yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2009 Pazar

Eskiden hep düşünürdüm

26 Mayıs 2009 Salı 23:33
Hayırlısı olsun, hayırlısı oldu; bir kerede benim istediğim olsa...


Başına ne gelse hayırlısı olsun demekten başka birşey yapamıyorsan, olaylar senin istediğin şekilde değilde hep o dediğin hayır dairesinde dolanıp duruyorsa sorun yaptığın iştemi yoksa sendemi?

Hiç hayırlı bir işin yokmudur senin kardeşim, neye elini attıysan kurudu hep işlerin ters bi insan bu kadarmı kısmetsiz olur, kime ne yaptın ne suç işledin derken insan kendi kendine aslında batmış olduğu bataklıkta daha derine batmaktan başka birşeye yaramadığını anlıyor insan. Böyle sadece içinde bulunduğun durumu düşünüp soruna odaklanmak böyle zamanalarda sanki bir içgüdümüşcesine tek davranış biçimi ne yazıkki.
Belki çözümü çok yakında biryerdedir ama başkasında olmadığına eminim...
Bir tavsiye...
22 Mayıs 2009 Cuma 22:22
Bir şey yapmak istiyorsan hemen yap; yoksa karar vermek zorunda kalırsın...
Umutsuzluk
21 Mayıs 2009 Perşembe 11:20
Ben çocukken ne zaman çok gülsem, birazcık mutlu olsam hemen biri çıkar çok gülmeyin sonra çok ağlarsınız derdi; belki de bu nedenle ne zaman birazcık mutlu olsam yüzüm gülse ardından çok mutsuz olucağıma dair bir şüphe belirir içimde. Belkide bu nedenledir bütün mutsuzluğum, umutsuzluğum...

Birazcık yolunda gitse işler; ardından büyük bir aksaklık sonrasında kalp kırıklığı, darmadağın hayallerim, umutlarım. Hep böyle gitmek zorundamı?
Herşey mümkün
20 Mayıs 2009 Çarşamba 00:11
Herşey mümkündür şu hayatta
Kuş olmak, balık olmak mesela

Ya da söz olmak dilinde birilerinin
İyi de olsa, kötüde olsa
Var olmak bir şekilde, yaşamak

Aslında tüm mesele bu değilmi
Var olmak bir yerlerde
Yaşayabilmek
Zamana ve mesafelere rağmen...

Herşey mümkün şu hayatta
Çok sevipte sevilmemek
Unutulmak, umursanmamak
Ve tüm bütün bunlara dayanabilmek
Ama
Bir tek unutmak mümkün değil...

20.05.2009
Unut Gittiğin Yerde
08 Mayıs 2009 Cuma 23:52
İçimdeki tüm zehiri akıtabilsem bir kere olsun, yüzüne açık açık söylesem içimden geçenleri; nefretlerimi, sevgilerimi hüzünlerimi, karmakarışık ama bir o kadar keskin hislerimi ve içimde zaman zaman beliren öfkemi; belki rahatlarım o zaman...

Şimdi yine öyle bir zaman; içimde bıçak gibi keskin bir his öfke-umutsuzluk arası ve sana ait aslında hiç olmaması gereken bi kaç duygu...

Biliyorum hiç olmadı içinde bana ait birşey, olmayacakta belkide; sessiz sakin yaşamak sana göre değil çünkü, güçsüz olmak, zayıf olmak sana göre değil...
Dün bugun ve şimdi görmedin, aslında hiç görmedin bazı zamanlar dışında belkide işine gelmedi en iysi boşver, yok sitemim korkma...

Oysa neyin kimin ne olduğu bilinmez şu dünyada hani derler ya hiç birşey göründüğü gibi değildir...

Bitti...

Sen şimdi git hayal kurduğun ve paylaştığın şeyler taşıyanlarla ol.

Unut gittiğin yerde...
Vazgeçtim
22 Nisan 2009 Çarşamba 22:23
Vazgeçtim…



Vazgeçtim gözlerinden

Vazgeçtim sözlerinden

Bir ah de yeter

Sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı

Öpme, al yeter



Hiç tanımaz tenim ellerini

Bilmez yüreğim bilmez yüreğini



Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş

Ah bu delilik sarsar bedenimi

Yok olmak anıdır şimdi



Hiç olmadın galiba sen, belki de bir hayaldi her şey, hiç başlamayan ama biten…



Hiç bir şey olmamış gibi davranmak artık o kadar zor ki; artık dayanamıyorum. Yüzüne her baktığımda ismi her söylendiğinde yada bir yerde okuduğumda hiç bir şey olmamış gibi davranmak zorunda kalmak kelimelerle anlatılabilecek bir şey değil.



Artık mutsuzlukla, umutsuzlukla ifade edilemiyor içimde tüm olan biten, gün içinde sayısız kere olup biten bu garip reaksiyon, bu tuhaf sıkıntı hali karnımın içindeki bu ince sızı… Ama başka bir şeyler daha var açıklayamadığım, tarifi o kadar karışık ki; bazen kısa cümlelerle ifade edebilsem de genelde bir belirsizlik var.



Yani bu kadar belirsizlik içinde bu kadar yorgunlukla daha fazla devam ettirebilmek artık anlamsız ve beklide olmaması gerekiyormuş…



Vazgeçtim senden…





Gün
11 Nisan 2009 Cumartesi 23:46
Bildik bir cumartesi gecesi, yine bendeniz sıkkın bunalmış, hayattan bıkmış yani kısaca ağır depresyon hallerinde. Kötü bir gece işte gündüzü gibi...
Zaman denen şeyle zaten hiç aram iyi olmamıştı ama bu aralar iyice kanlı bıçaklı olduk gibi çünkü hiç birşey yapmadan, yapamadan geçip gidiyor, bir önceki güne bakıyorum ve daha öncekine hep aynı şeyler öyle boş boş geçmişler işte değerleri gibi...

Bugünu blog sayfaları arasında gezinerek geçirdim, insanlar o kadar çok şeyden bahsetmişler ki, yani ne biliyim benim aklıma gelmeyecek şeyler pek çoğu. Mesela biri büyü bozma ile ilgili bi blog sayfası yapmış en çokta bu ilgimi çekti, büyüye filan inanırmısınız bilmem ama ben oldum olalı böyle mistik doğa üstü şeylerden tırsmışımdır.
Aşkın taşeron işçisi
05 Nisan 2009 Pazar 22:59
Aşk var mı yok mu diye düşünürken; en sonunda olmadığına karar verdim. Bazıları var diyebilirler ama öyle sandıkları şey başka birşeyin hatalı bir yansıması, kırık bir ayna nasıl karşısındakini bozuk gösterir belki farklı birşey gibi, bizim aşk sandığımız şeyde bizim bozuk ruh aynamızda aşk diye görünen şey...

Belki eskiden insanlar daha temizdi daha saftı o nedenle aşk diye tanımladıkları şey şimdiki anlatılan örneklerinden farklıydı. Şimdiki gibi iki bacak arasına inmemişti, para, ev, kat, yat demek değildi ve iki günde geçemiyordu ferhata dağlar deldiriyor mecnuna yollar aştırıyordu. Şimdi o uzun yollar son model arabalarla geçilip ne laylaya gidiyor ne aslıya...

Bazıları sadece aşk diye sandıkları şeyin taşeron işçiliğini yapıyorlar, ömürleri boyunca hiç sahip olamayacakları bir şey için umut besleyip onun boşuna işçiliğini yapıyorlar karın tokluğuna... Ötekileri bilmiyorum ama bu anlamsız da olsa diğerlerinden daha saf göründü gözümde çünkü içinde şu dünyaya ait birşey taşımıyor çünkü bu dünyada karşılıksız birşey yok...



Aslında düşünecek daha mühim şeyler olabilirdi ama nedendir bilinmez hani derler ya insan hep sahip olamadıklarını düşünürmüş belkide o nedenle ben de herşeyden daha çok bunu düşümüş olabilirim...
Kumbara
03 Nisan 2009 Cuma 23:25
Hesaplar, planlar, hayaller, umut ve sonrasında koca bir hiç...

Eskiden bir kumbaram vardı içinde hayal biriktirirdim; ama sanırım hata etmişim çünkü kumbaralar hayal için değilmiş...
Anafranil
02 Nisan 2009 Perşembe 17:25
Bir iki gün önce kitapların bulunduğu dolabı karıştırırken eski bir dosta rasladım yine, tanıdık bir görüntü işte bildik, eski ... Aslında dost mu düşman mı tam karar verebilmiş değilim hala çünkü daha çok kötü anılarımız oldu beraberken pek çoğu hatırlamak istemediğim. Aslında hatırladığım iyi şeyler de yok değil hayat kurtaracak kadar güzel sayesinde...

Belki dikkatsizlik sorunu için gittim doktorun yazdığı bir ilaçtı ama aynı zamana denk gelen kötü olayların geçiştirilmesinde de iş yaramıştı. Unutmak için birebir diyebilirim pek çok şeyi ve umursamamak için ne varsa... Aslında işe yaramaktan daha çok yan etkisi vardı ama verdiği yalancı mutluluğu özledim belki de. Bu nedenle son kalan bir tanenin yarısını içtim yine...

Son bir iki gündür ruh gibiyim bu nedenle iştahım yok, belkide en iyi yanı bu ilacın ama içimdeki dayanılmaz susuzluk hissi o kadar su içmeme rağmen geçmiyor buna dayanmak oldukça güç. Ve bazen verdiği panik hissinide saymazsak, sürekli meydana getirdiği uyku hali iyi sayılabilir...

Herneyse şimdi tekrar anladımki pek bi işe yaramıyormuş aslında sen istemedikçe hiç birşey düzelmiyor sen değişmedikten sonra kim düzeltebilir hayatı ki...
Ya olduğun gibi görün yada gözüme görünme
28 Mart 2009 Cumartesi 00:52


Eğer gerçek güzelik arıyorsan, o insanın yüzünde değil, yüreğinde olmalı demiş birisi yine şu meşhur facebook aleminde; herkesi filozof etti ya şu site bundan daha faydalı birşey olamazdı herhalde. Ne yaptığını bilmeyen sadece sadece gezen tv izleyen insanımızın bu denli değişmesi beni oldukça mutlu ediyor desem kimi kandırmış olurum ben de bilmiyorum...

Aslında güzel bir söz gibi duruyor ama biraz züğürt teselli havasıda taşımıyor değil belkide ölesine bi söz işte anlamsız, zaten ne pek çok anlamlı şey anlamsız olmaya başladı bunun gibi...

Gerçek güzellik nerdedir bilmiyorum belki yürektedir bunuda göremiyorum, kimbilir yüreği güzeldir birinin ama bunu kimse görmedikten sonra ne kadar bahsedilebilir o gönül güzelliğinden... Gerçekten içinde güzellik barındıranları ayrı tutuyorum ama benim kalbim güzel deyipte bu olmayan güzelliği yüzüne vuran insanların bu sözü kullanmalarını anlayamıyorum.

Sözün sahibini pek fazla tanımıyorum kalbi güzelmidir, zaten onun üzerine yazılmış bir yazıda değildi ölesine işte, yanlış anlamalara mahal vermesin
Erkeklik zamazingosu
02 Nisan 2009 Perşembe 17:26
Düşünüyorum da bu insanlar neden bu kadar adi, neden bu kadar kötü; özellikle erkekler... Belki hamurunda var pek çok kişinin bu yani genetik belkide ama nebilim pek öyle babadan oğula geçen bir özellik gibi de durmuyor. Aslında adilik konusunda belli bir seviyenin üstüne çıkabilmiş dişi zatlarda var ama hernedense ben hiç beğenmiyorum şu erkişi denen zatların gidişatını...
Yani bilmiyorum bir erkek gördüğü bir karşı cinsi hakkında malum işi yapmayı düşünmeden duramazmı yani ne bilim en azından herpsine karşı olmamalı durum. Kendini bu yönde pazarlamak istercesine teşhir edenleri ayrı tutuyorum ama bir insanın her dediğinden de kötü mana çıkmaz ki? Sanki gel beni şeyet diyorlar ya bizim beyfendiler bundan başka şey düşünemezler...

Bilmiyorum belki sorun benimle alakalı şu malum krizin bozduğu zihnim bu konudada saçmalıyor olabilir. Tamam herkes tahrik olabilir bende öyle ama ortada tahrik olunacak birşey yokken neden bu abuk sabuk fikirler yanlış anlamalar? Benim aklım buna yetmiyor...

Bu konularda çok fazla konuşmayı sevmiyorum ama konu açıldı işte geçen günden bir olaydan devam edio işte.. Ve ilginçtir ki bu konu bile kişiden kişiye değişiyor, mesela bir erkek ile konuştuğunda hemen oo sende ya sen nasıl adamsın; tabiki istiyorlar diyor, bir bayanla konuştuğunda ise senin için kötü oluyor...
Ben biliyorum ben nasıl adamım, bilende biliyor zaten ve elbette benim içim kötü ama sanırım bu derece değil!

Ama yinede ben bu durumu ve sonrasında oluşan diyaloğları hiç sevmiyorum çünkü zatında iyi şeyler düşündüğün birinin ardından edilen böyle laflar aslında böyle bir özellik taşımasada çamur at izi kalır mantığının işlemesi ile insanın içinde bir yer ediyor, iştahla yenilen yemeğin içinden yabancı bir cisim çıkması gibi ne miğde bırakıyor be iştah... Bir prensesi gözünde bilmemneye çeviriyor...

Ama sanırım bu işin tek açıklaması olabilir adını ben buldum erkeklik zamanzingosu...
Sil baştan
27 Mart 2009 Cuma 22:10

Geçenlerde bir film izledim adı "sil baştan"; aslında pek yeni bir film değil bir iki sene olmuş çekileli ama ben yeni rasladım yeni izleme fırsatı bulabildim. İlginç bir konusu var; daha çok birilerini unutmak üzerine hani derler ya unutmak için zaman lazımdır diye burda farklı bir yöntem bulunmuş; birini veya birşeyleri unutmakmı istiyorsunuz gidiyorsunuz doktora neyi istiyorsanız beyninizden siliveriyor ertesi gün sildiğiniz kişi kırk yıllık arkadaşınız bile olsa tanımıyorsunuz...

Aslında güzel birşey bu keşke böyle birşey mümkün olabilse çünkü herkesin unutmak istediğin birileri, birşeyler vardır. Acı veren şeyleri kimse hatırlamak istemez çünkü her aklına geldiğinde bir daha üzer.

Acaba böyle birşey mümkün olsa kimleri silmek isterdim diye düşündüm kendi kendime aslında o kadar çok şey varki sonu hayal kırıklığıyla biten bir silebilesem zihnimde belki geçmişteki başarısızlıktan ötürü korktuğumdan bazılarını tekrar denebilirim hiç yapmamış gibi. Yada bazı geceler uyutmayan kabuslardan kurtulurum en azından belki ot, gibi hiç birşey bilmeyen bir insan olurum ama mutlu olurum belkide...

Ama ne kadar acı olsada o geçmişteki unutmak istediğim şeyler onların hepsi anı oluyorlar sonuçta ve anılar olmasa geçmişin ne önemi var yada isimlerin o nedenle belkide hatırlamak daha iyidir ne varsa geçmişte kalan belki de hatırlamamız lazımdır. Bütün hepsi bizim kaderimizdi ve yaşamamız lazımdı belki silinebileseler yeniden başlayacaklar tıpkı filimdeki gibi...
Kıskançlığım
27 Mart 2009 Cuma 22:14


Acaba diyorum kendi kendime ben insanların mutluluklarını kıskanıyormuyum... Bu düşünceye neden kapıldım derseniz bu akşam insanların resimlerine baktım malum siteden hepsi gülüyor mutlular yada öyle gözüküyorlar herneyse... Sonra bir kendi halime baktım bir onlara içimde bir sıkıntı belirdi üzüldümmü bilmiyorum ama garip bir his işte...

Bazen keşke tanığım pek çok kimse hiç mutlu olmasa diyorum kendime, çünkü mutsuzken görüyorlar beni ; aslında ilk defa bu akşam geldi aklıma bu düşünce ölesine bi anda; belki daha önceden gizli gizli vardı içimde çıkmaya fırsat kolluyordu hernedense bu akşam düşünme fırsatı bulabildim. Sanırım kıskanıyorum insanları mutlu görünce kendim mutsuz olduğumdan dolayı herkes ben gibi olsun istiyorum pek güzel bir düşünce değil bu biliyorum ama birde şu var hernedense etrafımda insanları hep mutsuzken buluyorum yani bana geldiklerinde hep mutsuz oluyorlar ama mutlularken beni umursayan yok belkide bu nedenle tüm bu kıskançlığım...

Ama kendime kızıyorum yinede bu saçma düşünceden dolayı çünkü diğer insanların mutluluklarından dolayı üzüntü duymak pek iyi bişey değil gibi geliyor hiç kimse mutsuz olsun diye birşey yapmış değilim elbette ve biliyorumki hiç bir zaman yapmayacağım ama yinede böyle bir düşüncenin aklıma gelmesi ahmaklık alameti galiba yada bu aralar psikolojim pek iyi değil bu işsizlik yaramadı bana galiba...
ZZzzzzz
27 Mart 2009 Cuma 22:46


Bir ayrılık şarkısı seç son defa çal benim için


Keşke şu hayatta ayrılıklar hiç olmasa, keşke her seveni sevdiği de en azından kendi gibi sevse... Çok ütopik bir istek oldu galiba biliyorum hep olmayacak şeyler istiyoruz hiç bir şey gelmese elimizden dua ediyoruz belkide zaman zaman içinde istekler...

İçinde üzüntünün olmadığı bir hayat olabilirmi diye düşündüm biraz ama öyle olsa mutluluğun değeri hiç anlaşılmazdı herhalde veya sevilmeyince insan sevilmenin sevmenin değerini bilemezdi bu gibi pek çok örnek verilebilir olumsuzluklar üzerine ama görmek pek mümkün değil her olanın arkasındakini...

Nebilim işte pek çok şey oluyor şu hayatta mesela sevgi üzerine; birini seversin o seni sevmez, biri seni sever sen onu sevemessin veya sen onu seversin oda seni sevdiğini söyler ama söyledikleri yalandır ve ne hikmettirki senin sevdiğin ve seni seven biri bir türlü olmaz bu belki hayatın bir cilvesidir yaşanan hiç birşeyi çok sevmemek için ama insanoğlunun içindeki sevgiye açlığı bir türlü bitmez. Ve bu kadar karışıklığı benim kafam almaz bende iflas ederim her ne olursa olsun derim öyle boş boş yarından bişey çıkmayacağını bilsemde...
Unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı
26 Şubat 2009 Perşembe 00:16
Bazılarına şaşıyorum, bi zaman geliyorlar yalnızlıktan şikayet ediyorlar; hiç kimsenin yanlarından olmadığından ve unutulmaktan bahsediyorlar. Ama bir zaman sonra hayatın içine öyle bir dalıyorlarki kendileri sizi bile unutuyorlar...

Yalnızlık böyle birşey olsa gerek paylaşıldığı zaman yok oluyor hatta zihinlerden bile siliniyor. Paylaşılmayan tek şey olduğunu duymuştumda bu yalnızlığın böyle içki gibi ayılınca geçmişi unutturduğunu bilmiyordum. Hoş insanlar zor durumlarında yada moralleri bozuk olduğunda sizi hatırlıyorlarsa sizde bi sorun var demektir hani benim güzin abla gibi olma durumum yok cinsiyetim ve başka sebeplerden ötürü ama bu ilginçlik karşısında sessiz kalamadım. Böyle yapanlar bu satırları belki hiç okumayacaklardır ama kimbilir okuyanlar için bir mesaj niteliği taşır...

Hayat böyle işte eski bir şarkıdaki gibi unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı.
Durumu daha fazla acitaston etmek istemiyorum bu nedenle bu kadarı yeter sanırım bi kaç gündür yazmıyordum bizim garip blogcuk yetim yalnız kalmıştı bu en azından bi kaç gün olsun onu idare eder...
Balık
27 Mart 2009 Cuma 22:41

Büyük balık küçük balığı yer derler; aslında demezler öyledir; hayvalar aleminde böyle bir durum vardır güçsüz olan güçlü olana yem olmak zorundadır. Güçsüzsen hep korunmalısındır, kaçmalısındır veya uyanık olmalısındır işte. Hayvanlar işte bi alemler...

İnsanlar içinde durum pek farklı değil aslında heleki şu zamanda durum onları bile gçeti diyebiliriz hadi hayvanlar aç kalınca filan bu vahşiliği, insanoğlu öylemi zevk için neler yapmıyor bizi ayıran fark bu olmalı biz daha vahşiyiz aslında, siz hiç annesini öldüren bi aslan filan gördünüzmü ben hiç görmedi aslında ben hiç gerçek bi aslanda görmedim nebiliyim belkide hiç gerçek insanda görmemiş olabilirim aynada bile...

Her insan kendine göre biraz güçlüdür yani en azından biraz büyük balıklara yem olamayacak kadar ama bazen durum öyle bir durum alıyorki bazıları senin ne kadar güçlü olduğunu sınamak istiyorlar bu ya seni yem yapmak veya seninle birlikte bi sürü oluşturmak amaçlı olabiliyor sonuçta sürüye zayıf birini almak pek mantıklı değil...

Bazen bende başka balıklar ile karşılaşıyorum hayatta bazıları yem yapmak istiyorlar bazıları ise oluşturacakları sürüye üye arıyorlar... Benise ilgiç bir yöntemim var başka balıklara kendimi o kadar aciz güçsüz gösteriyorumki beni yem sansınlar yada yemeye layık görmesinler diye bu belki biraz alçakça bir durum ama genelde işe yaramıştır kendini zayıf gösterirsin karşındaki sana taarruza davranır ve çok önemsemez seni sen sadece basit bir avsındır işi iyice ilerletir yanına sokululur olabilidiğince öldürücü hamleyi yapacaktır ama bir bakarki sen o kadarda güçsüz değilsindir sana dişini gçieremez ve sen taarruza geçersin ve bu durumda avcı av durumuna düşer, ava giderken avlanma misali...

Veya karşındaki seni önemsemez senin hiç bir işe yaramadığını düşünerek, bırak onlar öyle düşünsün sen kendinin ne olduğunu biliyorsan kimin ne düşündüğü önemli değildir. Sen sadece kendini ezdir me bilinmelidirki şu hayatta öyle yada böyle sıra gelir...

Benim aradığım ise seni balık olarak görmeyen biri yada en azından yemek istemiyen insanlar, her insan belli zamanlarda zayıf olabilir güçsüz olabilir, zayıf olmak derken kişilik yönündeki zayıflıktan bahsetmiyorum elbet hayata karşı verilen mücadeledeki kaderle alakalı olan zayıflıktan bahsediyorum. Sonuçta herkes bi an bile olsa zayıf düşebilir o an için sürekli arkanı kollamak pekde iyi birşey olmasa gerek bu bakımdan yol arkadaşı seçerken dikkatli olmak gerktiği düşüncesindeyim.

Bu nedenle herkese sayıf yönlerini değilde güçlü olan taraflarını görebilen sevebilen dostlar, sevgililer diliyorum...
Aşk Herşeyi Affedermi?
27 Mart 2009 Cuma 22:37




Çok üzgünüm istemeden
Seni dün gece aldattım
Kim oldığu mühim değil
Sana bağlanmaktan kaçtım

Çok üzgünüm istemeden
Bir bakışa aldandım
İnan bana bütün sabah
Pişmanlıktan ağladım

Aşk herşeyi affeder mi
Dersin zamanla geçer mi
Güzel günlerin hatrına
Aşk herşeyi affeder mi

Oldukça eski bir şarkı; bir kaç gün önce radyoda karşılaştım ama bu sefer farklı birileri söylüyordu birileri diuyorum çünkü bir grup söylüyor olmalı yani en azından farklı farklı sesler içierdiğinde parça ben öyle düşündüm her neyse konumuz kimin veya kimlerin söylediği değil biz şimdi asıl konumuza dönelim. Şarkı ile aklıma bir düşünce takıldı acaba gerçekten aşk herşeyi affedermi?

Sonra öyle düşüncelere daldım gittim kendimi aldatılan insan yerine koydum; şarkının sözlerine baktım biri diyorki çok üzgünüm istemeden seni dün gece aldattım birden kendimi oha derken buldum bulunduğum o anda ternde yolculuk yaptığımdan biraz tuhaf kaçtı bu durum ama biraz zorda olsa durumu toparlamam uzun sürmedi sadece insanların yüzlerindeki şaşkın ifadeyi değiştirmeyi başaramdım. Herneyse oha demiştim en son evet oha yani sen git bi şeyine yani nefsine sahip olama git elin herifi ile yat sonra çok üzgünüm istemeden oldu diye ağla o ne ala memleket, yani aşk filan tamam güzel olay ama şimdi durup dururken o boynuzları takmanında alemi yok. Dedim ben kimsenin yerine filan koymayım kendimi şimdi boynuz filan derken olay farklı boyutlara uzanmasın...

Yani aşkın prensibine aykırı bi olay varken böyle aldatmak gibi affetmekten baksetmek kadar absürd bişey olamaz. Biz sanırım amerikan filimlerini izleye izleye artık aşkın anlamınıda yitirmeye başladık en sonunda aşkıda bozduk ya artık nediyim. Zaten anlamadım gitti en romantik filimde bile cinsel temalar olmasa olmayacak sanki tamam cinsellik hayatın gerçeği ama şimdi tutupte her gerçeği filimlere sokarsanız ortaya filim yerine başka şeyler çıkar zaten insanlar neden kendi hayatlarında olan şeyleri filim diye izlerler onuda anlamış değilim bence filim dediğin benim sahip olamadığım şeyleri yani hayallerimi veya hiç dşünemediğim şeyleri içermeli yoksa ben zaten hergün yaşıyorum onları benim hayatım filim olmuş gitmiş...

Konuyu çok fazla dağıttığımın farkındayım toparlamak epey zor olacak, aşkın kutsallığımda filan bahsedecek değilim, aşkın herşeyi affedeceğinden bahsediliyorsa zateb aşk ölmüştür haydi cenaze namazına er kişi niyetine...
Eski hikaye
27 Mart 2009 Cuma 23:02


Belki bir gün bütün bu yazdıklarımı okursun, o zaman anlarsın içimden geçenleri, senin için büyüttüğüm sevgimi, sensizliğimi, umutlarımı ve pek çok şeyi…
Tesadüflere inanmam; bu nedenle tesadüf olmayacaktır bu satırları okuyabilmen, çünkü bizim ikimizin karşılaşması bir zaman içinde, bir mekanda ve bir anda aşık olmam sana kör tesadüfle açıklanamaz… Kaderimizde ne yazılmışsa onu yaşıyoruz ama birbirimize çektirdiklerimizde bizim kararlarımız etkili, söylediklerimizden etkileniyoruz ve de dualarımızdan… Biliyor musun senin için hep dua ediyorum hep daha iyi olman için mutluluğun için benle olmasan bile çok mutlu umutlu olman için şu dünyada…

Şimdi bana diyeceksin madem bu kadar sevdin neden söylemedin neden açılmadın ama olmadı işte söyleyecektim aslında ama söyleyemedim, tam söyleyeceğim anda sözlerin girdi aramıza … Ne söylememi bekliyorsun söylediklerinin ardından; ilk gördüğüm andan itibaren aşık olduğumu mu? Seni gördüğüm o gece sabaha kadar uyuyamadığımı mı? içinde senin olmadığın bir tek hayalimin bile olmadığını mı? dua ettiğimi mi senin de beni birazcık olsun sevebilmen için? Ve geceler boyunca ağladığımı mı? Geceleri hayaline sarılıp ta uyuduğumu mu?
Bunların hiç birini söyleyemedim gururuma yediremedim… Aşk ta gurur olmaz ama sen bana güvenmemiştin ki birazcık olsun güvenseydin yada azıcıkta olsa sevseydin beni o zaman söylerdim…

Söyleyemedim işte sen şimdi beklide beni unuttun bile ama ben seni unutmadım, ne zaman unutmaya çalışsam seni o an gözlerin geldi aklıma, anladım seni unutmak mümkün değil…

Artık hayal kurmuyorum, çünkü sen yoksun burada sensiz olunca hayale de lüzum kalmıyor, artık sen yoksun hayaller yok gözlerin var bir tek aklımda birde birkaç sözün… Senden kalan bende daha çok şey olsun isterdim bende ama şu çok kısacık zaman içinde pek bir şey biriktiremedim sana ait…
Bazen sana ait bir sayfadaki resmine bakıyorum, zaten şu dünyada senle aramda kalan tek bağlantıda bu hayalden çıkıp gerçeklikte…

Neyse saatte geç oldu artık şimdi sen belki uyumuşsundur bende uyumaya çalışmalıyım, burada yalnız başına uzakta gece kalkıp bir şeyler yiyip oruç tutmak ardından koca bir gün zor bu yüzden kusura bakmasan erken yatacağım hadi iyi geceler…
Allah rahatlık versin…
İsimsiz
27 Mart 2009 Cuma 22:56



Şu an öyle bir haldeyim ki bir görsen… ne adımı biliyorum nede nerde olduğumu; kimliğimden çok uzakta bir yerdeyim, ikamet ettiğim yer ile bedenim arasında binlerce kilometre var sanki, yok la var arası bir yerde… Aklımda ise bir tek isim var eskiden kalma, şimdi sana onu söylesem aslında tanıdık gelecek …
Aslında bunları neden sana yazıyorum ki; onu da bilmiyorum, sonunda ne olacak belli değil hiç düşünmedim, beklide düşünmek istemedim böyle gerekiyordu… Öyle bir sarhoşum beynim durmuş bedenim işliyor, sanki benle değil öylesine yaşıyor gibiyim, içki içmem günahtır ama bu bendeki içmeden sarhoşluğun nedeni nedir? Sen misin yoksa? Ben yazıyorum sadece, okuyan yok bir ben var birde sen ve beklide okumayacaksın bir daha, sen bir daha cevap vermeyeceksin ben yazsam da sen yazmayacaksın. Boşver diyeceksin deli işte avunuyor kendince…
Ama olsun aylardır yabancı satırlara yazdıklarımı birde sen oku, yabancısı olmayacaksın elbet çünkü hep senden bir şeyler taşıyorlar çok farklı değiller ama en azından haberin olsun bu bana yeter...
Hep azla yetinmeyi bildim beklide bundan bu düşüncem , şimdi de öyle azla yetiniyoruz sen ordasın bense hayalinle, hep bir şeyler kötü gitme azminde bugünlerde, ne istesem hayal etsem olmamak için çırpınır gibi ve her şey böyle hep kötü gidecek gibi geliyor bana bu nedenle ama içimde bir umut var; içimde bir yerde yerini bilmesem de… Hala bitmedim ne olursa olsun hayat devam ediyor, can bedenden çıkmadıkça umut kesilmezmiş…
Şizofren
28 Mart 2009 Cumartesi 01:02


Şizofren

Hayal etmek, güzel şeyleri, geleceği, seni...

Bazen öyle hayallere dalıyorum ki gerçekleşmesi mümkün olmayan; içime binlerce umut salan bu dünyaya ait ama benim dünyamda olamayacak kadar büyük... İçinde koskoca bir hayal kırıklığının tohumunu taşıyan ve beni her seferinde aptalca durumlara düşüren...

Hayal kurmak güzeldir elbet ama içinde küçücük bir ihtimal bile bulunmayan bir hayali yaşamaya çalışmak ne kadar boşuna bir iş ne kadar beyhude. Boşuna olsa yine iyi çünkü peşinde getirdiği duygular boş verilecek derecede hisler bırakmıyor insanın içinde. Şizofrence yaşanan bu hayal dünyasında ömür devam ettirmek artık o kadar zor geliyor ki içinde düştüğüm bu durum bazen nefes alacak hal bile bırakmıyor.
Sevgililer günü
28 Mart 2009 Cumartesi 01:07





Bugün sevgililer günü, her zamanki gibi bir gün işte; soğuk bir şubat günü, ayın ortası o kadar... Bugünü adına alalede, boş, anlamsız ve şimdi aklımda gelmeyen bir kaç daha kelimeden başka birşey yok. Ve birde yalnızlık var onu unutmamak lazım, aslında onu hiç unutmadımki.. Aslında şubatın ondördü hiç bir zaman bir değer taşımadı ki bu kez değeri olsun ve öyle sanıyorumki bundan sonraki ondört şubatlarında şimdikinden bir farkı olmayacak...
Sevgililer gününü kutlayamıyorum; çünkü biz hiç sevgili olamadık, şu kısa hayatta sadece bir kaç kez kesişti yollarımız o kadar. Sen benim bütün hayatım oldun bense sadece bir kaç dakikan... Oysa o kadar çok hayalim vardı ki; şu hayatta senle yapılabilecek güzel olan ne varsa...
Oysa bu hayat hayalle geçmiyormuş bunu senden öğrendim; birde hazır olmayan bende bi bu varmış başka bir şey yokmuş bunu da zamandan öğrendim...

Yinede sevgililer günün kutlu olsun ve dilerimki her kimi seviyorsan onunla mutlu olursun...
Bir pc msn ye neden girmez?
11 Şubat 2009 Çarşamba 23:08
Bizim emektar pc geçenlerde yine ayvayı yedi, benim haşin kullanımıma dayanamayarak ihtihar etti desem daha doğru olacak... Aslında öyle abuk sabulk sitelerede girmem ama ayda bi kere bi abdest aldırmak gerekiyor bizim ihtiyara. İhtiyar dedim kendine şimdi yine alıncak belkide yarın açılmayacak ama gerçekleri saklamamın gereği yok hem ne öle bi götü boklu pc ye yalakalıkmı edeceğim. Gerçi çok işimizi gördü muzik dinledik, film izledik filan çöpçatanlık bile etti bize o kadarda hakkını yememek lazım...
Pc ayvayı yedi demiştim, bu durumda yapılcak tek bi şey kalıyor tekrar windows kurmak, tamam kuralım o problem diil iyi güzel kurduk ama bizim pc bilmem ne sitesine giriyor, muzik çalıyor film gösteriyor ama msn ye girmiyor, internet bağlı, msn messenger kurulu, kullanıcı adı doğru şifre doğru, live bağlantısıda var iyide bizim pc neden girmez msn ye verir hata deli olmak elde diil. Ve derken gözüm bişeye takıldı bizim pcnin tarihi yanlışmış tarih 2 sene 1 ay 2 gün geri kaymış, tarihi düzeltince msn ye girmeye başladı o an işte bir ışık yandı beynimde kaç watt olduğunu okuyamadım üzügünüm dedim bunu yazayım bizim blogcuka belki birileri okurda lazım olur...

Neyse size bu tarih olayı ile ilgili bi şey daha diyiyim eğerki pc nizin tarihini 01.01.2005 yaparsanız deepfreeze deaktif oluyor... Eğerki kurarda kaldırmassanız lazım olur...
İnternet
11 Şubat 2009 Çarşamba 22:56
Son bir kaç aydır devam eden işsizlik sürecimde zaman geçirmek için boş zamanlarda bir arkadaşın internet kafesine gidiyorum, birazda yardımcı olmak için. Boş zaman dedim de aslında şu durumda zamanımın çoğu boş... Cümle içindeki boş zaman deyiminin gereksiz olduğunu şimdi düşünsemde kaldırmayı istemedim,.
Arkadaşın işe gittiği vakitlerde ben duruyorum kafede, çocuklara ödev filan yapıyoruz işte bu arada okula biteli ne kadar zaman geçmiş, çocukların ödevlerine bakıyorumda herbiri birbirinden ilginç, yapılmasıda bi hayli güç, bazen zorlanıyorum, google yardımıma koşuyor iyiki varsın google ve wikipedi...
Bazen ilginç olaylar gelmiyor diil başıma mesela geçenlerde bir gün adamın biri geldi, aceleyle bir girişi vardı kapıdan bişeyler mırıldana mırıldana; yanıma yanaştı; hülya bilmemne buraya geliyormu diye sordu. Bi an şaşırdım irkilerek ben gelenlere ismini sormuyorum dedim sonra bana bahsettiği bayanı tarif etti, yok bilmiyorum neyse dedim kardeşim kim bu hülya ? Adam demezmi eşim diye? Dedim hapı yuttuk bu adamın karısı evden kaçtı karısının aşığını filan arıyor, yok yani adamıda tanımam karısını da ama hergün gazetelerde öyle haberler görüyoruzki ister istemez insan tırsıyor... Sonra adam öyle bişiey demeden gitti bense arkasından öyle bakakaldım ne tuhafi diilmi adamın biri internet kafede karısını arıyor?
İnsanlar üzerine
08 Şubat 2009 Pazar 23:46
Bilmiyorum neden; bazıları hep giderler en güvenilmeyecek insanlara güvenirler ama; tuhaftır ki güvenilcek insanlara da güvenmezler... Belki de güvenilirlere güvenilmemelidir ben yanlış biliyorumdur, yanlışi öğrenmişimdir yanlış düşünmüşümdür... Zaten son zamanlarda pek çok şeyi sorgulamaya başladım şu hayatta ne varsa sorgulanabilecek... Bildiğim birçok doğrunun aslında doğru olmadığını, benim öyle düşündüğümü, yanlışlar üzerine kurduğumu anladım hayatı...
En basitinden aşk, sevgi ve bunun gibi şeylerin aslında olmadığını, kendi içimde yaşadığım hayat içinde, kendime göre kurduğum şeyler olduklarını bunun dışında olmadıkları gerçeği var önümde. Sorun içimdekileri dışarı çıkarmamakta değil elbet sorun dışarda olan hayatın istediklerinde, hayat, insanlar aşk, sevgi veya herneyse onu istemiyorsa, ne düşündüklerinin doğru yanı kalıyor nede yaptıklarının...
Doğruluk, dürüslük denen şeylerinde aslında doğru olmadığını anlamamda uzun sürmedi, develi dikenli cümleler kurmak istemiyorum burda ama ne yazıkki öyle... Ben söylemesemde bu hep böyleydi ve korkarımki böyle kalacak...

Eskiden hep düşünürdüm; doğrular doğru olmaktan çıktığı zaman ve doğrular doğru olmaktan vazgeçtikleri zaman ne olur diye; ama ben boşuna düşünüyormuşum zaten hepsi olmuşlar... Bende mi öyle olmalıyım bilmiyorum ama bazen istesemde olamıyorum sanırım sorun bende doktoramı gitsem ne...

20 Ocak 2009 Salı

Azrail yanımdaki sandalyede biliyorum

Karmakarışık
20 Ocak 2009 Salı 19:19
Ne garip duygudur şu ölüm korkusu.
Evden ilk kaçtığımda 15 yaşında, hayatının baharında ve gözü hiçbirşeyi görmeyen serseri veledin tekiydim. O zamanlarda başlamışım sevdiklerimi üzmeye :( Bugün 25 yaşındayım. Bakmayın kimliğimde öyle yazdığına, ben kendimi bilirim ve en az kırkına merdiven dayamışım.
Dedimya 15 ti yaşım evden ilk kaçışımda. Ben o günden bugüne ve bu geceki kadar korkmamıştım ölümden böylesine pervasız bir şekilde.
Öyle bir şehrin gecesinde buldum ki kendimi, ismine kurban olayım " İstanbul " ... Memleketime kilometrelerce uzak son durağım.
Makaleye başlamadan beş dakika önceki duygularımı bile hissedemez haldeyim. Azrail yanımdaki sandalyede oturuyor sanki. Hani ışığı kapatsam biticekmiş gibi geliyor herşey.
Aklımda, başını okşadığım çocukların tebessümü ve beni yıkıp giden sevdaların ayak izleri..
Baba olamayacağım korkusu sanırım bu yaşadığım. Hani babamı toprağa koyarken hissettiklerimin aynısı..
Memleketime kilometrelerce uzak bir gecenin içindeyim. Asaleti isminde gizli " Hey Benim Yanlızlığım"...
Nerelere vurulası bir beden var ellerimde! insan bu havada üşürmü? ben üşüyorum... Azrail yanımdaki sandalyede biliyorum.
Upuzun sakalları ardına gizlenmiş ve tebessüm etmeye korkar haldeyim. Sol koluma girerdin ya hep, Annem yokluğunda bi çareyim..
İçimi mi döktüm bu satırlara ? Yoksa satır satır döküldümü mü düşlerim?




....

Düşler ve Sokak
20 Ocak 2009 Salı 01:05
“Ben Cennete gitmek istiyorum.
Orda kuşlar, kelebekler, güzel renkli çiçekler mis gibi kokuyor.
Orda elma, portakal, muz her türlü meyve yemek istiyorum.
Benim bisikletim olmasını istiyorum.
Artık boyacılık işini yapmak istemiyorum.
Dışarıda kar yağıyor, üşüyorum…”

Son dönemde gerçekleşen göçler sonucunda nüfusu 1,5 milyonu bulan Diyarbakır’ın Sokak çocuklarının düşleri bir kitapta toplandı. 75.yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi’nin yaptığı araştırmalara göre, Diyarbakır’da on – on beş bini aşan çocuk, araba camları silerek, ayakkabı boyayarak, kalem satarak, teneke toplayarak gecenin geç saatlerine kadar sokaklarda kalmak zorunda kalıyorlar. Tüm bunların nedeni ise, ailelerinin kalabalık ve yoksullukları ve eğitimsizlik.
75.yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi proje Koordinatörü Sosyal Hizmetler Uzmanı İrfan Polat, bu evlatlarımızın düşüncelerini ve düşlerini bir kitapta toplayıp bizlerle paylaşmış.Adı ise “ Düşler ve Sokak” ….
VTR reklamcılık şirketinin sponsor olduğu projede bu kitaptan 3000 adet basılarak Milletvekilleri, Devlet Yönetimi, ve Yabancı Elçiliklerin yer aldığı kişi ve kurumlara gönderilecek bu güzel kitapta, 30 yavrumuzun düşlerinden bahsediyor.
Aslına bakarsanız bu kitapların gönderildiği yerler tam tamına uygun yerler. Tabii ki bu çocuklarımızın düşlerini anlayıp onlara yardım edebilecek ve bu kitabı gerçekten içten bir şekilde okuyacak Milletvekillerin, Devlet Büyüklerimizin, Büyük Elçilerin varlığının olduğunu düşlemek, hayal etmek, umut etmek ve dua etmekte bizlere düşüyor sanırım…





...
İyi ki Doğdun, İyi ki Varsın Arda
16 Ocak 2009 Cuma 02:46
Canımdan ayırmadığım biricik dostum Esra’nın yeğeni doğdu bu hafta. En az ailesi kadar büyük bir sevinç yaşadım bende onlarla. Bebeğimizin adı Arda.
Arda için bir iki satır karalamak istedim bende. Ufak bir hatıra olsun ümidi ile. İyi ki doğdun, iyi ki varsın :)



Umutlarımın üzerine doğdun yavrum..
Bir güneşti ya hani hasret kaldığımız,
Işığınla doğdun, sıcaklığınla doğdun dünyamıza..
Seni bütün anneler için taşıdım dokuz ay karnımda
Yedi yaşına geldiğinde ilkokul arkadaşların için.
İlk öpücüğün, ilk sevgilin için…
Sevgimi verdim sana,
Yediğim her yudum ekmeğin bir parçasını da sen diye geçirdim boğazımdan..
Yüreğimi verdim sana,
Masum bir öpücük kadar saf, temiz ve özenle sakladım seni vücudumda..
Savaşlarda yavrusunun cansız bedeni üzerinde, melekleri bile ağlatan annelerin feryatları için taşıdım seni…
Barışı bekleyen insanlar gibi bekledim.
Bir umuttun sen en zor anların umutsuzluğunda..
Baharı bekleyen nazlı bülbül gibi sabırla bekledim seni.
Ve bugün! Doğdun yavrum.
Affet beni!
Senin masumiyetin kadar saf bir dünya hazırlayamadık sana.
Savaşlar üzerine, açlıklar üzerine doğ istemezdim.
Bunca yıkıntıyı görmeyi hak etmedi minicik gözlerin.
Ve Büyü!
Büyü ki göreyim bir güneş gibi doğduğunu ülkeme.
Oku! Öğren! Öğret ki,
Annenin bugün duyduğu üzüntüleri bir başka anne yaşamasın evladının doğumunda.
Hadi şimdi senin için söylediğim bütün şarkıları birlikte söyleyelim.
Aç o minicik ellerini de, ettiğimiz duaların hepsini birlikte edelim.
İyi ki doğdun, iyi ki varsın..
Annen seni Yaradan’ın kulunu sevdiği kadar karşılıksız seviyor...





....

Çocuk Hakları
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:28

Elime kâğıt kalemi almadan onlarca sayfa yazabiliyorum beynimde. İş böyle paylaşmaya gelince de tıkanıp kalıyorum. İnternette dolanırken son günlerin en can yakıcı olaylarıyla (çocuk ölümleri ve çocuk istismarları ) karşılaşıp uzunca bir ah çekmemek elde değil diye düşünüyorum. Bu yavruların bir hakkı olmalı, bu böyle olmamalı diye yorarken beynimi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 20 Kasım 1959’da “Çocuk Hakları Bildirgesi” adında, 10 ilkeden oluşan bir bildirge hazırlayıp kabul ettiğini öğrendim. Tam olarak ilkeler;

1 :Tüm dünya çocukları bu bildirgedeki haklardan din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, mülkiyet, siyasi, sosyal sınıf ayırımı yapılmaksızın yararlanmalıdır.
2 : Çocuklar özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek şekilde yetişmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla çıkarılacak yasalarda çocuğun en yüksek çıkarları gözetilmelidir.
3 : Her çocuğun doğduğu anda bir adı ve bir devletin vatandaşı olma hakkı vardır.
4 : Çocuklar sosyal güvenlikten yararlanmalı, sağlıklı bir biçimde büyümesi için kendisine ve annesine doğum öncesi ve sonrası özel bakım ve korunma sağlanmalıdır. Çocuklara yeterli beslenme, barınma, dinlenme, oyun olanakları ile gerekli tıbbi bakım sağlanmalıdır.
5 : Fiziksel, zihinsel ya da sosyal bakımdan özürlü çocuğa gerekli tedavi, eğitim ve bakım sağlanmalıdır.
6 : Çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anlayış ve sevgiye gereksinimi vardır. Anne ve babasının bakımı ve sorumluluğu altında her durumda bir sevgi ve güvenlik ortamında yetişmelidir. Küçük yaşlarda çocuğu annesinden ayırmamak için bütün olanaklar kullanılmalıdır. Ailesi ve yeterli maddi desteği olmayan çocuklara özel bakım sağlamak toplumun ve kurumların görevidir. Çocuk sayısı fazla olan ailelere devlet yardımı yapılmalıdır.
7 : Genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlaki ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını sağlayacak eğitim hakkı verilmelidir. Bu eğitimde sorumluluk önce ailenin olmalıdır. Eğitimin ilk aşamaları parasız ve zorunlu olmalıdır.
8 : Çocuk her koşulda koruma ve kurtarma olanaklarından ilk yararlananlar arasında olmalıdır.
9 : Çocuklar her türlü istismar, ihmal, ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır. Çocuk uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin verilmeyecektir.
10 : Çocuk ırk, din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden uygulamalardan korunacaktır. Anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, barış ve evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.

Kaynak : ÇocukHakları

Şimdi bu on ilkeyi hazırlayıp, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul eden ülkelerin, şu anda yapılan bu zulüm ve soykırım karşısında neden sessiz kaldıklarını, yapılan onca çocuk katliamına neden seyirci kaldıklarını da sormadan edemiyor insan. Boşuna dememişler “ ya olduğun gibi gözük, ya gözüktüğün gibi ol”…





...
SAVAŞ ÇOCUKLARI
08 Ocak 2009 Perşembe 07:01
Bu sabah bir mail aldım. Şöyle yazıyordu "müsadenle lise 3'de Irak Savaşı ve Filistin'de ölen çocuklardan etkilenerek yazdığım bir şiiri blogunda paylaşmak isterim." O kadar içten geldiki bana, kırmak olmaz böyle bir yüreği.. Vedat'a bu güzel şiirinden ötürü teşekkürlerimi sunuyorum, hepiniz adına..

SAVAŞ ÇOCUKLARI

Çocuklar...
Kalpleri en az bulutlar kadar hafifler...
İlahi güçten güzellikler vardır ya onlarda!
Onların yüreklerine çakar, en büyük yıldırımlar,
Şimşeklerini kimseden gizleyemezler.
Yürekleri yel değirmenleridir;
Öğütür taşında en derin duyguları,
Harmanlarda karıştırır.
Asidir yürekleri;
Yer ve mekan tanımaz!
Onların yürekleri ölçer yalnız;
Anne sıcaklığını...
Hayatı en yoğun,
Onların yürekleri yaşar.
Sahi;
Maratonda koşan atletlerden de
Hızlı atmaz mı onların kalpleri?
Peki nedendir?
Neden ilk düşen bombalar
Çocukların yüreğinedir.
Neden süt yerine tiner doldururlar biberonlarına?
Neden küçük yüzlere gösterilir
Ölü beden tabloları savaşlarda?

Mart 2005

Sevgiler -- Vedat ZAR


Pek fazla söze gerek yok
Birazcıkta Benden...
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:33
Birazcıkta benden…

Arkadaşlar merhaba hepinize. Bir yazıda da kendimden bahsedeyim istedim. Megalomanlık olarak algılamayın sakın. Soran bir kaç arkadaşa açıklayıcı olması amacı ile yazıyorum sadece. 1983 Sakarya doğumluyum. Yaklaşık 1,5 senedir İstanbul da yaşıyorum. Çok değer verdiğim bir üstat olan eğitimci Ahmet Nuray‘ ın yanında, hem parapsikoloji eğitimi hem kuantum yaşam felsefesi hem de sanat üzerine eğitim alıyorum kendisinden.Bu bloğu hazırlamamda, aldığım pozitif yaşam derslerinin etkisi büyüktür. Benim bu denli hassas olmamda katkısı olduğu için kendisine sonsuza dek minnet duyacağım.
Birçok genç arkadaşım gibi, bende çok kolay bir çocukluk yaşamadığıma inanıyorum. Bunun nedenleri gözle görülebilecek kadar ortada, bizlere böylesi yaşanmayacak bir dünya miras bıraktıkları için büyüklerimizde buluyorum suçu. ( tabi istisnalar hariç ) Yaşanmayacak dünyadan kastım, ekonomik krizler, darbeler, savaşlar, komşunun komşudan kestiği yardımlar, toprak kavgaları, küresel ısınma ve bunun gibi yüzlerce etken.
Bende, çocuklarımız bizleri aynı derecede suçlamasınlar diye elimden gelen gayreti gösteriyorum bir birey olarak. Bizlere miras kalan bu dünyayı! Onlar için yaşanılacak hale getirmeye çalışıyorum. Tabi sizlerinde katkılarıyla…
Evet, adım Halim! Sıradan bir vatandaşım, sanırım biraz daha hassasım duygusal anlamda, yaşıtlarım temel olarak alınırsa. Çocukları ve bu dünyayı gerçekten çok seviyorum. Eğer bir gün dünyaya bir çocuk getirmeye (baba olmaya) karar verirsem, bu dünyayı O nun için en güzel hale getirmeye çalışacağıma söz verdim kendi adıma… Bunu yapmayan tüm ebeveynlere örnek olması adına.. Sevgilerimle. Halim KILIÇ





Yaşanılan her güzel anının unutulmaması adına.



ÇOCUK İSTİSMARINA HAYIR...!
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:33
Dün akşam itibarı ile temamda ufak bir iki değişiklik yapmak istedim. Acemilik işte, herşeyi mahvettim. Yaklaşık 14-15 saattir boğuşuyorum anca anca düzelmeye başladı. Tabi önceki temadan kalan bütün bilgiler gitti. Kodları yeniden yapmaya çalıştım kendimce. Ve dahada çok eksik var :( Siteye girmeye çalışmışsınızdır, ulaşamamışınızdır hepinizden çok çok özür diliyorum. Ertesi gün oldu azcık dinlenmek gerekli artık :) uyandığımda kaldığım yerden devam edeceğim. Bu arada güzel yorumlarınız için sizlere minnettarım.Sizlerde içinizden geçenleri paylaşırsanız , buradan seve seve yayınlayabilirim. Umarım sitenin yeni halini beğenmişsinizdir. Bu arada çocuk istismarına karşı muhteşem bir kampanya başlatıldı. Sizlerde linki tıklayarak bu kampanyaya destek olabilirsiniz. Çocuklarımıza destek olan annecocuk.com ailesinede sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum hepiniz adına . Sevgilerimle



...
Buradayım üzülme, seninleyim.!
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32

Kimine ahbab olmuş dönerken dünya, kiminin dertlerinin adıdır kader.. Böyle bir gecenin sabahında dilimden, yüreğimden kopan bir iki sözün özetidir bunlar. Bu akşam güzel düşlere senin için dalacağım çocuk. Hani sen bomba sesleri arasında yumamıyorsun ya usulca gözlerini..
Senin için yorgana sıkı sıkı sarılacağım, kıymetini bileceğim çeşmeden akan suyun, belkide kana kana içeceğim.
Bugün evden çıkmadan senin için sarılacağım Anneme ! ve diyeceğim ki Anne bu onun için ! "savaşlarda açlıklarda annesini yitirmiş her yavru için " ve çıkıp evden düşeceğim yollara...Bir çoğuna özgür gelmesede Ülkem, inadına özgür sokaklarında gezeceğim..
Galatadan, Haliçten senin şarkını söyleyerek geçeceğim.
Ekmek attığım martılara senden bahsedeceğim, denizin yeşiline gökyüzünün mavisine. Sonra tabi hüzün sarıcak yüreğimi, bir an bütün vücudumda hissedip acılarını, bir martı çığlığı ile açacağım gözlerimi. Ayakkabı boyayan, araç camlarını silmeye çalışıp üç kuruş ekmek parası kazanmaya çalışan, dilenen çocukları gördükçe senin adını bir kez daha kazıyacağım yüreğime.. Buradayım üzülme, seninleyim.!
Evine düşen her bomba, benimde evimde işte, bak benimde ağlamaktan kurudu gözlerim ... Kahpelerin kurşunu yanlız senin babanı almadı senden, benimde babamdı yerlerde sürünen.! Gör işte yanlız senin kaybolmadı oyuncakların... Aramızda binlerce kilometre olmasına aldırma, senin hayatını çalan, benide aldı benden ....
İstanbul'un Kanayan Yarası
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32

Sokak çocukları özellikle, büyük şehirlerde yaşanan başlıca sorunlardan birisi. Çocuklarımıza sorun gözüyle bakmak ne kadar doğrudur bilmiyorum ama, onlara her istediklerinde yada dilendiklerinde bir avuç dolusu para verip, bu çocukları sokaklara daha fazla mahkum eden bizler değimliyiz? 15 milyon nüfusa sahip İstanbul’ da bu çocuklarımız için ne gibi faaliyetlerin yapıldığını araştırırken gözüme "Yel değirmeni Çocuk ve Gençlik Merkezi" takıldı.Bu merkezde 6 ve 18 yaş grubu çocuklarımız ve aileleri tarafından her türlü sömürgeye maruz kalmış evlatlarımızı yeniden topluma kazandırmak için her türlü çalışma yapılmakta. 1 ve 2. kademe eğitim çalışmalarından tutunda açık öğretim, el sanatları meslek eğitimlerine kadar birçok eğitim dalının yanı sıra, madde bağımlılığı, ruhsal durum muayene ve tetkiklere ve ayrıca tüm sağlık hizmetlerine kadar her birisine yardımcı olunmakta.

Bu güzel proje için İstanbul Valiliğine ve Kadıköy Belediyesine sonsuz teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.
Tabiî ki bu konuyla ilgili bireysel olarak ta özenle çalışan uzmanlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızda yok değil. Prof. Dr. Oğuz POLAT 0-18 yaş grubu sokak çocuklarımıza en fazla destek olan uzmanlarımızdan birisi. Birkaç makalesini okudum ve çaılşmaları gerçekten taktire değer çalışmalar. Prof. Dr. Oğuz POLAT ın çalışmalarını 0-18.org sitesinden takip edebilirsiniz. İstanbul Belediyesinin bu örnek çalışmalarının diğer şehirlerimize de örnek teşkil etmesini canı gönülden istiyoruz.
Ülkemizde savaş olmasa da sokaklarda yitip giden canlının dünyanın her yerinde ismi aynı “ ÇOCUK ” … Saygılarımla
2009 İstanbul'da bir gece
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32

Fooğraf : Renée C. Byer

Bugün yıl başı, 1 ocak 2009. Yeni bir yıla az önce girdik ve ben soğuk bir istanbul gecesinde, ıslak kaldırımlar üzerinde dolanarak girdim yılbaşına... Elimi kaldırmadım hiç yüreğimin üzerinden, annemin bana öğrettiği duaları okudum içimden defalarca. Ülkem için çocuklarım için, kadınlarımız için, erkeklerimiz için, senin için benim için herkez için dualar ettim dakikalarca.Lüks bir Bar'ın yada Restaruantın önünden geçerken de dua ettim, içerde çığlıklar atıp eğlenen insanlar adına. İnşaat köşelerinde ısınmaya çalışan o minicik bedenleri gördükçe de dualar ettim Yaradana.
2009 dayız, hepimiz için yeni bir sayfa yeni pencere hayata dair... Umut etmekten başka çok fazla şey gelmiyor insanın elinden. Bende hepimiz adına umut ediyorum ki 2009, 2008 e nazaran kat ve kat daha sevgi dolu daha umut dolu, daha büyük bir yaşama sevinci ve barış içinde geçsin..! ÜLKEM ADINA ÇOCUKLARIMIZ ADINA Sevgilerimle
Düşlerimdeki gerçek..
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32
Fotoğraf: Hartmut Schwarzbach, Germany, ARGUS

O çocukların gözleri olup, o gözler ile bakmak dünyaya..
İçlerinde büyüyen kin ve nefretin, çocukluklarının getirdiği saflığın karşısında ezilmelerini yaşamak..! Ve yorgun ellerle sarılmak, bir çoğumuzun umurunda bile olmayan bu dünya ya..
Bir çocuk var düşlerimde, saçlarını iki yanından toplamış, pembe pabuçlarının sevimliliğinin ardına gizlenmiş, yeşillikler içinde koşuşan minicik bir kız çocuğu..!
Ve savaşın çocukları!
Her gözümün önüne geldiğinde kan, ter içinde uyanışlarım… Ve uyandığımda bir çocuk var hayallerimde, açlıktan midesi sırtına yapışmış, anne ve babasını serseri bir bombanın şarapnel parçaları arasına gömmüş, ağlamaktan deniz mavisi gözlerine allar oturmuş, vücudu yara bere içinde yarı esmer yarı beyaz ama tam bir insan!
İkisi de Allahın yarattıklarından, ikisi de kocaman umutlarla açmış gözlerini yeryüzüne…
14 minicik beden ..!
14 Ocak 2009 Çarşamba 08:32

Gün geçmiyor ki televizyonlarda yeni bebek ölümlerinden haberler görüyoruz. Filistin de Afganistan da, şarapnel parçalarının kurban ettiği, param parça ettiği minicik bedenler… Bu sabaha karşı haberlerde gördüm eminim ki sizlerde izlediğiniz de yürekleriniz paramparça olmuştur..
İlkokul önünde 14 çocuğun öldüğü kanlı eylemden bahsediyorum. 14 minicik beden. Bir kaçı ip atlayarak eğleniyor, bir kaçı top oynayarak.Ve yanlarına yaklaşan bomba yüklü bir araç..! 2 metre kala patlatıyor vicdansızlar. 14 minicik bedenin parçaları savruluyor, ve ben savruluyorum..! Gözümden dökülen yaşları silmeye bile mecalim kalmıyor o an..
Dudaklarımdan kan geldiğini gördüm o sahneden sonra. Evet, ısırarak kanatmışım dudaklarımı. Bizler dayanamazken bunları görmeye, anne ve babaları düşünsenize.! Ne büyük acıdır! Peki ya Yaradan? Günah olacak sorgulamak biliyorum ama insan sormadan da edemiyor kendine nasıl oluyor da Yaradan buna izin veriyor. Sanırım cevabı yine aynı olacak bu sorunun “suçlu insan” ..! Sevgilerimle…
İletişim
15 Ocak 2009 Perşembe 03:19
http://www.savascocuklari.com/
Etiketler:ahlak, aile, alabalık, anne, araştırma, arkadaş, Aşık, beden, boğaz, çiçekler, çocuk, çocukluk, duru, Düşünce, Duygusal, eğitim, El Sanatları, felsefe, Fotoğraf, geliştirme, Genel Kültür, güvenlik, güzellik, haber, hayal, hayat, hayata dair, Her, hüzün, insan, İstanbul, Kadın, kampanya, kendimce, kitap, kültür, Küre, küresel, melek, melekler, meslek, Mini, Mülkiye, öğretim, oyuncak, özgür, paylaşmak, psikoloji, sanat, saygı, sevgi, sevgili, siyasi, sosyal, weblog, yaşam, yorgun, Yorum

Görebildiklerin bunlardan ibaret

Aynadaki Fahişe - Gece Kuşları
20 Ocak 2009 Salı 08:19


Görebildiklerin bunlardan ibaret.
Gözlerine sürdüğün simler akalı dakikalar oluyor ama hala
daha güzel gözüktüğünü düşünüyorsun , ne kadar safiyane . Garipseme
dediklerimi , sen busun.Kendini hep daha yukarda hissettin
hayatın boyunca , insanlar senin etrafında pervaneydi , sen
hep değerliydin , herkes seni önemserdi.Böyle bildin insanları ,
sevgilileri , aşıkları .
Dedim ya , görebildiklerin bunlardan ibaret.
Gözlerin mi doldu ? Yapma lütfen , sen duyularını yitireli o
kadar yıl oldu ki o gözlerinde birikenlerin gözyaşı olması imkansız.
Sadece biraz tuzlu su .Ne kadar sahtesin .Canın mı acıyor ? Gittikçe
daha komik gözüküyorsun , nasıl hissedebilirsin ki can acısını.
Etten kemikten bedeninde bir parça sızı yokken acı çektiğini düşünebilir
misin ?Kalbinde mi acı ? Güldürme beni , kalbin rutin
işlerini yapıyor yalnızca .
Görebildiklerin senden ibaret.
Yolunu şaşırmış bir fahişesin sadece. Girmen gerekenlerin koynundan
kaçıp , yasak bir elmayı yemeye çalışıyorsun . Isırdığın yerden kan
akıyor . Ölmüyor mu o da senin çok eskiden öldüğün gibi ? Neden
rahat bırakmıyorsun , bırak ki senin gibi taşlaşmasın . Kurumasın .
Görebildiklerin soğuk yüzlerden ibaret.
Göremeyeceğim bir yere git . İnsancıl gözüken kılıfın yırtılıyor ,
taşıyamıyor seni artık .Dudaklarındaki o yayvan sırıtış dışarı
çıkmadan görülemeyeceğin bir yere git.Bulaştığın nefret etrafını
sarmadan , içine gömdüğün grotesk roman kahramanların etrafta
korku salarak dolaşmadan kaç buradan . Git . Git ki ben,
sen olmayayım.
Görebildiklerin imgelerden ibaret.
Sevildiğini sanıyorsun hala , sevmenin ne olduğunu bile
bildiğin yok oysa.Bilmediğin şeyleri duyumsar mısın sen ?Sevgi koklanır
mı ? Yediğinde ağzında nasıl bir tat bırakır , ekşi mi tatlı mı? Belki de
acı .Sevgiyi görebilir misin , şekli var mı ? Yuvarlak mı , kenarları
sivri mi? Dokunabilir misin ona ? Dokunduğunda tenin yanar mı acı acı ,
yoksa bir yastık kadar yumuşak mı ? Duyabilir misin sevgiyi ? Aşk şiirleri,
güzel sözler mi kulaklarına sevgi diye çarpan ? Yoksa ısırdığın o
elmadan gelen acı ufak inilti mi ?
Görebildiklerin bizden ibaret.
Sil gözünden akmış boyaları . Dudakların kurumuş .Bir öpücükle
ıslatılamayacak kadar geç kaldın , oysa hala ıslak kalabilirdi.Sakın
gözlerindeki sudan bahsetme bana , o dudaklarına her değişinde sızlatmıyor
mu , hissettirmiyor mu sana gerçek sızıyı ? Sen sıradan bir fahişesin ,
unut sana söylenen yalanları . Gözyaşları duyumları algılamanı sağlayacak
kadar yetkin değil , deforme olmaya başlayan bedenin ise seni kraliçelerden
ayıralı o kadar zaman geçti ki, ben bile unuttum neye benzediğini .
Görebildiklerin gece kuşlarından ibaret.
Duydun mu öten baykuşun sesini ? Boş gözlerle bakma bana ne olur.Dışarda
öten baykuş gibisin sen de . Yalnız geceleri yaşayan , günleri öldüren bir
canlı.Güneşi görmeyeli o kadar oldu ki .Hala sıcak mıdır eskisi gibi , hala
güzeldir belki de.
Sen sahte bir fahişesin sadece.
Sabah oldu.
Artık uyuma vakti.
Kadın Sünneti : Cinsel Hazzın Ölümü
16 Ocak 2009 Cuma 07:47




Erkek hegemonyası altındaki toplumlarda kadınlar asırlardır
sindirilmekte.Dayak , işkence , tehdit ve dinsel baskılarla
susturulan kadınların büyük çoğunluğu ise kaderlerine boyun
eğip, susmak zorunda kalıyor.Ataerkil yapı genellikle
kadınların sosyal yaşantılarını , ekonomik bağımsızlıklarını ,
görünüşlerini ve kişiliklerini kafeslemekteyken , kimi zaman da
bazı toplumlarda daha uç örneklerle karşımıza çıkıyor ; kadın
sünneti gibi.Kadın sünneti , küçük yaştaki kızların klitorislerinin
kesilmesiyle cinsel arzuyu engellemeye çalışan ilkel bir yöntem.
Sünnet üç şekilde gerçekleştiriliyor ;
1)Clitoridectomy : Klitorisin tamamının kesilmesi ,
2)Excision : Klitorisle birlikte küçük ve büyük dudakların bir
kısmının kesilmesi ,
3)Infibulation : Klitoris , küçük ve büyük dudakların tamamen
kesilmesi,yalnızca idrar ve menstrual döngünün sağlanması için
küçük bir açıklık bırakılması.Sünnet edilen kadınların büyük
çoğunluğunda 1. ve 2. yöntem uygulanırken , kimi ülkelerde
firavun tarzı diye adlandırılan 3. yöntem de uygulanmakta.
Afrika'nın büyük çoğunluğu, Bileşik Arap Emirliği , Yemen ,
Endonezya , Umman Ve Malezya'da bugün hala daha kadın sünneti
utancı yaşanıyor.Kimi madrabazlarca gelenek olarak nitelendirilen
bu vahşet , küçük yaştaki kızların beyinlerine kadınlığa geçişin
en önemli adımı olarak kazınıyor.Çeşitli törenlerle gerçekleşen
sünnet esnasında daha az çığlık atan kızlar takdir toplarken ,
daha çok çığlık atan kızlar ayıplanıyor.Sünnetli kadınlar
toplumda statü atlarken, sünnetsiz kadınlara fahişe gözüyle
bakılıyor.Kimi ülkelerde ise başlık parasının bedelini belirlemek
için damadın ailesinin sünnet açıklığına önceden bakma hakkı
bulunuyor , sünnet açıklığı dar olan kadınların pahası artıyor.
7-8 yaşlarındaki kızlar kadın olabilmek uğruna bu işkenceye
yüzyıllardır maruz kalıyor.
Milattan önce de varolan bu eziyet , dinlerin ortaya çıkışından
sonra da devam ediyor ve günümüzde de ister tek tanrılı , ister
çok tanrılı dinlere inanan bir çok toplumda gelenek olarak
sürdürülüyor.Kadınların genital bölgeleri kesilirken uyuşturulmuyor,
defalarca kullanılmış steril olmayan bıçaklarla kesiliyor.Bu
durum kadınlarda tetanos , HIV gibi hastalıklara yol açıyor.Ayrıca
kadınlar idrar kaçırma , idrar tutma gibi bir çok sorunla karşı
karşıya kalırken, psikolojik olarak da ömürleri boyunca sürecek
bir yıkımla başa çıkmaya çalışıyorlar.
Kadın sünnetine karşı örgütlenmeler elli yıldan fazla bir
süredir Afrika'nın bilinçli kadınlarınca sürdürülüyor.Birleşmiş
Milletler(UN) ve Dünya Sağlık Örgütü(WHO) her ne kadar bu konuya
kulak tıkasalar da tüm dünyadaki duyarlı insanlar kadın sünnetlerinin
önlenmesi için canla başla mücadele ediyorlar.Ancak dünyadaki
zengin ülkelerin Afrika'ya olan duyarsızlığı , Afrika'nın yaşadığı
açlık ve hastalıklar, ekonomik göstergeleri elinde tutan ve kıtanın
yerüstü - yeraltı kaynaklarına göz diken batılı şirketlerin
tutumu bu konunun unutulmasına sebep oluyor.Birleşmiş Milletler
raporuna göre bugün dünyada 130 milyondan fazla kadın ve kız
çocuğu sünnetli.
Ataerkil yapı toplumların en küçük birimlerinden dahil kazınmadığı
sürece toplumlar bu ve benzeri vahşetleri sürdürmeye devam edecektir.






Freaks : Bir Tavuk-Kadın Hikayesi
15 Ocak 2009 Perşembe 08:20

Teknolojik bulamaç filmlerden hoşlananların ilgisini çekmeyecektir
Freaks.Sadeliği , karanlığı , kendine özgülüğü birarada bulmak ancak
iki dünya savaşı arasına girmiş bu filmde mümkün.
Tod Browning, 1932'de seyircilerin dayanamayıp sinemayı terketmesine
sebep olan bu filmi çekerken korku filmi olmasını mı , duyarlı bir sosyal
gönderme olmasını mı yoksa sadece duygu sömürüsüyle para kazandırmasını
mı bekliyordu bilinmez ancak İngiltere'de onlarca yıl yasaklanan Freaks
şüphesiz izleyen herkesi bugün bile dehşete düşürüyor.Günümüz korku
filmlerinin klişelerinden uzak ve tamamen vücutları deforme olmuş oyuncularla
çekilen film izleyenleri rahatsız edecek kadar gerçek.Kendinizi asırlarca
süregelen bedensel güzelliğe tapınma alışkanlığını sorgularken bulduğunuz film ,
normal ve anormal olanın anlamını arıyor.Toplumda ucube olarak nitelendirilen
bedensel özürlüler ,bu filmde hayatlarını sirkte çalışarak sürdürüyorlar.
Ucubelerin kendilerine ait tek önemli kuralları var ; eğer birini incitirseniz
hepsini incitmiş , birini memnun ederseniz hepsini memnun etmiş olrsunuz.Film
bu kuralı çiğneyen Cleopatra'nın başına gelenleri anlatıyor.Cleopatra oldukça
güzel bir trapez artisti , güzelliği etrafındaki tüm erkekleri etkiliyor ,
özellikle de Hans'ı.Hans ise kendisi gibi cüce olan Frieda ile nişanlı.Ancak
Frieda'nın sevgisi bile Hans'ı Cleopatra'ya aşık olmaktan alıkoyamıyor.
Cleopatra ,Hans'ın kendisine olan düşkünlüğünden yararlanıp onu maddi olarak
kullanıyor.Frieda Cleopatra ile konuşmaya gittiğinde Hans'ın bir
servete sahip olduğunu ağzından kaçırıyor , böylece Hercules(Cleopatra'nın
sevgilisi) ve Cleopatra serveti elde edebilmek için planlar yapıyor.Öncelikle
Hans ile evleniyor , daha sonra içkilerine ve yemeklerine zehir katarak onu
yavaşça zehirliyor.Bunu gören diğer ucubeler çok geçmeden Hans'a durumdan
bahsediyorlar.İşte bu Cleopatra'nın sonunu hazırlıyor.
İntikam arzusu film boyunca beyninize kazınıyor . İnsanların özürlülere olan
hakaretleri ve aşağılamaları öyle bir noktaya ulaşıyor ki , ucubelerin intikamları
kendilerini haklı bir konuma çekiyor.Neredeyse seksen yıllık bu film geçen
zamana rağmen hala daha sizi şaşırtıyor ve etkiliyor.
Günümüzde empoze edilen güzel olmanın birey olmayı getirdiği hayaline karşı
ayakta duran sağlam bir başyapıt.Eğer "bizler ve onlardan" hoşlanmıyorsanız
bu filmi izleyin derim.







Eşek Tragedyası - İnsan Komedyası
15 Ocak 2009 Perşembe 00:17


"Bir eşek Trajik olabilir mi?Ne taşıyabildiği,
ne de sırtından atabildiği bir yük altında telef
olduğu için..."
Nietzche

Trajik olan eşek mi , yoksa onu bu duruma sokan
bilinçsizliği mi?Elbet eşek henüz kendi kararlarını
verebilecek kadar evrimleşmiş bir beyne sahip
değil , belki de asla sahip olamayacak.Ancak
bilinçsizliği sömürülen bu hayvanın ortalama bir
insandan farkı var mı?
İnsanoğlu yüzyıllardır bilinç sahibi oluşunu
kendi dışındaki canlıları kullanarak kutluyor.
Düşünebildiğini sandığı için kendini diğer tüm
varlıklardan üstün gören insan ırkının kibirli
bireyleri alsında bizzat kendi türü tarafından
aldatılmıyor mu?Onlara cennetin yeşil bahçelerini
vaat eden din hokkabazları,emeklerini istismar
eden vergi vakumu devletleri,kaynakları tüketmek
için sürekli propaganda yapan şirket patronları
ve bireyselliğin önüne geçip onları hapseden
ahlak bekçileri yok mu?İnsanlar tüm bunları
olağan görüp , düzenin bir parçası olarak
nitelendirdiğinden beri sırtına yüklenmiş yükü
taşımaya çalışan eşekten daha trajik durumdadır.
Kendi algılarıyla var ettikleri dünyayı sahte
düzenleriyle tüketmekte , ahlak ve erdem
şaklabanlığıyla kendilerine ve diğer canlılara
eziyet etmektedirler.
İnsan tahakkümü bu şekilde devam ettikçe
dünya yalnızca zulüm getirecek ve eşek , insandan
daha az trajik olacaktır.

"Biricik dünya 'görünür dünyadır' ; 'hakiki
dünya' onun üstüne eklenmiş bir yalandır yalnızca."
Nietzche



Huxley vs Orwell - Kara Ütopyanın Prensleri
15 Ocak 2009 Perşembe 00:17



Öjenik bir yaklaşımla kurulan,sınıf ayrımını mutlulukla
kabul eden(daha doğrusu ettirilen) insanlarla dolu bir
Londra'nın mı; yoksa politik iğnelemelerle dolu ,tek parti
tek egemenlik anlayışı güdülen bir Londra'nın mı
betimlenmesi ilginizi daha çok çeker?
1984 ile Cesur Yeni Dünya çekişmesi işte burada başlar.
Anti-ütopya yazımlarının en ünlüleri olan bu iki romanın
okurları arasındaki anlaşmazlık hangisinin günümüze daha
çok benzediği hakkındadır.George Orwell 1984'te "Big
Brother" kavramını ortaya atarak günümüzdeki Amerikan
hegemonyasına ne kadar yaklaşmışsa, Aldous Huxley de
Cesur Yeni Dünya'da hedonistik toplumun birey olmaktan
nasıl korktuğunu irdeleyerek geleceği oldukça iyi tarif
etmiştir.
Huxley kurduğu distopyada aynı zamanda ironik
bir yaklaşıma sahiptir,dünya savaştan arınmıştır,insanlar
idealize edilmiştir,herkes herkes içindir ve herkes
mutludur.Dinler ortadan kalkmıştır,aile kavramı ise
insanlar için pornografik bir söylemden başka bir şey
ifade etmemektedir.Cinsellik özgürce yaşanmaktadır,
çocuklar cinsellikle çok küçük yaşlarda tanışmaktadırlar.
Toplum ,önceden belirlenmiş yumurtalarda döllenen, yapay
kan ile yapay embriyoda beslenen ve gelişen, gelişmeleri
sırasında şartlandırmalarla biçimlenen insanlardan
oluşmaktadır.Bu insanlar alfa,beta,gamma,delta ve epsilon
diye isimlendirilen gruplara ayrılır; alfalar en zeki ve
en atletik grubu oluşturur ve genelde önemli konumlarda
bulunurlar, epsilonlar ise en alt sınıftır,toplumun
üst düzeylerinin yapmadığı işeri yapmaya
şartlandırılmıştırlar ve oldukça ufak tefektirler.Tüm
sınıflar embriyodan başlayıp bebekliğe ve çocukluğa
kadar uzanan dönemde olmaları gerektiği gibi şartlanırlar.
Aralarında sadece bazıları birey olmanın gerektirdiklerinin
farkındadır, ancak insanlar onları garip olarak
nitelendirirler.Tüm bu mükemmelliğe rağmen toplum
birey olma yetisini tamamen kaybetmiştir.
Orwell ise yarattığı kara ütopyada politik söylemlere
daha çok yer verip , bilimselliği ikinci plana atmıştır.
Huxley gibi uzun bilimsel betimlemelere yer vermemiştir.
Dünya üç totaliter rejime ayrılmıştır ; Okyanusya ,
Avrasya ve Doğu Asya.Okyanusya her zaman diğer
devletlerle savaş halindedir,biri düşmanken diğeri
müttefiktir.Toplum parti üyeleri ve proleterler olarak
ikiye ayrılır, parti üyeleri söylemlerine derinden bağlı ,
ahlak abidesi insanlardan oluşurken proleterler daha
bağımsızdırlar, ancak bu durum onların insandan bile
sayılmamalarından kaynaklanmaktadır.Partide çalışanları
her zaman denetleyen tele ekranlar bulunur,parti
düzenine ters hareket eden ,hareket etmese de sadece
düşünerek bile suç işleyen insanlar düşünce polislerince
yakalanıp temizlenirler.Kadınlar ve erkekler arasındaki
cinsel hazlar suç teşkil eder,aileler çocuklarını sevmeye
teşvik edilirken, çocuklar ise ailelerinden kopuk ve
duygusuz yetişirler.Böylece çocuklar ailelerini
denetleyebilir ve herhangi bir düşünce suçu işlendiğinde
ailelerini umursamadan düşünce polisine yakalatırlar.
Toplum savaşın barış, cehaletin kuvvet, özgürlüğün
kölelik olduğuna inandırılmıştır.Orwell kitabında hem
totaliter kapitalist rejimleri hem de totaliter
komünist rejimleri eleştirir.Baskı altındaki tüm
toplumlar aynıdır.
Huxley ,Zamyatin'in Biz adlı romanından etkilenmiştir.
Orwell ise bir Lev Troçki hayranıdır,bu romanlarına da
yansır.
Huxley ve Orwell çekişmesi büyük ihtimalle daha uzun
yıllar devam edecektir.Önemli olan ise sizin hangi
Londra'yı görmek istediğinizdir.
Spore - Will Wright'tan Darwin'e Selam !
15 Ocak 2009 Perşembe 00:20


Spore sıradan bir oyun değil.Richard Dawkins hakkında
ne yorum yapardı,rahmetli Douglas Adams yaşasaydı kendi
düşselliği kadar eğlenceli bulur muydu ya da Carl Sagan
yeterince bilimsel olduğunu düşünür müydü bilinmez ancak Spore
çoğu kişinin adını telaffuz etmekten bile korktuğu bir
konuyu işliyor, EVRİM.Hatta bu evrim tahmin edilebileceğinden
çok daha eğlenceli.
Yaşamımıza organizma şeklinde başladığımız oyunda
etobur(carnivore)ya da otobur(herbivore) olmak zorundayız.
Örneğin, etobur bir organizma ile başladıysak etrafımızdaki
et parçalarını veya bizden daha güçsüz diğer organizmaları
yiyerek DNA puanları toplayabiliriz.DNA puanları toplamamız
organizmamızın vücuduna işe yarayacak parçalar takmamızı
sağlıyor(zehir saçan bir kuyruk gibi...).Yediğimiz parçalar
gelişmemizi sağlıyor ve etrafımızdaki diğer büyük organizmaları
geçip hem kol-bacak hem de ufak da olsa bir beyin sahibi
olarak karaya çıkıyoruz.
Karaya çıktıktan sonra canlılarımız toplu yaşama geçiyor.
Etraftaki diğer canlılarla iletişim kurmanın iki yolu var;
birincisi onları şarkı söyleyerek,dans ederek vs... etkilemek,
ikincisi saldırıp türlerinin soyunu tüketmek.Ancak etkilemek de
soy tüketmek de o kadar kolay değil.DNA puanları topladıkça
vücudumuzu geliştirmemiz ve bulunan özellikleri üst seviyelere
çıkarmamız gerekiyor.DNA puanları topladıkça beynimiz yavaş
yavaş büyüyor.İşte tribal yaşama hazırız!
Üçüncü bölümde sistemli yaşantının ilk bölümü olan kabile
yaşantısına geçiyoruz.Kabile yaşantısında yeterli yiyeceği
topladığımız takdirde sağlık silah gibi konularda işimize
yarayacak küçük kulübelere sahip olabiliyoruz.Etrafımızdaki
kabilelerle ise barış imzalayabilir ya da savaşarak onları
kendimize katabiliriz.Tüm kabileleri kendimize kattıktan
sonra civilization bölümüne geçebiliriz.
Dördüncü bölümde canlılarımız uygarlığa adım atıyorlar.Bu
bölümde ev ,eğlence mekanı,fabrika,savaş araçları vs...
tasarlayabiliyoruz.Kabile hayatından farklı olarak diğer
uygarlıkları ekonomik,dini veya askeri yönden ele geçirebiliyoruz.
Uçaklar tasarlayabiliyor hatta nükleer bombalar (pek hoş olmasa da)
kullanabiliyoruz.Şehirlerimizin eğlence ve üretim miktarını
dengelememiz gerekiyor,fazla üretim yapan şehirlerde
canlılarımız mutsuz oluyor.Tüm uygarlıklar zorla veya parayla
ele geçirildikten sonra gezegenimiz bize yetmiyor ve uzay!
Beşinci ve son bölümde ise canlılarımız o kadar gelişiyor ki
uzay gemisine sahip olup galaktik yolculuklara çıkıyoruz.Diğer
yıldız sistemlerini keşfedip buralardaki toplumlarla işlerini
yaparak iyi ilişkiler kurabiliyor, ya da zıtlaşıp savaş
açabiliyoruz.Uzayda az bulunan parçaları bulabiliyor,onları
satarak uzay gemimizin ihtiyacı olan parçaları alabiliyoruz.
Sims'in yaratıcısı Will Wright'ın tasarladığı Spore ,herkese
evrimle ilgili eğlenceli dakikalar sunuyor!


Ortam dosyaları
NFG3NOdapWE& (882 bayt)
Orihime=Weaving Princess?? Tanabata Teorisi
15 Ocak 2009 Perşembe 00:20


Bleach'i mangadan takip edenler bilir,340-The Antagonizer
bölümünde Ulquiorra ,Ichigo'ya Orihime'nin içinde olup
bitenler hakkında sağlam ayar çekti.Aizen gerçekten
Orihime'ye bir şey yapmış mıydı ?TK ortaya pek fazla
ipucu bırakmasa da forumlarda ortaya atılan teoriler
oldukça çok.Hogyokunun Orihime'nin içinde olduğundan
tutun ,Aizen'in Orihime'yi hamile bıraktığına
kadar çeşitli teori ve geyik mevcut.Ancak üretilen
yüzlerce teori arasında Orihime'nin Tanabata festivali
ile olan ilgisi hakkında kayda değer bir şey bulamadım.
O yüzden ilgimi çeken bazı şeyleri burada paylaşacağım:
*Orihime'nin isminin Tanabata festivalinden geldiğini
meraklı Bleach okur-izleyicileri bilir.Manganın
5. bölümünde Inoue Orihime ismi Vega Highwell olarak
geçmekte.Ayrıca Orihime'ninüstündeki 7 de gözden
kaçmamakta.13. bölümdeki renkli sayfada
ise Orihime'nin oturduğu koltuğun altında 7/7 yazmakta.
*Tanabata Japon yıldız festivalidir
(referansı Çin yıldız festivali Qi Xi).Ay
takvimine göre 7. ayın 7. günü Orihime(Vega) ve
Hikoboshi(Altair)nin buluşması kutlanır.
*Tanabata efsanesinde Orihime weaving princess
olarak geçer,babası gökyüzü kralına güzel kıyafetler
diker.Bu arada Bleach'te Orihime'nin
okulun dikiş klübünde olduğunu unutmamak gerek.
*Efsanede Orihime çok fazla çalıştığı için hiç aşık
olamadığından bahsedilir.Bunun üzerine babası onun
Hikoboshi ile tanışmasını sağlar.Hikoboshi ve Orihime
ilk görüşte birbirlerine aşık olurlar
ve evlenirler.Ancak evlendikten sonra Orihime babasına
giysi dikmeyi bırakır,buna sinirlenen gökyüzü kralı
aşıkları birbirlerinden Amanogawa nehri ile ayırır.Orihime
bu durum yüzünden ağlar ve
kocasını tekrar görmek ister.Kızının gözyaşlarına
dayanamayan baba eğer çok çalışırsa 7. ayın 7. günü
kocasını görebilmesine izin vereceğini
söyler.Aşıklar ilk seferinde nehirde köprü olmadığı
için buluşamazlar,Orihime o kadar ağlar ki bir grup
saksağan gelip kanatlarıyla köprü yapacaklarına söz verir .
*Tanabata dışında ise dikkat çeken bir diğer şey ise
TK nın yazdığı şu şiir;
We
As one:
are not intertwined
As two:
do not share the same form
Of the third:
we simply don't have eyes
Of the fourth:
we have no hope in that direction
At the fifth
therein lies the heart
*Orihime keşke 5 hayat yaşasaydım demişti,
bu şiirin bununla bir ilgisi olabilir mi?
Benim fikirlerim bunlardan ibaret.Olaylar geliştikçe
Orihime'nin Tanabata ile bir ilgisi var mı
hep beraber göreceğiz.


http://chu-chu-sensei.blogspot.com/

19 Ocak 2009 Pazartesi

Yeni Bir Blog

Orhan Orhan Kişisel Weblog...
Hemen Hemen Günlük...


Yeni Gün Yeni Puan
18 Ocak 2009 Pazar 14:04
Bugün Bloxoo puanım 7.7 ye yükselmiş, Blooxo sıralamasında ise 1240 sıra yükselerek 3817. sırayı almışım.
Galiba Blooxo puanı yazdığımız yazılara oran ile değişiyor. Ne kadar çok yazı o kadar çok puan diye düşünüyorum.
Beni favorilerine ekleyenlerde ise dünden bugüne bir değişiklik göremedim.
Tubaninciziktirdikleri, liladee ve Breada‘nın favori listesindeyim.
Arkadaşlara Teşekkürler …

Possibly Benzer Yazılar:

Bilmezler…
Recep İvedik 2 - Fragman
Küresel Kriz ve Bize [...]
Bilmezler…
18 Ocak 2009 Pazar 13:53
Rüya bütün çektiğimiz; evet rüyaydı tüm çektiğimiz. Uyandık birden bire tos pembe hayallerden, rüyalardan. Rüyaydı tüm çektiğimiz, cefalar rüyaydı.
Rüya kahrım, rüya zından; kapkara zından geceleri ve kahrım rüyaydı. Gerçekmişcesine bir rüya. Farkına bile varmadık…
Nasıl da yılları buldu, bir mısra boyu macera; iki satırlık bir mısradan öte değildi hiçbirşey, sonuna baktığımızda ufaktan ufaktan yol almış gidiyorduk. [...]
Recep İvedik 2 - Fragman
17 Ocak 2009 Cumartesi 22:53
İzlenme Rekorları Kıran Şahan Gökbakar’ın Recep İvedik filminin 2. versiyonu 13 şubatta sinemalarda gösterime sunuluyormuş. Ben de buradan bir fragman yayınlayayım dedim. Görünen o ki, Recep İvedik 2 de gayet hoş olmuş…




Possibly Benzer Yazılar:

Yeni Gün Yeni Puan
Bilmezler…
Küresel Kriz ve Bize Etkisi
Seni Namıssız Seni… Bedirhan Gökçe
Wordpress Zindi Teması - Türkçe
Küresel Kriz ve Bize Etkisi
17 Ocak 2009 Cumartesi 22:39
Son yıllarda ekonomi git gide daha kötüleşiyor. Fabrikalar gün be gün işçi çıkarıyor ya da ücretsiz izine gönderiyor işçileri. Şikayet bile edemiyoruz ama. Kimi kime şikayet edeceğiz?
Varsayalım ki şikayet ettik. Kime edelim? Tayyip Erdoğan.. Cevabı ne olacak? Ananı da al git…
Varsayalım ki yolsuzluklara karşı çıktık, sonuç ne olacak? Alnımız her zaman açık…
Varsayalım ki açlıktan ölüyoruz [...]
Seni Namıssız Seni… Bedirhan Gökçe
17 Ocak 2009 Cumartesi 13:49
Cemo derdin biye söylemek haram
Miggin tahir ile sarayim yaram
Uyy dedim bekledim nerdesen agam
Gittinde dönmedin namissiz seni
Elimin ginasi bögrümde galdi
Basimin yazmasi yüzümde soldi
Bende bir ellerde dört çocug oldi
Neye gittin gelmedin namissiz seni
iki bas öküzle üç dönüm tarla
Üç kurus bes kurus sarip sarmala
Kör bogaz doyardi iki logmayla
Alaman neyine namissiz seni
He he arada bir mektubuda geliir
Ese dosta selam [...]
Wordpress Zindi Teması - Türkçe
17 Ocak 2009 Cumartesi 12:52
Tema İsmi : Zindi
Dil : Türkçe
Demo : Buradan
Download : Buradan
Ekran Görüntüsü :
Tema % 99 Türkçedir. Hoş görünümlü bir temadır.

Possibly Benzer Yazılar:

Yeni Gün Yeni Puan
Bilmezler…
Recep İvedik 2 - Fragman
Küresel Kriz ve Bize Etkisi
Seni Namıssız Seni… Bedirhan Gökçe
Php Resim Galerisi
17 Ocak 2009 Cumartesi 11:30
Asıl ismi Single File PHP Gallery olan scriptin Türkçeleştirmesi tarafıma aittir. En ufak ayrıntısına kadar Türkçeleştirdim sanırım.
Kurulumu çok basit Beni Oku dosyasında da anlatmışım zaten yine de burada anlatmakta yarar var diye düşünüyorum.
Scripti Buradan İndirebilirsiniz…
Kurulum :
Kurulum için index.php dosyasını galeri kuracağınız dizine atmanız yeterlidir.
Daha sonra oluşturmak istediğiniz resim albümü için index.php dosyasını attığınız [...]
Google Adsense…
17 Ocak 2009 Cumartesi 11:06
Uzun zamandan beri ( Yaklaşık 4 ay ) Google Adsense için yapmış olduğum başvuru kabul edilmedi halen. Üstelik işin kötü yanı sadece benim değil, Türkiye’den yapılan başvuruların çoğunluğu kabul edilmiyormuş. Bu durum akıllara Türkiye’nin Google tarafından ciddiye alınmadığını mı gösteriyor yoksa Google Türkiye bu konuda yetersiz mi kalıyor sorusunu getiriyor.
Google Türkiye Masası bu durumla ilgilenip [...]
Resimde Neler Görüyorsunuz?
16 Ocak 2009 Cuma 17:59
Bu resme dikkatli bakınca birkaç hayvan silüetini görebiliyoruz. Photoshop mu değil mi bilmiyorum ama gayet ilginç bir resim. Bakalım siz neler göreceksiniz?
Not : Ben bir kartal, bir geyik, bir kaplan ve bir yaban keçisi gördüm


Possibly Benzer Yazılar:

Yeni Gün Yeni Puan
Bilmezler…
Recep İvedik 2 - Fragman
Küresel Kriz ve Bize Etkisi
Seni Namıssız Seni… Bedirhan Gökçe
Sonunda Ben de Katıldım…
16 Ocak 2009 Cuma 17:47
Evet… Sonunda ben de Blooxo ve Technorati serüvenine katıldım. Blooxo da 5.0 lık değerle başlangıç yaptım. Bakalım zaman ne gösterecek ve Blooxo puanım kaça yükselecek.
Bu arada yaptığım en güzel şeylerden birisi de siteyi karartarak Savaşa Hayır demek oldu. Umarım webmasterlerimiz ve blog yazarlarımız bu konuda gereken duyarlılığı gösterirler.

Possibly Benzer Yazılar:

Yeni Gün Yeni Puan
Bilmezler…
Recep İvedik 2 [...]

Orhan Orhan Kişisel Weblog...
Hemen Hemen Günlük...

Yemek Tarifleri

FIRINDA ETLİ PATLICAN
19 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 13:27
Yine bir hafta başından merhaba.Böyle yazınca insan zamanın da ne çabuk
geçtiğini farkediyor.
Bugün menüde etli patlıcan var.Bunun için önce düdüklüde 200 gr kadar eti,1 adet soğan,1 diş sarmısak ve su ilave ederek 30 dk kadar pişirdim.Bu
arada 4-5 patlıcanı alaca soyup tuzlu suda bekletim.Sularını iyice sıktıktan ve kuruladıktan sonra hafifçe kızarttım.Fırın tepsime patlıcanların yarısını koydum.Üzerine etleri ve onun üzerine de kalan patlıcanları yerleştirdikten
sonra,birkaç sivri biber ve dilim halindeki domatesleri üzerine dizdim.Et suyuna bol salça ve tuz ekleyerek salçayı iyice dağıttıktan sonra fırın tepsimin
zerine gezdirerek döktüm.200 derecede yaklaşık 20 dk.sonra servise hazır
hale geldi.
Yeni haftada herşey gönlünüzce olsun.Sevgiyle kalın.
Afiyet olsun. myspace graphics


..
YİNE MİMLENDİM...
19 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 11:35
Merhabalar...Bu kez de sevgili arkadaşım http://kekcafe.blogcu.com kekcafe
beni mimlemiş.En çok etkilendiğim kitabı sormuş.Aslında kitap okumayı çok
severim ve pek çok kitaptan etkilenmişimdir.
Beni gülümseten,çocukluk yıllarımı anımsatan bir kitap ilk olarak aklıma
geldi.AYFER TUNÇ'un BİR MANİNİZ YOKSA ANNEMLER SİZE GELECEK adlı kitabı.70li yılları anlatan,okurken ' aaa evet bizde de böyleydi' dedirten,o
dönemin çocuk oyunları,misafirlikleri,bayramları kısaca herşeyini esprili bir dille anlatan bir kitap.Bazen gülerek bazen duygulanarak çabucak okumuştum.
Hala da arada bir okurum.
O yıllarda çocuk olan herkese de şiddetle öneririm.
..
KOLAY SU BÖREĞİ
18 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 20:09


Hepinize yeniden merhabalar...Benim gibi hamur açıp ta su böreği yapamayanlara güzel bir tarif vereceğim.Hani yalancı tavukgöğsü var ya bu da yalancı su böreği:))
*5 yufka
*2 su bardağı süt
*1 çay bardağı sıvı yağ
*2 yumurta
*200 gr beyaz peynir,maydanoz
Tepsimizi yağlayıp ilk yufkamızı düzgünce serelim.Süt,yumurta ve sıvı yağ karışımından üzerine sürelim.Sonra 2 adet yufkayı parçalara ayırıp bu
karışımın içinde iyice ıslatalım.Sonra ilk kat yufkamızın üzerine buruşuk şekilde tepsiye dağıtarak koyalım.Üzerine, içi için hazırladığımız peynir ve
maydonozlu harcı yayalım.Sonra kalan yufkadan yarım yufkayı ayırıp,diğer
kısmına aynı işlemi uygulayıp peynirlerin üzerine buruşuk halde koyalım.
Son kalan yarım yufkayı düzgünce kapatıp karışımı üzerine sürerek onu da ıslatalım.En alta koyduğumuz yufkanın tepsiden taşan kısımlarıyla da
böreğimizin üzerini kapatalım.Kalan sosu da üzerine sürelim.180 derecede yaklaşık 40 dk.da harika su böreğiniz yenilmeye hazır hale geliyor.
..

..
KREP
18 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 00:19


İyi pazarlar hepinize...Hafta sonu kahvaltıları biraz daha çeşitli olur ya,
bu da bizim çeşitlerden birisi.Şu krepin nedense birsürü farklı tarifi vardır.
Ben de deneye deneye kendi tarifimi oluşturdum.
*2 su bardağı süt
*2 yumurta
*1 su bardağı un
*biraz kab. tozu,biraz da tuz
Düz bir tavayı sıvıyağ ile biraz yağlayıp blendırla pürüzsüz hale getirdiğimiz
karışımdan küçük bir kepçe alıp tavaya döküyoruz.Hızlıca tavanın heryanına
yayıyoruz.Kenardan rengi değişmeye başlıyor zaten.Spatulayla kontrol edip
çevrilecek kıvama gelince çevirip diğer tarafını da pişiriyoruz.Her krepte ben
tavayı biraz yağlıyorum.Krepler pişince işin yaratıcılık kısmı başlıyor.Artık
kaşar peyniri ekleyip fırına mı verirsiniz,içine reçel sürüp mü yersiniz,başka malzeme mi eklersiniz herkesin kendi zevkine kalmış.
..
MİMLENDİM..
17 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cumartesi 21:15


Sevgili arkadaşım http://birfincanacikahve.blogcu.com beni mimlemiş.
Bilgisayar masaüstü fotoğrafımı yayınlamamı istemiş.
Bugün biraz gezdik dolaştık,yorulmuşum.Akşam yemekten sonra bir saat
uyudum.Kalkınca da pc nin başına geçtim bir bakayım diye.Sonra mimlendiği-
mi görünce eşime seslendim fotoğraf makinasını getirmesi için.O da hem getirdi hem de kızdırmak için 'ne o rüyanda yemek mi pişirdin' diye espri
yaptı.'Hayır mimlenmişim de ona lazım.' dediğim anda zafer benimdi.Çünkü
ne olduğunu bilmiyordu ve soramadı da..Hoş bir 15 gün önce ben de ilk duyduğumda bu ne acaba diye bakıyordum.Gülümsüyor
Masaüstümde özellikle oğlum meraklı olduğundan Geogle earth in online
dünya görüntüsü var.Gece ve gündüz olan yerleri ve şehirlerin ışıklarını bile
gösteriyor.Ben akşam çektiğimden Türkiye tarafı karanlıktaydı,foto da karanlık çıktı.Ama güzel bir program,internetten indirebiliyorsunuz.
Şimdi...ben kimi mimleyim:
http://askinay.blogcu.com/
http://insansevgisi.blogcu.com
http://kekcafe.blogcu.com
http://yasaminkiyisindan.blogcu.com

SULU KÖFTE
17 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cumartesi 13:00


Hepinize merhabalar...Bugün sulu köfte yaptım,onun tarifini paylaşmak
istiyorum sizlerle..
*250 gr kıyma
*1 dilim bayat ekmek içi
*1 tatlı kaşığı galeta unu
*2 soğan
*1 yumurta
*2 çorba kaşığı un
*tuz ve baharatlar
*3-4 patates
*maydonoz
*sıvı yağ ve salça
Köfteyi hazırlamak için kıyma ,yumurta,galeta unu,1 rendelenmiş soğan,
ufak doğranmış maydanoz ,ufalanmış ekmek içi,tuz ve baharatları ekleyip yoğuralım.Köfteleri ceviz büyüklüğünde yuvarladıktan sonra un döktüğümüz
bir tepside una bulayalım.
Tencerede sıvı yağa diğer soğanı rendeleyip,salça da ilave ederek biraz
kavuralım.Üzerine sıcak su ve biraz tuz ekledikten sonra unlanmış köfteleri
ve ufak doğranmış patatesleri ilave edip pişirelim.
Ben bazen köfteye pirinç veya ince bulgur ekleyerek te yapıyorum bu yemeği.Öyle de çok lezzetli oluyor.
Afiyet olsun.İyi hafta sonları...
..
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN....
16 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cuma 23:53


Halalarının iki tanesinden ilki,ilk gözağrımız,canım yeğenimin doğum günü bugün. Onun doğum haberini aldığımda ayrı bir şehirde,üniversitede mikro sınavına girmek üzereydim.Hatta adını MİKRO verelim diye espri yapmıştım.Abim telefonda ağlamasını dinletmişti,nasıl mutlu olmuştum.
Daha 1,5 yaşındayken birgün evde ikimiz yalnızdık ve bir türlü uyumuyordu.O gün de benim moralim nasıl bozuk,ağlıyorum.'Ne olur,bugün benim canım çok sıkkın uyur musun?' dedim.Sanki anlamış gibi birden susup gözlerini kapayıvermişti.GülümsüyorBen evlenip ayrı bir şehre taşınırken de herkesten çok o ağlamıştı.Zaten birkaç gün sonra özlem dolu bir mektup gönderdi,hala baktıkça duygulanırım.
O artık bir genç kız.Çok iyi bir yüzücü.Yakışıklı kardeşinin ve oğlumun
ablası...Bugün yine ayrı şehirlerdeyiz ama tüm kalbimle yanındayım.
Seni çok seviyorum..Herşeyin gönlünce olduğu,sevdiklerinle beraber
geçireceğin uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...
OĞLUMUN LEGO UÇAĞI
16 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cuma 19:58


'Anneciğim bunun da fotoğrafını çekip sayfana koyar mısın?' dedi.Ben hiç oğlumu kırar mıyım? 3 yaşından bu yana sürekli legolarla haşır neşir.Hatta
biz ona sadece lego alıyoruz.O oynayacağı oyunlara göre oyuncağını kendisi
yapıyor.Nerdeyse 2500 parçalık bir koleksiyonumuz var,tabii onları dökünce
odanın halini size anlatmama gerek yok. 'Ama dökmeden istediğim parçayı bulamıyorum.' deyince söyleyecek söz kalmıyor.Lego onun en büyük zevki.
İşte bu fotoğrafın hikayesi...Çocuklarımız ve onların yaptıkları herşeyden daha değerli.
..
MANTI
16 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cuma 11:41





Selamlar...Bugün mantı yaptım ama tarifini yazmayacağım.Çünkü zaten çoğunuz bu işin ustasısınız.Ben 2 su bardağı un,1 yumurta ve biraz su ile
kendimize yetecek kadar bir mantı yapıyorum.Hamur açma konusunda çok
usta olmadığımdan bu bile başarı.En azından canımız isteyince biraz acemice ama sağlıklısını yiyoruz.Burda da ailemizden kimse olmadığından ' yapın da yiyelim' de diyemiyoruz.:)
Benim sizle paylaşmak istediğim asıl şey,hamurları bükerken aklıma gelen şeydi.Çocukken her bayram,her tatilde anneannemlere giderdik.(Babannenlere gitmiyor muydunuz derseniz,babaannem babamın doğumundan 1 gün sonra vefat emiş,dedem de Kore'de şehit olmuş.) Anneannem hamur işlerinde ustadır. Baklavalar, mantılar,bazlamalar... İşte böyle akrabalar,konu komşu toplanınca anneannem mantı açardı.Biz çocuklar da yardıma koşardık tabii.İşte o zamanlarda bazı hamurların içine leblebi ya da nohut koyarlardı.Kime denk gelirse masanın şanslısı o olurdu.Düşünün bizim için o yemek ne zevkli olurdu.Kaşık kaşık yerdik,bize çıksın diye.Yani bir çocuğu mutlu etmenin,masada severek oturmasını sağlamanın ne güzel bir yolu.Rahmetli dedemle de kahvaltıda en fazla kimin tabağında zeytin çekirdeği var,kim çok yeşil biber yemiş diye yarış yapardık:))
Yani mantıdan nerelere geldik değil mi.Anılar böyle işte,bazen bir
fotoğrafla belirir bazen de bir tabak mantıyla.
&nbs..
KAŞAR PEYNİRLİ POĞAÇA
15 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Perşembe 22:49


Yeni bir gün...Yeni bir tarif..Hepinize güzel birgün dileyerek tarifimi ekliyorum.
*1 çay bardağı süt
*1 su bardağı sıvı yağ
*1 kaşık toz şeker
*1 yumurta akı
*3,5 bardak un
*1 kase kaşar peyniri rendesi
*1 paket kabartma tozu
Yapımı çok kolay.Tüm malzemeleri karıştırıp yoğuruyoruz.Sonra ceviz
büyüklüğünde koparıp yuvarlak şekil veriyoruz.Üzerine yumurta sarısı sürüp,
susam ekliyoruz.200 derecede pişiriyoruz.
Benim arkadaşlarım geldi.Beraberce yedik.Size de
afiyet olsun.Sevgiyle kalın. MySpace glitter graphics: CoolSpaceTricks.com

..
HAVUÇ TARATOR
15 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Perşembe 17:07



Selamlar...Aslında hepimizin kolayca yapıverdiği bir tarif.Çoğunuz
biliyorsunuzdur zaten.Ama şimdi yapmışken onun da hatırı kalmasın dedim.
6-7 tane havucu rendeleyip,2 yemek kaşığı sıvı yağ ile kısık ateşte arada
karıştırarak renk değiştirene kadar soteliyoruz.Ben içine bir diş sarmısak ta atıyorum.Daha sonra tabağa alıp az bir yoğurt ilavesiyle hazır hale getiriyoruz.
Afiyet olsun. MySpace code: CoolSpaceTricks.com


..
ZİKZAK KURABİYE(HOBİDÜNYAM 3. YEMEK ETKİNLİĞİ KURABİYE)
15 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Perşembe 11:56
Merhabalar...Güneşin biraz da olsa yüzünü göserdiği birgün.Bugün zikzak kurabiye yaptım.Bu tarifi arkadaşım (http://papatya68.blogcu.com) papatya68 in etkinliğine gönderiyorum.Kendisine kolay gelsin.
*1 yumuşak margarin
*1 yumurta
*1 fincan sıvı yağ
*1 su bardağı nişasa
*1 su bardağı pudra şekeri
*kab.tozu,vanilya
*3,5 su bardağı un
Tüm malzemeleri iyice yoğurduktan sonra zikzak kalıptan çıkarıyoruz.
Eğer kalıbınız yoksa diğer kurabiye kalıplarıyla da şekil verebilirsiniz.Ben
iki türlüsünü de yaptım.Epey bereketli bir kurabiye.Sonra 180 derecede üzeri
hafif pembeleşene kadar pişiriyoruz.Sonra üzerine pudra şekeri döküyoruz.
Özellikle çocuklar çok seviyor.Tabii önce üzerindeki pudra şekerini bitiriyorlar..
..
İZMİR KÖFTE
14 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Çarşamba 15:03


Selamlar hepinize.Bugün menüde İzmir Köfte var.Bakmayın köftelerin
İzmir'in kavakları gibi uzun formlarını kızarırken kaybemiş olmalarına.Önemli
olan niyet değil mi?Siritiyor
Izgara köfte gibi kıyma,soğan,ekmek içi,maydonoz,yumurta,baharat ile
hazırladığımız köftelerle,elma dilimi şeklinde kestiğimiz patatesleri ve birkaç
biberi fazla gevretmeden kızartıyoruz.Fazla yağlarını havlu kağıt üzerinde
süzdürdüken sonra,tencerenin içine bolca salça ve su ilave ediyoruz.Salçayı
dağıttıktan sonra köfte,patates ve biberleri tencereye koyup kısık ateşte 10dk
pişiriyoruz.Tabii söylemedim ama köftelere uzun şekil vermeyi unutmayın.:)
Hepinize afiyet olsun. myspace layouts


..
MUZLU YOĞURT
14 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Çarşamba 13:19

Yağmurlu birgünden merhaba...Bugünkü tarifim çocuğunun aç kaldığını düşünen her yaratıcı anne gibi bulduğum basit ama yararlı bir
tarif.Oğlum sade yoğurdu hiç yemez.O yüzden ben de muzlu ya da çilekli
yoğurdu kendim hazırlıyorum.Hazırlarını seviyor olsa da onlardan çok yedirmek istemiyorum.
Yarım muz,1 çay kaşığı bal,1 çay kaşığı pudra şekeri,1 yemek kaşığı
yoğurdu blendırdan geçiriyorum.Üzerine 1 yemek kaşığı yoğurt daha ekleyip
karıştırıyorum.Kalan yarım muzu da küçük parçalar halinde içine ekleyince
'anne yapımı dananne Gülümsüyor' ortaya çıkıyor.
Siz de yapın,yavrularımıza afiyet ve sağlık olsun.
MySpace layouts: CoolSpaceTricks.com


..
BEZELYE
13 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Salı 17:30


Merhabalar...Bugün bezelye yemeği yaptım.Aslında ben bu yemeğe renkli yemek diyorum.Çünkü içindeki malzemeler rengarenk.O yüzden de pişirmeyi
çok seviyorum.
Önce sıvı yağda 1 tane kare şeklinde doğranmış soğanı soteliyorum.Sonra
ufak doğranmış 1 domates,1 biber,1 havuç ve 100 gr kadar eti de içine atıyorum.Biraz da bu şekilde soteledikten sonra düdüklüyü kapatıp 30 dk
pişiriyorum.Ardından kapağını açıp 1 tane doğranmış patatesi ve bezelyeyi ekleyip 10 dk daha pişiriyorum.Sıcacık,harika ve vitamin deposu bir yemek ortaya çıkıyor.
Rengarenk günler..... MySpace graphics: CoolSpaceTricks.com


..
FINDIKLI VE DAMLA ÇİKOLATALI KEK
12 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 23:18


Selamlar...Hani pamuk gibi poğaça denir ya bu da pamuk gibi bir kek oluyor.
Arada fındık ve damla çikolatalar kıtır kıtır...Tam böyle çayın yanına harika
bir tat.Tarifine gelince;
*3 yumurta
*1 su bardağı toz şeker
*1 su bardağı sıvı yağ
*1 su bardağı süt
*1 paket kabarma tozu
*3 su bardağı un
*2 yemek kaşığı damla çikolata
*2 yemek kaşığı fındık kırığı
Önce yumurtalarımızı ve şekeri köpürtene kadar çırpıyoruz bildiğiniz üzere.Sonra da sıvı yağı,sütü ekleyip çırpmaya devam ediyoruz.En son unu,kab. tozunu,fındığı ve çikolatayı ekleyip çırptıktan sonra 170 derecede yaklaşık 45dk. pişiriyoruz.Ben oğlumun beslenmesi için biriki tane de kağıt kalıba döktüm.Onlar da gayet güzel oldu.
Sonra da sıcacık bir çay demleyip afiyetle yedik.Size de
Sevgiyle kalın. MySpace glitter: CoolSpaceTricks.com


..
PORTAKAL ÇORBASI
12 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 14:09


Selamlar...Sevgiler herkese...Portakal çorbası da olur muymuş,demeyin.
Ya da deyin,çünkü ben demiştim ama yine de denemekten kendimi alamadım.
2 yemek kaşığı sıvı yağda 1 yemek kaşığı unu kavuruyoruz.Sonra küp şeklinde doğradığımız 1 soğan ve 1 patatesi içine atıp çok az soteliyoruz.4 su bardağı su,1 çay kaşığı tuz ekleyip pişene dek kaynatıyoruz.Pişince 1 su bardağı portakal suyunu,içine 1 tatlı kaşığı şeker ekleyerek tencereye döküyoruz.Bir taşım kaynadıktan sonra blendırdan geçirip yemeye hazır hale
getiriyoruz.
Tadına gelince hafif ekşimsi ama güzel bir tadı var.Şekeri biraz daha arttırabilirsiniz.Kokusunu tahmin edersiniz.Aynı çeşitleri yapmaktan sıkılanlar için denenebilecek bir çorba..
Afiyet olsun.
MySpace code: CoolSpaceTricks.com


..
TAVUK ŞNİTZEL
11 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 23:54


Haftanın ilk gününden merhabalar...Bizim evde tavuğun göğüs etleri haşlama olarak ya da yemekte pek severek yenmez.Ben de o yüzden kendimce yenilebilir hale getirdim.Tavuğu haşlamadan önce beyaz etlerini ayırıp buzluğa kaldırıyorum.Yapacağım zaman da çıkarıp önce ufak ufak doğruyorum. Sonra önce yumurtaya ardından galeta ununa batırıp kızartıyorum.Yanına bir de patates kızartması,pilav...Güzel bir menü oluyor.
Afiyet olsun.MySpace glitter graphic: CoolSpaceTricks.com


..
ÖYLE SEVDİK SENİ-Turgay FİŞEKÇİ
11 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 17:05
'öyle sevdik, öyle sevdik seni
hiçbir şey döndüremez bizi
kimimiz yıldızlar kadar uzak
kimimiz dört duvar ardında

içimizde yanan bir gülsün şimdi
yüzümüzde gülen çocuk düşleri
her şeyi yokeden gülünç bir dünya bu
nasıl da güzel oysa


sevgilere en ağır ceza düştü
nefretle uyanıyor dünya
hayatı bir kez sevmeyi istesek
binbir çiçek açmaz mı dünya

gökyüzü küstü karardı şimdi
denizler küstü karardı şimdi
kendini yokeden korkunç bir dünya bu
nasıl da sevdik onu.'


..
SUSAMLI HALKA
11 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 12:07


Selamlar...Dün önemli konuklarımız vardı.Bir iki çeşit hazırladım.Tuzlu olarak tarif düşünürken ( http://yuncafe.blogcu.com/) YÜNCAFE arkadaşımın
sayfasında gördüğüm bu tarif aklıma geldi.Tavsiye etmişti,ben de birgün deneyeceğimi söylemiştim.Ve dün yapmaya karar verdim.Aslında biraz korkarak başladım ama sonuç harika oldu.Herkes çok sevdi.Malzemeler tam
ölçüsündeydi.O yüzden titiz tarifi için kendisine teşekkür ediyorum.
Kurabiyeler 1 tepsiden fazla oldu.O yüzden ikinci tepsiyi halka şeklinde
yapmadım,deneme amaçlı farklı şekil verdim.O da çok güzel oldu.İşte tarifi:
*1 paket oda sıcaklığında margarin
*1 çay bardağı sıvı yağ
*2 yumurta(1 beyaz ayır)
*1 tatlı kaşığı şeker
*1 tatlı kaşığı tuz
*yarım limon suyu
*1 paket kabartma tozu
*5 su bardağı un
Tüm malzemeleri karıştırıp,ceviz büyüklüğünde kopardığımız hamura istediğimiz şekli veriyoruz.Daha sonra yumurta akına,ardından susama batırıp yağlanmış tepsiye diziyoruz.180 derecede pişiriyoruz.
...Umutlarınız boş çıkmasın,mutlu olun....
http://sihirlioklava.blogcu.com/