslendi. Tavırlarında bir gariplik hissetmiştim ama sesimi çıkarmadan birasını doldurdum ve başka bişey isteyip istemediğini sorduktan sonra gidip yerime oturdum, içeceğimi yudumlamaya devam ettim. Bu arada o da cep telefonuyla birilerini daha oraya davet etmeye başlamıştı. Bir an bar sahibi bayan arkadaşı ve eşini oturdukları üst kattan çağırıp çağırmama konusunda kısa bir tereddüt yaşadım ama, gelen kişini tavırları ve de arkadaşın asabiyetini düşününce anında vazgeçtim, beklemeye karar verdim. Çok geçmeden bir arabayla bir bayan ve bir erkek daha gelip o kişinin masasına oturdular hemen ardından iki kişi daha geldi. Aralarında yüksek sesle konuştuklarından istemeden kulak misafiri oldum onlara;'' kimmiş görelim bakalım!!! Nasıl olurda adamın parasını vermezlermiş biz almasını biliriz!!!'' gibi ifadelerle konuşuyorlar bir yandan da kabadayı tavırlar sergiliyorlardı. '' şşşşşşşşt birader bu org u senmi çalıyorsun; çal bakalım da biraz eğlenelim'' benzeri sataşmalarla da ortalığı karıştırmak için bahane arıyorlardı. Ben se gayet sakin bir şekilde; ''soğuk algınlığı yaşadığımı geldikleri başka bir akşam seve seve onları eğlendireceğimi '' söyledim. Bütün sataşmalarına rağmen benden bir tepki göremeyince aralarından birisi;''kardeş iki dakika gelip otururmusun senin le konuşacaklarımız var'' dedi. Masalarına oturduğum da oraya tuvaletin fayanslarını yapan arkadaşlarının parası verilmediği için orayı dağıtmaya geldiklerini barın sahibini görmek istediklerini söylediler. Bense onların orada olmadıklarını, konuyu bildiğimi ama vermemek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sadece o dönemde biraz sıkışık durumda olduklarını, en kısa zamanda ödeyeceklerin den emin olduğumu ve zaten çok önemli bir miktar olmadığını anlatmaya çalıştım.
Benim sakin tavırlarım onları da biraz yumuşatmıştı ve aralarından birisine; ''Git bak bakalım bizim adamaın yaptığı işçiliğin bedeli ne kadar eder?'' dedi. Motoruyla ilk gelen kişi. Geri döndüğümüzde anladım ki işi yapan kişi onlara 40 lira olan alacağını 500 lira olarak abartarak anlatmış onlarda alacağı tahsil etmeye, alamazlarsa da oranın altını üstüne getirmeye gelmişler. Fakat benim tahriklere kapılmamam ve yanlarında getirdikleri ustanın yapılan işin ancak 40 lira edecegini söylemesi sonucunda ortalık yatıştı ve bende onları şarkı söylemeden, org la bir müddet eğlendirdikten sonra oradan sakince ayrılıp gittiler. Üstelik 40 lira tutan hesaplarının karşılığında 40 lira da bahşiş bırakarak.
Ertesi sabah bar sahibi arkadaşa anlattığım da; '' nasıl dağıtırlarmış? bizi niye çağırmadın? ben onlara sorardım!!!'' (demiştim ya kendisi biraz asabi bir kişiydi ) bir tavır sergiledi. Ve ben ancak o zaman farkına verdim ki akşam yaşanan olay benim yazdıklarımı yaşantıma uygulayıp uygulamayacağıma dair yaşadığım bir SINAVdı
En Yüksek Mertebe'' İNSAN'' olmak
11 Mayıs 2008 Pazar 13:25
''İnsan arıyorum'' DİYOJEN
''Hepimiz İnsan değilmiyiz ?'' diye sorduğunuzu duyuyorum; ama ne yazık ki değiliz. Hepimizin insan olmaktan önce daha başka vasıflarımız var.
Kimimiz anneyiz, kimimiz baba ve sahip olduğumuzu sandığımız çocuklarımız var. Ama onlar bizim mi acaba ? Ya da bizler sadece bir araçmıyız onların yaşam serüvenin de. Kimimiz zenginiz bir üst tabakaya mensup dünyanın nimetlerinden en güzel şekilde yararlanmaktayız. Para, toprak, ev, araba sahibiyiz. Ama onlar da bizim mi acaba ? Sahip olduğumuzu sandığımız toprak mı bizim, yoksa biz mi toprağın malıyız ? Daha kimbilir ne vasıflarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan !
* Cinsiyetimiz mi ?
* Tuttuğumuz takım mı ?
* Hangi siyasi parti sempatizanı olduğumuz mu ?
* Bitirdiğimiz okul ya da kariyerimiz mi ?
* Sahip olduğumuz askeri rütbe mi ?
* Hangi tarikata veya dine mensup olduğumuz mu ?
* Ya da milliyetimiz mi ?
Hangisi insan olmamızdan daha önemli ?
Kavgalarımızın nedenlerini bir düşünelim bakalım. Bir takım taraftarının, diğer bir takım taraftarına öldüresiye düşman olmasının ardında yatan sebep nedir? Roma dönemindeki gladyatör savaşlarına benzemiyor mu bugünki maçlar sizce ? Yenilen gladyatörün öldürülmesi için baş parmağını aşagıya çeviren imparatorlara mı benziyor acaba taraftarımız ?
Hiç kendimize sorduk mu acaba ? daha kimbilir başka ne saplantılarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan ve kendimizi diğerlerinden üstün görmemizi sağlayan. ( diğerleri dediklerimiz kimdir? )
Bütün dinler ve bütün tarikatlarda insanı insan yapmanın kuralı ''BEN'' kimliginden ''BENİM'' sahiplenmesinden kişiyi kurtarmaktır . Ama ne yazık ki bir çok tarikatta; Hatta ne yazık ki neredeyse bütün dinlerde bu bir üst kimlik haline dönüşmüş; ''BİZ'' kimliği ve ''BİZİM'' sahiplenmesi olarak pekte farklı olmayan bir biçimde yeniden ortaya çıkmıştır. ''En iyisi bizim tarikat''; ''En yüce din bizim ki''; ''Cennete gidişin yolu sadece bizdedir''; ''Benim takımım seninkinden üstün''; SEN ; BEN -SİZ ; BİZ bir kavgadır gidiyor neden se. Neyin kavgasını yaptığımızı bir düşünsek herşey güzel olacak ama ''BEN''müsaade etmiyor ya da ''BİZ''
Tasavvuf aslında çözümü bulmuştur.''ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ !!! '','' KİM OLURSAN OL YİNE GEL'',''GÖRELİM MEVLAM NEYLER NEYLER SE GÜZEL EYLER'' diyen tasavvuf ehli yargısız; herkesi, herşeyi hoşgörü ile karşılamanın yani İNSAN olmanın yolunu kısacık cümlelerle anlatıvermişler.
HEPİMİZE NASİP OLSUN İNŞAALLAH
UZAY ÖTESİ VARLIK
05 Mayıs 2008 Pazartesi 07:17
Sizin dünya dediğiniz gezegen aslında benim bedenimdeki milyonlarca atomun elektronlarından birisi. Güneş sisteminiz ise bir atom ve de elektronlardan oluşuyor. Galaksiniz bedenimdeki bir maddeyi oluşturan milyonlarca atom ve elektronlardan bir kısmı sadece. Daha da ileri gidersek bedenimde daha pek çok madde var ve bunlarda bir sürü atom ve elektronlardan oluşuyor. Bu farklı maddeler birleşip benim organlarımı oluşturmaktalar. O organlar sa benim yaşam kaynağım. Bense aynı özelliğe sahip birçok varlıktan sadece birisiyim.
Sizler benim bedenimdeki bir hücre üzerindeki bir atomun elektronlarından birisinde yaratılışınız gereği hayatta kalma çabasıyla üzerinde yaşamakta olduğunuz gezegeni yani benim bir zerremi tüketmekle meşgulsünüz. Sizi suçlamıyorum yaşamak tabiiki sizin de hakkınız ve yaratılış amacınız bu. Az bir zaman önce doktorum yaptığı incelemeler sonrasında kısa bir süre sonra bulunduğunuz ortamı yokedeğinizi söyledi. Sürekli hızlı bir şekilde çoğaldığınızı ve bu çoğalmanızın yaşadığınız ortamdaki kaynakların yetmemesine neden olduğunu diğer hücrelerime atlamak için araştırmalar yaptığınızı ve mümkün olduğu anda bunu tereddütsüz yapacağınızı söylüyor.
Daha önceleri bedenim kendi savunma sistemi ile sizleri uyarmaya çalıştı ki bu sizin Tufan; doğal felaketler gibi adlandırdığınız olaylardı. Birde doktorum sizlerden iyi huylu bazılarınızı zaman zaman sizin aşı diye adlandırdığınız olayın benzeri bir şekilde aranıza geri göndererek sizleri gene uyarmaya çalıştı bazılarınız onlara uydunuz ama bu da kısa sürdü. Bedenimin o kısmının kanser riski taşıdığını söyleyen doktorum oranın kesilip bedenimden ayrılmazsa sonıunda bütün vücudumu sarıp benim ölümüme neden olacağını söylemesine rağmen daha karar vermiş değilim. Birçok umutsuz kanser hastasının sevgi ile bu amansız hastalığı yendiğini ama ölüm denen kavramın da mutlaka bir nedenle oluşacağını bildiğimden
sizi de seviyorum ama sizin adınıza üzülüyorum çünkü ben öldüğümde siz de yaşama hakkınızı yitireceksiniz.
TERK ET GÖNÜL
05 Mayıs 2008 Pazartesi 11:01
Terk et gönül bu dünyayı
Mal, mülk, para düşmanın
Aşk ı bulmadıysan eğer
Kıymeti yok esma'nın
Terk et gönül bu dünyayı
Arzu, şehvet her yanın
Dost elinden tutmamışsın
Boşa geçmiş zamanın
Terk et gönül bu dünyayı
Unut canın, cananın
Yıkmadıysan nefsini sen
Şeytan bile hayranın
Terk et gönül bu dünyayı
Korku, gaflet sultanın
Kendi kendini bilmezsen
Boşa gider figanın
Terk et gönül bu dünyayı
Sevgi senin mekanın
Varlığın da, Yokluğun da
Emriyle la-mekanın
GÖRMEDİM
05 Mayıs 2008 Pazartesi 09:32
Denmiştir ki bütün alem zikreyler
Zikretmeyen birtek varlık görmedim
Varlığını, görür görmez zikreyler
Yokluğunu bilen, duyan görmedim
Yok diyerek dili ile söylerler
Kendisine yok diyeni görmedim
Olur olmaz başkasını suçlarlar
Kendisini suçlayanı görmedim
Ömür boyu arkasından koşarlar
Malı mülkü götüreni görmedim
Aklı sıra ölümden de kaçarlar
Azrailden kurtulanı görmedim
Bekir Kamil Aşık oldu hep söyler
Aşk tan güzel ben bir zikir görmedim
Gönlü bilir,dili söyler, zikreyler
Gerçeklerde yalan riya görmedim
YENİDEN YOKLUK VE VARLIK
05 Mayıs 2008 Pazartesi 10:56
YOKluğumdan VARettim sizi
VARlığımda YOK olasınız diye!
YOKluğumda VAR oldunuz
VARlığımda ise YOK olacaksınız!
İmza: AŞK
SEN VE BEN 2
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:45
Ben, ben olmak istemiyorum artık.
Ben, sende yok olmayı istiyorum.
Sen bende var olmayı istiyorsan;
İstediğin senin olsun,Ben YOK um!
SEN VE BEN 1
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:41
Çok zor beni anlamak
Çünkü Sen, Ben sin.
Seni gördüğümde,
Hala kendimi tanımadığımı anlıyorum
GELDİM GÖRDÜM YENİLDİM
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:02
GELDİM,Çünki AŞK'ı aramaktı amacım.Elimde 1 adres vardı bilmediğim sadece 1
İlk gördüğüm 1 annem oldu gözlerimi açtığımda, ama sonra farkına vardım ki 1 de ben varım. 1 babam, 1 ağabeyim, 1 ablam ! 1 ler çoğalmışlardı 1 olmaktan çıktılar,ama hepsi 1 diler ''PANİKLEDİM''
1 arkadaşım oldu sonra 1 daha 1 daha ve 1çok. Kafam nasıl karışmasındı ki ? Benim aradığım 1 hangisiydi ya da aradığım 1 neydi, neredeydi ?
1 öğretmenim oldu sonra 1 başka ve 1 daha ve 1 çok kere ve yine 1çok oldu şaşırdım. 1 inci öğretmenim sayıları öğretirken 1 den başlamıştı ve ben de 1 in başlangıç olduğunu düşünmüştüm ama o kadar çok 1 vardı ki hangisi başlangıçtı anlıyamıyordum.
1 zaman sonra 1 kız arkadaşım oldu. 1likteyken ya da uzaktayken bile 1-1imizi sevdiğimizi biliyorduk. 1 zaman sonra 1likte olduk ama sonra farkına vardım ki 1 ''O'' vardı, 1 de ''BEN'' oysa verilen adres sadece 1 di.GÖRDÜM ki 1, 1 daha asla 1 olmuyordu, adres yanlıştı.
Derken 1 eşim oldu 1likteliğimizden 1 çocuğumuz 1 zaman sonra 1 daha ama yine 1 ''BEN'' ve 1 ''O'' vardı. Biz olmuştuk ama 1 olamamıştık. Elimdeki adres mi yanlış diye düşündüm 1an 1 daha denemeliydim! 1 daha! ama her 1 dahada 1 çoğalıyordu. 1 daha, 1 daha, 1 daha DERKEN! Farkına vardım ki; 1 daha olmamalı. Anladımki dahalar beni adresten uzaklaştırıyor. Çünki adres doğru ben yanlışım. 1+1 asla 1 olmaz 1 in 1 olması için dahaların 0 olması gerekir. 1+o=1
1 ben 0 olsam 1şey farketmez tüm 1 ler 0 olmalı ki (TEK1 kalıncaya dek) AŞK olsun
O zaman anladım ki Adres doğru ben yanlış yerdeyim
YENİLDİM
Aşkın yeri asla Dünya değil ''O''nu aramak için yola çıktığım yer ve ben yine ''O'' na döneceğim
DERYALAR - Türküler ve Öyküleri
20 Mayıs 2008 Salı 19:35
DERYALAR
Arif_senturk_-_Der...
Yusuf ile Feride birbirlerini çok severler ancak aileleri bir türlü evlenmelerine razı gelmez. Yusuf bir gün kafasında bir plan yapar Arda Nehrini sevdiğiyle geçerek izlerini kaybettirip yeni bir hayat kurmayı düşler.
Bu durumu ferideye anlatır. Feride Arda ' ya bizim kayıklar dayanmaz gitmeyelim der ama nafiledir. Feride Yusuf un ısrarlarına dayanamaz ve Ardayı aşmayı kabul eder. Ancak şans yüzlerine gülmez ve daldalar kayığı devirir. Yusuf ta boğularak ölür. feride bir şekilde kurtulmayı başarır ancak Yusufun ölümü O' nu çok yaralar ve bu türküyü söyleyerek ağıt yakar...
Kırcaliyle Arda Arası
Saat Sekiz Sırası(Yusuf Um Saat Sekiz Sırası)
Ardalılar Ağlıyor (Yusufum)
Yoktur Çaresi
Aman Bre Deryalar Kanlıca Deryalar
Biz Nişanlıyız
İkimizde Bir Boydayız
Biz Delikanlıyız
Çıkar Aba Poturunu
Dalgalar Artacak
Demedim Mi Ben Sana Yusufum
Kayığımız Batacak
Kırcaliyle Arda Boylarında
Kimler Gidecek
Civanda Yusufumun Garip Annesine
Kimler Haber Verecek
ZAHİDE-Türküler ve Öyküleri
20 Mayıs 2008 Salı 19:36
ZAHİDE
Neşet ERTAŞ - ZAHiDEM
Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.
Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.
20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)
Zahide Kurbanım n'olacak Halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden haber sorarım
Zahidem bu hafta oluyor gelin
Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem'den güzeli
Ay ile doğar da gün ile aşar,
Zahide’mi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi.
Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
Baban anlamadı bizim bu haldan
Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
Derdin beni del’ediyor Zahide’m.
Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
Aslını sorarsan esalet yerden
Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.
Gurbet ellerinde esinim esir
Zahide’m kurbanım hep bende kusur
Eğer baban seni bana verirse
Nemize yetmiyor el kadar hasır.
Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
Zahide’m kurbanım hallarım yaman
Yapamadım şu babayın gönlünü
Fakir diye bana vermedi baban.
Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adımı namımı soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.
Arapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir. Bu şiirin üç kıtasını H. Vahit
Bulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir.(2) Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştir.
Bu nasıl sevdaymış geldi başıma
Felek ağu kattı tatlı aşıma
Sevda çekenlere zor gelir gurbet
Gece gündüz elim kalkmaz işime.
Aşağıda sap kağnısı geliyo
Derdin beni elik elik eliyo
Kurbanlar olayım gara Mustafam
Babam beni yad ellere veriyo.
Arapoğlu derler gayeten atik
Gözleri kara da, kaşları çatık
Git nazlı y de bir haber getir
Bastığın yerlere kurbanım Fatik.
Ağlayarak yayığımı yayarım
Yarim gitti günlerini sayarım
Çıksa Büyüköz’e mendil sallasa
Islık çalsa ıslığını duyarım.
Coşkuna da deli gönül coşkuna
Aşkından Zahide döndü şaşkına
Sensiz edemiyom nazlı civanım
N’olur bir yol görün Allah aşkına.
KAYNAK
- Doğuş Gazetesi, Sayı, 8,9-18 Ekim 1973.
- H. Vahit Bulut, Kırşehir Halk Ozanları, Filiz Yay. 1983, S. 109.
Kaynak:
Öyküleriyle Kırşehir Tütküleri, Destanları, Ağıtları (sayfa: 206,207,208)
Baki Yaşa Altınok
Oba Kitabevi
Ankara, Mayıs 2003
türkçe, Fotoğraf, Kişisel, Duygusal, sanat, resim, hayat, moda, yangın, yaşam, yemek, güzellik, Kadın, Yorum, müzik, koç, şiir, pasta, çevre, Suriye, facebook, sağlık, oyuncak, art, Düşünce, Araç, Ağlı, mp3, sosyal, felsefe, sevgi, anne, İstanbul, parti, dünya, pazar, cep telefonu, milliyet, bomba, mail, yağ, süt, çeviri, doktorlar, köy, sokak, inceleme, ilan, motor, hediye, kıyafet, giyim, gazete, tasavvuf, rüya, osmanlı, meslek, Duygu, foto, masal, kurban, melek, gezegen, yıldız, peygamber, Rengarenk, ALLAH, söz, melekler, ayet, manevi, sonsuz, uyku, sabah, klasik, doğum, geçmiş zaman, öğrenmek, sevmek, Deliler, kahraman, misafir, karma, duygular, hissetmek, kalbim, Beni Al, gurbet, dostum, gemi, Gönül, gökyüzü, gözlerin, yaprak, tanrı, sevdiğimi, zindan, depresif, ırak,
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)