hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2009 Cumartesi

Kütüphanmde başucu kitabı

Gerçeği arama yolunda Tolstoy ve pek çok aydın zihinlerini çok yordular. Ararken yoruldular yorgunken öldüler.

Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.

İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil

çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06

BÖLÜNME



“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.

Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18



Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.



Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?



Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)

Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09

BİR KPSS DAHA BİTTİ

30.06.2009

Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.

Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.

Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.

“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.

nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07

Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.

Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.

Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48

Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.

Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.

Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.

güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41







Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.

İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.

Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.

türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37

Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.

Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.

Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29

Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.

Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.

Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29

Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.

Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.

Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.

Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19

GINA GELDİ DİZİLERDEN

Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.

Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58

Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.

Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.

Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.

Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07

Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.

Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.

Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.

Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05

Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.

Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.

11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52

Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.

Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”

Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11

2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.


30 Temmuz 2002 Salı

Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.

Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.

Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.


09 Ağustos 2002 Cuma

Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.

30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16

Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.

Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…

Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.

Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11

Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”

Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.

Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26

Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:

“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanın­dan ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şim­diye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13

PANTOLONLU BULUT



Pelteleşmiş beyninizde

Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi



Hayal kuran düşüncenizi,

Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,

Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.



Tek bir ak saç yok ruhumda

Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!

Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle

Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )

5 Temmuz 2009 Pazar

Eskiden hep düşünürdüm

26 Mayıs 2009 Salı 23:33
Hayırlısı olsun, hayırlısı oldu; bir kerede benim istediğim olsa...


Başına ne gelse hayırlısı olsun demekten başka birşey yapamıyorsan, olaylar senin istediğin şekilde değilde hep o dediğin hayır dairesinde dolanıp duruyorsa sorun yaptığın iştemi yoksa sendemi?

Hiç hayırlı bir işin yokmudur senin kardeşim, neye elini attıysan kurudu hep işlerin ters bi insan bu kadarmı kısmetsiz olur, kime ne yaptın ne suç işledin derken insan kendi kendine aslında batmış olduğu bataklıkta daha derine batmaktan başka birşeye yaramadığını anlıyor insan. Böyle sadece içinde bulunduğun durumu düşünüp soruna odaklanmak böyle zamanalarda sanki bir içgüdümüşcesine tek davranış biçimi ne yazıkki.
Belki çözümü çok yakında biryerdedir ama başkasında olmadığına eminim...
Bir tavsiye...
22 Mayıs 2009 Cuma 22:22
Bir şey yapmak istiyorsan hemen yap; yoksa karar vermek zorunda kalırsın...
Umutsuzluk
21 Mayıs 2009 Perşembe 11:20
Ben çocukken ne zaman çok gülsem, birazcık mutlu olsam hemen biri çıkar çok gülmeyin sonra çok ağlarsınız derdi; belki de bu nedenle ne zaman birazcık mutlu olsam yüzüm gülse ardından çok mutsuz olucağıma dair bir şüphe belirir içimde. Belkide bu nedenledir bütün mutsuzluğum, umutsuzluğum...

Birazcık yolunda gitse işler; ardından büyük bir aksaklık sonrasında kalp kırıklığı, darmadağın hayallerim, umutlarım. Hep böyle gitmek zorundamı?
Herşey mümkün
20 Mayıs 2009 Çarşamba 00:11
Herşey mümkündür şu hayatta
Kuş olmak, balık olmak mesela

Ya da söz olmak dilinde birilerinin
İyi de olsa, kötüde olsa
Var olmak bir şekilde, yaşamak

Aslında tüm mesele bu değilmi
Var olmak bir yerlerde
Yaşayabilmek
Zamana ve mesafelere rağmen...

Herşey mümkün şu hayatta
Çok sevipte sevilmemek
Unutulmak, umursanmamak
Ve tüm bütün bunlara dayanabilmek
Ama
Bir tek unutmak mümkün değil...

20.05.2009
Unut Gittiğin Yerde
08 Mayıs 2009 Cuma 23:52
İçimdeki tüm zehiri akıtabilsem bir kere olsun, yüzüne açık açık söylesem içimden geçenleri; nefretlerimi, sevgilerimi hüzünlerimi, karmakarışık ama bir o kadar keskin hislerimi ve içimde zaman zaman beliren öfkemi; belki rahatlarım o zaman...

Şimdi yine öyle bir zaman; içimde bıçak gibi keskin bir his öfke-umutsuzluk arası ve sana ait aslında hiç olmaması gereken bi kaç duygu...

Biliyorum hiç olmadı içinde bana ait birşey, olmayacakta belkide; sessiz sakin yaşamak sana göre değil çünkü, güçsüz olmak, zayıf olmak sana göre değil...
Dün bugun ve şimdi görmedin, aslında hiç görmedin bazı zamanlar dışında belkide işine gelmedi en iysi boşver, yok sitemim korkma...

Oysa neyin kimin ne olduğu bilinmez şu dünyada hani derler ya hiç birşey göründüğü gibi değildir...

Bitti...

Sen şimdi git hayal kurduğun ve paylaştığın şeyler taşıyanlarla ol.

Unut gittiğin yerde...
Vazgeçtim
22 Nisan 2009 Çarşamba 22:23
Vazgeçtim…



Vazgeçtim gözlerinden

Vazgeçtim sözlerinden

Bir ah de yeter

Sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı

Öpme, al yeter



Hiç tanımaz tenim ellerini

Bilmez yüreğim bilmez yüreğini



Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş

Ah bu delilik sarsar bedenimi

Yok olmak anıdır şimdi



Hiç olmadın galiba sen, belki de bir hayaldi her şey, hiç başlamayan ama biten…



Hiç bir şey olmamış gibi davranmak artık o kadar zor ki; artık dayanamıyorum. Yüzüne her baktığımda ismi her söylendiğinde yada bir yerde okuduğumda hiç bir şey olmamış gibi davranmak zorunda kalmak kelimelerle anlatılabilecek bir şey değil.



Artık mutsuzlukla, umutsuzlukla ifade edilemiyor içimde tüm olan biten, gün içinde sayısız kere olup biten bu garip reaksiyon, bu tuhaf sıkıntı hali karnımın içindeki bu ince sızı… Ama başka bir şeyler daha var açıklayamadığım, tarifi o kadar karışık ki; bazen kısa cümlelerle ifade edebilsem de genelde bir belirsizlik var.



Yani bu kadar belirsizlik içinde bu kadar yorgunlukla daha fazla devam ettirebilmek artık anlamsız ve beklide olmaması gerekiyormuş…



Vazgeçtim senden…





Gün
11 Nisan 2009 Cumartesi 23:46
Bildik bir cumartesi gecesi, yine bendeniz sıkkın bunalmış, hayattan bıkmış yani kısaca ağır depresyon hallerinde. Kötü bir gece işte gündüzü gibi...
Zaman denen şeyle zaten hiç aram iyi olmamıştı ama bu aralar iyice kanlı bıçaklı olduk gibi çünkü hiç birşey yapmadan, yapamadan geçip gidiyor, bir önceki güne bakıyorum ve daha öncekine hep aynı şeyler öyle boş boş geçmişler işte değerleri gibi...

Bugünu blog sayfaları arasında gezinerek geçirdim, insanlar o kadar çok şeyden bahsetmişler ki, yani ne biliyim benim aklıma gelmeyecek şeyler pek çoğu. Mesela biri büyü bozma ile ilgili bi blog sayfası yapmış en çokta bu ilgimi çekti, büyüye filan inanırmısınız bilmem ama ben oldum olalı böyle mistik doğa üstü şeylerden tırsmışımdır.
Aşkın taşeron işçisi
05 Nisan 2009 Pazar 22:59
Aşk var mı yok mu diye düşünürken; en sonunda olmadığına karar verdim. Bazıları var diyebilirler ama öyle sandıkları şey başka birşeyin hatalı bir yansıması, kırık bir ayna nasıl karşısındakini bozuk gösterir belki farklı birşey gibi, bizim aşk sandığımız şeyde bizim bozuk ruh aynamızda aşk diye görünen şey...

Belki eskiden insanlar daha temizdi daha saftı o nedenle aşk diye tanımladıkları şey şimdiki anlatılan örneklerinden farklıydı. Şimdiki gibi iki bacak arasına inmemişti, para, ev, kat, yat demek değildi ve iki günde geçemiyordu ferhata dağlar deldiriyor mecnuna yollar aştırıyordu. Şimdi o uzun yollar son model arabalarla geçilip ne laylaya gidiyor ne aslıya...

Bazıları sadece aşk diye sandıkları şeyin taşeron işçiliğini yapıyorlar, ömürleri boyunca hiç sahip olamayacakları bir şey için umut besleyip onun boşuna işçiliğini yapıyorlar karın tokluğuna... Ötekileri bilmiyorum ama bu anlamsız da olsa diğerlerinden daha saf göründü gözümde çünkü içinde şu dünyaya ait birşey taşımıyor çünkü bu dünyada karşılıksız birşey yok...



Aslında düşünecek daha mühim şeyler olabilirdi ama nedendir bilinmez hani derler ya insan hep sahip olamadıklarını düşünürmüş belkide o nedenle ben de herşeyden daha çok bunu düşümüş olabilirim...
Kumbara
03 Nisan 2009 Cuma 23:25
Hesaplar, planlar, hayaller, umut ve sonrasında koca bir hiç...

Eskiden bir kumbaram vardı içinde hayal biriktirirdim; ama sanırım hata etmişim çünkü kumbaralar hayal için değilmiş...
Anafranil
02 Nisan 2009 Perşembe 17:25
Bir iki gün önce kitapların bulunduğu dolabı karıştırırken eski bir dosta rasladım yine, tanıdık bir görüntü işte bildik, eski ... Aslında dost mu düşman mı tam karar verebilmiş değilim hala çünkü daha çok kötü anılarımız oldu beraberken pek çoğu hatırlamak istemediğim. Aslında hatırladığım iyi şeyler de yok değil hayat kurtaracak kadar güzel sayesinde...

Belki dikkatsizlik sorunu için gittim doktorun yazdığı bir ilaçtı ama aynı zamana denk gelen kötü olayların geçiştirilmesinde de iş yaramıştı. Unutmak için birebir diyebilirim pek çok şeyi ve umursamamak için ne varsa... Aslında işe yaramaktan daha çok yan etkisi vardı ama verdiği yalancı mutluluğu özledim belki de. Bu nedenle son kalan bir tanenin yarısını içtim yine...

Son bir iki gündür ruh gibiyim bu nedenle iştahım yok, belkide en iyi yanı bu ilacın ama içimdeki dayanılmaz susuzluk hissi o kadar su içmeme rağmen geçmiyor buna dayanmak oldukça güç. Ve bazen verdiği panik hissinide saymazsak, sürekli meydana getirdiği uyku hali iyi sayılabilir...

Herneyse şimdi tekrar anladımki pek bi işe yaramıyormuş aslında sen istemedikçe hiç birşey düzelmiyor sen değişmedikten sonra kim düzeltebilir hayatı ki...
Ya olduğun gibi görün yada gözüme görünme
28 Mart 2009 Cumartesi 00:52


Eğer gerçek güzelik arıyorsan, o insanın yüzünde değil, yüreğinde olmalı demiş birisi yine şu meşhur facebook aleminde; herkesi filozof etti ya şu site bundan daha faydalı birşey olamazdı herhalde. Ne yaptığını bilmeyen sadece sadece gezen tv izleyen insanımızın bu denli değişmesi beni oldukça mutlu ediyor desem kimi kandırmış olurum ben de bilmiyorum...

Aslında güzel bir söz gibi duruyor ama biraz züğürt teselli havasıda taşımıyor değil belkide ölesine bi söz işte anlamsız, zaten ne pek çok anlamlı şey anlamsız olmaya başladı bunun gibi...

Gerçek güzellik nerdedir bilmiyorum belki yürektedir bunuda göremiyorum, kimbilir yüreği güzeldir birinin ama bunu kimse görmedikten sonra ne kadar bahsedilebilir o gönül güzelliğinden... Gerçekten içinde güzellik barındıranları ayrı tutuyorum ama benim kalbim güzel deyipte bu olmayan güzelliği yüzüne vuran insanların bu sözü kullanmalarını anlayamıyorum.

Sözün sahibini pek fazla tanımıyorum kalbi güzelmidir, zaten onun üzerine yazılmış bir yazıda değildi ölesine işte, yanlış anlamalara mahal vermesin
Erkeklik zamazingosu
02 Nisan 2009 Perşembe 17:26
Düşünüyorum da bu insanlar neden bu kadar adi, neden bu kadar kötü; özellikle erkekler... Belki hamurunda var pek çok kişinin bu yani genetik belkide ama nebilim pek öyle babadan oğula geçen bir özellik gibi de durmuyor. Aslında adilik konusunda belli bir seviyenin üstüne çıkabilmiş dişi zatlarda var ama hernedense ben hiç beğenmiyorum şu erkişi denen zatların gidişatını...
Yani bilmiyorum bir erkek gördüğü bir karşı cinsi hakkında malum işi yapmayı düşünmeden duramazmı yani ne bilim en azından herpsine karşı olmamalı durum. Kendini bu yönde pazarlamak istercesine teşhir edenleri ayrı tutuyorum ama bir insanın her dediğinden de kötü mana çıkmaz ki? Sanki gel beni şeyet diyorlar ya bizim beyfendiler bundan başka şey düşünemezler...

Bilmiyorum belki sorun benimle alakalı şu malum krizin bozduğu zihnim bu konudada saçmalıyor olabilir. Tamam herkes tahrik olabilir bende öyle ama ortada tahrik olunacak birşey yokken neden bu abuk sabuk fikirler yanlış anlamalar? Benim aklım buna yetmiyor...

Bu konularda çok fazla konuşmayı sevmiyorum ama konu açıldı işte geçen günden bir olaydan devam edio işte.. Ve ilginçtir ki bu konu bile kişiden kişiye değişiyor, mesela bir erkek ile konuştuğunda hemen oo sende ya sen nasıl adamsın; tabiki istiyorlar diyor, bir bayanla konuştuğunda ise senin için kötü oluyor...
Ben biliyorum ben nasıl adamım, bilende biliyor zaten ve elbette benim içim kötü ama sanırım bu derece değil!

Ama yinede ben bu durumu ve sonrasında oluşan diyaloğları hiç sevmiyorum çünkü zatında iyi şeyler düşündüğün birinin ardından edilen böyle laflar aslında böyle bir özellik taşımasada çamur at izi kalır mantığının işlemesi ile insanın içinde bir yer ediyor, iştahla yenilen yemeğin içinden yabancı bir cisim çıkması gibi ne miğde bırakıyor be iştah... Bir prensesi gözünde bilmemneye çeviriyor...

Ama sanırım bu işin tek açıklaması olabilir adını ben buldum erkeklik zamanzingosu...
Sil baştan
27 Mart 2009 Cuma 22:10

Geçenlerde bir film izledim adı "sil baştan"; aslında pek yeni bir film değil bir iki sene olmuş çekileli ama ben yeni rasladım yeni izleme fırsatı bulabildim. İlginç bir konusu var; daha çok birilerini unutmak üzerine hani derler ya unutmak için zaman lazımdır diye burda farklı bir yöntem bulunmuş; birini veya birşeyleri unutmakmı istiyorsunuz gidiyorsunuz doktora neyi istiyorsanız beyninizden siliveriyor ertesi gün sildiğiniz kişi kırk yıllık arkadaşınız bile olsa tanımıyorsunuz...

Aslında güzel birşey bu keşke böyle birşey mümkün olabilse çünkü herkesin unutmak istediğin birileri, birşeyler vardır. Acı veren şeyleri kimse hatırlamak istemez çünkü her aklına geldiğinde bir daha üzer.

Acaba böyle birşey mümkün olsa kimleri silmek isterdim diye düşündüm kendi kendime aslında o kadar çok şey varki sonu hayal kırıklığıyla biten bir silebilesem zihnimde belki geçmişteki başarısızlıktan ötürü korktuğumdan bazılarını tekrar denebilirim hiç yapmamış gibi. Yada bazı geceler uyutmayan kabuslardan kurtulurum en azından belki ot, gibi hiç birşey bilmeyen bir insan olurum ama mutlu olurum belkide...

Ama ne kadar acı olsada o geçmişteki unutmak istediğim şeyler onların hepsi anı oluyorlar sonuçta ve anılar olmasa geçmişin ne önemi var yada isimlerin o nedenle belkide hatırlamak daha iyidir ne varsa geçmişte kalan belki de hatırlamamız lazımdır. Bütün hepsi bizim kaderimizdi ve yaşamamız lazımdı belki silinebileseler yeniden başlayacaklar tıpkı filimdeki gibi...
Kıskançlığım
27 Mart 2009 Cuma 22:14


Acaba diyorum kendi kendime ben insanların mutluluklarını kıskanıyormuyum... Bu düşünceye neden kapıldım derseniz bu akşam insanların resimlerine baktım malum siteden hepsi gülüyor mutlular yada öyle gözüküyorlar herneyse... Sonra bir kendi halime baktım bir onlara içimde bir sıkıntı belirdi üzüldümmü bilmiyorum ama garip bir his işte...

Bazen keşke tanığım pek çok kimse hiç mutlu olmasa diyorum kendime, çünkü mutsuzken görüyorlar beni ; aslında ilk defa bu akşam geldi aklıma bu düşünce ölesine bi anda; belki daha önceden gizli gizli vardı içimde çıkmaya fırsat kolluyordu hernedense bu akşam düşünme fırsatı bulabildim. Sanırım kıskanıyorum insanları mutlu görünce kendim mutsuz olduğumdan dolayı herkes ben gibi olsun istiyorum pek güzel bir düşünce değil bu biliyorum ama birde şu var hernedense etrafımda insanları hep mutsuzken buluyorum yani bana geldiklerinde hep mutsuz oluyorlar ama mutlularken beni umursayan yok belkide bu nedenle tüm bu kıskançlığım...

Ama kendime kızıyorum yinede bu saçma düşünceden dolayı çünkü diğer insanların mutluluklarından dolayı üzüntü duymak pek iyi bişey değil gibi geliyor hiç kimse mutsuz olsun diye birşey yapmış değilim elbette ve biliyorumki hiç bir zaman yapmayacağım ama yinede böyle bir düşüncenin aklıma gelmesi ahmaklık alameti galiba yada bu aralar psikolojim pek iyi değil bu işsizlik yaramadı bana galiba...
ZZzzzzz
27 Mart 2009 Cuma 22:46


Bir ayrılık şarkısı seç son defa çal benim için


Keşke şu hayatta ayrılıklar hiç olmasa, keşke her seveni sevdiği de en azından kendi gibi sevse... Çok ütopik bir istek oldu galiba biliyorum hep olmayacak şeyler istiyoruz hiç bir şey gelmese elimizden dua ediyoruz belkide zaman zaman içinde istekler...

İçinde üzüntünün olmadığı bir hayat olabilirmi diye düşündüm biraz ama öyle olsa mutluluğun değeri hiç anlaşılmazdı herhalde veya sevilmeyince insan sevilmenin sevmenin değerini bilemezdi bu gibi pek çok örnek verilebilir olumsuzluklar üzerine ama görmek pek mümkün değil her olanın arkasındakini...

Nebilim işte pek çok şey oluyor şu hayatta mesela sevgi üzerine; birini seversin o seni sevmez, biri seni sever sen onu sevemessin veya sen onu seversin oda seni sevdiğini söyler ama söyledikleri yalandır ve ne hikmettirki senin sevdiğin ve seni seven biri bir türlü olmaz bu belki hayatın bir cilvesidir yaşanan hiç birşeyi çok sevmemek için ama insanoğlunun içindeki sevgiye açlığı bir türlü bitmez. Ve bu kadar karışıklığı benim kafam almaz bende iflas ederim her ne olursa olsun derim öyle boş boş yarından bişey çıkmayacağını bilsemde...
Unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı
26 Şubat 2009 Perşembe 00:16
Bazılarına şaşıyorum, bi zaman geliyorlar yalnızlıktan şikayet ediyorlar; hiç kimsenin yanlarından olmadığından ve unutulmaktan bahsediyorlar. Ama bir zaman sonra hayatın içine öyle bir dalıyorlarki kendileri sizi bile unutuyorlar...

Yalnızlık böyle birşey olsa gerek paylaşıldığı zaman yok oluyor hatta zihinlerden bile siliniyor. Paylaşılmayan tek şey olduğunu duymuştumda bu yalnızlığın böyle içki gibi ayılınca geçmişi unutturduğunu bilmiyordum. Hoş insanlar zor durumlarında yada moralleri bozuk olduğunda sizi hatırlıyorlarsa sizde bi sorun var demektir hani benim güzin abla gibi olma durumum yok cinsiyetim ve başka sebeplerden ötürü ama bu ilginçlik karşısında sessiz kalamadım. Böyle yapanlar bu satırları belki hiç okumayacaklardır ama kimbilir okuyanlar için bir mesaj niteliği taşır...

Hayat böyle işte eski bir şarkıdaki gibi unutulmak ne acı dertli dertli çal kemancı.
Durumu daha fazla acitaston etmek istemiyorum bu nedenle bu kadarı yeter sanırım bi kaç gündür yazmıyordum bizim garip blogcuk yetim yalnız kalmıştı bu en azından bi kaç gün olsun onu idare eder...
Balık
27 Mart 2009 Cuma 22:41

Büyük balık küçük balığı yer derler; aslında demezler öyledir; hayvalar aleminde böyle bir durum vardır güçsüz olan güçlü olana yem olmak zorundadır. Güçsüzsen hep korunmalısındır, kaçmalısındır veya uyanık olmalısındır işte. Hayvanlar işte bi alemler...

İnsanlar içinde durum pek farklı değil aslında heleki şu zamanda durum onları bile gçeti diyebiliriz hadi hayvanlar aç kalınca filan bu vahşiliği, insanoğlu öylemi zevk için neler yapmıyor bizi ayıran fark bu olmalı biz daha vahşiyiz aslında, siz hiç annesini öldüren bi aslan filan gördünüzmü ben hiç görmedi aslında ben hiç gerçek bi aslanda görmedim nebiliyim belkide hiç gerçek insanda görmemiş olabilirim aynada bile...

Her insan kendine göre biraz güçlüdür yani en azından biraz büyük balıklara yem olamayacak kadar ama bazen durum öyle bir durum alıyorki bazıları senin ne kadar güçlü olduğunu sınamak istiyorlar bu ya seni yem yapmak veya seninle birlikte bi sürü oluşturmak amaçlı olabiliyor sonuçta sürüye zayıf birini almak pek mantıklı değil...

Bazen bende başka balıklar ile karşılaşıyorum hayatta bazıları yem yapmak istiyorlar bazıları ise oluşturacakları sürüye üye arıyorlar... Benise ilgiç bir yöntemim var başka balıklara kendimi o kadar aciz güçsüz gösteriyorumki beni yem sansınlar yada yemeye layık görmesinler diye bu belki biraz alçakça bir durum ama genelde işe yaramıştır kendini zayıf gösterirsin karşındaki sana taarruza davranır ve çok önemsemez seni sen sadece basit bir avsındır işi iyice ilerletir yanına sokululur olabilidiğince öldürücü hamleyi yapacaktır ama bir bakarki sen o kadarda güçsüz değilsindir sana dişini gçieremez ve sen taarruza geçersin ve bu durumda avcı av durumuna düşer, ava giderken avlanma misali...

Veya karşındaki seni önemsemez senin hiç bir işe yaramadığını düşünerek, bırak onlar öyle düşünsün sen kendinin ne olduğunu biliyorsan kimin ne düşündüğü önemli değildir. Sen sadece kendini ezdir me bilinmelidirki şu hayatta öyle yada böyle sıra gelir...

Benim aradığım ise seni balık olarak görmeyen biri yada en azından yemek istemiyen insanlar, her insan belli zamanlarda zayıf olabilir güçsüz olabilir, zayıf olmak derken kişilik yönündeki zayıflıktan bahsetmiyorum elbet hayata karşı verilen mücadeledeki kaderle alakalı olan zayıflıktan bahsediyorum. Sonuçta herkes bi an bile olsa zayıf düşebilir o an için sürekli arkanı kollamak pekde iyi birşey olmasa gerek bu bakımdan yol arkadaşı seçerken dikkatli olmak gerktiği düşüncesindeyim.

Bu nedenle herkese sayıf yönlerini değilde güçlü olan taraflarını görebilen sevebilen dostlar, sevgililer diliyorum...
Aşk Herşeyi Affedermi?
27 Mart 2009 Cuma 22:37




Çok üzgünüm istemeden
Seni dün gece aldattım
Kim oldığu mühim değil
Sana bağlanmaktan kaçtım

Çok üzgünüm istemeden
Bir bakışa aldandım
İnan bana bütün sabah
Pişmanlıktan ağladım

Aşk herşeyi affeder mi
Dersin zamanla geçer mi
Güzel günlerin hatrına
Aşk herşeyi affeder mi

Oldukça eski bir şarkı; bir kaç gün önce radyoda karşılaştım ama bu sefer farklı birileri söylüyordu birileri diuyorum çünkü bir grup söylüyor olmalı yani en azından farklı farklı sesler içierdiğinde parça ben öyle düşündüm her neyse konumuz kimin veya kimlerin söylediği değil biz şimdi asıl konumuza dönelim. Şarkı ile aklıma bir düşünce takıldı acaba gerçekten aşk herşeyi affedermi?

Sonra öyle düşüncelere daldım gittim kendimi aldatılan insan yerine koydum; şarkının sözlerine baktım biri diyorki çok üzgünüm istemeden seni dün gece aldattım birden kendimi oha derken buldum bulunduğum o anda ternde yolculuk yaptığımdan biraz tuhaf kaçtı bu durum ama biraz zorda olsa durumu toparlamam uzun sürmedi sadece insanların yüzlerindeki şaşkın ifadeyi değiştirmeyi başaramdım. Herneyse oha demiştim en son evet oha yani sen git bi şeyine yani nefsine sahip olama git elin herifi ile yat sonra çok üzgünüm istemeden oldu diye ağla o ne ala memleket, yani aşk filan tamam güzel olay ama şimdi durup dururken o boynuzları takmanında alemi yok. Dedim ben kimsenin yerine filan koymayım kendimi şimdi boynuz filan derken olay farklı boyutlara uzanmasın...

Yani aşkın prensibine aykırı bi olay varken böyle aldatmak gibi affetmekten baksetmek kadar absürd bişey olamaz. Biz sanırım amerikan filimlerini izleye izleye artık aşkın anlamınıda yitirmeye başladık en sonunda aşkıda bozduk ya artık nediyim. Zaten anlamadım gitti en romantik filimde bile cinsel temalar olmasa olmayacak sanki tamam cinsellik hayatın gerçeği ama şimdi tutupte her gerçeği filimlere sokarsanız ortaya filim yerine başka şeyler çıkar zaten insanlar neden kendi hayatlarında olan şeyleri filim diye izlerler onuda anlamış değilim bence filim dediğin benim sahip olamadığım şeyleri yani hayallerimi veya hiç dşünemediğim şeyleri içermeli yoksa ben zaten hergün yaşıyorum onları benim hayatım filim olmuş gitmiş...

Konuyu çok fazla dağıttığımın farkındayım toparlamak epey zor olacak, aşkın kutsallığımda filan bahsedecek değilim, aşkın herşeyi affedeceğinden bahsediliyorsa zateb aşk ölmüştür haydi cenaze namazına er kişi niyetine...
Eski hikaye
27 Mart 2009 Cuma 23:02


Belki bir gün bütün bu yazdıklarımı okursun, o zaman anlarsın içimden geçenleri, senin için büyüttüğüm sevgimi, sensizliğimi, umutlarımı ve pek çok şeyi…
Tesadüflere inanmam; bu nedenle tesadüf olmayacaktır bu satırları okuyabilmen, çünkü bizim ikimizin karşılaşması bir zaman içinde, bir mekanda ve bir anda aşık olmam sana kör tesadüfle açıklanamaz… Kaderimizde ne yazılmışsa onu yaşıyoruz ama birbirimize çektirdiklerimizde bizim kararlarımız etkili, söylediklerimizden etkileniyoruz ve de dualarımızdan… Biliyor musun senin için hep dua ediyorum hep daha iyi olman için mutluluğun için benle olmasan bile çok mutlu umutlu olman için şu dünyada…

Şimdi bana diyeceksin madem bu kadar sevdin neden söylemedin neden açılmadın ama olmadı işte söyleyecektim aslında ama söyleyemedim, tam söyleyeceğim anda sözlerin girdi aramıza … Ne söylememi bekliyorsun söylediklerinin ardından; ilk gördüğüm andan itibaren aşık olduğumu mu? Seni gördüğüm o gece sabaha kadar uyuyamadığımı mı? içinde senin olmadığın bir tek hayalimin bile olmadığını mı? dua ettiğimi mi senin de beni birazcık olsun sevebilmen için? Ve geceler boyunca ağladığımı mı? Geceleri hayaline sarılıp ta uyuduğumu mu?
Bunların hiç birini söyleyemedim gururuma yediremedim… Aşk ta gurur olmaz ama sen bana güvenmemiştin ki birazcık olsun güvenseydin yada azıcıkta olsa sevseydin beni o zaman söylerdim…

Söyleyemedim işte sen şimdi beklide beni unuttun bile ama ben seni unutmadım, ne zaman unutmaya çalışsam seni o an gözlerin geldi aklıma, anladım seni unutmak mümkün değil…

Artık hayal kurmuyorum, çünkü sen yoksun burada sensiz olunca hayale de lüzum kalmıyor, artık sen yoksun hayaller yok gözlerin var bir tek aklımda birde birkaç sözün… Senden kalan bende daha çok şey olsun isterdim bende ama şu çok kısacık zaman içinde pek bir şey biriktiremedim sana ait…
Bazen sana ait bir sayfadaki resmine bakıyorum, zaten şu dünyada senle aramda kalan tek bağlantıda bu hayalden çıkıp gerçeklikte…

Neyse saatte geç oldu artık şimdi sen belki uyumuşsundur bende uyumaya çalışmalıyım, burada yalnız başına uzakta gece kalkıp bir şeyler yiyip oruç tutmak ardından koca bir gün zor bu yüzden kusura bakmasan erken yatacağım hadi iyi geceler…
Allah rahatlık versin…
İsimsiz
27 Mart 2009 Cuma 22:56



Şu an öyle bir haldeyim ki bir görsen… ne adımı biliyorum nede nerde olduğumu; kimliğimden çok uzakta bir yerdeyim, ikamet ettiğim yer ile bedenim arasında binlerce kilometre var sanki, yok la var arası bir yerde… Aklımda ise bir tek isim var eskiden kalma, şimdi sana onu söylesem aslında tanıdık gelecek …
Aslında bunları neden sana yazıyorum ki; onu da bilmiyorum, sonunda ne olacak belli değil hiç düşünmedim, beklide düşünmek istemedim böyle gerekiyordu… Öyle bir sarhoşum beynim durmuş bedenim işliyor, sanki benle değil öylesine yaşıyor gibiyim, içki içmem günahtır ama bu bendeki içmeden sarhoşluğun nedeni nedir? Sen misin yoksa? Ben yazıyorum sadece, okuyan yok bir ben var birde sen ve beklide okumayacaksın bir daha, sen bir daha cevap vermeyeceksin ben yazsam da sen yazmayacaksın. Boşver diyeceksin deli işte avunuyor kendince…
Ama olsun aylardır yabancı satırlara yazdıklarımı birde sen oku, yabancısı olmayacaksın elbet çünkü hep senden bir şeyler taşıyorlar çok farklı değiller ama en azından haberin olsun bu bana yeter...
Hep azla yetinmeyi bildim beklide bundan bu düşüncem , şimdi de öyle azla yetiniyoruz sen ordasın bense hayalinle, hep bir şeyler kötü gitme azminde bugünlerde, ne istesem hayal etsem olmamak için çırpınır gibi ve her şey böyle hep kötü gidecek gibi geliyor bana bu nedenle ama içimde bir umut var; içimde bir yerde yerini bilmesem de… Hala bitmedim ne olursa olsun hayat devam ediyor, can bedenden çıkmadıkça umut kesilmezmiş…
Şizofren
28 Mart 2009 Cumartesi 01:02


Şizofren

Hayal etmek, güzel şeyleri, geleceği, seni...

Bazen öyle hayallere dalıyorum ki gerçekleşmesi mümkün olmayan; içime binlerce umut salan bu dünyaya ait ama benim dünyamda olamayacak kadar büyük... İçinde koskoca bir hayal kırıklığının tohumunu taşıyan ve beni her seferinde aptalca durumlara düşüren...

Hayal kurmak güzeldir elbet ama içinde küçücük bir ihtimal bile bulunmayan bir hayali yaşamaya çalışmak ne kadar boşuna bir iş ne kadar beyhude. Boşuna olsa yine iyi çünkü peşinde getirdiği duygular boş verilecek derecede hisler bırakmıyor insanın içinde. Şizofrence yaşanan bu hayal dünyasında ömür devam ettirmek artık o kadar zor geliyor ki içinde düştüğüm bu durum bazen nefes alacak hal bile bırakmıyor.
Sevgililer günü
28 Mart 2009 Cumartesi 01:07





Bugün sevgililer günü, her zamanki gibi bir gün işte; soğuk bir şubat günü, ayın ortası o kadar... Bugünü adına alalede, boş, anlamsız ve şimdi aklımda gelmeyen bir kaç daha kelimeden başka birşey yok. Ve birde yalnızlık var onu unutmamak lazım, aslında onu hiç unutmadımki.. Aslında şubatın ondördü hiç bir zaman bir değer taşımadı ki bu kez değeri olsun ve öyle sanıyorumki bundan sonraki ondört şubatlarında şimdikinden bir farkı olmayacak...
Sevgililer gününü kutlayamıyorum; çünkü biz hiç sevgili olamadık, şu kısa hayatta sadece bir kaç kez kesişti yollarımız o kadar. Sen benim bütün hayatım oldun bense sadece bir kaç dakikan... Oysa o kadar çok hayalim vardı ki; şu hayatta senle yapılabilecek güzel olan ne varsa...
Oysa bu hayat hayalle geçmiyormuş bunu senden öğrendim; birde hazır olmayan bende bi bu varmış başka bir şey yokmuş bunu da zamandan öğrendim...

Yinede sevgililer günün kutlu olsun ve dilerimki her kimi seviyorsan onunla mutlu olursun...
Bir pc msn ye neden girmez?
11 Şubat 2009 Çarşamba 23:08
Bizim emektar pc geçenlerde yine ayvayı yedi, benim haşin kullanımıma dayanamayarak ihtihar etti desem daha doğru olacak... Aslında öyle abuk sabulk sitelerede girmem ama ayda bi kere bi abdest aldırmak gerekiyor bizim ihtiyara. İhtiyar dedim kendine şimdi yine alıncak belkide yarın açılmayacak ama gerçekleri saklamamın gereği yok hem ne öle bi götü boklu pc ye yalakalıkmı edeceğim. Gerçi çok işimizi gördü muzik dinledik, film izledik filan çöpçatanlık bile etti bize o kadarda hakkını yememek lazım...
Pc ayvayı yedi demiştim, bu durumda yapılcak tek bi şey kalıyor tekrar windows kurmak, tamam kuralım o problem diil iyi güzel kurduk ama bizim pc bilmem ne sitesine giriyor, muzik çalıyor film gösteriyor ama msn ye girmiyor, internet bağlı, msn messenger kurulu, kullanıcı adı doğru şifre doğru, live bağlantısıda var iyide bizim pc neden girmez msn ye verir hata deli olmak elde diil. Ve derken gözüm bişeye takıldı bizim pcnin tarihi yanlışmış tarih 2 sene 1 ay 2 gün geri kaymış, tarihi düzeltince msn ye girmeye başladı o an işte bir ışık yandı beynimde kaç watt olduğunu okuyamadım üzügünüm dedim bunu yazayım bizim blogcuka belki birileri okurda lazım olur...

Neyse size bu tarih olayı ile ilgili bi şey daha diyiyim eğerki pc nizin tarihini 01.01.2005 yaparsanız deepfreeze deaktif oluyor... Eğerki kurarda kaldırmassanız lazım olur...
İnternet
11 Şubat 2009 Çarşamba 22:56
Son bir kaç aydır devam eden işsizlik sürecimde zaman geçirmek için boş zamanlarda bir arkadaşın internet kafesine gidiyorum, birazda yardımcı olmak için. Boş zaman dedim de aslında şu durumda zamanımın çoğu boş... Cümle içindeki boş zaman deyiminin gereksiz olduğunu şimdi düşünsemde kaldırmayı istemedim,.
Arkadaşın işe gittiği vakitlerde ben duruyorum kafede, çocuklara ödev filan yapıyoruz işte bu arada okula biteli ne kadar zaman geçmiş, çocukların ödevlerine bakıyorumda herbiri birbirinden ilginç, yapılmasıda bi hayli güç, bazen zorlanıyorum, google yardımıma koşuyor iyiki varsın google ve wikipedi...
Bazen ilginç olaylar gelmiyor diil başıma mesela geçenlerde bir gün adamın biri geldi, aceleyle bir girişi vardı kapıdan bişeyler mırıldana mırıldana; yanıma yanaştı; hülya bilmemne buraya geliyormu diye sordu. Bi an şaşırdım irkilerek ben gelenlere ismini sormuyorum dedim sonra bana bahsettiği bayanı tarif etti, yok bilmiyorum neyse dedim kardeşim kim bu hülya ? Adam demezmi eşim diye? Dedim hapı yuttuk bu adamın karısı evden kaçtı karısının aşığını filan arıyor, yok yani adamıda tanımam karısını da ama hergün gazetelerde öyle haberler görüyoruzki ister istemez insan tırsıyor... Sonra adam öyle bişiey demeden gitti bense arkasından öyle bakakaldım ne tuhafi diilmi adamın biri internet kafede karısını arıyor?
İnsanlar üzerine
08 Şubat 2009 Pazar 23:46
Bilmiyorum neden; bazıları hep giderler en güvenilmeyecek insanlara güvenirler ama; tuhaftır ki güvenilcek insanlara da güvenmezler... Belki de güvenilirlere güvenilmemelidir ben yanlış biliyorumdur, yanlışi öğrenmişimdir yanlış düşünmüşümdür... Zaten son zamanlarda pek çok şeyi sorgulamaya başladım şu hayatta ne varsa sorgulanabilecek... Bildiğim birçok doğrunun aslında doğru olmadığını, benim öyle düşündüğümü, yanlışlar üzerine kurduğumu anladım hayatı...
En basitinden aşk, sevgi ve bunun gibi şeylerin aslında olmadığını, kendi içimde yaşadığım hayat içinde, kendime göre kurduğum şeyler olduklarını bunun dışında olmadıkları gerçeği var önümde. Sorun içimdekileri dışarı çıkarmamakta değil elbet sorun dışarda olan hayatın istediklerinde, hayat, insanlar aşk, sevgi veya herneyse onu istemiyorsa, ne düşündüklerinin doğru yanı kalıyor nede yaptıklarının...
Doğruluk, dürüslük denen şeylerinde aslında doğru olmadığını anlamamda uzun sürmedi, develi dikenli cümleler kurmak istemiyorum burda ama ne yazıkki öyle... Ben söylemesemde bu hep böyleydi ve korkarımki böyle kalacak...

Eskiden hep düşünürdüm; doğrular doğru olmaktan çıktığı zaman ve doğrular doğru olmaktan vazgeçtikleri zaman ne olur diye; ama ben boşuna düşünüyormuşum zaten hepsi olmuşlar... Bende mi öyle olmalıyım bilmiyorum ama bazen istesemde olamıyorum sanırım sorun bende doktoramı gitsem ne...

21 Ocak 2009 Çarşamba

İstemiyorum bir hiç olmak

Madem Uyku Yarı Ölüm Canıma Gecedir Kasteden!...
21 Ocak 2009 Çarşamba 23:33
Nedense sıkılmaya başladım hayatımdan artık...Beynime,nöronlarıma,sodyum-potasyum pompasına,falanıma,filanıma,beynimin düşünme fonksiyonlarıyla ilgili hiç bir zımbırtısına laf geçiremiyorum şu an.Düşünmemek için grevdeler.Grev sözcüsü hipotalamus.Duygu kontrolü elinde tabi istediği gibi boru öttürüyo.Grev gözcüsü bilinçaltım.Herşeyden haberi var 7/24...
Bu bünyeyle başım belada.Maaşa zam isteyen devlet memuru gibi de değiller ki.Direkt yönetimi deviriyo.Ne yapçan devrimci gençlik.Ahhhh aaahhhh...Bizim zmanımızda böylemiydi :P
Her neyse bu aralar pesimizmin eşiğindeyim...Bu şarkıyı çok sevdim buyrun...
Kendimi unutmak istiyorum
Yol kenarına biriken kuru yapraklar gibi
Günleri,ayları,yılları,anıları
Hatta kendi devrimi,çehremiyakın çevremi dahi....
Sen bir sırrı bile tutamadın
Artık neyi paylaşamıyoruz canlan ki...
20 Ocak 2009 Salı 14:26
Bu yazıya başlık koymayasım geldi.Canım sıkılıyor ders çalışamıyorum.Bir akrabamız vefat etti.Onun ölümünden hepimiz sorumluyuz diye düşünüyorum.Yine de umursamazlık içinde dolaşıyoruz etrafta.Ve ben insan oğlunun son zmanlarda kapıldığı umursamazlık hastalığından nefret etmeye başladım.Bana dokunmayan yılan bin yaşasın...Ne demek ya :S
Rabbim rahmetliye kabrinde rahat versin inşallah.Buralarda rahat edemeyen oralarda rahat eder derler.İnşallah öyle olur.Sabretmeyi bilen biriydi çünkü...
Yarın ki sınavım,
Bir yığın ev işi,
Bir yığın bulaşık,
Sıkıntı,
Bir adet vefat etmiş akraba,
Tuhaf bir abi,
Hani yeri gelince köpek gibi yarılan,
Hayatının geri kalanını Polat Alemdar gibi yaşayan cinsten,
Ders çalışmayasım var,
Gelenler var,
Geldi mi gitmeyenler...
Ay şimdi düşündümde bilokcum ben ne meşguliyetli bi insanım yahu :P
Başlıksız...
18 Ocak 2009 Pazar 21:36
Ben bilirdim düşündüğümü yapmayı
Seni dışarı çıkarıp evinden, dar sokakta boğmayı
Bir gece ansızın ya da açık denize atmayı
Ben bilirim ardından da kendi kafama sıkmayı
Ancak benim bir korkum var alemlerde tek
Alemlerde rahmet aynı korku içime aşkı saldı
Klavuz oldu gemime yutsun dalgalar bırak beni
Tersten esse rüzgar hoş, benim onunla aram iyi ...
Benden uzak dur...
Korkak Tavuk kih kih :D
17 Ocak 2009 Cumartesi 19:02
Bana saldıran gıdıklayıp nakault etmek isteyen ama benim "abdest aldım bana dokunma bak çarpılırsın!!" demem üzerine korkarak yanımdan kaçan 7 yaşındaki kuzanim fatih seni çok seviyorum :D:D:D:D
Küçüğüm Daha Çok Küçüğüm....
13 Ocak 2009 Salı 22:05
Bir şarkı ancak bu kadar dolu olabilirdi ve bir şarkı ancak bu kadar anlatabilirdi zavallı beni...Ben sayfalara sığdıramazken fırtınalarımı birinin çıkıp 3 dakika 42 saniyeye sığdırması ne tuhaf tüm afetlerimi....
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım...
Övünmem bu yüzden,
Bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm,
Bu yüzden bütün saçmalamam...
Yenilmem bu yüzden,
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim...
Ne kadar az yol almışım,
Ne kadar az yolun başındaymışım meğer...
Elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım...
Gururum bu yüzden,
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım...
Küçüğüm, daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem...
Savunmam bu yüzden,
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem...
Uçan Depresif- Bölüm 2
13 Ocak 2009 Salı 19:50
Hayatı sorgulamak gerek bazen
Boş yaşamaktan kaçmak gerek
Ömür su gibi akıp gidiyor
Akan bir nehre bakar gibi bakmamak gerek
İyi bakmak gerek
İyi değerlendirmek gerek
İnanmak gerek en önemlisi
Yaratana...
Sorgulamak gerek hayatını nasıl yaşadığını
Sorgulamak gerek nelerle karşılacağını
Sorgulamak gerek ruhunun köşesini bucağını
Ve bulmak gerek doğrunun yanlışın nerede duracağını
Karıştırmamak gerek bir birine
Şöyle bir silkinmek gerek artık
Kendine gelmek...
Hayatında unutmaya yüz tuttuğun değerlerin tozunu üfleyip temizlemek gerek
Yeniden gün yüzüne çıkarmak
Ve yeniden inanmak gerek unuttuklarına
Unutmamak gerek "BİR" şeyi
Sallamak lazım geri kalan herşeyi
Elini açıp göklere ağlamak gerek yana kavrula
Ağladıkça temizlenmek temizlendikçe ağlamak
Pak olmak parıldamak
Sonra bir de gerçekten istemek gerek
Vazgeçmemek
Yeniden sevmek gerek eskiden olduğu gibi
Ve kendini sevdirmek
O'nun olmak gerek
O'nun için yaşamak
Ve yine
O'nun için ölmek
O olmak gerek kendi dünyanda
Hissetmek gerek
Ey ruhum
Önce kendine gelmen gerek
O'na affettirmen gerek kendini
Anne benim koşmam gerek...
İstemiyorum bir hiç olmak ....
ucannot: "İnsanoğlu tarihin hiç bir döneminde manevi yaşamı göz ardı ederek mutluluğa ulaşamamıştır." Ebu Abdurrahman Es-Sülemi
Gugıl Analitiks Şeysi
13 Ocak 2009 Salı 00:41
Şu gugıl analitik şeysi beni de sardı en sonunda..Aralarından zalak şeyler çıkıyor :D İşte bağzıları :P
* ambulans doktor ilaçla ilgili şiir : Hemen yazalım müşteri memnuniyeti bizim için en önemli şey:
Aman doktor canım cicim doktor
Derdime bir çareeeeee
Çaresiz dertlere düştüm
Ulan ambulans nerdeee
*
Dabbe dünyaya mı geldi? : Bak hacı tehlikeli işler bunlar.Uğraşma öyle dabbe üç harfli beş harfli.Ucandepik söylemişti dersin sonra...
*
Elleri bağlımıyam dil bilmez dağlımıyam: Gugıl abi tek bişey sorcam ordan bakınca sıra gecesi var gibimi gözüküyo burası?Önüne geleni buraya gönderion...
*
Eczacıların maaşı: Oooo doğru yerdesin :) Eczacılar eyi para kazanıyo diolar ben henüz öğrenciyim ama güzelmiş...Yalnız meslek kutsal lütfen.Hem ayrıcana paranın ne önemi var mühim olan miktarı...
*
feyz buk kaydol : Abi facebook var işini görür mü?Feyizli bir book kurar kurmaz söz ilk üye seni yapçam.Feyz almak için yanlış yerdesin...
*
hepide börtdey tu yu türkçe anlamı mp3: Abi sen kendince türkçeleştirmişsin zaten bence gerek yok daha türkçesine en türkçe hatta öz türkçe senin ki valla bak :D
*
noel baba şarkısı cıngıl: ya sadece mera kediyoru mbizden başka google ı bu şekilde kullanan varmı ya?Noel baba müzik piyasasından elini çekti kardeş artık "cıngıl" yapmıyo
Şimdilik gugıl analitiks şeysinden bu kadar esen kalın efem...
Farmakoloji Mod: ON
12 Ocak 2009 Pazartesi 22:51
İlk sınavımız farmakolojiden.Çalışmaya başladım kendimi bir insandan çok bir ilaç molekülü gibi hissediyorum şu an.Ezberlemek yerine anlamaya çalışıyorum.Mesela eğer ben feksofenadin olaydım ne yapardım?Anlamaya çalışıyorum ilaç moleküllerini...
Ucan Prospektüs:
Farmakolojik etkileri:
-Kan beyin bariyerini hızla geçerek,sedatif hipnotik etki yapar.Uzun zaman kullanılırsa deliryuma kadar yolu var allahıma.Bir kere girdimi ömür billah atamazsın dışarı.Yarılanma süresi yok.
Endikasyonları:
-Birden akla getirici koparıcı yarıcı kahkaha attırıcı.
Kontrendikasyonları:
-İnsan olmayanlarda kontrendike.
Doz aşımı ve Yan etkiler:
-Ed le beraber sağlığa zararlı.Düz etkisi yok ki :D
Kullanım şekli ve dozu:
-Kafana göre takıl.Ama dikkat et. :D
İnsan Denilen Dehşetler Veren Şaşırtan Akıl(!)lı Varlık - Utanıyorum...
12 Ocak 2009 Pazartesi 21:33
Bugün okulumuzun farmakoloji anabilim dalına gittim.Laboratuarda deney yapacaktık.Farmakoloji ana bilim dalının yaptığı çalışmalar geliştirilen bir tedavi yönteminin veya ilacın bir fare,sıçan,tavşan veya kobay üzerinde denemek...
Bugün omurilik defekti oluşmuş sıçanlar üzerine çalıştık.Sıçanlara daha önce omurilik defekti uygulanmış yani hasta edilmişler.Daha sonra bulunan tedavi yöntemini uygulamışlar.En son da ne olduğunu öğrenmek için omuriliklerini çıkarmamız gerekiyordu.İşin en kötü yanı buydu.Hayvanları öldürmemiz gerekti :( tek tek ameliyat edip omuriliklerini çıkarttık.İtiraf etmek zorundayım ameliyat ederken çok üzülmedim ama giyotin kullanarak öldürürken her seferinde ağlamamak için zor tuttum kendimi.Evet sağlık için İNSAN(!)lık için gerekli birşey.Belki onlar olmasaydı insanlara yapılacaktı bu şeyler.Ama....Can işte...
Bugün omurilik defekti sfinkter kasları beta agonistler üzerine bir sürü şey öğrendim evet.Ama en kıymetli bilgi şuydu içlerinde sanırım:
DOĞADA İHTİYACI OLMADAN KENDİNİ SAVUNMA AMACI GÜTMEDEN CANA KIYAN TEK VARLIK İNSANDIR...
Kendimden utanmaya başladım...
Karalama Kağıtlarımdan...
12 Ocak 2009 Pazartesi 21:21
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Kimi derdi boyunu aştığı için ordadır,kimi dert edecek birşey bulamadığı için.Kimini anlamaz hiçbir ademoğlu,kimi de kimseyi anlamaz.Ama tek gerçek vardır...
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Yalnızdır,kimsesizdir ama bilmez herkesin aynı ruh hali içinde olduğunu.Herkes aynı ama inadına farklıdır işte.Çünkü uçurumun kenarında yalnızdır insan.Çünkü biten bir hayatın eşiğindedir.
Hayatını uçurumun kenarında yaşar birçok insan...
Süre biter ve yitip gider...
(Bir derste sevgili (ne yazık ki eski) dostum yastık için yazmıştım...Değerine binaen ve dostuma ithafen...)
NOT:Arkadaşlar yazdığınız yorumları onaylamama rağmen sitede gözükmüyor üzgünüm :( Yorum bırakanlara çok teşekkür ederim hepinizinkini okudum.
Uçan Depresif
11 Ocak 2009 Pazar 15:23
Başlık herşeyi anlatıyor sanırım...
Çok sıkıntılıyım bu ara bilokum ya :((((
MİM- 20 soru 20 cevap
11 Ocak 2009 Pazar 15:20
Sevgili Kaçakgay beni mimlemiş...Sağolsun uzun zmandır üzerimde bir rehavet vardı yazayım da biraz kendime geleyim dedim :)
Neredeyse herkes yazdı zaten bu mim'i en son bana da geldi :P Sorular şöyle :
1.En sevdiğiniz kelime nedir?
ebek (evet demektir kendileri) bi de pekin var :)
2.En nefret ettiğiniz kelime nedir?
küfürler
3.Sizi ne heyecanlandırır?
Hayallerimi gerçekleştirebilme fırsatı
4.Heyecanınızı ne öldürür?
Bir işin gereğinden fazla uzun sürmesi.Bir de çevremdeki insanların saçmalıktan ibaret olması...
5.En sevdiğiniz ses nedir?
Müzik sesi (ama sakin müzikler özellikle klasik müzik...piyano ya da keman konçertoları...)
6.Nefret ettiğiniz ses nedir?
Cır cır bağıran kadın sesi :@
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Bütün gün oturacağım hareketsiz bir iş olmamalı
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
İnsanların içindeki nefret,bencillik gibi kötü duyguları tamamen silebilecek bir müzik yapabilmek isterdim.
9.Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Yalnız yaşayan kafasına göre takılan biri olurdum.
10.Nerede yaşamak istersiniz?
Bir dağ evinde ve iki kişi...
11.En önemli kusurunuz nedir?
Fazla saf ve düşünceli olmam
12.Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
Mutlu taklidi yapmak..
13.Kahramanınız kim?
benim(hayır ben :P)
14.En çok kullandığınız küfür nedir?
Lan hırt!!!! :D
15.Şu an ki ruh haliniz nasıl?
Bıkkın...
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Başkası olma kendin ol böyle çok daha güzelsin.
17.Mutluluk rüyanız nedir?
Kendim olmak istediğimi yapabilmek istiyorum.Sadece istediğimi...
18.Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?
Başkası olmaktır.İstediğini yaşayamamaktır.Ruhunun bile esir olmasıdır.
19.Nasıl ölmek istersiniz?
Yavaşça ve acı çekmeden.Görmek isterdsim kimlerin gerçekten üzüldüğünü yada kimlerin ölmemi beklediğini...
20.Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı'nın kapıda size ne söylemesini beklersiniz?
Seni hala seviyorum.
Çünkü bu cümleyi ondan duymaya çok ihtiyacım var...
Olmaz Olmaz Deme,Olmaz Olmaz :D
06 Ocak 2009 Salı 18:57
Herkesin olmaz yapamazsın dediği şeyi en sonunda başardık :D Bugün İhh ile yapılan görüşmeler harika geçti.Bizi o kadar iyi karşıladılar ki...Organizasyonun neredeyse bütün yükünü aldılar.Standlar,konuşmacılar...Bizde müzik grubu ve genel düzeni ayarlayacağız.Allah'ım yaa....O kadar mutluyum ki anlatamam.İnsanın vicdanıyla cebelleşmesi ve sonunda galip gelmesi harika:))
Destek olan olmayan,dua eden etmeyen,sevinen sevinmeyen herkese teşekkürler :D
LİSTEN TO FİLİSTİN DOSTLAR
Filistin'e Destek İçin Harekete Geçtik
04 Ocak 2009 Pazar 22:15
Arkadaşlarımız ve bana ulaşanların yardımıyla harekete geçtik.İHH derneğiyle mail yoluyla irtibat kurduk ve bize geri dönmelerini bekliyoruz.Bir organizasyon düzenleyip geliri Gazze'ye ulaştırabilmeyi planlıyoruz.Tekrar söylüyorum aramızda rol almak isteyen arkadaşlar lütfen bana ulaşın...Bizim için küçük bir şey onlar için bir yaşam demek belki de...
mail adresim: antidepresan_ecz@hotmail.com
Filistin İçin Ne Yapabiliriz?
04 Ocak 2009 Pazar 16:41
Arkadaşlar benim yüreğim artık dayanamıyor orada insanların her gün ölmesine.Bir yardım kampanyası başlatmak istiyorum.Ama bir fikrim yok maalesef...Lütfen fikri olan varsa paylaşsın.Allah rızası için ya da insanlık adına.Ne derseniz artık.Ama lütfen masumlara yardım edelim artık :(
Burdan yada mail yoluyla bana ulaşın lütfen....
Mail adresim: antidepresan_ecz@hotmail.com
Doğudan Başlayacak Olan Ateş ve Kıyamet
04 Ocak 2009 Pazar 16:16
Yemin ederim ki bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir. (Kamus Tercemesi, c. 1, s. 550)
Berehut: Bir vadi veyahut bir kuyu adıdır. Hadis-i şerifin ilk kısmında ateş için "sönük bir vaziyettedir" denmektedir. Ateş, yanıcı bir maddenin yanmasıyla meydana gelen bir durum olduğuna göre burada sönük vaziyette bekleyen ateşin kendisi değil, ateşin yakacağı hammaddedir. Burada toprak altından çıkarılan petrole işaret edilmektedir. Nitekim hadisteki Berehut denilen yer, bir kuyunun adıdır. Bu kuyu petrol kuyusudur. Zamanı gelince bu kuyulardan çıkarılan petrol, yanmaya hazır bir ateş haline gelmektedir.
"O ateş müthiş azap olduğu halde insanları kaplar."
O ateş, sadece yanan bir ateş değil, aynı zamanda insanları canından, malından ederek azap içinde, elem-üzüntü içinde bırakacak ve bütün doğayı kirletecek olan bir ateş.
"O ateş insanları, malları yakar bitirir."
O ateş bir kısım insanların ölümüne sebep olmaktadır. Bunun yanında malları yakarak, maddi zarara sebebiyet verdiği gibi, tüm çevreyi ve doğayı kirleterek de insanların geçim kaynaklarını yok etmektedir.
"Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır."
O ateşin, "rüzgar ile bulut gibi uçan" kendisi değil dumanıdır. Burada benzetme yapılarak dumanın bulutlara kadar yükseleceği de anlatılmıştır. Bu duman rüzgarın etkisiyle her yöne doğru yayılmaktadır.
"Geceki sıcağı, gündüzki hararetinden daha şiddetlidir."
O ateşin hem gündüz, hem gece devamlı yandığı anlaşılmaktadır.
"O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak, yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü gibi korkunç gürültüsü olur."
O ateşin çok yükseklere kadar tırmandığına ve bu ateşten gökgürültüsü gibi pek şiddetli bir gürültü ile patlamalar meydana geldiğine işaret edilmektedir.
"Gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak."
Hadisin bu kısmında, olayın gece vakitlerinde meydana geleceğine işaret edilmiştir. Gece vakti meydana gelen büyük infilakın alevleri çok şiddetli bir aydınlanma yapar. Bu kızıl alevlerin meydana getirdiği kızıl aydınlanma, halkın mutad üzere alışık olduğu kırmızı "tan" aydınlanmasından çok ayrıdır. Çünkü gece vakti böyle gündüz gibi aydınlanma olağanüstü bir olaydır.
Alıntıdır...Efendim?Tanıdık mı geldi...Evet evet ben söyleyeyim İsrail-Filistin savaşı desem?Doğudan başlayan ama normal ateş gibi yakmayan ateş desem?Savaş desem?Belki yardımcı olur...Peygamberimiz(sav) ve ashabının hiç bir söylediği yalan değildir.Şunu bilin ki bu büyük yangın tüm dünyayı saracak...
EY AHİRZAMAN ÜMMETİ!!!
UYANIN KIYAMET SAATİ GELDİ!İSRAFİL SUR ELİNDE EMİR BEKLİYOR RAB'DEN!
O BÜYÜK GÜN GELDİĞİNDE KULLAR HESABA ÇEKİLDİĞİNDE "KEŞKE..." DİYENLERDEN OLMAMAK İÇİN UYAN EY ÜMMET!UYAN EY İNSANLIK!!!
Filistinli küçük bir kızdan alıntı: "Hesap gününde ben Rabbime din kardeşlerimden yardım istedim ama onlar bana icabet etmediler dediğimde Allah'ın huzurunda nasıl duracaksınız?Şimdi yaptığınız gibi evlerinize saklanabilecek misiniz?Ne cevap vereceksiniz?"
Filistinde Çocuk Olmak
03 Ocak 2009 Cumartesi 20:58
Gürültüler duyuyorum yakınlardan
Ve genzim yanıyor
Annemse durmadan ağlıyor
Babam kapıda nöbet tutuyor
İnsanlar bağırıyor,ağlıyor
Kimileri dualar okuyor
Kimileri küfürler savuruyor
Sonra küçük evimizin çatısı çöküyor
İçeriyi duman bulutu kaplıyor
Birisi silah çıkarıyor,bomba atıyor
Annemse onlara yalvarıyor
Sonra adamlar bana bir silah doğrultuyor
Savaş 7 yaşında benden hesap soruyor
Gözyaşım artık acı akıyor
Hayat benim için son buluyor...
Ben Filistinli Cocuk - Im the Palestinian Child
Yükleyen Aydenk4
Daha ne kadar sessiz kalacağız bu cinayetler silsilesine,ne kadar görmezden geleceğiz dünyanın gözüne sokula sokula yapılan soykırımı.Nereye gitti insanlar,nerede iyilik.Sadece sözlerde mi kaldı yoksa?Yoksa hala var mıdır güzellikleri kalbinde taşıyan?Var mıdır güzellikleri misk satan adamlar gibi etrafına yayma çabasında olan?
İnsanlar ölüyor ey dünya!Çocuklar ölüyor daha anne diyemeden.Henüz gözlerini açamadan anne karnında can veriyor masum melekler.Bizlerse hala şikayet ediyoruz modası geçmiş kıyafetlerimizden,küçücük grip mikrobundan.
Ambulanslar vuruluyor ey dünya!Elektirkler kesiliyor.İnsanlar ölmesinler diye cep telefonu ışığında anestezi olmadan ameliyat edilmeye çalışılıyor.Doktorlar öldürülüyor.Ve dünya bu vahşete sessiz kalıyor.
Konuşmayın zaten..Sıra size,sıra bizlere gelince anlayacağız onları.Ancak onlar olmayacak o zaman...
Sessiz kalmayın!Yardım edin!Boykot edin!Eylem yapın!Dua edin!Ama ne olur, ne olur seyretmeyin artık olanları...
Da Da Dadaaammmm :)
03 Ocak 2009 Cumartesi 14:33
Haydi bakalım açılışı da yaptık :) ŞU yukarıdaki ne idüğü belirsiz buton çiftine yeni sayfa atamayı bana öğretmek isteyen var mı ehihi :D Bİr de yorumlarınızı bekliyorum :))
Oley!!!Artık Kendi Alanımdayım :)
02 Ocak 2009 Cuma 19:34
En sonunda başardım ve bloğu kendi alanıma yönlendirdim.Bundan sonra daha gelişmiş bir ucandepik olmaya çalışcam :)
Ucannot: Şuan farkettim alem'ül blog kısmı komple sıfırlanmış :( offf yaaaaaaaaa.....
Ucannot2: Bir kaç gün buralar sıkıcı olacak gibi :S Bir kaç problem var düzeltmem gerekecek :S
Canım DOST'um Data.İyi ki varsın :)
20 Ocak 2009 Salı 18:33
Bugün datacığımın doğum gününü kutladık.Canım ya çok seviyorum ben bu datayı :) İki gündür bi plan bi piroce gırla gidiyo ne yapalım nasıl edelim diye düşün taşın tatlı tatlı kaşın :D sonunda iremciimin evinde dehşetengiz bir kutlama yaptık.İki adet tepsi kadar pasta(tabiiki iremciim ve ed ortak prodüyşın :)) şişe şişe ÜLKER meyve suları (burda bir dengesiz arkadandaşıma gönderme :D) ve bilimum kuru yemişle harika ve çok samimi bir ortam oldu.
Data'ya topluca bir hediye aldık.Ben onun kıymetine binaen benim için değerli olan ve onunda seveceğini düşündüğüm birşey hediye ettim ona..KİTAP...Olasılıksız :)) Normalde gidip yeni bir kitap alacaktım ama dedim ya benim için değerli olan birşey olmalıydı.Ve ben de bugüne kadar hiç yapmadığım birşey yaparak kendi kütüphaneme ait üstelik aşırı sevdiğim kitabımı Datacığıma hediye ettim... İnanın çok mutluyum.Bİr de not iliştirdim kapağına.Telif hakkı problemi olduğundan burda açıklayamıyorum :P :D Data izin vermiyo :D Ama okuduktan sonra gözlerinin içinin parlaması ve "hayat felsefemi bu kadar iyi anlatamazdın" demesi bana yetti de arttı bile :DAnlatacak o kadar çok şey var ki... Ama üşeniyorum :D
Arkadaşlarımı çok seviyorum ya.Onların bir an gülümsemesi demek benim için çok şey demek...Ah bir de bazen spooky nin dediği gibi default çalışabilseler...Başka ne isterim...
Feyzbuk Muhabbetleri
30 Aralık 2008 Salı 23:08
Az önce feyzbuka girdim sinirlerimiz bozuldu melekimlen berbaber.Ya arkadaşlığa bak valla ağlıcam sinirlerimiz bile beraber bozuuyo :P :D
Sahi biz ölmeden görüşebilcez mi bi daha melek abla :D
Neyse feyzbuktan bahsediyodum.Yeni bir olay başlamış dedikodu die o senin hakkında bunu dedi bu sana şunu söyledi..Acaip sinir oldum.Acaba hangi safın icadı çok merak ettim.... Sinirliyim kompleksiliyim....
Happy Birthday To You Türküsü :D
29 Aralık 2008 Pazartesi 23:16
Sevgili Melek Ablacım;
Doğum günün kutlu olsun :) Aşağıdaki parça nacizane sanatkar ruhumdan kopup gelmiş harika bir sanat eseridir.23. yaşın hayırlı olsun...Rabbim hep birlikte uzun ömürler nasip etsin bizlere....
İyi ki varsın kanatları olmayan ama varmış gibi davranan meleğim :))
BU ŞARKIYI MUTLAKA DİNLEYİN !!!! ADINI HAPPY BİRTHDAY TÜRKÜSÜ KOYDUM.
MİM- Ucandepik Nasıl Bir Aşıktır :)
20 Ocak 2009 Salı 18:40
Efenim sevgili Şahmaran(hani şu yılanların şah'ı olamayan :)) beni mimlemiş.Mimi yazmadan önce iki sevgilinin de mimlerini okudum.Ne kadar da uymuşlar birbirlerine maşallah :P dedim :)) Hep beraber olmanız dileğiyle diyerek sosyal mesajımı da gönderdim :) Şimdi sıra geldi mime :)
Koç kadını, gurulu, kendini beğenen,canlı,çok çekici bir tiptir.
Gözü epey yükseklerdedir(Allah'ıma yalan :P :)).Maddeye erkeklerde fazla önem verir.Sevgi de onun için son derece önemlidir(dünyada sevgiden başkası yalan :D).Koç erkeği gibi kadınıda kıskançtır(kıskançtır değil çok kıskançtır deli kıskançtır manyak kıskançtır olarak değiştirelim luutfen :D).Ayrıca bu kadında hakim olma arzusu da vardır(az biraz cidden bak füfüfüfü ).Yani sevdiği erkek tamamiyle ona aittir(pek tabii -_-).Başka bir kadını sevdiğine bakması bile onu deliye çevirir.
Bu yüzden hiç suçu olmayan erkekle kavgaya bile kalkar.
Koç kadını şımartılmayı sever(hemdeee ççoookkkk),erkek kendisiyle ilgilenmeli,dil dökmeli, çiçekler yollamalı,yani sevgisini türlü şekillerde açıklamalıdır(sev beni alfonzo ehihi :D ).Hem bu kadın çevrenin düşüncesinede önem verir.Bu yüzden erkeğin beğenilen,üstün biri olması kadını çok etkiler(evet beğenilen biri olması hoşuma gelir ama çevreyi pek taktığım söylenilebilemez).Bu kadın için yakışıklılıktan çok kafa,bilgi,durum,ün gibi şeyler önemlidir(dış görünüş geçicidir.Hayat felsefem olar kendileri ).Pek çok koç kadınının zengin erkeklere aşık olup evlendikleri de bilinir.Bunun nedeni ise erkeğin parasından yararlanıp kadını şımartabilmesi ve ona her istediğini verebilmesidir(yok artık be bu uymadı bana paradan nefret ederim bknz alt taraftaki postlardan biri).Ama bir koç kadınının,beğenmediği,yıldızın ın barışmadığı bir zenginle evlendiği pek de duyulmuş bişey değildir.Koç kadını ,ün,mevki ve paranın erkeği çekici kıldığına inanır.Onu kıskandırmak hatadır.Bu sevgisini arttırmaz,onun türlü kuşkulara kapılmasına ,huysuzlaşmasına ve erkeğe yaşamı zindan etmesine yol açar(yığarım ben o herifi bee :D).
Efenim böyle işte bendeniz böyle bir aşığım.Bunun dışında söyleyebileceğim şeyler de şunlar: Bir koça uymayacak kadar duygusalımdır.Aşırı kırılgan aşırı affediciyimdir.En sevemediğim özelliğim bana yapılan yanlışları ve kötülükleri çabuk unutmam bunun sonucunda insanların affedicilik ve iyimserliğimden çok faydalanarak beni kırması.Aşk hayatımda acaip fedakarımdır.Kul köle olurum sevdiğim insana.Aşık olduğum an onun için yaşarım tüm kalbimle bağlanırım.Sevgimi kazanmak kolaydır kaybetmekse zordur.Ömrüm boyunca unutmayacağım şeylerden biri sevdiğim insanlardır.Eğer bana yalan söylenirse sonu gelmez sevgim müthiş bir nefrete dönüşür.Kötülük yapmam ama hem deli gibi sever hem deli gibi nefret ederim...
Neyse bunlar say say bitmez sayın okuyucu.Mim-i çilekli süt'e gönderdim ve huzurunuzdan ayrıldım :D
Filistinlileri Öldürmek Haktır!!!!
29 Aralık 2008 Pazartesi 23:06
İlgili aramalar: murat - kekilli - olum - senide - bulur
Burdan alınmıştır....
Ey israiloğlu bakma sen dünyanın sana orantılı güç kullan dediğine,geliyorsa hamas'dan bir roket sen at onların üzerine tonlarca bomba yerle bir et dümdüz et göster dünyaya nasıl bir milletin soyu kurutulurmuş,kalmasın tek bir filistinli dahi canlı dünyada...
Zaten daracık topraklar,hem orası sana vaadedilmiş topraklar değil mi? Hem sen üstün ırksın,Talmud sana öyle demiyor mu?Rabb sana ne dedi?"Sen İnsansın ve sana hizmet etmesi için hayvanları yaratıyorum."Hayvanlar ne yapılır?Kesilir,biçilir,kutsanmış israiloğlunun hizmetini görür değil mi??
Filistinli dediklerin nedir ki?İnsan görünümlü senin hizmetkarın..Kim karışır senin malına ne yaptığını??
Ey israiloğlu!Haydi bombalarınla silahlarınla katlet bitir şu işi!Haydi göster hemde intikamını al.Hani Adolf Hitler seni sabun yapıyordu ya böyle yapılmaz diyerek sen doğrusunu göster kim karışabilir ki sana?..
Sen büyüksün,sen seçilmişsin,herşey senin hizmetine verilmedi mi?Sen RaBB'ını bile seçmedin mi senden büyük kim olabilir ki???
Bak senin büyüklüğün karşısında bilmem kaç milyar müslüman bile gıkını çıkarmıyor...Çünkü sen efendisin!!!Efendisinin ne yaptığına hizmetci karışabilir mi?Müslümanlar senin hizmetçin de Hristiyanlar ve insanlık değil mi sanki?Sana ses çıkarmaya kalkanların kes para musluklarını zaten onlar paraya tapmıyor mu???
Utanma sakın bu yaptıklarından İsrailoğlu,utanma korkma da...Sen yanlış bişey yapmıyorsun,dünyayı temizliyorsun..Sana saygı duymalı ve şükranlarımızı sunmalıyız!!!
Ey israil!!!Ey yüce kavim!!!Ne olur hızını kesme,sonra İran'ı,Suriye'yi,Suudi Arabistan'ı ve tüm dünyayı müslümanlardan temizle,temizle ki bizde müsvettelerden kurtulalım!!!Senin Filistin'e attığın her bomba için sana finansörlük edelim,ne üretiyorsan alalım ve televizyonlardan senin attığın bombalarla ölenleri canlı canlı izleyerek keyfimizi çıkaralım!!!!
Ey Dünyanın Alçak insanları!!!
İsraili ne kınayın,
Ne telin edin,
Ne lanetleyin,
Ne de arabulucu olarak akan kanı durdurmaya kalkın....
İsrail sayesinde İnsanoğlu denilen alçağın her şeklini görebiliyoruz....
Sizler de;
En az israil kadar suçlusunuz ve alçaksınız!!!!
Topunuzun canı cehenneme!!!
Son söz de Özür dilemeci Türkiye'de ki aydın müsvetlerine...Osmanlı'nın yapmadığı bir şeyi kıçınızdan çıkararak Osmanlı'nın üzerine yıkmaya çalışırken;alın size soykırım...Haydi bunun içinde bişeyler yapsanıza ikiyüzlüler!!!!!!!
Oha Falan Oldum Yani !!!
28 Aralık 2008 Pazar 15:15
Bu afişi geçenlerde okuldan dönerken otobüsün camından bir billboard'da gördüm.Uykuluydum rüya gördüm sandım ama değilmiş :S Bişey diyim mi? HİÇ İNANDIRICI DEĞİL!
ki birşeyler olacakmış gibi bir duygu içimi kaplamış birtürlü gitmek bilmiyordu. Biliyordum ki bir söz söylediysen ondan sorumlusun vede söylediğini yaşamında da gerçekleştirmek zorundasın. Sanırım beni huzursuz eden de buydu. Acaba ben böyle bir sözü söylemeyi hakedecek konumdamıydım, yoksa duyduklarımı bir teyp gibi kaydedip yaşamına uygulamadan başkalarına aktarmaya çalışan bir bir taklitçimiydim. Ben kendi kendime bu hesaplaşmaları yaparken; o güne kadar hiç görmediğim birisi motorunu doğrudan doğruya barın önüne parkedip, içeri girdi ve sert bir ifadeyle; ''Bana bir bira ver'' diye seslendi. Tavırlarında bir gariplik hissetmiştim ama sesimi çıkarmadan birasını doldurdum ve başka bişey isteyip istemediğini sorduktan sonra gidip yerime oturdum, içeceğimi yudumlamaya devam ettim. Bu arada o da cep telefonuyla birilerini daha oraya davet etmeye başlamıştı. Bir an bar sahibi bayan arkadaşı ve eşini oturdukları üst kattan çağırıp çağırmama konusunda kısa bir tereddüt yaşadım ama, gelen kişini tavırları ve de arkadaşın asabiyetini düşününce anında vazgeçtim, beklemeye karar verdim. Çok geçmeden bir arabayla bir bayan ve bir erkek daha gelip o kişinin masasına oturdular hemen ardından iki kişi daha geldi. Aralarında yüksek sesle konuştuklarından istemeden kulak misafiri oldum onlara;'' kimmiş görelim bakalım!!! Nasıl olurda adamın parasını vermezlermiş biz almasını biliriz!!!'' gibi ifadelerle konuşuyorlar bir yandan da kabadayı tavırlar sergiliyorlardı. '' şşşşşşşşt birader bu org u senmi çalıyorsun; çal bakalım da biraz eğlenelim'' benzeri sataşmalarla da ortalığı karıştırmak için bahane arıyorlardı. Ben se gayet sakin bir şekilde; ''soğuk algınlığı yaşadığımı geldikleri başka bir akşam seve seve onları eğlendireceğimi '' söyledim. Bütün sataşmalarına rağmen benden bir tepki göremeyince aralarından birisi;''kardeş iki dakika gelip otururmusun senin le konuşacaklarımız var'' dedi. Masalarına oturduğum da oraya tuvaletin fayanslarını yapan arkadaşlarının parası verilmediği için orayı dağıtmaya geldiklerini barın sahibini görmek istediklerini söylediler. Bense onların orada olmadıklarını, konuyu bildiğimi ama vermemek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sadece o dönemde biraz sıkışık durumda olduklarını, en kısa zamanda ödeyeceklerin den emin olduğumu ve zaten çok önemli bir miktar olmadığını anlatmaya çalıştım.
Benim sakin tavırlarım onları da biraz yumuşatmıştı ve aralarından birisine; ''Git bak bakalım bizim adamaın yaptığı işçiliğin bedeli ne kadar eder?'' dedi. Motoruyla ilk gelen kişi. Geri döndüğümüzde anladım ki işi yapan kişi onlara 40 lira olan alacağını 500 lira olarak abartarak anlatmış onlarda alacağı tahsil etmeye, alamazlarsa da oranın altını üstüne getirmeye gelmişler. Fakat benim tahriklere kapılmamam ve yanlarında getirdikleri ustanın yapılan işin ancak 40 lira edecegini söylemesi sonucunda ortalık yatıştı ve bende onları şarkı söylemeden, org la bir müddet eğlendirdikten sonra oradan sakince ayrılıp gittiler. Üstelik 40 lira tutan hesaplarının karşılığında 40 lira da bahşiş bırakarak.
Ertesi sabah bar sahibi arkadaşa anlattığım da; '' nasıl dağıtırlarmış? bizi niye çağırmadın? ben onlara sorardım!!!'' (demiştim ya kendisi biraz asabi bir kişiydi ) bir tavır sergiledi. Ve ben ancak o zaman farkına verdim ki akşam yaşanan olay benim yazdıklarımı yaşantıma uygulayıp uygulamayacağıma dair yaşadığım bir SINAVdı
En Yüksek Mertebe'' İNSAN'' olmak
11 Mayıs 2008 Pazar 13:25
''İnsan arıyorum'' DİYOJEN
''Hepimiz İnsan değilmiyiz ?'' diye sorduğunuzu duyuyorum; ama ne yazık ki değiliz. Hepimizin insan olmaktan önce daha başka vasıflarımız var.
Kimimiz anneyiz, kimimiz baba ve sahip olduğumuzu sandığımız çocuklarımız var. Ama onlar bizim mi acaba ? Ya da bizler sadece bir araçmıyız onların yaşam serüvenin de. Kimimiz zenginiz bir üst tabakaya mensup dünyanın nimetlerinden en güzel şekilde yararlanmaktayız. Para, toprak, ev, araba sahibiyiz. Ama onlar da bizim mi acaba ? Sahip olduğumuzu sandığımız toprak mı bizim, yoksa biz mi toprağın malıyız ? Daha kimbilir ne vasıflarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan !
* Cinsiyetimiz mi ?
* Tuttuğumuz takım mı ?
* Hangi siyasi parti sempatizanı olduğumuz mu ?
* Bitirdiğimiz okul ya da kariyerimiz mi ?
* Sahip olduğumuz askeri rütbe mi ?
* Hangi tarikata veya dine mensup olduğumuz mu ?
* Ya da milliyetimiz mi ?
Hangisi insan olmamızdan daha önemli ?
Kavgalarımızın nedenlerini bir düşünelim bakalım. Bir takım taraftarının, diğer bir takım taraftarına öldüresiye düşman olmasının ardında yatan sebep nedir? Roma dönemindeki gladyatör savaşlarına benzemiyor mu bugünki maçlar sizce ? Yenilen gladyatörün öldürülmesi için baş parmağını aşagıya çeviren imparatorlara mı benziyor acaba taraftarımız ?
Hiç kendimize sorduk mu acaba ? daha kimbilir başka ne saplantılarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan ve kendimizi diğerlerinden üstün görmemizi sağlayan. ( diğerleri dediklerimiz kimdir? )
Bütün dinler ve bütün tarikatlarda insanı insan yapmanın kuralı ''BEN'' kimliginden ''BENİM'' sahiplenmesinden kişiyi kurtarmaktır . Ama ne yazık ki bir çok tarikatta; Hatta ne yazık ki neredeyse bütün dinlerde bu bir üst kimlik haline dönüşmüş; ''BİZ'' kimliği ve ''BİZİM'' sahiplenmesi olarak pekte farklı olmayan bir biçimde yeniden ortaya çıkmıştır. ''En iyisi bizim tarikat''; ''En yüce din bizim ki''; ''Cennete gidişin yolu sadece bizdedir''; ''Benim takımım seninkinden üstün''; SEN ; BEN -SİZ ; BİZ bir kavgadır gidiyor neden se. Neyin kavgasını yaptığımızı bir düşünsek herşey güzel olacak ama ''BEN''müsaade etmiyor ya da ''BİZ''
Tasavvuf aslında çözümü bulmuştur.''ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ !!! '','' KİM OLURSAN OL YİNE GEL'',''GÖRELİM MEVLAM NEYLER NEYLER SE GÜZEL EYLER'' diyen tasavvuf ehli yargısız; herkesi, herşeyi hoşgörü ile karşılamanın yani İNSAN olmanın yolunu kısacık cümlelerle anlatıvermişler.
HEPİMİZE NASİP OLSUN İNŞAALLAH
UZAY ÖTESİ VARLIK
05 Mayıs 2008 Pazartesi 07:17
Sizin dünya dediğiniz gezegen aslında benim bedenimdeki milyonlarca atomun elektronlarından birisi. Güneş sisteminiz ise bir atom ve de elektronlardan oluşuyor. Galaksiniz bedenimdeki bir maddeyi oluşturan milyonlarca atom ve elektronlardan bir kısmı sadece. Daha da ileri gidersek bedenimde daha pek çok madde var ve bunlarda bir sürü atom ve elektronlardan oluşuyor. Bu farklı maddeler birleşip benim organlarımı oluşturmaktalar. O organlar sa benim yaşam kaynağım. Bense aynı özelliğe sahip birçok varlıktan sadece birisiyim.
Sizler benim bedenimdeki bir hücre üzerindeki bir atomun elektronlarından birisinde yaratılışınız gereği hayatta kalma çabasıyla üzerinde yaşamakta olduğunuz gezegeni yani benim bir zerremi tüketmekle meşgulsünüz. Sizi suçlamıyorum yaşamak tabiiki sizin de hakkınız ve yaratılış amacınız bu. Az bir zaman önce doktorum yaptığı incelemeler sonrasında kısa bir süre sonra bulunduğunuz ortamı yokedeğinizi söyledi. Sürekli hızlı bir şekilde çoğaldığınızı ve bu çoğalmanızın yaşadığınız ortamdaki kaynakların yetmemesine neden olduğunu diğer hücrelerime atlamak için araştırmalar yaptığınızı ve mümkün olduğu anda bunu tereddütsüz yapacağınızı söylüyor.
Daha önceleri bedenim kendi savunma sistemi ile sizleri uyarmaya çalıştı ki bu sizin Tufan; doğal felaketler gibi adlandırdığınız olaylardı. Birde doktorum sizlerden iyi huylu bazılarınızı zaman zaman sizin aşı diye adlandırdığınız olayın benzeri bir şekilde aranıza geri göndererek sizleri gene uyarmaya çalıştı bazılarınız onlara uydunuz ama bu da kısa sürdü. Bedenimin o kısmının kanser riski taşıdığını söyleyen doktorum oranın kesilip bedenimden ayrılmazsa sonıunda bütün vücudumu sarıp benim ölümüme neden olacağını söylemesine rağmen daha karar vermiş değilim. Birçok umutsuz kanser hastasının sevgi ile bu amansız hastalığı yendiğini ama ölüm denen kavramın da mutlaka bir nedenle oluşacağını bildiğimden
sizi de seviyorum ama sizin adınıza üzülüyorum çünkü ben öldüğümde siz de yaşama hakkınızı yitireceksiniz.
TERK ET GÖNÜL
05 Mayıs 2008 Pazartesi 11:01
Terk et gönül bu dünyayı
Mal, mülk, para düşmanın
Aşk ı bulmadıysan eğer
Kıymeti yok esma'nın
Terk et gönül bu dünyayı
Arzu, şehvet her yanın
Dost elinden tutmamışsın
Boşa geçmiş zamanın
Terk et gönül bu dünyayı
Unut canın, cananın
Yıkmadıysan nefsini sen
Şeytan bile hayranın
Terk et gönül bu dünyayı
Korku, gaflet sultanın
Kendi kendini bilmezsen
Boşa gider figanın
Terk et gönül bu dünyayı
Sevgi senin mekanın
Varlığın da, Yokluğun da
Emriyle la-mekanın
GÖRMEDİM
05 Mayıs 2008 Pazartesi 09:32
Denmiştir ki bütün alem zikreyler
Zikretmeyen birtek varlık görmedim
Varlığını, görür görmez zikreyler
Yokluğunu bilen, duyan görmedim
Yok diyerek dili ile söylerler
Kendisine yok diyeni görmedim
Olur olmaz başkasını suçlarlar
Kendisini suçlayanı görmedim
Ömür boyu arkasından koşarlar
Malı mülkü götüreni görmedim
Aklı sıra ölümden de kaçarlar
Azrailden kurtulanı görmedim
Bekir Kamil Aşık oldu hep söyler
Aşk tan güzel ben bir zikir görmedim
Gönlü bilir,dili söyler, zikreyler
Gerçeklerde yalan riya görmedim
YENİDEN YOKLUK VE VARLIK
05 Mayıs 2008 Pazartesi 10:56
YOKluğumdan VARettim sizi
VARlığımda YOK olasınız diye!
YOKluğumda VAR oldunuz
VARlığımda ise YOK olacaksınız!
İmza: AŞK
SEN VE BEN 2
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:45
Ben, ben olmak istemiyorum artık.
Ben, sende yok olmayı istiyorum.
Sen bende var olmayı istiyorsan;
İstediğin senin olsun,Ben YOK um!
SEN VE BEN 1
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:41
Çok zor beni anlamak
Çünkü Sen, Ben sin.
Seni gördüğümde,
Hala kendimi tanımadığımı anlıyorum
GELDİM GÖRDÜM YENİLDİM
05 Mayıs 2008 Pazartesi 08:02
GELDİM,Çünki AŞK'ı aramaktı amacım.Elimde 1 adres vardı bilmediğim sadece 1
İlk gördüğüm 1 annem oldu gözlerimi açtığımda, ama sonra farkına vardım ki 1 de ben varım. 1 babam, 1 ağabeyim, 1 ablam ! 1 ler çoğalmışlardı 1 olmaktan çıktılar,ama hepsi 1 diler ''PANİKLEDİM''
1 arkadaşım oldu sonra 1 daha 1 daha ve 1çok. Kafam nasıl karışmasındı ki ? Benim aradığım 1 hangisiydi ya da aradığım 1 neydi, neredeydi ?
1 öğretmenim oldu sonra 1 başka ve 1 daha ve 1 çok kere ve yine 1çok oldu şaşırdım. 1 inci öğretmenim sayıları öğretirken 1 den başlamıştı ve ben de 1 in başlangıç olduğunu düşünmüştüm ama o kadar çok 1 vardı ki hangisi başlangıçtı anlıyamıyordum.
1 zaman sonra 1 kız arkadaşım oldu. 1likteyken ya da uzaktayken bile 1-1imizi sevdiğimizi biliyorduk. 1 zaman sonra 1likte olduk ama sonra farkına vardım ki 1 ''O'' vardı, 1 de ''BEN'' oysa verilen adres sadece 1 di.GÖRDÜM ki 1, 1 daha asla 1 olmuyordu, adres yanlıştı.
Derken 1 eşim oldu 1likteliğimizden 1 çocuğumuz 1 zaman sonra 1 daha ama yine 1 ''BEN'' ve 1 ''O'' vardı. Biz olmuştuk ama 1 olamamıştık. Elimdeki adres mi yanlış diye düşündüm 1an 1 daha denemeliydim! 1 daha! ama her 1 dahada 1 çoğalıyordu. 1 daha, 1 daha, 1 daha DERKEN! Farkına vardım ki; 1 daha olmamalı. Anladımki dahalar beni adresten uzaklaştırıyor. Çünki adres doğru ben yanlışım. 1+1 asla 1 olmaz 1 in 1 olması için dahaların 0 olması gerekir. 1+o=1
1 ben 0 olsam 1şey farketmez tüm 1 ler 0 olmalı ki (TEK1 kalıncaya dek) AŞK olsun
O zaman anladım ki Adres doğru ben yanlış yerdeyim
YENİLDİM
Aşkın yeri asla Dünya değil ''O''nu aramak için yola çıktığım yer ve ben yine ''O'' na döneceğim
DERYALAR - Türküler ve Öyküleri
20 Mayıs 2008 Salı 19:35
DERYALAR
Arif_senturk_-_Der...
Yusuf ile Feride birbirlerini çok severler ancak aileleri bir türlü evlenmelerine razı gelmez. Yusuf bir gün kafasında bir plan yapar Arda Nehrini sevdiğiyle geçerek izlerini kaybettirip yeni bir hayat kurmayı düşler.
Bu durumu ferideye anlatır. Feride Arda ' ya bizim kayıklar dayanmaz gitmeyelim der ama nafiledir. Feride Yusuf un ısrarlarına dayanamaz ve Ardayı aşmayı kabul eder. Ancak şans yüzlerine gülmez ve daldalar kayığı devirir. Yusuf ta boğularak ölür. feride bir şekilde kurtulmayı başarır ancak Yusufun ölümü O' nu çok yaralar ve bu türküyü söyleyerek ağıt yakar...
Kırcaliyle Arda Arası
Saat Sekiz Sırası(Yusuf Um Saat Sekiz Sırası)
Ardalılar Ağlıyor (Yusufum)
Yoktur Çaresi
Aman Bre Deryalar Kanlıca Deryalar
Biz Nişanlıyız
İkimizde Bir Boydayız
Biz Delikanlıyız
Çıkar Aba Poturunu
Dalgalar Artacak
Demedim Mi Ben Sana Yusufum
Kayığımız Batacak
Kırcaliyle Arda Boylarında
Kimler Gidecek
Civanda Yusufumun Garip Annesine
Kimler Haber Verecek
ZAHİDE-Türküler ve Öyküleri
20 Mayıs 2008 Salı 19:36
ZAHİDE
Neşet ERTAŞ - ZAHiDEM
Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.
Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.
20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)
Zahide Kurbanım n'olacak Halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden haber sorarım
Zahidem bu hafta oluyor gelin
Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem'den güzeli
Ay ile doğar da gün ile aşar,
Zahide’mi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi.
Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
Baban anlamadı bizim bu haldan
Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
Derdin beni del’ediyor Zahide’m.
Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
Aslını sorarsan esalet yerden
Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.
Gurbet ellerinde esinim esir
Zahide’m kurbanım hep bende kusur
Eğer baban seni bana verirse
Nemize yetmiyor el kadar hasır.
Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
Zahide’m kurbanım hallarım yaman
Yapamadım şu babayın gönlünü
Fakir diye bana vermedi baban.
Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adımı namımı soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.
Arapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir. Bu şiirin üç kıtasını H. Vahit
Bulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir.(2) Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştir.
Bu nasıl sevdaymış geldi başıma
Felek ağu kattı tatlı aşıma
Sevda çekenlere zor gelir gurbet
Gece gündüz elim kalkmaz işime.
Aşağıda sap kağnısı geliyo
Derdin beni elik elik eliyo
Kurbanlar olayım gara Mustafam
Babam beni yad ellere veriyo.
Arapoğlu derler gayeten atik
Gözleri kara da, kaşları çatık
Git nazlı y de bir haber getir
Bastığın yerlere kurbanım Fatik.
Ağlayarak yayığımı yayarım
Yarim gitti günlerini sayarım
Çıksa Büyüköz’e mendil sallasa
Islık çalsa ıslığını duyarım.
Coşkuna da deli gönül coşkuna
Aşkından Zahide döndü şaşkına
Sensiz edemiyom nazlı civanım
N’olur bir yol görün Allah aşkına.
KAYNAK
- Doğuş Gazetesi, Sayı, 8,9-18 Ekim 1973.
- H. Vahit Bulut, Kırşehir Halk Ozanları, Filiz Yay. 1983, S. 109.
Kaynak:
Öyküleriyle Kırşehir Tütküleri, Destanları, Ağıtları (sayfa: 206,207,208)
Baki Yaşa Altınok
Oba Kitabevi
Ankara, Mayıs 2003


türkçe, Fotoğraf, Kişisel, Duygusal, sanat, resim, hayat, moda, yangın, yaşam, yemek, güzellik, Kadın, Yorum, müzik, koç, şiir, pasta, çevre, Suriye, facebook, sağlık, oyuncak, art, Düşünce, Araç, Ağlı, mp3, sosyal, felsefe, sevgi, anne, İstanbul, parti, dünya, pazar, cep telefonu, milliyet, bomba, mail, yağ, süt, çeviri, doktorlar, köy, sokak, inceleme, ilan, motor, hediye, kıyafet, giyim, gazete, tasavvuf, rüya, osmanlı, meslek, Duygu, foto, masal, kurban, melek, gezegen, yıldız, peygamber, Rengarenk, ALLAH, söz, melekler, ayet, manevi, sonsuz, uyku, sabah, klasik, doğum, geçmiş zaman, öğrenmek, sevmek, Deliler, kahraman, misafir, karma, duygular, hissetmek, kalbim, Beni Al, gurbet, dostum, gemi, Gönül, gökyüzü, gözlerin, yaprak, tanrı, sevdiğimi, zindan, depresif, ırak,

Onu her davette her kapakta görmeye başladık.

Gossip Girl Yıldızı Jessica Szohr!
21 Ocak 2009 Çarşamba 12:07
Gossip Girl'ün Vanessası Jessica Szohr!
Hem yeteneği hemde güzel stiliyle beğeni toplayanlardan.
Jessica genelde topuklulardan ve skinny pantolonlardan vazgeçemeyenlerden.
Pantolonla topukluların ne kadar şık durduğunu yukardaki resimde
iyice görüyoruz.
23 yaşındaki yıldız bence tam yaşında giyiniyor.
Genelde makyajsız geziyor.
Kameralara kocaman gülümsemesiyle pozlar veriyor.
Bilekliklerine,şapkasına ve ayakkabılarına Bayıldım!
Jessica aynı zamanda dansçı ve yardımsever.
Özel bir gecede bağış toplamak için dans etmiş.
Ve o parayıda okul yaptırılması için bağışlamış!
Ve gossip girl yıldızlarının Jessica İçin düşünceleri;
''Güzel gözler.''-Penn Badgley''
Güzel bir cilt,güzel dudaklar,güzel gözler ve muhteşem bir kalp.''-Leighton Meester
''Çarpıcı...Muhteşem bir gülümsemesi var ve içi de dışı gibi çok tatlı.''-Chase Crawford
Modacı Hanımlar Jessicanın Stilini sizde benim gibi beğendiniz Mi???
Yaz Gelsin...
20 Ocak 2009 Salı 19:07
Yazı özledim .
Kot eteklerimi,yırtık kaprilerimi,mini şortlarımı,rengarenk babetlerimi..
Tabi aynı zamanda açık topluklu ayakkabıları.
Vazgeçilmeyen şortlar ve eteklerle ilgili resimler koyuyorum bugün.
Miu miu çantayı bende istiyorum!!
Babetin tatlılığına bakın ya rengine vurulmamak imkansız!
Sizcede şeker değil mi?
Sizde benim gibi yazı özleyenlerden misiniz yoksa
kış hiç bitmesin diyenlerden mi??
Kateler Kapaklarda!
20 Ocak 2009 Salı 17:18
Kate Winslet!
Onu her davette her kapakta görmeye başladık.
Duruldu birara yoktu ama şimdi yeniden çıktı karşımıza.
Onu ölümsüzleştiren Titanic filminin güzel oyuncusu
ilerleyen yaşında sanki daha da güzelleşti.
Fotoğraflardaki duruşu,bakışı,giyim tarzı ve saç rengi
herşeyi çok güzel!
Kate Beckinsale!
Onu ilk click filminde görmüştüm.
Minicik şortu vardı ve bacakları kusursuzdu.
Onu bir çok filmde görüyoruz aslında.
Underworld,Click,Pearl Harbor,Van Helsing...
Güzel yüzüyle bir çok kapağı süslüyor.
Verdiği pozlar,giydiği kıyafetleri taşıması çok güzel.
Kate'in özellikle canlı saçlarına bayılıyorum!
Bride Wars!Kate Hudson Ve Anne Hathaway
19 Ocak 2009 Pazartesi 16:56
Bride Wars filminde rol arkadaşı olan
şimdilerin ayrılmaz ikizleri:)
Kate Ve Anne yi filmlerini tanıtımı için hep beraber görüyoruz.
Kate'in giysileri çok hoşuma gidiyor.
Özellikle giydiği etekler çok şık.
Anne içinse aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
O kadar zayıfladı ki iri olan gözleri sanki dahada irileşti.
Kate giyimi ve görünüşüyle Anneyi baya geçiyor benim gözümde.
Alttaki resimde ikiside etek giymiş ama Kate'in albenisi ve gülümseyişindeki sıcaklık
yine gözdem oldu.
Beraber spor yapıyorlar Kate'in ne kadar muzur olduğunu
resimlerden bile anlıyoruz.
79 doğumlu ve bir erkek çocuk annesi ayrıca!
Film iki yakın arkadaşın bir yanlışlık sebebiyle aynı yerde ve tarihte olan düğünleri için savaşını anlatıyor:)
Jojikten Armağan Bride Wars'ın Fragmanı:
2009 Modası Helen Rüzgarı!
19 Ocak 2009 Pazartesi 15:36
2009 trendlerine kaldığım yerden devam ediyorum
2009 sonbahar trendinde Truvalı Helen gibi olucaz.
Onlarda bu trende zaten Goddess demişler.
Dökümlü kollar, beyaz veya kırık beyaz uzun,
Göğüs kısmı dar sonra bollaşan elbiseler..
Ben bu Helen işini sevdim açıkçası.
Elbiseler çok şık duruyor.
Geçen yaz bizdede bir patlama olmuştu hatırlarsanız.
davet, düğün vs tanrıça gibi dolanır olmuştuk.
Beyaz altın sarısı iplerle şıklandırılmış bol elbiseler.
Herkes giymişti ama ben çoğu kişiye yakıştığını söylemem gördüklerim adına.
Genelde parlak kumaşlara ağırlık verilmiş.
Aşağıdaki tek kollu elbise Angelina jolie'nin giydiği max Azria elbisesi.
Bakmak isterseniz TıK TıK!
Modacı Hanımlar Helen Modası Hakkında Siz Ne Düşünüyorsunuz?
2009 Modası Parlayacağız!
17 Ocak 2009 Cumartesi 16:58
2009 modası parlak kumaşlar
elbiseler,ceketler,pantolon(tulumlar) herşey parlak renkte
Parlak altın rengini heryerde görebiliriz.
D&G ,Versace,Chloe vs
diğerlerinin ismini yazıp israil'e para kazandırmak istemiyorum!
2009 koleksiyonlarında yer vermişler.
Normal hayatta sadece parlak renkte çanta takabilirim.
Altın rengi tulum giyip dışarıda gezmeyi kendi adıma göze alamam:)
ama onun dışında şık bir gece için seçebileceğim
Altın rengi mini bir elbise, etek,bluz olabilir.
Modacı hanımlar siz ne dersiniz??
Resimlerde artık bazı markaları yazmayacağım amaç model görmek olucaz.
Neden:Boykot!
Ev Dekorasyonu:Oturma Odası
17 Ocak 2009 Cumartesi 12:33
Bugün ev dekorasyonu bölümünde
beğendiğim oturma odalarını size göstermek istedim.
Genelde pembe ve beyazın ağırlıklı olduğu oturma gruplarını çok seviyorum
hem insanın içini açıyor hemde beğeni topluyor.
Aynı zamanda vazgeçemediğim sizinde bence vazgeçmeyeceğiniz
çiçek aksesuarları bulunsun.
Koyduğum her odada ayrıntı olarak çiçekleri görebilirsiniz.
Beyoz,mor,pembe,lila,açık yeşil uyumunu çok beğeniyorum.
Not:resimlerin üstlerine tıklayarak daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz.
İtü Sözlükte Miranda Kerr:)
16 Ocak 2009 Cuma 22:41
Gülme zamanı..Victoria secrettan giren bir okuyucum beni nasıl olduda google da buldu diyerek başladım.Amacımdan caydım ve itü sözlükte victoria secret mankeni Miranda Kerr için yazılmış yazıya denk geldim.Arkadaşımı burdan beni güldürdüğü için kutluyorum:)
20 nisan 1983 sidney / avustralya doğumlu hayatımın aşkı, eee pardon victoria's secret meleği...bugüne kadar birçok ünlü marka için modellik yapmasının yanı sıra, 2006 yılından itibaren de victoria's secret fashion show'da görev yapmaktadır kendisi...
yazarın notu: (izninizle, girinin bundan sonraki kısmında uzun zamandır kullanmadığım saçmalama hakkımı biraz kullanmak istiyorum...)
ben miranda'yı galiba yaklaşık iki yıldan beri takip ediyorum...hayır, evini falan gözetlemiyorum tabi ki, internet sitelerinden falan işte (imkanım olsa onu da yapardım ama*)...biliyorum şu anda aklına geleni...evet, victoria's secret olayına girince iş seksileşiyor, miranda'nın da seksi pozları var tabi ama bu kızda beni kendisini takip ettiren şey, seksiliği, çıplaklığı falan değil...bu kızın mükemmel bir yüzü, bu yetmezmiş gibi bir de harika ve tatlılık ötesi bir gülüşü var...hele o okyanus mavisi gözlere ne demeli...bitiyorum...(ulan gerçekten de aşık olmuşum galiba*) bunun yanında birçok ünlü mankende rastlanan o burnu büyüklük havası da yok bu kızda...çok ama çok sempatik...yani hani geleceğini bilsem, şu an bir dakika durmam, atlarım uçağa, gider bulurum, tutarım kolundan getiririm, evinin kadını yaparım yeminle...ya da getirmem lan, ne getiricem buraya, orda yaşarız işte dertsiz tasasız...en olmadı avustralya'da...ama çekip çıkarırım onu içinde bulunduğu o pis dünyadan(?)...elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam...çoluk çocuk, mutlu mesut yaşarız be...benden birkaç yaş büyük ama olsun o kadar canım...
ayrıca o orlando bloom da akıllı olsun, akıllı*..eskiden severdim de bu herifi...yüzüklerin efendisi zamanlarında...ne körmüşüm*...ama ne zaman miranda'yla beraber olduğunu öğrendim, legolas falan demeden nefret etmeye başladım şerefsizden...o günden beridir de hiçbir filmini izlemem, izlettirmem o kadar...
oh be saçmaladım, içimi döktüm, rahatladım...gece gece saçmalamak da bayağı güzel oluyormuş...ama malesef artık normale dönmenin zamanı geldi...ben yine miranda'yı rüyamda görmeye devam ediyim, napalım yapacak birşey yok...ah miranda ah...
ulan orlando, gözüm üstünde ona göre*...:)))
Wall Sticker Artık Yastıklarda!
17 Ocak 2009 Cumartesi 17:04
Genelde ev dekorasyonu için kullanılan wallsticker modellerini
Ferm sitesi tık tık! peçetelik,yastık olarakta satın alabiliyoruz.
Ben barkotlu ve fashion diye adlandırılmış
insanlı yastığı çok beğendim:)
Siyah-Beyaz değilde daha renkli olabilir aslında.
Beyaz yastık üzerine mor barkot çok tatlı durur.
Fiyatlarına gelince bu şeker şeyler 110$
fiyatı görünce hııh kalsın diyorum!
Modacı hanımlar siz nasıl buldunuz?
Kış Geldi..
16 Ocak 2009 Cuma 19:25
Kışın gelmesiyle berelere kavuşuyoruz.Rengarenk aksesuarlar hem giysileri canlandırıyor.
Hemde o pofidikliğiyle bizi soğuktan koruyor.
Şimdiye kadar Fransız stilinde yandan bereler çok modaydı.
Ama artık yerini arkaları bollaşan bereler çok moda.
Yazın getirdiği şal modasını berelere taşıyoruz.
Kısa kollularla bile bere ve atkı çok şık görüntü yaratabiliyor.
Özellikle ugglarla çok hoş durucaktır.Bende hala ugg hastalığı var:)
resimleri büyütüp bere modellerine daha iyi bakabilirsiniz.
Krem bere Topshop koleksiyonundan fiyatı 8$
kırmızı ise Claire's 12$
işte benim bu sene favorim çok şık duruyor.
aynı zamanda ünlülerinde vazgeçilmezi oldu.
Topshop a uğramadan olmaz artık.
Bu iki Üründe Aerie den.24-35$ fiyatları.
Benim olun benim olun!
2009 Modasında İn-Out!
15 Ocak 2009 Perşembe 22:25
Artık etekler kabarık,pileli gezmek yok.
Vücuda daha düzgün oturan pilesiz etekler daha sade olan elbiseler moda olucak.
Göğüs kısımlarında ise sweetheart modası vazgeçilmiyor.
Out:Luella a/w 08; İn; Stella McCartney s/s 09
düşüncemi söylemek gerekirse yeni sezon Mccartney mini elbisesini daha çok beğendim.
Aşırı pileliye kaçan elbiseler hiç bana göre olmadı.
Dar kalıplar gösterişsiz ama sadeliğiyle ayrı bir şık olan elbiseler benim favorim.
Düşük omuzlar,bir beden büyük duran salaş montlar,kabanlar
artık gözde değil.
2009 modası hem LV hemde Balmain'in gözdesi
Balmain ceketindeki gibi askeri kanatlı olanlar.
Out;Burberry a/w 08 İn; Balmain, s/s 09
Balmain takip beni..Ceketin benzerinden bende bulunmaktadır:)
Artık ekoselere veda ediyoruz.
2009 sezonunda ekose ürünler kalkmış bulunmakta.
Aslında elbiselerden çok benim gömlekler çok hoşuma gidiyordu.
Ama püskülde olduğu gibi ekosede çok abartı modellerde kendini gösterdi.
Modacı kızım valla sezebiliyorum:)
Lanvin koleksiyonundaki gibi parlayan renkler bu sene çok moda.
Lanvin Koleksiyonuna bir tıkla bakabilirsiniz.
Ordaki pembeye vurulmuştum..
Out;D&G a/w 08 İn; Lanvin, s/s 09
Takılarda ise uzun zincirlerle süslenmiş kolye uçları bu sezon yok.
Yerine ise artık kocaman(gerçekten tabir bu) kolyeler süslüyor.
Givenchy ürünlerinde ise sıklıkla rastladık.
Kısa zincirli gösterişli takılar 2009 modası.
Uzun zincirler aslında çok düz olan giysiyi birden canlandırıyordu.
Bu kocaman diye tabir edebileceğimiz kolyeleri nasıl takıcam, takar mıyım bilmiyorum.
Out;Just Cavalli a/w 08 İn; Dries Van Noten s/s 09
Yazın eminim maksi elbiselerle beraber sizde benim gibi
kalın bileziklerden almışsınızdır.Yazın çok güzel gidiyordu canlı renkleri.
Şimdiki moda ise Kate Holmes'in Türk bit pazarından aldığı gibi büyük küpeler moda.
2009 aksesuarlarında büyük kolye uçları ve küpeler moda.
Out; YSL a/w 08 İn;Lanvin s/s 09.Guccinin zımbalı botlarına bayılmıştım.
Birçok ünlüde benimle aynı fikirdeydi galiba çıkartmıyorlardı.
2009 modası ise bolca göreceğimiz fermuarlar.
Elbiselerde başlayan fermuar modası ayakkabılarada sıçramış durumda.
Aslında ben fermuarlı ayakkabayı alabilirim yani hiç sorun değil.
Bayıldım mı ne:)
out;John Galliano a/w 08 İn; Emma Cook s/s 09
Victoria Beckham Armani Ve Kate Holmes Miu Miu Koleksiyonunda
16 Ocak 2009 Cuma 14:17
Victoria Beckham Armaninin iç giyim reklamlarında.
Karı koca ikiside model olarak reklamları süslüyor.
Victoria Beckham'ın tanıtım için çok para aldığını duydum.
Aslında bu şaşılcak şeyde değil.
Topuklu ayakkabılardan vazgeçmemesi her zaman feminen bir hava estirmesi
yine armani reklamlarındada kokuyor.
Kısa saçları koyu makyajıyla çok farklı geldi bana.
Gözümden kaçmayan ilk fotoğraftaki kalçaları normalde o kadar biçimli durmuyordu
ama maşallahı varmış yani:))
Eski yakın arkadaş şimdi pek görüşmeyen yanyana olsalar bile
suratlarına bakmadıkları Victoria-Kate ikilisi reklamlarda kapışıyor.
Kate ise miu miu nun modelliğinde.
Onunda kısa saçları ve koyu göz makyajıyla görüyoruz.
İkili birbirine benzer gözükmüş.
ikiside 2009 koleksiyonları için anlamışlar.
Devam edecek olan resimleri merakla bekliyorum.
Size sormak istiyorum yorumlarınız benim için değerli
Sizce hangisi daha güzel çıkmış:)
Victoria Secret..
15 Ocak 2009 Perşembe 13:55
Yeni melek Doutzen Kroes victoria'nın yine kataloglarını süslüyor.
Yeni vintage koleksiyonun kapaklarını görüyoruz.
Victoria Secret'ı çok beğeniyorum.
Özellikle iç çamaşırları ki zaafım olur:)
bayılmamak elde değil.
Cicili bicili isterseniz çok kadınsı modelleride bulunmakta.
Muhteşem gösterileriyle süslü tanıtımlarını ise herkes beklemekte.
Erkeklerin kızlara Kadınların ise iç çamaşırlarına vurulduğu tanıtımlar:)
Miami Tanıtımını görmek istiyorsanız bakabilirsiniz.
Victoria secret modellerine bakmak sadece iççamaşırla sınırlı kalmak istemiyorum derseniz.
Victoria Secret sitesi bir tık ötenizde:)
Fergie & Josh
14 Ocak 2009 Çarşamba 22:14
Evlencek evlencek dedik en sonunda evliyorlar.
Fergie ve Josh!
Fergie'nin gelinlik modelini beğendim.
arkasındaki güller çok güzel canlandırmış bence.
göğüs kısmının nasıl olduğunu göremedim resimleri yoktu.
bende üstüme oturan ama kalçadan sonra
daha da genişleyen model istiyorum:)
ilerde size gelinlik modellerinden gösteririm böylece fikrimiz olur.
Bunlarda gelin ve damadımızın düğün davetiyesi
çok sade ve şık olmuş bence abartısız modelleri çok beğeniyorum.
Fergie ilk parladığı zamanlar evet iyi hoştu.
ama zamanla yaşlandı
yaşlılık yüzüne ve vücudunada yansıdı.
Josh sen nasıl fergiyle evleniyorsun ya??!
resimler{justjared}
Olga'nın Giysileri!
14 Ocak 2009 Çarşamba 19:12
Olga yeni bond kızı biliyorsunuz.
Bir dergiye vermiş olduğu pozları buldum.
Ben pozlardan çok giysilerine bayıldım
Özellikle üstteki elbise çok hoşuma gitti.
Bu sene dantel rüyasına kapılmamak içten değil...
Alttaki gömleği istiyorum fırfırlı olmasıda çok hoş
Özellikle rengine bayıldım.
Biraz daha kısası belki çok daha kullanışlı olabilir.
Sizin yorumlarınız neler?Hadi modacı bayanlar:)
Gözler koyu dudaklar krem mat makyaj çok hoşuma gidiyor.
Kapaklarda Neler Var?
14 Ocak 2009 Çarşamba 13:27
Karşınızda Bridget Jones
Bu kadına bayılıyorum
dudaklarını büzdürüp gülümsemesi çok hoşuma gidiyor.
Reneé olarak tanımıyorum adı benim için Bridget
Resimlerde çok güzel ve canlı çıkmış.
Kısa saç ise çok yakışmış valla.
Normalde sarışınları pek beğenmem ama Bridget'im Güzel:)
Ya sizin için?
Blake..
Şahsen ben tanıyamadım.
Gossip Girl Kızını siz tanıyabildiniz mi?
Not:blogda sorun var galiba.resim yükleyemiyor konu koyamıyorum.
Bundan sonra Olga'nın bir magazin dergisine vermiş olduğu pozlar var.
Ama pozlar değil elbiselere bayıldım.
Jojee' nin Bu hafta Bayıldıkları:)
11 Ocak 2009 Pazar 18:34
ilk ikisi dekorasyon bölümünde olan bayılma durumları
yatak odası dekorasyonuna bayıldım
bakınca sanki padişah odası gibi geldi ilk baştan:)
yastıklar beyaz oda bütünü giyinme yeri
ve ortada olan o kocaman şemsiyesiyle çok güzel olmuş
alttaki ise banyoda yapılan wall stickerlardan
bence çok şeker durmuş:)
banyonuza renk ve mizah katabileceğiniz bir alternatif daha
Bayanların genelinde olduğu gibi bendede ayakkabı hastalığı var.
Diğerini önceden bahsettiğim gibi çanta:)
yazın vazgeçemediğim babetlerime bir yenisi olarak
bu eklense keşke:)
Birde vazgeçemediğim hep üstünde durmak istediğim pumplar
bu da çok tatlı bir pembe ya:)
pembe modasıyla beraber pembe hastalığı başladı galiba
ve son bayıldığım güzellik abidesi
suri:)
bu kız büyüyünce çok fena olucak.
babetlerine mantona bakın nekadar güzel
kate birazda kendini güzel giydirse fena olmucak!
Lanvin Koleksiyonu
11 Ocak 2009 Pazar 14:16
Lanvin 2008-2009 koleksiyonundaki resimler.
Çok canlı,fiyonklu,yine belden kemerli ve bu senenin gözdesi olmaya hazırlanan
ten rengi ayakkabılarıyla Lanvin..
Sade durmasına karşın bir cazibesi var galiba renklerin.
Hoşuma gitti benim alttaki siyah ve pembe(o ne tatlı bir pembe ya) elbiseye
bayıldım.
Hanımlar sizin moda görüşünüzü alalım.
Her kadının içinde modacı biri vardır:)
Boykot!
11 Ocak 2009 Pazar 00:47
Biliyorum ben bir moda blog yazarıyım.
Dünya kan ağlarken çocuklar ölürken bir yerlerde masum canlar ölüyorken
burda çok mutlu havası estiremem.
Biliyorum hepimiz televizyonu açınca bir masum çocuğun yakarışlarını,ailesinden kopuşunu,evini kaybedişini,hayatına gözünü yumuşunu izliyoruz.
Canımız yanıyor çünkü onlar masum sivil halklar.Büyüklerin gücü altında ezilen bir halk.
Yani filistinden söz ediyorum.
Bundan böyle boykota katılanlardan biride ben olucam.
Bir masuma sıkılacak kurşunda evin çatısına düşen bombada benim en ufak katkım olmamalı.
Bigün onlara olanlar bizede olabilir.
Duyarsız kalmayın...
İsrail'in şirketleri.Uzak durucam,durucaz,insanlık için durmalıyız!
Tommy Hilfiger!!! Mc Donald's!!!! Coca-Cola!!! Nestle!!! Nescafé!!!! Fanta,sprite,scheppes!!!
Lipton!!! Pizza Hut!!! Danone!!!! Vakko!!!!!!!!! Hugo Boss!!!! Levi's!!!! Panten!!!
Loréal!!! Carrefour!!!! Kotex!!!! Ariel!!! Knor!!! Ralph Lauren!!!
Maybelline!!! Vichy!!! Lancome!!!! Giorgio Armani!!!! Nesquik!!! Calven Klein!!!
Marlbora!!! Parlament!!! Marks&Spencer!!!! Gap!!! Banana Repuclib!!! Dkny!!!
Bunlar sadece bir kısmı bizim ulaşabileceklerimiz.
Lütfen ama lütfen Duyarlı olalım..!
Grinin Rahatlığı
10 Ocak 2009 Cumartesi 14:36
Haftasonu olunca hep aklıma nedense gri giyinmek gelir:)
sanki haftasonu rengi gibi geliyor bana
çok seviyorum o rengi
bu sene özellikle botlarda gri çok gözde
vanessa hudgens in özellik gri botunu çok beğenmiştim
şimdi size grilerle oluşturulmuş bot çeşitleri
ve giysi modellerini göstericem
dorotgy perkins jean
graham&spencer üst
burberry trench coat
topshop bot
rayban gözlük
claire's yüzük
brownfashion bere
louis vuitton çanta
diesel pantolon
jil sander üst
topshop bot
juanna jumper tunik elbise
sergio rossi bot(mükemmel botları var)
Resimler alıntıdır.
Elbiselerden Kısa Kısa
10 Ocak 2009 Cumartesi 02:44
Angelina Jolie ve Brad Pitt i
ödül töreninde görüyoruz.
Angelina'nın elbisesi Max Azria dan
Angelina'nın hakkını yemek istemiyorum.
Uzun bir aradan sonra onu böyle güzel ve alımlı görüyorum.
At kuyruğu saç çok yakışmış hafif makyajı ise yüzünün güzelliğini çıkartmış resmen.
Jen 'e özür dileyerek güzel hatun ya demek istiyorum.
Amanda Bynes
Genç ve güzel oyunculardan kendisi.
O kadar çok bilindik filmlerde oynamadı.
Bir tek onu Aşk adası vardı galiba kanal d de yayınlanıp duran
ondan hatırlıyorum.
Üstündeki elbise Hervé Léger.
Bayılıyorum Hervé nin elbiselerine.
Bu sene bütün ünlülerde görebileceğiniz
ve kadınsı hatları çok güzel vurguluyor.
Pembesi ise çok hoş duruyor.
Bigün benimde olsun bu elbiseden nolur Allah'ım:(
Kapaklarda Neler Var?
09 Ocak 2009 Cuma 14:14
Eva Mendes birçok erkek ve bayan hayranı bulunmakta
hafif balık etliye kaçıyor galiba Türk hanımlarına benzetesim geliyor:)
Latina dergisinin kapağınada yakışmış adıyla.
Lindsay Lohan İnterview magazin dergisine vermiş olduğu pozlar.
Lindsay'in saçlarına bayılıyorum.
Ne kadar canlı duruyor bi tek bayıldığım noktası o.
Neden lezbiyen olduğu hakkında hala kendi içindede çekişkide
bencede çelişkide olsun!
Sevgiliside bişeye benzemiyor zaten.
Resimlerdeki elbiselerede dokunmadan geçmeyin
LV ve Balmain şaheserleri.
Yes,Goes To:)
08 Ocak 2009 Perşembe 19:09
People's choes red carpet award ödüllerinde en beğendiğim elbise
kesinlikle Olivia Wilde a aitti.
Çok beğendim beyaz uzun fırfırlı boyun kısmı çok hoşuma gitti.
Beğendim iki modelide altta gösterdim size.
Özellikle ilk koyduğum çok hoşuma gidiyor
Yazın onu özel olarak diktirebilirim.
Siz ne dersiniz?
Jessica Albanın Yeni Saçları
08 Ocak 2009 Perşembe 17:17
Jessica Alba yeni bob saçlarıyla çıktı karşımıza.
Nasıl olmuş diye kendime soruyorum
bir güzel geliyor bir çirkin
tam emin olamadım ama bunun yanında çok hoş bir anne
bu senenin en çok kullanılan saç modeli bob.
Bende biraz uzununu kestirmeyi düşünüyorum ama cesaret yok:(
E bayanlar siz Jessica'nın yeni bob saçı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ev Dekorasyonuna Devam:Şeker Banyo
08 Ocak 2009 Perşembe 12:43
Bu banyoya bayıldım.
wall stickerlar banyoda ne kadar güzel durmuş.
sizde banyonuza böyle wall stickerlardan yaptırabilirsiniz.
Modern ve çok şık duruyor
http://jojikmoda.blogspot.com/
Fotoğraf, aile, resim, Spor, Yorum, Kadın, güzellik, Film, hayat, reklam, moda, mizah, yemek, makyaj, alışveriş, fragman, resimler, dekorasyon, Takı, dantel, Düşünce, sağlık, magazin, aşk, sevgi, insan, ünlüler, Takılar, sergi, gezi, koleksiyon, kıyafet, çocuk, tanıtım, giyim, erkek, saç, şapka, Ayakkabı, Banyo, Elbise, dergi, rüya, oyuncu, Güzel, filmler, Rengarenk, aksesuar, pizza, sevgili, çiçekler, aksesuarlar, model, oya, Angelina Jolie, Kekler, Ford, yenilik, bluz, etek, erkekler, renkli, etekler, güzelliğin, Rüzgar, gözler,