kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2009 Cumartesi

Kütüphanmde başucu kitabı

Gerçeği arama yolunda Tolstoy ve pek çok aydın zihinlerini çok yordular. Ararken yoruldular yorgunken öldüler.

Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.

İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil

çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06

BÖLÜNME



“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.

Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18



Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.



Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?



Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)

Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09

BİR KPSS DAHA BİTTİ

30.06.2009

Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.

Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.

Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.

“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.

nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07

Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.

Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.

Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48

Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.

Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.

Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.

güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41







Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.

İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.

Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.

türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37

Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.

Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.

Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29

Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.

Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.

Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29

Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.

Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.

Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.

Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19

GINA GELDİ DİZİLERDEN

Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.

Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58

Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.

Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.

Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.

Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07

Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.

Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.

Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.

Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05

Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.

Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.

11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52

Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.

Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”

Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11

2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.


30 Temmuz 2002 Salı

Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.

Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.

Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.


09 Ağustos 2002 Cuma

Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.

30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16

Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.

Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…

Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.

Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11

Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”

Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.

Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26

Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:

“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanın­dan ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şim­diye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13

PANTOLONLU BULUT



Pelteleşmiş beyninizde

Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi



Hayal kuran düşüncenizi,

Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,

Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.



Tek bir ak saç yok ruhumda

Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!

Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle

Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )

19 Ocak 2009 Pazartesi

Yemek Tarifleri

FIRINDA ETLİ PATLICAN
19 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 13:27
Yine bir hafta başından merhaba.Böyle yazınca insan zamanın da ne çabuk
geçtiğini farkediyor.
Bugün menüde etli patlıcan var.Bunun için önce düdüklüde 200 gr kadar eti,1 adet soğan,1 diş sarmısak ve su ilave ederek 30 dk kadar pişirdim.Bu
arada 4-5 patlıcanı alaca soyup tuzlu suda bekletim.Sularını iyice sıktıktan ve kuruladıktan sonra hafifçe kızarttım.Fırın tepsime patlıcanların yarısını koydum.Üzerine etleri ve onun üzerine de kalan patlıcanları yerleştirdikten
sonra,birkaç sivri biber ve dilim halindeki domatesleri üzerine dizdim.Et suyuna bol salça ve tuz ekleyerek salçayı iyice dağıttıktan sonra fırın tepsimin
zerine gezdirerek döktüm.200 derecede yaklaşık 20 dk.sonra servise hazır
hale geldi.
Yeni haftada herşey gönlünüzce olsun.Sevgiyle kalın.
Afiyet olsun. myspace graphics


..
YİNE MİMLENDİM...
19 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 11:35
Merhabalar...Bu kez de sevgili arkadaşım http://kekcafe.blogcu.com kekcafe
beni mimlemiş.En çok etkilendiğim kitabı sormuş.Aslında kitap okumayı çok
severim ve pek çok kitaptan etkilenmişimdir.
Beni gülümseten,çocukluk yıllarımı anımsatan bir kitap ilk olarak aklıma
geldi.AYFER TUNÇ'un BİR MANİNİZ YOKSA ANNEMLER SİZE GELECEK adlı kitabı.70li yılları anlatan,okurken ' aaa evet bizde de böyleydi' dedirten,o
dönemin çocuk oyunları,misafirlikleri,bayramları kısaca herşeyini esprili bir dille anlatan bir kitap.Bazen gülerek bazen duygulanarak çabucak okumuştum.
Hala da arada bir okurum.
O yıllarda çocuk olan herkese de şiddetle öneririm.
..
KOLAY SU BÖREĞİ
18 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 20:09


Hepinize yeniden merhabalar...Benim gibi hamur açıp ta su böreği yapamayanlara güzel bir tarif vereceğim.Hani yalancı tavukgöğsü var ya bu da yalancı su böreği:))
*5 yufka
*2 su bardağı süt
*1 çay bardağı sıvı yağ
*2 yumurta
*200 gr beyaz peynir,maydanoz
Tepsimizi yağlayıp ilk yufkamızı düzgünce serelim.Süt,yumurta ve sıvı yağ karışımından üzerine sürelim.Sonra 2 adet yufkayı parçalara ayırıp bu
karışımın içinde iyice ıslatalım.Sonra ilk kat yufkamızın üzerine buruşuk şekilde tepsiye dağıtarak koyalım.Üzerine, içi için hazırladığımız peynir ve
maydonozlu harcı yayalım.Sonra kalan yufkadan yarım yufkayı ayırıp,diğer
kısmına aynı işlemi uygulayıp peynirlerin üzerine buruşuk halde koyalım.
Son kalan yarım yufkayı düzgünce kapatıp karışımı üzerine sürerek onu da ıslatalım.En alta koyduğumuz yufkanın tepsiden taşan kısımlarıyla da
böreğimizin üzerini kapatalım.Kalan sosu da üzerine sürelim.180 derecede yaklaşık 40 dk.da harika su böreğiniz yenilmeye hazır hale geliyor.
..

..
KREP
18 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 00:19


İyi pazarlar hepinize...Hafta sonu kahvaltıları biraz daha çeşitli olur ya,
bu da bizim çeşitlerden birisi.Şu krepin nedense birsürü farklı tarifi vardır.
Ben de deneye deneye kendi tarifimi oluşturdum.
*2 su bardağı süt
*2 yumurta
*1 su bardağı un
*biraz kab. tozu,biraz da tuz
Düz bir tavayı sıvıyağ ile biraz yağlayıp blendırla pürüzsüz hale getirdiğimiz
karışımdan küçük bir kepçe alıp tavaya döküyoruz.Hızlıca tavanın heryanına
yayıyoruz.Kenardan rengi değişmeye başlıyor zaten.Spatulayla kontrol edip
çevrilecek kıvama gelince çevirip diğer tarafını da pişiriyoruz.Her krepte ben
tavayı biraz yağlıyorum.Krepler pişince işin yaratıcılık kısmı başlıyor.Artık
kaşar peyniri ekleyip fırına mı verirsiniz,içine reçel sürüp mü yersiniz,başka malzeme mi eklersiniz herkesin kendi zevkine kalmış.
..
MİMLENDİM..
17 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cumartesi 21:15


Sevgili arkadaşım http://birfincanacikahve.blogcu.com beni mimlemiş.
Bilgisayar masaüstü fotoğrafımı yayınlamamı istemiş.
Bugün biraz gezdik dolaştık,yorulmuşum.Akşam yemekten sonra bir saat
uyudum.Kalkınca da pc nin başına geçtim bir bakayım diye.Sonra mimlendiği-
mi görünce eşime seslendim fotoğraf makinasını getirmesi için.O da hem getirdi hem de kızdırmak için 'ne o rüyanda yemek mi pişirdin' diye espri
yaptı.'Hayır mimlenmişim de ona lazım.' dediğim anda zafer benimdi.Çünkü
ne olduğunu bilmiyordu ve soramadı da..Hoş bir 15 gün önce ben de ilk duyduğumda bu ne acaba diye bakıyordum.Gülümsüyor
Masaüstümde özellikle oğlum meraklı olduğundan Geogle earth in online
dünya görüntüsü var.Gece ve gündüz olan yerleri ve şehirlerin ışıklarını bile
gösteriyor.Ben akşam çektiğimden Türkiye tarafı karanlıktaydı,foto da karanlık çıktı.Ama güzel bir program,internetten indirebiliyorsunuz.
Şimdi...ben kimi mimleyim:
http://askinay.blogcu.com/
http://insansevgisi.blogcu.com
http://kekcafe.blogcu.com
http://yasaminkiyisindan.blogcu.com

SULU KÖFTE
17 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cumartesi 13:00


Hepinize merhabalar...Bugün sulu köfte yaptım,onun tarifini paylaşmak
istiyorum sizlerle..
*250 gr kıyma
*1 dilim bayat ekmek içi
*1 tatlı kaşığı galeta unu
*2 soğan
*1 yumurta
*2 çorba kaşığı un
*tuz ve baharatlar
*3-4 patates
*maydonoz
*sıvı yağ ve salça
Köfteyi hazırlamak için kıyma ,yumurta,galeta unu,1 rendelenmiş soğan,
ufak doğranmış maydanoz ,ufalanmış ekmek içi,tuz ve baharatları ekleyip yoğuralım.Köfteleri ceviz büyüklüğünde yuvarladıktan sonra un döktüğümüz
bir tepside una bulayalım.
Tencerede sıvı yağa diğer soğanı rendeleyip,salça da ilave ederek biraz
kavuralım.Üzerine sıcak su ve biraz tuz ekledikten sonra unlanmış köfteleri
ve ufak doğranmış patatesleri ilave edip pişirelim.
Ben bazen köfteye pirinç veya ince bulgur ekleyerek te yapıyorum bu yemeği.Öyle de çok lezzetli oluyor.
Afiyet olsun.İyi hafta sonları...
..
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN....
16 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cuma 23:53


Halalarının iki tanesinden ilki,ilk gözağrımız,canım yeğenimin doğum günü bugün. Onun doğum haberini aldığımda ayrı bir şehirde,üniversitede mikro sınavına girmek üzereydim.Hatta adını MİKRO verelim diye espri yapmıştım.Abim telefonda ağlamasını dinletmişti,nasıl mutlu olmuştum.
Daha 1,5 yaşındayken birgün evde ikimiz yalnızdık ve bir türlü uyumuyordu.O gün de benim moralim nasıl bozuk,ağlıyorum.'Ne olur,bugün benim canım çok sıkkın uyur musun?' dedim.Sanki anlamış gibi birden susup gözlerini kapayıvermişti.GülümsüyorBen evlenip ayrı bir şehre taşınırken de herkesten çok o ağlamıştı.Zaten birkaç gün sonra özlem dolu bir mektup gönderdi,hala baktıkça duygulanırım.
O artık bir genç kız.Çok iyi bir yüzücü.Yakışıklı kardeşinin ve oğlumun
ablası...Bugün yine ayrı şehirlerdeyiz ama tüm kalbimle yanındayım.
Seni çok seviyorum..Herşeyin gönlünce olduğu,sevdiklerinle beraber
geçireceğin uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...
OĞLUMUN LEGO UÇAĞI
16 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cuma 19:58


'Anneciğim bunun da fotoğrafını çekip sayfana koyar mısın?' dedi.Ben hiç oğlumu kırar mıyım? 3 yaşından bu yana sürekli legolarla haşır neşir.Hatta
biz ona sadece lego alıyoruz.O oynayacağı oyunlara göre oyuncağını kendisi
yapıyor.Nerdeyse 2500 parçalık bir koleksiyonumuz var,tabii onları dökünce
odanın halini size anlatmama gerek yok. 'Ama dökmeden istediğim parçayı bulamıyorum.' deyince söyleyecek söz kalmıyor.Lego onun en büyük zevki.
İşte bu fotoğrafın hikayesi...Çocuklarımız ve onların yaptıkları herşeyden daha değerli.
..
MANTI
16 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Cuma 11:41





Selamlar...Bugün mantı yaptım ama tarifini yazmayacağım.Çünkü zaten çoğunuz bu işin ustasısınız.Ben 2 su bardağı un,1 yumurta ve biraz su ile
kendimize yetecek kadar bir mantı yapıyorum.Hamur açma konusunda çok
usta olmadığımdan bu bile başarı.En azından canımız isteyince biraz acemice ama sağlıklısını yiyoruz.Burda da ailemizden kimse olmadığından ' yapın da yiyelim' de diyemiyoruz.:)
Benim sizle paylaşmak istediğim asıl şey,hamurları bükerken aklıma gelen şeydi.Çocukken her bayram,her tatilde anneannemlere giderdik.(Babannenlere gitmiyor muydunuz derseniz,babaannem babamın doğumundan 1 gün sonra vefat emiş,dedem de Kore'de şehit olmuş.) Anneannem hamur işlerinde ustadır. Baklavalar, mantılar,bazlamalar... İşte böyle akrabalar,konu komşu toplanınca anneannem mantı açardı.Biz çocuklar da yardıma koşardık tabii.İşte o zamanlarda bazı hamurların içine leblebi ya da nohut koyarlardı.Kime denk gelirse masanın şanslısı o olurdu.Düşünün bizim için o yemek ne zevkli olurdu.Kaşık kaşık yerdik,bize çıksın diye.Yani bir çocuğu mutlu etmenin,masada severek oturmasını sağlamanın ne güzel bir yolu.Rahmetli dedemle de kahvaltıda en fazla kimin tabağında zeytin çekirdeği var,kim çok yeşil biber yemiş diye yarış yapardık:))
Yani mantıdan nerelere geldik değil mi.Anılar böyle işte,bazen bir
fotoğrafla belirir bazen de bir tabak mantıyla.
&nbs..
KAŞAR PEYNİRLİ POĞAÇA
15 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Perşembe 22:49


Yeni bir gün...Yeni bir tarif..Hepinize güzel birgün dileyerek tarifimi ekliyorum.
*1 çay bardağı süt
*1 su bardağı sıvı yağ
*1 kaşık toz şeker
*1 yumurta akı
*3,5 bardak un
*1 kase kaşar peyniri rendesi
*1 paket kabartma tozu
Yapımı çok kolay.Tüm malzemeleri karıştırıp yoğuruyoruz.Sonra ceviz
büyüklüğünde koparıp yuvarlak şekil veriyoruz.Üzerine yumurta sarısı sürüp,
susam ekliyoruz.200 derecede pişiriyoruz.
Benim arkadaşlarım geldi.Beraberce yedik.Size de
afiyet olsun.Sevgiyle kalın. MySpace glitter graphics: CoolSpaceTricks.com

..
HAVUÇ TARATOR
15 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Perşembe 17:07



Selamlar...Aslında hepimizin kolayca yapıverdiği bir tarif.Çoğunuz
biliyorsunuzdur zaten.Ama şimdi yapmışken onun da hatırı kalmasın dedim.
6-7 tane havucu rendeleyip,2 yemek kaşığı sıvı yağ ile kısık ateşte arada
karıştırarak renk değiştirene kadar soteliyoruz.Ben içine bir diş sarmısak ta atıyorum.Daha sonra tabağa alıp az bir yoğurt ilavesiyle hazır hale getiriyoruz.
Afiyet olsun. MySpace code: CoolSpaceTricks.com


..
ZİKZAK KURABİYE(HOBİDÜNYAM 3. YEMEK ETKİNLİĞİ KURABİYE)
15 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Perşembe 11:56
Merhabalar...Güneşin biraz da olsa yüzünü göserdiği birgün.Bugün zikzak kurabiye yaptım.Bu tarifi arkadaşım (http://papatya68.blogcu.com) papatya68 in etkinliğine gönderiyorum.Kendisine kolay gelsin.
*1 yumuşak margarin
*1 yumurta
*1 fincan sıvı yağ
*1 su bardağı nişasa
*1 su bardağı pudra şekeri
*kab.tozu,vanilya
*3,5 su bardağı un
Tüm malzemeleri iyice yoğurduktan sonra zikzak kalıptan çıkarıyoruz.
Eğer kalıbınız yoksa diğer kurabiye kalıplarıyla da şekil verebilirsiniz.Ben
iki türlüsünü de yaptım.Epey bereketli bir kurabiye.Sonra 180 derecede üzeri
hafif pembeleşene kadar pişiriyoruz.Sonra üzerine pudra şekeri döküyoruz.
Özellikle çocuklar çok seviyor.Tabii önce üzerindeki pudra şekerini bitiriyorlar..
..
İZMİR KÖFTE
14 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Çarşamba 15:03


Selamlar hepinize.Bugün menüde İzmir Köfte var.Bakmayın köftelerin
İzmir'in kavakları gibi uzun formlarını kızarırken kaybemiş olmalarına.Önemli
olan niyet değil mi?Siritiyor
Izgara köfte gibi kıyma,soğan,ekmek içi,maydonoz,yumurta,baharat ile
hazırladığımız köftelerle,elma dilimi şeklinde kestiğimiz patatesleri ve birkaç
biberi fazla gevretmeden kızartıyoruz.Fazla yağlarını havlu kağıt üzerinde
süzdürdüken sonra,tencerenin içine bolca salça ve su ilave ediyoruz.Salçayı
dağıttıktan sonra köfte,patates ve biberleri tencereye koyup kısık ateşte 10dk
pişiriyoruz.Tabii söylemedim ama köftelere uzun şekil vermeyi unutmayın.:)
Hepinize afiyet olsun. myspace layouts


..
MUZLU YOĞURT
14 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Çarşamba 13:19

Yağmurlu birgünden merhaba...Bugünkü tarifim çocuğunun aç kaldığını düşünen her yaratıcı anne gibi bulduğum basit ama yararlı bir
tarif.Oğlum sade yoğurdu hiç yemez.O yüzden ben de muzlu ya da çilekli
yoğurdu kendim hazırlıyorum.Hazırlarını seviyor olsa da onlardan çok yedirmek istemiyorum.
Yarım muz,1 çay kaşığı bal,1 çay kaşığı pudra şekeri,1 yemek kaşığı
yoğurdu blendırdan geçiriyorum.Üzerine 1 yemek kaşığı yoğurt daha ekleyip
karıştırıyorum.Kalan yarım muzu da küçük parçalar halinde içine ekleyince
'anne yapımı dananne Gülümsüyor' ortaya çıkıyor.
Siz de yapın,yavrularımıza afiyet ve sağlık olsun.
MySpace layouts: CoolSpaceTricks.com


..
BEZELYE
13 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Salı 17:30


Merhabalar...Bugün bezelye yemeği yaptım.Aslında ben bu yemeğe renkli yemek diyorum.Çünkü içindeki malzemeler rengarenk.O yüzden de pişirmeyi
çok seviyorum.
Önce sıvı yağda 1 tane kare şeklinde doğranmış soğanı soteliyorum.Sonra
ufak doğranmış 1 domates,1 biber,1 havuç ve 100 gr kadar eti de içine atıyorum.Biraz da bu şekilde soteledikten sonra düdüklüyü kapatıp 30 dk
pişiriyorum.Ardından kapağını açıp 1 tane doğranmış patatesi ve bezelyeyi ekleyip 10 dk daha pişiriyorum.Sıcacık,harika ve vitamin deposu bir yemek ortaya çıkıyor.
Rengarenk günler..... MySpace graphics: CoolSpaceTricks.com


..
FINDIKLI VE DAMLA ÇİKOLATALI KEK
12 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 23:18


Selamlar...Hani pamuk gibi poğaça denir ya bu da pamuk gibi bir kek oluyor.
Arada fındık ve damla çikolatalar kıtır kıtır...Tam böyle çayın yanına harika
bir tat.Tarifine gelince;
*3 yumurta
*1 su bardağı toz şeker
*1 su bardağı sıvı yağ
*1 su bardağı süt
*1 paket kabarma tozu
*3 su bardağı un
*2 yemek kaşığı damla çikolata
*2 yemek kaşığı fındık kırığı
Önce yumurtalarımızı ve şekeri köpürtene kadar çırpıyoruz bildiğiniz üzere.Sonra da sıvı yağı,sütü ekleyip çırpmaya devam ediyoruz.En son unu,kab. tozunu,fındığı ve çikolatayı ekleyip çırptıktan sonra 170 derecede yaklaşık 45dk. pişiriyoruz.Ben oğlumun beslenmesi için biriki tane de kağıt kalıba döktüm.Onlar da gayet güzel oldu.
Sonra da sıcacık bir çay demleyip afiyetle yedik.Size de
Sevgiyle kalın. MySpace glitter: CoolSpaceTricks.com


..
PORTAKAL ÇORBASI
12 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazartesi 14:09


Selamlar...Sevgiler herkese...Portakal çorbası da olur muymuş,demeyin.
Ya da deyin,çünkü ben demiştim ama yine de denemekten kendimi alamadım.
2 yemek kaşığı sıvı yağda 1 yemek kaşığı unu kavuruyoruz.Sonra küp şeklinde doğradığımız 1 soğan ve 1 patatesi içine atıp çok az soteliyoruz.4 su bardağı su,1 çay kaşığı tuz ekleyip pişene dek kaynatıyoruz.Pişince 1 su bardağı portakal suyunu,içine 1 tatlı kaşığı şeker ekleyerek tencereye döküyoruz.Bir taşım kaynadıktan sonra blendırdan geçirip yemeye hazır hale
getiriyoruz.
Tadına gelince hafif ekşimsi ama güzel bir tadı var.Şekeri biraz daha arttırabilirsiniz.Kokusunu tahmin edersiniz.Aynı çeşitleri yapmaktan sıkılanlar için denenebilecek bir çorba..
Afiyet olsun.
MySpace code: CoolSpaceTricks.com


..
TAVUK ŞNİTZEL
11 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 23:54


Haftanın ilk gününden merhabalar...Bizim evde tavuğun göğüs etleri haşlama olarak ya da yemekte pek severek yenmez.Ben de o yüzden kendimce yenilebilir hale getirdim.Tavuğu haşlamadan önce beyaz etlerini ayırıp buzluğa kaldırıyorum.Yapacağım zaman da çıkarıp önce ufak ufak doğruyorum. Sonra önce yumurtaya ardından galeta ununa batırıp kızartıyorum.Yanına bir de patates kızartması,pilav...Güzel bir menü oluyor.
Afiyet olsun.MySpace glitter graphic: CoolSpaceTricks.com


..
ÖYLE SEVDİK SENİ-Turgay FİŞEKÇİ
11 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 17:05
'öyle sevdik, öyle sevdik seni
hiçbir şey döndüremez bizi
kimimiz yıldızlar kadar uzak
kimimiz dört duvar ardında

içimizde yanan bir gülsün şimdi
yüzümüzde gülen çocuk düşleri
her şeyi yokeden gülünç bir dünya bu
nasıl da güzel oysa


sevgilere en ağır ceza düştü
nefretle uyanıyor dünya
hayatı bir kez sevmeyi istesek
binbir çiçek açmaz mı dünya

gökyüzü küstü karardı şimdi
denizler küstü karardı şimdi
kendini yokeden korkunç bir dünya bu
nasıl da sevdik onu.'


..
SUSAMLI HALKA
11 Ocak ' ikibindokuz da gönderildi. Günlerden Pazar 12:07


Selamlar...Dün önemli konuklarımız vardı.Bir iki çeşit hazırladım.Tuzlu olarak tarif düşünürken ( http://yuncafe.blogcu.com/) YÜNCAFE arkadaşımın
sayfasında gördüğüm bu tarif aklıma geldi.Tavsiye etmişti,ben de birgün deneyeceğimi söylemiştim.Ve dün yapmaya karar verdim.Aslında biraz korkarak başladım ama sonuç harika oldu.Herkes çok sevdi.Malzemeler tam
ölçüsündeydi.O yüzden titiz tarifi için kendisine teşekkür ediyorum.
Kurabiyeler 1 tepsiden fazla oldu.O yüzden ikinci tepsiyi halka şeklinde
yapmadım,deneme amaçlı farklı şekil verdim.O da çok güzel oldu.İşte tarifi:
*1 paket oda sıcaklığında margarin
*1 çay bardağı sıvı yağ
*2 yumurta(1 beyaz ayır)
*1 tatlı kaşığı şeker
*1 tatlı kaşığı tuz
*yarım limon suyu
*1 paket kabartma tozu
*5 su bardağı un
Tüm malzemeleri karıştırıp,ceviz büyüklüğünde kopardığımız hamura istediğimiz şekli veriyoruz.Daha sonra yumurta akına,ardından susama batırıp yağlanmış tepsiye diziyoruz.180 derecede pişiriyoruz.
...Umutlarınız boş çıkmasın,mutlu olun....
http://sihirlioklava.blogcu.com/