Tayland 'da Temel İş Organizasyonu
Tayland iş yapmak istediğinizde iş organizasyonunun birçok türü vardır. Ancak, ve en uygun temel aşağıdaki şekildedir:
1. Tayland 'da Şahıs firması:
Şahıs firması unincorporated bir iş bir kişiye aittir. Tüm sahibi varlıklarının, hem iş hem de kişisel, bağlanma veya diğer yasal işlem hangi iş ile ilgili getirmiş olabilir tabidir.
2. Ortaklık:
Tayland yasalarına göre, ortaklık üç farklı türleri vardır. Bunlar (1) kayıt dışı sıradan ortaklık, (2) kayıtlı sıradan ortaklık, ve (3) sınırlı ortaklık. Ortak girişim veya konsorsiyum kayıtlı olmayan sıradan ortaklık türü olarak değil ama sayılır farklı Gelir Kanunu uyarınca tedavi edilebilir.
(A) Kayıtsız Adi Ortaklığı
Tescilli olmayan sıradan bir ortaklık olan tüm ortakları, sınırı olmadan, ortaklaşa tüm yükümlülükleri ve ortaklığın borçları için sorumludur. Şirket bir tüzel varlık olan para formunda, özellikleri veya hizmetleri bir katkı yapmak gerekir her ortak, ayrı olarak kabul edilemez.
(B) Kayıtlı Adi Ortaklığı
Eğer sıradan bir ortaklık kayıtlı olduğu, kimin böylece şu avantajları artışları her ortak, ayrı bir tüzel varlık olur:
Önce alacaklılar ortaklarının borç ödeme talep edebilirsiniz incelenmesi için (1) ortaklığın varlıkları var. Bu, her bir ortak doğrudan borç ortaklık tarafından normalde sorumlu bir kayıt dışı sıradan ortaklık, benzemez.
(Borçları normalde bir ortağın 2) sorumluluğu iki yıl onun bir üyesi olmaktan tarihinden itibaren sınırlıdır.
(A) Limited Ortaklık
(1) sınırlı ortaklık ortağı iki tür oluşur:
(a) olan sorumluluk o ortaklık hangi katkıda bulunmuştur belirli miktarda ve sınırlı
tüm borçlar ortaklık tarafından normalde (b) bir olan sınırsız sorumluluk.
(2) Sınırlı ortaklık ve kayıtlı olmalıdır ayrı bir varlık olarak kabul edilir.
(3) Bu sadece sınırsız sorumluluğu olan bir ortak tarafından yönetilmelidir.
(4) ortaklığın işletme Eğer kimin sorumluluğu sınırlı bir ortak tarafından yönetilen limitsiz tüm borçlar ortaklık tarafından maruz kalınan sorumlu, bu ortak olacaktır.
(5) Ortaklar limited ile ortaklık olarak aynı nitelikteki iş için taşıma ve diğer ortakların izni olmadan, hisseleri transfer ücretsiz hakkına sahiptirler.
Sürece ortaklık eriyene (6) ortaklık Alacaklılar sınırlı sorumlu ortaklar ile dava hakkına sahip değildir. Bu durumda bile, alacaklı sadece aşağıdaki miktarlarda talep edebilirsiniz:
(i) teslim edilmemiş katkısı bir parçası
(ii) çekilip çekilmediğini katkı parçası
(iii) divined veya faiz kötü niyet veya kanuna aykırı aldı.
(7) Yeni ortaklarının ortaklık içine tüm diğer ortakların onayı olmadan tanıttı olamaz. Yeni bir ortak herhangi bir ortaklığın borçları için onun bir ortağı olma zaman sorumludur. Benzer şekilde, eski bir ortak borçlarının ortaklık tarafından ortak olarak onun hakkı fesih kadar normalde sorumludur.
Sıradan bir ortaklık çözünmüş verilir:
(i) ortaklık sözleşme koşulları için sağlar.
(ii) zaman ortaklık açısından descried kesin bir süresi vardır.
(iii) ortaklığı olan tamamlanmıştır tek bir girişim için kuruldu.
(iv) Herhangi bir ortak diğerleri nedeniyle haber verir
(v) ölüm, iflas veya bir ortağın iş göremezlik üzerine.
(Iv) ve (v) Yukarıda, ortaklık halinde kalan ortakların çekilmesi ortağın hisselerini satın varolmaya devam edebilirsiniz.
Nasıl kar ve ortaklık kayıp ortaklık ortaklar arasında yapılmalıdır ayrılabilir üzeresiniz üzerine bir anlaşma. Olay böyle bir anlaşma, her ortağın payı kar ve zarar uygun olarak yaptığı katkının oranı ile hesaplanır yapılmışsa olarak.
Ortak da bir anlaşma olan ortaklığın iş başardı olmalıdır şekilde ilgili olun. Böyle bir anlaşmanın olmaması halinde, ortaklığın iş her kim ortaklaşa iş normal seyrinde herhangi bir diğer ortak eylemlerinden sorumlu olan ortakları tarafından yönetilebilir. Ilişkileri yönetmek ortakları ve diğer ortaklar arasında Kurumu'nun yasalarına tabidir.
Sürece rıza diğer ortaklar tarafından verilir, her bir ortak bir ortaklık olarak aynı nitelikteki herhangi bir rekabet sürdürmektedir yasaktır. Bu oluşursa, diğer ortaklar herhangi bir kar yapılan geri talep ve herhangi bir yaralanma / veya tazminat dolayısıyla ortaklık uğradığı hak kazanırlar.
Eğer ortaklık çözünmüş ise, tasfiye yer alır sürece;
(mülkiyet ayar a) başka bir yöntem ortakları tarafından, mutabık olmuştur
(b) ortaklık iflas mahkemelerine olduğunu.
Bir ortaklık Tasfiyesi göre aşağıdaki yordamı ile yapılması gerekir:
(i) üçüncü tarafa borç Geri Ödeme.
(ii) ilerlemeler ve giderler ortaklık iş yönetmek ortaklara tahakkuk ödenmesi.
(iii) her bir ortağın katkısı Return of.
(iv) Bölümü ortaklar arasında kalan denge, kar gibi.
3. Limited Şirketi:
Tayland yasalarının altında, limited şirket, özel şirket ve kamu şirketi iki türü vardır. Özel şirket sadece değinilecektir bu kısaca.
Limited şirket bir sermaye eşit pay ayrılmıştır ile kurulan bir şirkettir. Limited şirket şeklinde iş yapma avantajı insanların büyük ölçekli ticari faaliyetleri kendi sorumluluğu ile katılabilir hisse onlar tarafından tutulan miktar ödenmemiş sınırlı ediliyor.
Sınırlı bir özel şirket kurma prosedürü aşağıdaki gibidir:
(1) şirket rehberleri derneği bir mutabakat dosya gerekir. Dernek mutabakat aşağıdaki bilgileri içerir:
- Tam adı ve şirket amaçlanan yer,
- Şirketin hedefleri,
- Şirketin merkez ofisi ile amaçlanan konumu,
- Hissedar's limited bir beyan,
- Sermayenin miktarı ve her payının değeri,
- Isim, adres, meslek, ve her rehberleri ile imza birlikte hisse her abone sayısı ile.
Şirket tescil sorumlu (2) resmi dernek olup olmadığını belirlemek için mutabakat, özellikle şirket hedefleri, eleştiri (a) kanun veya karşı (b) kamu ahlakına zarar. Bir kez tatmin, kayıt verilir.
(3) kayıt olduktan sonra şirket rehberleri tüm hisseleri abone olması için çalışacağız. Bir özel şirket hisselerinin abone olmak için kamu davet etmesine izin değildir.
(4) sonra tüm hisseleri, şirket rehberleri hemen abone genel bir toplantı aramak gerekir abone olmuştur. Bu toplantıda da araması gerekir yasal toplantı, geçerli:
(şirket düzenine a) kabul edilmesi,
herhangi bir işlem veya giderleri firma rehberleri tarafından şirketin oluşumu sırasında yapılan (b) düzeltme,
(c) belirlenmesi ve Organizatörler için ödenecek miktar sabitleme,
(d) varsa, hisse senedi sayısı sabitleme
(e) ve hisse senedi sıradan tamamen veya kısmen fayda yerine ödenmiş olarak tahsis edilecek ve de onlar gibi ödenmiş sayılır miktarda ve belirleme sayısı sabitleme
yöneticileri ve denetçileri ve ilgili güç kurulması (f) randevu.
(5) yasal toplantısından sonra, rehberleri yöneticilerine üzerinden iş el eder.
(6) yöneticileri karşılığı olmayan az yirmi-beş bir miktarda par değeri önlemek her payı ödemek rehberleri ve aboneler neden olacaktır.
(7) zaman, yukarıda belirtilen miktar, ödenmiş ve yasal toplantının üç ay içinde, yönetim şirketin kaydı için başvurmaları gerekmektedir.
Şirket Yönetmeliği:
Hissedarlar normalde şirket kayıtları kabul edecek. Bu kurallara kaydedilir. Onlar yasa şirketin iş hükümet olarak sayılır ve hissedarların onayını gerektiren şirketin kararları ile yönetmen, hissedarlar ve yabancılar göre bağlayıcı.
Şirket yönetimi Business:
Şirketin iş olarak hissedarlar toplantısında tayin şirketin yöneticileri tarafından yönetilen olmaktır. Yönetim ilk grup toplantısında yasal ve bundan sonra olağan toplantılarında atanır. Yöneticileri uygun düzenlemeler hissedarların ilk genel toplantısında geçti ile şirketin iş yönetmek zorunda. Düzenlemeler genellikle lar) yabancılar ile işlem yapmak için hangi yönetmen (belirleyecektir. Eğer diğer şirket yöneticileri ile bir ajans ilişki Ancak, onlar yabancıların hangi bağlama şirket işlemleri yapabilir. Bu durumda, bu yönetmenlerin de şirket ve hissedarlara sorumlu olacaktır.
Her ne kadar yönetmenler yetki şirket adına yasal iş her türlü kuralları gereken, var oldukları hissedar's toplantısında hissedarların onayını almak zorundadır bazı şeyler vardır. Bunlar:
Yönetim (1) randevu ve kaldırma (ler),
(2) denetçi atanması (ler),
(3) beyan temettü dağıtımı ile ilgili,
(4) işletme sermayesi içeren yürütürken, tamamen veya kısmen herhangi bir biçimde fayda başka ödenmiş,
(5) şirketin dağılmasına,
(6) diğer şirket (ler) ile birleşmesi,
(7) diğer hususlar Şirket düzenlemeler kaydedilir.
4. Ortak Girişimi:
Bir sözleşme maliye bakanlığı ortak girişim veya konsorsiyum dışında Medeni ve Ticaret Kanunu altında benzersiz bir tüzel kişi olarak, belki ortaklık biçimi olarak, ama tanınmıyor organizasyonun bu formları Gelirleri Kanunu uyarınca yansıtılmaktadır.
5. Yabancı Şirket Şube:
Amacıyla Türkiye iş yapmak için yabancı şirket için şube Kayıt için özel bir zorunluluktur. Ancak, çoğu işletme bir veya daha fazla kanun veya bir kayıt gerektiren yönetmelikler kapsamında, önce veya sonra faaliyetlerine başlaması ve yabancı iş genel olarak uygulanabilir prosedürleri takip etmelidir fall.
yangın kasası
6. Temsilcilik Ofisi:
Başbakanlık bir düzenleme olarak, özel usuller vardı ki Tayland şubeleri kurmak isteyen şirketler için sınırlı olmayan "girme-ticaret" faaliyeti kurar. Bu işlemler ama bazı durumlarda yararlı olabilir isteğe bağlıdır. Eğer yabancı bir şirketin ticari faaliyetleri Tayland ürünler için arama sınırlıdır şirketin diğer organlara veya ihraç için kalite kontrol çalışmaları bu satın alma ile ilgili yapmak veya pazar araştırma çalışmalarını yaparlar için, bu temsilci olarak kayıt önerilir office. Eğer bir şirket bu temsilcilik, hızlandırılmış ve wok izin kadar şube çalışmak için iki yabancılara vize kabul kullanılabilir.
bilgisayar mühendisliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilgisayar mühendisliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Eylül 2009 Perşembe
Tayland 'da iş kurmak
Etiketler:
Başbakanlık,
bilgisayar mühendisliği,
iş,
iş kurmak,
para kazan,
Tayland,
Temsilcilik
5 Eylül 2009 Cumartesi
Kütüphanmde başucu kitabı
Gerçeği arama yolunda Tolstoy ve pek çok aydın zihinlerini çok yordular. Ararken yoruldular yorgunken öldüler.
Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.
İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil
çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06
BÖLÜNME
“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.
Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18
Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.
Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?
Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)
Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09
BİR KPSS DAHA BİTTİ
30.06.2009
Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.
Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.
Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.
“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.
nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07
Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.
Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.
Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48
Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.
Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.
Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.
güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41
Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.
İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.
Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.
türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37
Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.
Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.
Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29
Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.
Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.
Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29
Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.
Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.
Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.
Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19
GINA GELDİ DİZİLERDEN
Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.
Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58
Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.
Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.
Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.
Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07
Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.
Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.
Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.
Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05
Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.
Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.
11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52
Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.
Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”
Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11
2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.
30 Temmuz 2002 Salı
Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.
Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.
Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.
09 Ağustos 2002 Cuma
Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.
30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16
Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.
Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…
Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.
Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11
Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”
Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.
Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26
Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:
“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanından ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şimdiye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13
PANTOLONLU BULUT
Pelteleşmiş beyninizde
Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi
Hayal kuran düşüncenizi,
Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,
Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.
Tek bir ak saç yok ruhumda
Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!
Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle
Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )
Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.
İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil
çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06
BÖLÜNME
“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.
Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18
Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.
Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?
Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)
Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09
BİR KPSS DAHA BİTTİ
30.06.2009
Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.
Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.
Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.
“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.
nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07
Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.
Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.
Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48
Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.
Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.
Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.
güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41
Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.
İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.
Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.
türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37
Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.
Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.
Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29
Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.
Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.
Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29
Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.
Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.
Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.
Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19
GINA GELDİ DİZİLERDEN
Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.
Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58
Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.
Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.
Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.
Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07
Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.
Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.
Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.
Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05
Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.
Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.
11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52
Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.
Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”
Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11
2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.
30 Temmuz 2002 Salı
Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.
Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.
Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.
09 Ağustos 2002 Cuma
Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.
30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16
Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.
Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…
Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.
Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11
Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”
Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.
Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26
Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:
“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanından ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şimdiye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13
PANTOLONLU BULUT
Pelteleşmiş beyninizde
Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi
Hayal kuran düşüncenizi,
Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,
Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.
Tek bir ak saç yok ruhumda
Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!
Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle
Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )
7 Temmuz 2009 Salı
Demir Adam
Her an aklına en az bir soru takılanlar için alternatif bilgi kaynağı.
2009–2010 Öğretim Yılı Yurt,Burs,Öğrenim ve Katkı Kredisi Başvuruları
06 Temmuz 2009 Pazartesi 15:52
2009-2010 Öğretim döneminde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavına girerek bir yükseköğretim programına girmeye hak kazanan hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerinden yurtlarda barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen öğrenciler; ÖSYM tarafından sonuçların açıklandığı tarihten itibaren YURTKUR’un www.kyk.gov.tr adresindeki internet sayfasından müracaatlarını yapacaklardır.
-Halen bir yükseköğretim kurumuna devam eden ara sınıf (önlisans, lisans ve yüksek lisans) [...]
Virginia’da UFO! Yoksa duman mı?
04 Temmuz 2009 Cumartesi 10:24
Denna Smith adındaki yazar, Amerika'nın Virginia eyaletindeki bir eğlence merkezinde UFO olduğu iddia edilen uçan bir dairenin videosunu çekti...
Ara Sınıf 2009-2010 Öğretim Yılı Yurt, Burs, Öğrenim Ve Katkı Kredisi Başvuruları
03 Temmuz 2009 Cuma 10:19
2009–2010 öğretim yılı ara sınıf öğrencileri yurt, burs, öğrenim ve katkı kredisine 01 Temmuz – 02 Ağustos 2009 (02 Ağustos 2009 dâhil) internetten başvuracaklardır...
Spor Ayakkabı Kültürü
29 Haziran 2009 Pazartesi 22:34
Spor ayakkabınızı neye göre tercih edersiniz? Yaptığınız spora, dinlediğiniz müziğe ya da markasına göre mi? Kısacası giydiğiniz spor ayakkabı yaşam tarzınızı da yansıtır, öyle değil mi?
Spor ayakkabılar her zaman gençlerin ya da popüler kültür eğilimlerinin bir göstergesi olmuş, onlara göre şekilllenmiştir ve bu hala böyle devam etmektedir. Müzik, spor, moda… pek çok etken size farklı [...]
Kadınlar İçin Mutluluk Yaşı 28
29 Haziran 2009 Pazartesi 14:52
Yapılan bir araştırmaya göre kadınların hayatları boyunca en mutlu oldukları yaş 28. Araştırmacıların ulaştıkları sonuçlara göre; kadınlar 30 yaşına gelmeden kısa bir süre...
Michael Jackson 50 Yaşında Öldü
26 Haziran 2009 Cuma 08:25
Popun Efsanevi Kralı Michael Jackson, Los Angeles'ta geçirdiği kalp krizinin ardından 25 Haziran 2009'da, öğleden sonra 2.26'da, 50 yaşındayken hayata veda etti...
İran: Blog Yazarlarının Ülkesi
24 Haziran 2009 Çarşamba 19:51
İran'daki seçimlerin ardından çıkan olaylar, devlet tarafından bastırılıyor, ilgili haberler sansürleniyor. Peki ya internet ve blog yazarları?
Devletin gösterilerilere ve bunlara ilişkin haberlerin yayınlanmasına karşı uyguladığı tüm engellemelere rağmen, İran...
Iron Man vs Bruce Lee
21 Haziran 2009 Pazar 09:16
Demir Adam (Iron Man) ile Bruce Lee karşı karşıya gelse ne olur? İşte size Patrick Boivin'den oldukça zevkli bir stop motion video...
8 Kişilik Aile A’dan B’ye İki Tekerlek Üzerinde Nasıl Gider?
20 Haziran 2009 Cumartesi 09:14
Büyük bir aile yeterli imkana sahip değilse nasıl yolculuk eder? Fazla düşünmenize gerek yok. Sorunun cevabını yolda çekilmiş bir fotoğraf veriyor: 8 kişilik bir ailenin bir motorsiklet üzerinde seyahatı.
Çin’de çekildiği sanılan bu fotoğrafa benzer karelere günlük yaşamımızda karşılaşma olasılığının küçümsenemeyecek ornada olduğu bir ülkede yaşıyoruz; ancak bir motor üzerinde 4-5 kişi görülen anlar olsa da [...]
Kaybettiği Göz Yerine Video Kamera
06 Haziran 2009 Cumartesi 13:17
Geçirdiği kaza sonrası bir gözünü kaybeden film yapımcısı, kaybettiği gözü yerine video kamera yerleştirecek.
Kaybettiği gözü yerine kablosuz küçük bir video kamera koyacağı projesinde ilerleme kaydeden Rob Spence ve arkadaşları...
Büyük bir aile yeterli imkana sahip değilse nasıl yolculuk eder? Fazla düşünmenize gerek yok. Sorunun cevabını yolda çekilmiş bir fotoğraf veriyor: 8 kişilik bir ailenin bir motorsiklet üzerinde seyahatı.
8 kişi bir motorda
8 kişilik bir aile A noktasından B noktasına iki tekerlek üzerinde nasıl gider?
Çin’de çekildiği sanılan bu fotoğrafa benzer karelere günlük yaşamımızda karşılaşma olasılığının küçümsenemeyecek ornada olduğu bir ülkede yaşıyoruz; ancak bir motor üzerinde 4-5 kişi görülen anlar olsa da 8 kişi oldukça fazla. Yeterli tecrübeniz yoksa bir kişiyi bile taşımanın zor olduğu bir araçta, 8 kişi yolculuk etmek gerçekten büyük bir beceri ve takım çalışması olarak görülebilir.
Tüm bu insanların hayatı bir kişinin, sürücünün, kontrolüne bağlı; ancak onun kontrol etmesi gereken direksiyonda da 3 küçük çocuk var. Üstelik en büyük sorunlardan biri ise dur-kalklar. Motor hareket halindeyken dengede durmak daha kolaydır; fakat durduğunda herkesin motorun dengesini bozmaması gerekir. Üstelik tekrar hareket etmeye başlarken tüm ailenin ayaklarını aynı anda yerden kesmesi gerekir.
Kısacası bu Çinli aile büyük bir probemi, sürücünün becerisi ve tüm ailenin takım çalışmasıyla çözmüş görünüyor. Umarım bu yolculukları kötü bir olayla sonuçlanmaz. Bu arada Çin’de uyuklayan sürücülere acı biber verildiğini biliyor muydunuz?
2009–2010 Öğretim Yılı Yurt,Burs,Öğrenim ve Katkı Kredisi Başvuruları
06 Temmuz 2009 Pazartesi 15:52
2009-2010 Öğretim döneminde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavına girerek bir yükseköğretim programına girmeye hak kazanan hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerinden yurtlarda barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen öğrenciler; ÖSYM tarafından sonuçların açıklandığı tarihten itibaren YURTKUR’un www.kyk.gov.tr adresindeki internet sayfasından müracaatlarını yapacaklardır.
-Halen bir yükseköğretim kurumuna devam eden ara sınıf (önlisans, lisans ve yüksek lisans) [...]
Virginia’da UFO! Yoksa duman mı?
04 Temmuz 2009 Cumartesi 10:24
Denna Smith adındaki yazar, Amerika'nın Virginia eyaletindeki bir eğlence merkezinde UFO olduğu iddia edilen uçan bir dairenin videosunu çekti...
Ara Sınıf 2009-2010 Öğretim Yılı Yurt, Burs, Öğrenim Ve Katkı Kredisi Başvuruları
03 Temmuz 2009 Cuma 10:19
2009–2010 öğretim yılı ara sınıf öğrencileri yurt, burs, öğrenim ve katkı kredisine 01 Temmuz – 02 Ağustos 2009 (02 Ağustos 2009 dâhil) internetten başvuracaklardır...
Spor Ayakkabı Kültürü
29 Haziran 2009 Pazartesi 22:34
Spor ayakkabınızı neye göre tercih edersiniz? Yaptığınız spora, dinlediğiniz müziğe ya da markasına göre mi? Kısacası giydiğiniz spor ayakkabı yaşam tarzınızı da yansıtır, öyle değil mi?
Spor ayakkabılar her zaman gençlerin ya da popüler kültür eğilimlerinin bir göstergesi olmuş, onlara göre şekilllenmiştir ve bu hala böyle devam etmektedir. Müzik, spor, moda… pek çok etken size farklı [...]
Kadınlar İçin Mutluluk Yaşı 28
29 Haziran 2009 Pazartesi 14:52
Yapılan bir araştırmaya göre kadınların hayatları boyunca en mutlu oldukları yaş 28. Araştırmacıların ulaştıkları sonuçlara göre; kadınlar 30 yaşına gelmeden kısa bir süre...
Michael Jackson 50 Yaşında Öldü
26 Haziran 2009 Cuma 08:25
Popun Efsanevi Kralı Michael Jackson, Los Angeles'ta geçirdiği kalp krizinin ardından 25 Haziran 2009'da, öğleden sonra 2.26'da, 50 yaşındayken hayata veda etti...
İran: Blog Yazarlarının Ülkesi
24 Haziran 2009 Çarşamba 19:51
İran'daki seçimlerin ardından çıkan olaylar, devlet tarafından bastırılıyor, ilgili haberler sansürleniyor. Peki ya internet ve blog yazarları?
Devletin gösterilerilere ve bunlara ilişkin haberlerin yayınlanmasına karşı uyguladığı tüm engellemelere rağmen, İran...
Iron Man vs Bruce Lee
21 Haziran 2009 Pazar 09:16
Demir Adam (Iron Man) ile Bruce Lee karşı karşıya gelse ne olur? İşte size Patrick Boivin'den oldukça zevkli bir stop motion video...
8 Kişilik Aile A’dan B’ye İki Tekerlek Üzerinde Nasıl Gider?
20 Haziran 2009 Cumartesi 09:14
Büyük bir aile yeterli imkana sahip değilse nasıl yolculuk eder? Fazla düşünmenize gerek yok. Sorunun cevabını yolda çekilmiş bir fotoğraf veriyor: 8 kişilik bir ailenin bir motorsiklet üzerinde seyahatı.
Çin’de çekildiği sanılan bu fotoğrafa benzer karelere günlük yaşamımızda karşılaşma olasılığının küçümsenemeyecek ornada olduğu bir ülkede yaşıyoruz; ancak bir motor üzerinde 4-5 kişi görülen anlar olsa da [...]
Kaybettiği Göz Yerine Video Kamera
06 Haziran 2009 Cumartesi 13:17
Geçirdiği kaza sonrası bir gözünü kaybeden film yapımcısı, kaybettiği gözü yerine video kamera yerleştirecek.
Kaybettiği gözü yerine kablosuz küçük bir video kamera koyacağı projesinde ilerleme kaydeden Rob Spence ve arkadaşları...
Büyük bir aile yeterli imkana sahip değilse nasıl yolculuk eder? Fazla düşünmenize gerek yok. Sorunun cevabını yolda çekilmiş bir fotoğraf veriyor: 8 kişilik bir ailenin bir motorsiklet üzerinde seyahatı.
8 kişi bir motorda
8 kişilik bir aile A noktasından B noktasına iki tekerlek üzerinde nasıl gider?
Çin’de çekildiği sanılan bu fotoğrafa benzer karelere günlük yaşamımızda karşılaşma olasılığının küçümsenemeyecek ornada olduğu bir ülkede yaşıyoruz; ancak bir motor üzerinde 4-5 kişi görülen anlar olsa da 8 kişi oldukça fazla. Yeterli tecrübeniz yoksa bir kişiyi bile taşımanın zor olduğu bir araçta, 8 kişi yolculuk etmek gerçekten büyük bir beceri ve takım çalışması olarak görülebilir.
Tüm bu insanların hayatı bir kişinin, sürücünün, kontrolüne bağlı; ancak onun kontrol etmesi gereken direksiyonda da 3 küçük çocuk var. Üstelik en büyük sorunlardan biri ise dur-kalklar. Motor hareket halindeyken dengede durmak daha kolaydır; fakat durduğunda herkesin motorun dengesini bozmaması gerekir. Üstelik tekrar hareket etmeye başlarken tüm ailenin ayaklarını aynı anda yerden kesmesi gerekir.
Kısacası bu Çinli aile büyük bir probemi, sürücünün becerisi ve tüm ailenin takım çalışmasıyla çözmüş görünüyor. Umarım bu yolculukları kötü bir olayla sonuçlanmaz. Bu arada Çin’de uyuklayan sürücülere acı biber verildiğini biliyor muydunuz?
Etiketler:
belçika,
bilgisayar mühendisliği,
Cambridgeshire,
digital fotoğraf,
dostum,
Düşünce,
Kişisel,
Köfte,
küresel ısınma,
sergiler,
siyah mika,
tasarım,
tema,
ubuntu,
yorgun
5 Temmuz 2009 Pazar
yılan hikayesi
Gül ile bülbülün hikayesi
28 Haziran 2009 Pazar 23:31
Bir küçücük gül ile minicik bülbülün aşkıdır bu. Biri ottur, biri kuştur diye küçümseme gafletine düşmeyesiniz. O minicik bülbül ki; boyuna posuna, bir lokmacık etine bakmadan semada uçuşup dururken öyle bir koku almış ki, bir anda başı dönmüş kolu kanadı kırılmış. Gülün rayihasının meftunu olup acep nerden gelir bu koku diye uzun bir müddet bu [...]
Geliyorum, az kaldı
21 Haziran 2009 Pazar 01:41
Geliyorum, az kaldı. Hala toparlanabilmiş değilim ama pes de etmedim uğraşıyorum. Hayde kendinize iyi bakın ey Google botları, sadık ziyaretçiler, arama motoru misafirleri. Herkese eyvallah
Beni gece gece bir Nazım şiiriyle başbaşa bıraktılar, aynı kötülüğü ben de size yapıyorum. Bedduanızı eksik etmeyin
Hayatı ıskalama lüksün yok senin diyor Nazım Hikmet…
Mafia 2
10 Haziran 2009 Çarşamba 16:12
Akibeti yılan hikayesine dönen, üstüne efsaneler yazılan Mafia 2′nin fragmanı geçenlerde yayınlanmıştı. Geçenlerde dediğim de 2 ay falan oldu sanırım. Ne zamandır izlemek istiyordum az önce denk geldi izledim. Grafiklere ağzım açık kaldı. Mükemmel olmuş görüntüler. Zaten Mafia 1′in grafikleri de çok iyiydi.
Oyun hakkındaki wiki sayfasına da şuradan ulaşabilirsiniz.
Facebook kullanıcı profillerinin URL’lerinde değişikliğe gidiyor
10 Haziran 2009 Çarşamba 15:51
Facebook’un dün kendi blogunda duyurduğuna göre artık kullanıcı profillerinin URL adresleri şöyle bir değişikliğe uğrayacakmış:
Yani URL’ler ID tabanlı olmaktan çıkıp kullanıcı ismine göre cilloplaştırılacakmış. Kendimiz de kullanıcı adını seçmekte serbest olacakmışız. Yani o .com/’dan sonraki kısmı biz seçeceğiz. Ama Türkiye’nin yarısının adının Ahmet, Mehmet olduğunu düşünürsek doğrudan isim + soyisim şeklinde kullanıcı adı seçmek hayli [...]
YUVA “Home” Belgeseli
03 Haziran 2009 Çarşamba 23:56
Bugün facebookta sağolsun Alorak’ın paylaşımıyla gördüm bu belgeseli. Evet evet facebook’un arada gerçekten işe yaradığı oluyor. Belki daha önceden haberi falan yapılmıştır ama dediğim gibi ben ilk defa gördüm. Küresel ısınmayı yani kısacası insanların milyarlarca yıllık dünyanın çok değil sadece bir iki yüzyılda nasıl humuna koyabildiğini anlatan çok önemli bir belgeselmiş, bence de öyle kesinlikle. [...]
Hastayım, depresyondayım, arızayım ben
25 Mayıs 2009 Pazartesi 23:25
Tepedeki dipnot: +18 ifadeler içeren, depresif ve amaçsız bir yazıdır, okunması tavsiye edilmez. Ama biliyorum tıklayacaksın alttaki bağlantıya, okuyacaksın sen bu yazıyı.
Bu aralar hayat benle çok fena taşak geçiyor. Genelde sansürlerdim burada kendimi, argoya çok girmezdim ama sansürlemiyorum humunu yiyim taşak geçiliyorum. Ak ak ak ak. Tamam eyvallah benim neyim varsa hepsi onun ama birazcık [...]
Bunu yapan insan olamaz
24 Mayıs 2009 Pazar 02:05
18:54.65′lik şu videoyu sadece izleyin.
Bunu yapan hakikaten insan olmamalı. O adamın o iş için harcadığı zamana gerçekten acıyorum
Tahir ile Zühre meselesi
16 Mayıs 2009 Cumartesi 12:34
Adını bile hatırlayamadığım, yedinci sınıfta Murat Dersanesi’nde dersimize giren coğrafya hocama sevgiler, saygılar. İlk defa ondan duymuştum bu şiiri.
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
Yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
Ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil, [...]
Ubuntu’ya Adobe Air yüklemek
15 Mayıs 2009 Cuma 02:48
Polaris’i duyanınız olmuştur. Kendisi Google Analytics hesabınıza bağlanan ve oradan verileri çekip size özet şeklinde sunan son derece hoş ve kullanışlı bir Adobe Air uygulamasıdır. Polaris ile 2-3 hafta evvel Windows’tayken tanışmıştım. Google Analytics’i zaten düzenli olarak her gün ziyaret ediyordum, sırf meraktan kurmuştum ama çok hoşuma gitti. Programı gayet eğlenceli yapmışlar.
Ubuntu’ya Adobe Air kurma [...]
Erkek alana dek istediğini sanarsın ki Romeo, ne diller döker de teslim olur kapana Juliet
13 Mayıs 2009 Çarşamba 18:34
Bugün yaşadığım bir an, en fazla 10 saniye, koskoca bir şarkıya o kadar çok uyuyordu ki; o an aklıma gelen ilk şey başlıktaki söz oldu.
Bir çift göz, yürüyor. Arkasından bir çift göz bakıyor. Başka bir çift göz de en arkada, ortadaki gözlere bakıyor. Hey gidi dünya, harbiden şarkı gibisin humunu yiyim, iki dakika huzur ver [...]
28 Haziran 2009 Pazar 23:31
Bir küçücük gül ile minicik bülbülün aşkıdır bu. Biri ottur, biri kuştur diye küçümseme gafletine düşmeyesiniz. O minicik bülbül ki; boyuna posuna, bir lokmacık etine bakmadan semada uçuşup dururken öyle bir koku almış ki, bir anda başı dönmüş kolu kanadı kırılmış. Gülün rayihasının meftunu olup acep nerden gelir bu koku diye uzun bir müddet bu [...]
Geliyorum, az kaldı
21 Haziran 2009 Pazar 01:41
Geliyorum, az kaldı. Hala toparlanabilmiş değilim ama pes de etmedim uğraşıyorum. Hayde kendinize iyi bakın ey Google botları, sadık ziyaretçiler, arama motoru misafirleri. Herkese eyvallah
Beni gece gece bir Nazım şiiriyle başbaşa bıraktılar, aynı kötülüğü ben de size yapıyorum. Bedduanızı eksik etmeyin
Hayatı ıskalama lüksün yok senin diyor Nazım Hikmet…
Mafia 2
10 Haziran 2009 Çarşamba 16:12
Akibeti yılan hikayesine dönen, üstüne efsaneler yazılan Mafia 2′nin fragmanı geçenlerde yayınlanmıştı. Geçenlerde dediğim de 2 ay falan oldu sanırım. Ne zamandır izlemek istiyordum az önce denk geldi izledim. Grafiklere ağzım açık kaldı. Mükemmel olmuş görüntüler. Zaten Mafia 1′in grafikleri de çok iyiydi.
Oyun hakkındaki wiki sayfasına da şuradan ulaşabilirsiniz.
Facebook kullanıcı profillerinin URL’lerinde değişikliğe gidiyor
10 Haziran 2009 Çarşamba 15:51
Facebook’un dün kendi blogunda duyurduğuna göre artık kullanıcı profillerinin URL adresleri şöyle bir değişikliğe uğrayacakmış:
Yani URL’ler ID tabanlı olmaktan çıkıp kullanıcı ismine göre cilloplaştırılacakmış. Kendimiz de kullanıcı adını seçmekte serbest olacakmışız. Yani o .com/’dan sonraki kısmı biz seçeceğiz. Ama Türkiye’nin yarısının adının Ahmet, Mehmet olduğunu düşünürsek doğrudan isim + soyisim şeklinde kullanıcı adı seçmek hayli [...]
YUVA “Home” Belgeseli
03 Haziran 2009 Çarşamba 23:56
Bugün facebookta sağolsun Alorak’ın paylaşımıyla gördüm bu belgeseli. Evet evet facebook’un arada gerçekten işe yaradığı oluyor. Belki daha önceden haberi falan yapılmıştır ama dediğim gibi ben ilk defa gördüm. Küresel ısınmayı yani kısacası insanların milyarlarca yıllık dünyanın çok değil sadece bir iki yüzyılda nasıl humuna koyabildiğini anlatan çok önemli bir belgeselmiş, bence de öyle kesinlikle. [...]
Hastayım, depresyondayım, arızayım ben
25 Mayıs 2009 Pazartesi 23:25
Tepedeki dipnot: +18 ifadeler içeren, depresif ve amaçsız bir yazıdır, okunması tavsiye edilmez. Ama biliyorum tıklayacaksın alttaki bağlantıya, okuyacaksın sen bu yazıyı.
Bu aralar hayat benle çok fena taşak geçiyor. Genelde sansürlerdim burada kendimi, argoya çok girmezdim ama sansürlemiyorum humunu yiyim taşak geçiliyorum. Ak ak ak ak. Tamam eyvallah benim neyim varsa hepsi onun ama birazcık [...]
Bunu yapan insan olamaz
24 Mayıs 2009 Pazar 02:05
18:54.65′lik şu videoyu sadece izleyin.
Bunu yapan hakikaten insan olmamalı. O adamın o iş için harcadığı zamana gerçekten acıyorum
Tahir ile Zühre meselesi
16 Mayıs 2009 Cumartesi 12:34
Adını bile hatırlayamadığım, yedinci sınıfta Murat Dersanesi’nde dersimize giren coğrafya hocama sevgiler, saygılar. İlk defa ondan duymuştum bu şiiri.
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
Yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
Ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil, [...]
Ubuntu’ya Adobe Air yüklemek
15 Mayıs 2009 Cuma 02:48
Polaris’i duyanınız olmuştur. Kendisi Google Analytics hesabınıza bağlanan ve oradan verileri çekip size özet şeklinde sunan son derece hoş ve kullanışlı bir Adobe Air uygulamasıdır. Polaris ile 2-3 hafta evvel Windows’tayken tanışmıştım. Google Analytics’i zaten düzenli olarak her gün ziyaret ediyordum, sırf meraktan kurmuştum ama çok hoşuma gitti. Programı gayet eğlenceli yapmışlar.
Ubuntu’ya Adobe Air kurma [...]
Erkek alana dek istediğini sanarsın ki Romeo, ne diller döker de teslim olur kapana Juliet
13 Mayıs 2009 Çarşamba 18:34
Bugün yaşadığım bir an, en fazla 10 saniye, koskoca bir şarkıya o kadar çok uyuyordu ki; o an aklıma gelen ilk şey başlıktaki söz oldu.
Bir çift göz, yürüyor. Arkasından bir çift göz bakıyor. Başka bir çift göz de en arkada, ortadaki gözlere bakıyor. Hey gidi dünya, harbiden şarkı gibisin humunu yiyim, iki dakika huzur ver [...]
Etiketler:
ankara,
bilgisayar mühendisliği,
Coğrafya,
çin,
depresif,
dersane,
dipnot,
küresel ısınma,
moto,
murat,
Nazım Hikmet,
teknolojik,
ubuntu,
wiki,
yürek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)