milli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2009 Cumartesi

Kütüphanmde başucu kitabı

Gerçeği arama yolunda Tolstoy ve pek çok aydın zihinlerini çok yordular. Ararken yoruldular yorgunken öldüler.

Tolstoy düşünmeden sorgulamadan yapamam ben dedi hayatı boyunca. Aklı cevap vermeye yetemedi. Sonuçta akıl denilen şey sizi yarı yolda bırakıveriyor. Zaten yüce yol göstericiler bunun için varlardı. Yüce kitaplar bunun için var. İnanmak zorunda da değil kimse.

İnsan zamanla çok çeşitli ruh hallerine giriyor. Müzik dinlemekten artık haz almıyorum hatta devamlı müzik dinlemenin tehlike sinyali olduğuna inanıyorum.devamlı müzik bizi Allahı arama faaliyetimizden uzaklaştırıyor. Müziği tanrılaştırmamalıyız. Allah ikliminin yanında müzik ikliminin ne değeri olabilir ki. Otobüste yolda evde iş yerinde hayatımızın her safhasında müzik kulağımızda kulaklık dışarıdan soyutlanarak müzik dinlemenin sağlıklı bir tarafını göremiyorum. Kalbi karartmak doğru olmaz. Kimse bana inanmak zorunda değil

çeşitleme
26 Temmuz 2009 Pazar 10:06

BÖLÜNME



“Bölünme” diyor Stejepan G.Mestroviç:“aynı anda birbiri ile ilgisi olmayan duyguları yaşama ve ifade etme yeteneğini de içerir.” Stejepan Bölünmenin çocuklar için bir doğal olduğunu ama yetişkinlerde bölünmenin kişisel bozukluk olduğunu saptıyor. Çocuk anında söylemini ve hareketini değiştirebiliyor. Arkadaşını bir dakika önce çok seven çcuk bir dakika sonra sevmediğini rahatlıkla söyleyebiliyor. Çocukken hepimiz böyle davranmışızdır ancak bu davranışı yetişkin olarak yaptığımızda tam anlamıyla kişilik bozukluğu gösteriyoruz.

Batılı bir yazarın bir çok kelimeyle ifade etmeye çalıştığı bu davranış şekli “münafık” sözcüğü “iki yönlü” sözcüğü ile karşılanabilir. Mevlanın ;“ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” tavsiyesine uygun hareket edenler “bölünmemiş” oluyorlar. Bu özellik tam olgun (kamil) bir yetişkin kazanımıdır. Bölünmüşler “Gündüz aile adamıyken gece.. ( devamı )
ne olur sesimizi duyun!
05 Temmuz 2009 Pazar 02:18



Artık sesimizi duyun. Ne olur duyun. Türkiyenin modern gelişmiş bir ülke olmasını istiyorsanız her şeyden önce hatta ekonomiden de önce Milli Eğitimini ve sınav sistemlerini kökünden değiştirin.



Ne olur! SBS ve ÖSS denilen şu saçma sınavları kaldırın atın. Ne olur! Yapın bunu. Biliyorum benim bu blogda yazdıklarımı belki kimse okumayacak ama ben içimdeki ateşi söndürmek için yazıyorum. Ne yapayım ta Ankaraya Milli Eğitim bakanının yanına mı gideyim. Artık benim bu sınavlardan geçelim yıllar oldu ama hala şu ÖSS denilen illetten nefret ediyorum. Neden mi?



Öss israftır. (Parayı zamanı sağlığı ve beyni harcar.)

Öss büyük küçük insanların ruh hastası.. ( devamı )
bir KPSS daha bitti
03 Temmuz 2009 Cuma 07:09

BİR KPSS DAHA BİTTİ

30.06.2009

Bir KPSS sınavını daha devirdim. Anladım ki ben bu sınavı kazanmak için en az iki yıl inzivaya çekililip soru çözüp konu çalışmalıyım. Ama en az iki yıl. Yoksa ben sittin sene de girsem bu sınavı kazanamam.

Öğretmenlik artık benim için bir hayal oldu. Hayır illa devlet memuru olayım diye değil sadece branşım beni devlet memurluğundan başka şans tanımıyor. “edebiyat”.

Yaşasın edebiyat ama ben Orhan Pamuk değilim ki evde oturup hikaye yazayım. Ayrıca ondaki hikaye yazma yeteneğinin zerresi yok bende.Ne yapalım herkes aynı yeteneklerle donanımlı olmuyor.

“edebiyatçı diplomam var” diyerek fabrikalarda özel sektörde iş aramak beyhude bir çaba.

nitelikli okur
03 Temmuz 2009 Cuma 07:07

Sadık Yalsızuçanlar “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek” diyor. O Bediuzzaman İbni Arabi Koneviyi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç: “ her şeyi okumam genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığında hemfikirler.

Nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki beklenenden daha az olabilir ancak ben bugün daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Ancak bir okur olarak hatamız belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.

Kütüphanemde başucu kitabı gibi okuduğum bir kitap var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam “yazara bir teşekkür etmem gerek derim” ama nerde. Bir türlü yapamam bunu... ( devamı )
her ay bir kitap
19 Haziran 2009 Cuma 00:48

Kitap. Hayatın tek gayesi olmaya değer. Yaşamanın tek gayesi okumak demeğe değer. Okumak yaşam boyu kilolarca yemek yemekten daha değerli değil midir. Yaşam boyu okumak. Her şartta her zaman her yerde kitap ve okumak vazgeçilmezler içinde olmalıdır.

Kitaba verilen para boşa gitmiş sayılmaz. En kötü kitaptır dediğiniz kitap bile en lüks eğlenceden kat be kat üstündür benim nazarımda. İnsanın tekamülünde kitabın yerini hiçbir şey dolduramaz. İsterseniz öğretmenin dizinin dibinde oturun isterseniz dünyanın en iyi profesöründen ders görün hiç biri kitabın yerine geçmez.

Kimileri hala kitapların çok pahalı olduğundan dem vurup kitap almamakta ısrar etmekte. Dergi almamakta ısrar etmekte. Ayda bir defa bir dergiye 5 tl bir kitaba 5-20 tl vermekten imtina ediyoruz. Her şeyden imtina edilir kitaptan okumaktan imtina edilmez. Milyarlık arabaya binip de 10 liralık fiyattan kaçmanın tutarlı bir mazeret olması mümkün değildir.

güzel insanlar güzel atlara binip geldiler mi?
19 Haziran 2009 Cuma 00:41







Bir çok yazımda İslam’ı öğrenmek için zamanımızın parlak bilim insanlarına bakmamız gerektiğini söylüyorum.

İslamı iyi anlamanın birinci şartı bir Avrupalı gibi özgür ve bilimsel düşünebilmekten geçer. Özgür ve bilimsel düşünmeye ulaşabilmek okumak eylemiyle gerçekleştirilebilir. Okumak idrakimizi derinleştireceğinden önemli bir eylemdir.

Okuma alışkanlığını kazandıktan sonra okumalarımızı öncelikle Kuran üzerinde yoğunlaştırmalıyız. Önce Kuran. Arada hiçbir aracı olmadan. Kavrama anlama seviyemiz kadar Kuranı özümseyip anladığımızı başkalarına anlatmaktan sorumluyuz hepimiz.

türkçe dilbilgisinde yapı tür
19 Haziran 2009 Cuma 00:37

Türkçe sorularına doğru cevap verebilmenin birinci kuralı “soru kökünü” iyi anlamaktır. Birçok öğrenci aslında konuları iyi veya kötü bilir. Asıl sorun bu konuların başlıklarını hatırlayamazlar ve soru kökünü anlayamazlar.

Türkçe sorular iki temel kavram üzerine bina edilir: 1.yapı 2. anlam. Sözcüğün, cümlenin, paragrafın ya anlamı ya da yapısı sorulur. Yapı denilince beynimizde şu kavramlar dolaşmalıdır: tür, görev, basit, bileşik, isim, zarf, sıfat, edat vs, giriş, gelişme, sonuç vs.; anlam denilince şu kavramlar üzerinde durmalıyız: yan anlam, gerçek anlam, dolaylı anlatım, soru cümlesi, anadüşünce, yardımcı düşünce, konusu, anlatılmak istenen vs.

Yapı sorularında aklımıza özellikle konu başlıklarını getirmeliyiz. Öğretmen bir konuya başlamadan önce o konunun başlığını yazar işte o başlık öğrencinin can simididir. Başlıkla konu bütünleşirse öğrenme gerçekleşir. Konuyu biliyorsunuzdur fakat hangi başlık altında işlendiğini hatırlayamazsanız o zaman doğru cevaba ulaşamazsınız. Mesela “ deyim aktarması” başlığı ile işlenen konuyu birleştirmelisiniz. Öğretmen “ad aktarması” demekle neyi kastediyor bunu anlamalısınız.“deyim aktarması” ile “ad aktarması” başlıkları birbirine çok benziyor ama ikisi farklı konular. Tür yapı sorulunca yüklemin yapısı mı sözcüğün mü yoksa cümlenin yapısı mı soruluyor bunlara dikkat etmeliyiz. İşte böyle temel başlıkları öğrenip konularla da pekiştirirseniz sınavlarda oynaya güle cevaplar verirs.. ( devamı )
zihniyet değişimi
19 Haziran 2009 Cuma 00:29

Bizim bürokratlarda bir sorun var galiba. Şu Milli Eğitim sistemini iflas ettirmek Türkiyeyi içinden çıkılmaz sıkıntılara mı sürüklemek istiyorlar bilmem. Niçin bunları söylüyorum. Eğitim-öğretimi 9 yıla çıkaracaklarmış. Kim bilir daha sonra 10-20 falan. Ya biz 20 yıl okuduk da ne oldu Allah aşkına. Henüz alt yapısı hazırlanmamış bir ülkede eğitimi 9-10 yıla çıkarmanın -istersen 40 yıl- yap ne faydası olur. Senin değil yeni üniversite mezunun, belli noktalara kadar kariyer yapmış üniversitelilerin bile 2-3 dil bilip de işsiz gezebilmekte.

Yok yok bir yerlerde galiba işsizliği belli vakit az gösterelim diye öğrenci cennetine döndürmek istiyorlar Türkiyeyi. Okullarımız bir meslek öğretmediği gibi çocukların sanayi yolunu da tıkıyor. Her halde çocuklar mezun olup elleri ceplerinde işsiz sokaklarda dolaşmaya başlayınca tef çalıp oynayacaklar. Hayır okusalar ne olacak gerçekten benim tarih öğretmeni bir arkadaşım var dokuzuncu defa kpss sınavına giriyor. Böyle bir rezillik var mıdır dünya yüzünde bilmem.

Kesinli.. ( devamı )
Cinayet Haberleri
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:29

Basın yayının teknolojisinin ilerlemesiyle haberlerin birkaç saniye içinde bize ulaşabilmesinin yararları çoktur. Akşam eve gittiğimizde dünyanın her tarafından haberleri duyabiliriz. Fakat bu iyi durumun suiistimal edilmesi söz konusu.

Uzun zaman orta Asyada bulundum. Onların televizyonlarından trafik canavarı haberlerini, dozajı yüksek politik haberleri, cinayet haber ve programlarına pek rastlamadım. Haberlerde öyle olumsuz haberleri duymak zordu. Şiddet kan öfkeden kudurmuş insan toplulukları vs. televizyonlarda gazetelerde çok az konusu edilirdi.

Avrupa ülkelerinde de uydudan gördüğümüze göre bizimki gibi haberlerde çok fazla şiddet gösterilmiyor. Amerikada koca gökdelenler yıkıldı da yerde ölmüş bir Allah kulu görememiştik. Sanki o binalarda hiç kimse yoktu.

Ben Avrupa ve Amerikan toplumlarının bize göre şiddete daha eğilimli olduklarına inanıyorum. Onların yaptıkları filmler bize onların neler düşündüklerini ve nasıl cinayet işleyebileceklerini iyi anl.. ( devamı )
gına geldi
06 Haziran 2009 Cumartesi 06:19

GINA GELDİ DİZİLERDEN

Dizilere takmış durumdayım. Artık iyice yılıştılar. Brezilya dizilerini yakında sollarlar. Öpüşme sahneleri çoğaldı demiştim geçen yazımda. O yazıyı mı okudular bilmem(!) öpüşme azalacağına çoğaldı hatta bir adım daha ilerlediler yatak sahnelerine terfi ettiler. Baktım internette en çok tıklanan falan dizinin falanca ile falanca oyuncusunun sevişme sahnesiymiş. Bilmem ki dizicilere mi yoksa izleyicilere mi laf dokundursam.

Evdekilere dedim kaç defa “ya şu dizileri seyretmeyin” diye ama... “diziler azıttı” dedim. Dediler ki “nereden biliyorsun sen dizi seyretmezsin ki!” hem de “dizilerde biz öpüşme sahnesi falan görmüyoruz” dediler. “Yuh be! Bakın şimdi bu dizide öpüşme olacak” dedim. “hayır” dedi Adanasever kardeşim. Bu dizide “öyle olmaaaaz”. Tesadüfe bakın ki hangi dizi için bunu söylesem hep o sahnelerle karşılaştık. “Yaaa! Olmazdı hiiç” demeye başladılar. Seyretmiyorum dizileri ama “farkında olmak” denilen bir söz var. Eğer bir dizide bu sahne olmuş ve bu bölümü gazeteler yaygara yapmışsa diğer dizilerde de hemen başlıyor aşıkları öpüştürmeye. Ama galiba şu Rumeli dizisinde bu tip sahneler olmamış. Samanyolunu falan söylemek abes olur. Onlarda bu tip sahneler yok .. ( devamı )
olmaz diye bir şey olmaz
27 Mayıs 2009 Çarşamba 06:58

Her yönüyle kısıtlanmış olan dünyada “asla olmaz” demek doğru değildir.

Bir gün dünyanın ez zengin bir şehrinden harika bir ev alamayacağınızı kimse iddia edemez. Bir gün bir çok ülkeyi gezeceksiniz denilse “hayır!Asla!gezemem” derseniz külliyen hata etmiş olursunuz. Olmazları bir olduran vardır.

Arkdaşım bana “ben hiçbir zaman bu değil bu ülkeden bu şehirden bile çıkamayacağım” dedi. Ben de : “ öyle deme sen geleceği bilmiyorsun ki!Asla olmaz demek doğru değildir” dedim.

Açıköğretim birinci sınıfa giderken askerlik yoklamam geldi. Bir türlü öğrenci olduğumu ispatlayamadım onlara. Pekala dedim ve askerlik için bir dilekçe yazdım. Bir müddet sonra kendimi Kocaelide “Zafer” adlı gemide buluverdim. Bu gemi de tatbikata çıkacakmış meğer. Aylarca o ülke senin bu benim gezdim durdum. Venedik, Lizbon, Telaviv, Kudüs, Alicante vs. vs. pek çok şehir ve ülke gezdim. Bu ülke ve şehirleri gezebilmek için her şeyden önce vaktiniz olmalı sonra yüklü paranız olmalı öyle değil mi? Mantık bunu söyler ama oldurmazları olduran vardır. “asla olmaz” dem.. ( devamı )
uzaylılar yerine
26 Mayıs 2009 Salı 07:07

Nihayet Hülya AVŞAR da uzaylıları gördüğünü söyleyiverdi. Allahu alem tanınmışlığına tanınmışlık katmak için mi yoksa karşısındaki konuktan çok etkilendiği için mi söyleyiverdi bilmem.

Uzaylılar var mı yok mu? Uzaylı kovalamakla yükümlü olduğumuzu düşünmüyorum. Ruhlarla cinlerle uğraşmak gibi bir görevimiz de yok. Ruh da var cin de var. Ancak bunları görebildiğimizde ne olacak onu merak ediyorum. Hani imanımız bir kat daha mı artacak, insanlarla konuşmak yeterli gelmedi de onlarla konuşmak mı bizi rahatlatacak. Ya işte insan ve merak ayrılmaz bir bütün gibi.

Ruh cin peri uzaylı görmemiz istenseydi elbette sınırlı özelliklerle donatılmazdık. Belli frekansın üzerindekileri göremiyor ve duyamıyoruz. Demek o sınırlarda bizim işimiz yok.

Uzaylı arkadaşım olsaydı veya cinlerden arkadaşım olsaydı onlara istediğimi yaptırır zor anlarımda onların yardım etmesini ister gelecekte neler yaşayacağım onlardan öğrenir miydim? Sırf bu sebeplerden dolayı mı onlarla tanışmak istiyoruz. Ya d.. ( devamı )
zemahşeri
24 Mayıs 2009 Pazar 18:05

Türk Dilinin tarihi de en az Türk Tarihi kadar hareketlidir. Dönem dönem yıldızı parlamıştır. Ancak dilin tarih kadar başarılı olduğu söylenemez. Nedense Türkler tarih boyunca başka kültürlerin tesirinden hiç kurtulamadılar. Hele dil. Tamamamen Farsça ve Arapçanın altında ezim ezim ezildi.

Mevlana eserlerini hep Farsça yazdı. Selçuklular zamanında yazılanlar Farsça ve Arapça oldu. Farsça ve Arapça bilmeyenler küçümsendi. Yani bizde Farsça Arapça Fransızca İngilizce moda dillerdir.

11. ve 12. yüzyılda yaşamış olan ve Türkçeye soluk aldıran kişiler hiç şüphesiz Kaşgarlı Mahmut ile Yusuf Has Haciptir. Ancak O dönemde yaşamış olan en büyük Türk bilgini Zemahşeridir. Hadis biliminde zirve isim Buhari iken Tefsirde zirve isim Zemahşeridir. Eserlerini tıpkı Mevlana gibi Gencevi gibi Arapça ve Farsça olarak kaleme almıştır. Hem de Arap dilinin piridir. Öyle ki Ebu Kubeys dağına çıkıp Araplara şöyle demiştir: “ Ey Araplar! Atalarınızın dili Arapçay.. ( devamı )
dost
24 Mayıs 2009 Pazar 17:52

Dünya gerçekten ağırdır. Mutluluktan uçurduğunda bile size ağır gelir. Belki bir saat belki beş gün sonra hüznün girdaplarında gezinmeye başlarsınız. Ya da dünya olanca ağırlığı ile üstünüze çöktümüştür. İnsanlar üzmüştür seni, fakirlik ağlatmıştır seni, iş yeri sıkmıştır ruhunu. Belki beş dakika belki beş yıl sonra yüzünüzde mutluluk meltemleri esebilir tekrar. İşte dünya böyle oyalar bizi. Milyarlarca insanı oyaladı milyarlarca insanı oyalıyor henüz görevi bitmedi milyarlarca insanı meşgul etmeye devam edecek. Geçmiş unutulabilir gelecekten korkulabilir, belki şuan en mutlu ya da mutsuz sizsinizdir. Ama bu dalgalı, fırtınalı dağdağalı gecede nereye yapışalım da bizi oyalayan bu oyundan kurtulalım. Çok basit. Allahın ipi. İnanmak ve onun ipine sımsıkı sarılmakla esrarensiz karmaşık zor oyundan kolaylıkla kurtulabiliriz. İnanç önemli. İnançsızlık bataklığın yutması gibi insanı yutabilir. Siz yutulurken kimse yardım elini uzatamaz size. Kurtuluş iman ipine sarılmakta.

Allah şöyle bildiriyor: “ inançsızların dostu tağutlardır. (tağutlar) onları inancın ışığından mahrum bırakıp inançsızlığın karanlıklarına sürükler.”

Şayet üniversiteyi niçin kazanamadım diye kahrolmak istemiyorsak, işsizlik korkusuyla tutuşmak istem.. ( devamı )
2002 günlükleri
24 Mayıs 2009 Pazar 17:11

2002 yılında yazdığım günlüklerden bazıları. 1995'ten bu yana günlük tutuyorum. Bu günlükleri ara ara siteme taşıyacağım. Biliyorum bu günlükler okuyanları sıkabilir. Ama ben bu günlüklerde başkalarına yararlı olmaktan ziyade kendi dünyamla hesaplaşmalarımı anlatıyorum.
Oldum olası başkalarının günlüklerine değer veririm. Onları daha gerçekçi bulurum. İçtendir. Süslü laflar yerine kalpten çıkan hislerdir günlükler. Kendimizle hesaplaşma niteliği taşıdığından yalan yoktur içlerinde. Yanlışlar saçmalıklar vardır ama yalan yoktur.
Belki içlerinde kendinizden de bir şeyler bulursunuz. Belki mutlu olursunuz.belki de eeeh ne saçmalık der pas geçersiniz.


30 Temmuz 2002 Salı

Her şey aptalca ! Ve her şey aptalca. Her şey yalamayla başladı ve bitti.yaladı. anladıysa yalamanın benim söylediklerimi haklı çıkardığını.ama nerede insanlarda o anlayış. Bekle ki bulasın. Daha dün yazmıştım içimde bir alev topu var diye. Alev topum dün patladı.

Şimdi boşum. Bomboş. ne yapacağımı ne edeceğimi bilmiyorum.Plânım yok.öylesine oturuyorum. Çay da hazırlamadım kendime. Dolapta yemek namına hiçbir şey yok. Öylesine yazıyorum. Yazmak isteğim de yok ki. Parmaklarım klavyenin üzerindeki harfleri zorlukla bulabiliyor.

Sinirliyim.çok sinirli.....her şey berbat. Ev aramalıyım. Değişiklik olsun. Bıktım. Her şeyden bıktım.


09 Ağustos 2002 Cuma

Her şey bir toz bulutunun yükselmesi gibi oluverdi. Bir şimşeğin çakması gibi. Hayatımın geri kalan kısmında neler olacak merak ediyorum.

30 .. ( devamı )
Verbitski
15 Mayıs 2009 Cuma 21:16

Altay Türklerinin dilleri ve yaşamları hakkında bize bilgiler veren kişilerden biri Verbitskiy’dir.

Türk Kültürü ve dili ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapmış olan ve ilklere sahip olan meşhur bilim adamlarının isimlerini maalesef liselerimizde öğretmiyoruz. Mesela Yudahin, Radlof, Verbitki…

Verbitskiy tabiri yerindeyse on parmağında on marifet bulunan bir insandır. Tam otuz yedi yıl Altayda yaşamış olan Verbitskiy papaz ve aynı zamanda iyi yetiştirilmiş bir misyonerdir.

Verbitski’nin sadece hayatını konu alacağım. Eserinin içeriğiyle ilgili başka bilgileri zaman zaman yazmayı düşünüyorum.Çünkü Verbitski 19. yüzyılda yaşayan Altay Türklerinin kültürleri ve dilleri hakkında ilginç bilgiler veriyor. Her ne kadar günümüzde haberleşme hızlı oluyor ve bir çok bilgiye anında ulaşılabiliyorsa da bu o eserin değerini tabi ki düşürmüyor. Zaman bil.. ( devamı )
işsizliğin yararları
15 Mayıs 2009 Cuma 21:11

Paul Lafarque “Tembellik Hakkı” adlı eserinde “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan azat eden boş zaman ve özgürlük veren ta nrı olduğunu”

Makineleşme ve teknoloji ilerliyorken insanların daha özgür olmaları gerekiyordu ve bu oluyor çünkü makineleşme işsizliği doğuruyor. Peki Paul’un dediği gibi işsizlik bizim anladığımızın tersine güzel bir durum mudur. Bugüne kadar pek çoğumuz işsizliğin insanı bunalıma sürüklediğini, gençleri mutsuz yaptığını, işsizliğin insan fıtratına aykırı olduğunu söyledik ve yazdık. Psikologlar işsiz insanın halini her yönüyle incelediler. İşsizliğin ülkelerin gelişmişlik düzeylerini de belirlediğini biliyordu. Kendimiz de bizzat işsizliğin sıkıntılarını yaşadık. Ama bugün ben işsizliği Paul’un açısından bakacağım.

Karınca gibi çalışıyor insanlar. Köyleri bilemem ama özellikle büyük şerhlerde insanların çalışma tempoları en yük düzeye çıkmış bulunmakta. Sabah sokaklarda telaşla işe yetişmek için koşuşturan insanlar, akşam otobüslerde balık gibi üst üste eve dönen yorgun bedenler, yorgun gözler, kızarmış gözler, yorgun düşünce.. ( devamı )
Aydın İlinin 105 yıl önceki sosyal hayatından kesitler
14 Mayıs 2009 Perşembe 23:26

Bugün Aydın sokaklarında dolaşırken aklıma bundan yüz-yüz beş yıl önceki hali geldi. Zeki Mesud ALSAN çocukluğunda Aydın sokaklarında gördüğü bir olayı şöyle anlatıyor:

“…Bu sırada mahallede bir kaynaşma sezildi. Çocuklar yola doğru koşuştular. Kadınlar ileriye baktılar. Mustafa da anasının yanın­dan ayrılarak çocuklara yetişti. Ve kalabalık arasında garip kıyafetli, ve şim­diye kadar hiç görmediği iki insan şekliyle karşılaştı. Bunlardan biri oldukça yaşlı ve kısa boylu idi. Diğeri uzun boylu ve gençti. Koyu lâcivert renginde ve kat kat denecek surette geniş kıvrımlı uzun fistanlar giymiş olan bu kadınların başlarındaki alâmet daha çok seyre değerdi. Nasıl yapıldığına insanın aklının eremeyeceği kar gibi beyaz bir şeyler bunların başını iyice sarmış, onları biraz da heybetlendirmişti. Onları ilk görenler gece görseler mutlaka korkarlardı. Bir şeyler... gerçekten bu iki kadın kafasını, saçlarından -eğer varsa-bir telini bile göstermeyecek surette kapatan bu külahlar, tek bir parçadan ibaret değildi.,. Kanatlı, yelpazeli, girintili, çıkıntılı bir çok şekillerin birleşmesinden meydana gelmiş karışık bir nesne idi. Bellerinde kemer gibi bir kuşak vasrdı. Yanlarında koca taneli ve birkaç devirli tesbihler asılı idi. Tesbihin fistanların eteklerine yakın uçlarında madeni birer haç sarkıyordu. Kollarında koyu renkli, küçük kamış çan.. ( devamı )
Futurist şiir örneği-Vlademir MAYAKOVSKİ
10 Mayıs 2009 Pazar 00:13

PANTOLONLU BULUT



Pelteleşmiş beyninizde

Kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi



Hayal kuran düşüncenizi,

Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,

Dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehirli dilli.



Tek bir ak saç yok ruhumda

Yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!

Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle

Yürüyorum – yakışıklı .. ( devamı )

19 Ocak 2009 Pazartesi

Televizyon Dizileri

Ferhunde'nin sevgilisi, maganda çıktı!
18 Ocak 2009 Pazar 23:56
Yaprak Dökümü'nün 'Ferhunde'si Deniz Çakır'ı korumak isteyen sevgilisi ve rol arkadaşı Nihat Altınkaya, kendilerini fotoğraflayan gazetecilerin üstüne yürüdü. Saklambaç'ın haberine göre; oyuncu Deniz Çakır'ın dizide ve gerçek hayatta sevgilisi olan Nihat Altınkaya, Hande Ataizi'ne özendi. Şöhret sarhoşu genç oyuncu, fotoğraflarını çeken gazetecilere saldırarak tehditler savurdu.

ŞÖHRET HASTASI OLDU
Son günlerde ünlüler arasında yaygınlaşan gazetecilere saldırma modasına genç oyuncu Nihat Altınkaya da uydu. Yaprak Dökümü dizisinin Ferhunde'si Deniz Çakır'la hem dizide hem gerçek hayatta aşk yaşayan Altınkaya, kısa sürede şöhret hastalığına yakalandı. Önceki gün sevgilisiyle birlikte Fransız Sokağı'nda bir barda eğlenen genç oyuncu fotoğrafları çekilince çılgına döndü.

ALKOL ALINCA DAĞITTI
Gazetecilere saldıran Altınkaya, "Sakın beni çekmeyin. Hem makinenizi hem de kafanızı kırarım. Siz beni tanımıyorsunuz galiba. Size öyle bir dayak atarım ki neye uğradığınızı şaşırırsınız" diyerek tehditler savurdu. Daha sonra hızını alamayan genç oyuncu, bir muhabirin elinden makinesini alarak çektiği bütün fotoğrafları sildi. Alkollü Altınkaya'yı arkadaşları olay yerinden uzaklaştırdı... ( devamı )
Acun paraları ödemiyor mu?
17 Ocak 2009 Cumartesi 20:40
Acun'un bam teline Saba Tümer bastı! Paraları ödemiyor musunuz sorusuna Acun sinirlendi bakın nasıl cevap verdi! Televizyon gazetesinin haberine göre Saba Tümer'in TV programına konuk olan Acun Ilıcalı, Show TV'de süren yarışması 'Var mısın Yok musun?'da kazanılan ödüllerin geç ödemediği yönündeki ifadelere çok kızdı. "Biz yarışmacılarımızı koruyoruz, kolluyoruz. Hiç bir yarışmacımı hiç bir zaman mağdur etmem. Her türlü sorunlarında da elimden ne gelirse yaparım" diyen Acun Ilıcalı, Saba Tümer'in "'Paralar geç ödeniyor ya da ödenmiyor' diye dedikodular var" sözleri üzerine gerildi.

"DEDİKODU DEĞİL ART NİYET"
"O dedikodu değil işte. Onda da art niyet var. Paralar ödenmiyor ne demek ya? Hangi gün bir yarışmacı çıkmış da 'paramız ödenmiyor' demiş? Hiç bir yarışmacı duydun mu şimdiye kadar bir gazetede çıkıp da 'paramı almadım' diyen?" şeklinde konuşan Acun Ilıcalı, Tümer'in "Hayır duymadım" sözlerinden sonra şöyle konuştu:"Ben de duymadım. Ne komik. Nereden duyuyoruz bunu? Bir yazar oturuyor ve 'paralar ödenmiyor' diye yazıyor. Ödenmezse, insanlar çıkıp demez mi 'paramız ödenmiyor' diye? Şunu ortaya koyalım; Türkiye'de herhangi bir yarışmada kazanıp ertesi gün parasını alan varsa ben onunla tanışmak istiyorum."

BİR YIL İÇİNDE ÖDEME TAAHHÜDÜ VAR
Sözleşmede yarışmacıların paralarının bir yıl içinde ödeneceği maddesi olduğu bilgisini veren Acun Ilıcalı, "Bir hafta içinde ödenen yarışmacı da oluyor, 3 ay içinde ödenen de 5 ay içinde ödenen de oluyor. Yarışmacıların durumlarına gör.. ( devamı )
Gece Sesleri (Yeni Bölüm)
18 Ocak 2009 Pazar 23:43


15 Bölüm
Ölüm döşeğindeki annesinden yıllardır saklanan acı gerçeği öğrenen Yağız intikam yemini eder. Annesinin vasiyeti üzerine cenazeyi Bozova’ya götüren Yağız, Ortaçlı Çiftliği’nde yaşayan gerçek ailesiyle yüzleşip hesap sormak için sabırsızlanmaktadır. Bozova’daki Ortaçlı çiftliğinde ise başta Sultan Hanım olmak üzere tüm aile Nedim Bey’in sürpriz evlilik haberiyle şaşkına döner… Erkek torun beklentisiyle biran önce evlendirmek istediği büyük oğlu Nedim, Aslı isminde 20 yaşlarında bir kızı olan Rengigül’le evlenmeye karar verdiğini açıklamıştır… Bu evlilik kararına karşı çıkan sadece çiftliktekiler değildir… Aslı da annesinin bu evliliğini, hayatının değişeceği ve İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalacağı düşüncesiyle onaylamaz. Rengigül ve Aslı’yı, Nedim’in ailesiyle tanışmak üzere gittikleri Bozova’daki çiftlik evinde hoş olmayan bir karşılama töreni beklemektedir… Sultan Hanım’ın, Rengigül’ü gelini olarak kabullenmesi ise pek mümkün değildir. Eşi Ceyda ve kızı Elvan’la birlikte çiftlikte yaşayan Ortaçlı’ların küçük oğlu Yusuf ise olacaklardan habersiz Rengigül ve kızına sıcak davranır. Çiftlikte Aslı’yla yakından ilgilenen biri daha vardır; Ortaçlı’ların aile dostlarının oğlu Seyhan. Rengigül ve Nedim, bütün itirazlara ve engellere rağmen sade bir törenle çiftlik evinde evlenirler. Düğün günü bütün aileyi şok edecek bir olay yaşanır… B.. ( devamı )
Biri Komedi 3
16 Ocak 2009 Cuma 11:14
.. ( devamı )
Nil Kıyısı’nda Dolaşmaya Az Kaldı
17 Ocak 2009 Cumartesi 22:15

Nil’imizin yepyeni albümü “Nil Kıyısında” Şubat ayında biz sevenleriyle ilk buluşmasını yapacak. Bu albümde daha da büyüdüğünü farkeden Nil, bizleride meraklandırmadı değil. Sürprizlerle dolu “Nil Kıyısında”yı sabırsızlıkla bekliyoruz..
.. ( devamı )
Size en uygun Vodafone tarifesini eğlenirken öğrenin
16 Ocak 2009 Cuma 08:32
Vodafone, "Senin Tarifen Hangisi"uygulamasıyla abonelerine kendileri için uygun tarifeyi seçmenin en eğlenceli yolunu sunuyor. Vodafone'un web sitesi www.vodafone.com.tr'de yayına başlayan "Senin Tarifen Hangisi", Vodafone abonelerine cep telefonu kullanım alışkanlıklarına göre animasyonlu bir oyunla tarifelerini seçme imkanı sunuyor.

Kullanıcıların kendilerine en uygun tarifeyi birkaç kolay adımda bulmalarını sağlayan"Senin Tarifen.. ( devamı )
Annem (Yeni Bölüm)
15 Ocak 2009 Perşembe 19:00




Zeynep hamile, Musa mutlu

Hamile olduğunu öğrenen Zeynep büyük bir şaşkınlık yaşarken, Musa ise büyük bir mutluluk yaşıyor. Ayşe erken doğumla kızını, Masal’ı dünyaya getirir. Ayşe’nin büyük mutluluğu, Musa için o anda, içinde bulunduğu durumdan dolayı tam bir şok etkisi olur, zira Zeynep hamiledir. Başta Zeynep olmak üzere bu durum herkesi inanılmaz şaşırtmıştır. Beklenmeyen bir durum, beklenmedik bir zamanda ortaya çıkmıştır. Ama ne olursa olsun Musa için bu büyük bir mutluluk olmuştur. Derya evinden kilometrelerce uzakta hiç tanımadığı bir yerde, tanımadığı insanlarla beraber olmaktan dolayı çok şaşkın, İsmail her şeye rağmen çok mutludur. İbrahim ve Zehra ise yine gergin bir bekleyişin içinde, ne yapacaklarını bilemez bir haldedirler. Zeynep, bu bebeği dünyaya getirmeyi aslında her şeyden çok istemektedir. Fakat Musa’ya duyduğu büyük aşkla, ona olan güvensizliğinin arasında kalmış ne yapacağını bilememektedir. Musa ise, bu durumu değerlendirmektedir. Çünkü Zeynep’ten ayrılmak istememektedir ve bu bebekle birlikte onunda içinde yeni bir umut canlanmıştır.
.. ( devamı )
Cüneyt Arkın'a hırsız şoku
15 Ocak 2009 Perşembe 18:34
Ünlü sinema oyuncusu Cüneyt Arkın'ın Beşiktaş Levent Ümit Deniz Sokak'taki evine dün gece hırsız girdi.

Müstakil evin mutfağın camını kırarak içeri giren kimliği belirsiz hırsızlar, Cüneyt Arkın'ın oğlu ile uyudukları sırada evde bulunan 4 bin TL, cep telefonu ve iki otomobilin anahtarını çaldı.

Hırsızlar evden aldıkları anahtarlarla Cüneyt Arkın'a ait oğlu Polat Cüretlibatur üzerine kayıtlı 34 KC 171 ile 34 KA 393 plakalı otomobilleri çalarak kaçtı. Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gelen Cüneyt Arkın Oto Hırsızlık Büro Amirliği'nde ifade verdi.

Cüneyt Arkın uyudukları sırada hırsızların mutfak penceresini kırarak eve girdikten sonra 4 bin TL cep telefonu ile otomobillerini çaldıklarını, kendilerinin hırsızlığı sabah uyandıklarında fark ettiklerini söyledikleri öğrenildi.

İfadenin ardından Asayiş Şube Müdürlüğü'nden ayrılan Cüneyt Arkın, "Asayiş Şubeye neden geldiniz?" şeklindeki soruya "Siz gazeteci misiniz? Merak ettim geldim" diye yanıtladı.
.. ( devamı )
Biri Komedi 2
15 Ocak 2009 Perşembe 00:50
.. ( devamı )
Vodafone'dan kontörlü hatlarda bir ilk: 10 dakikadan sonra konuşmak bedava
14 Ocak 2009 Çarşamba 19:16
Vodafone'un yeni tarifesi Kontörlü Cep Limitsiz, ön ödemeli Vodafone abonelerini 10 dakikadan sonra limitsiz ve ücretsiz konuşturacak. Türkiye'de kontörlü hat sahiplerine ilk kez sunulan bu tarife kapsamında her ay 100 kontör yükleyen aboneler, 30 gün boyunca günde 10 dakikadan sonra tüm Vodafone'luları limitsiz ve ücretsiz olarak arayabilecek.

Vodafone'un bu yeni tarifesiyle farklılığını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Vodafone Türkiye Bireysel İşletme Bölüm Başkanı Engin Aksoy, “Ekonomik sıkıntıları göz önünde bulundurarak hazırladığımız bu tarife ile iletişimin önündeki engelleri kaldırmaya devam ediyoruz. Sektörde bir benzeri olmayan bu yeni tarifemiz, yaratıcı bir yaklaşımla iletişimin önündeki limitlerin üzerini çiziyor. Cep telefonu kullanıcıları artık ‘Ne kadar konuştum, kaç kontörüm gidecek' gibi kaygılar yaşamayacak, görüşmelerinde hiçbir.. ( devamı )
Yaprak Dökümü (Yeni bölüm)
14 Ocak 2009 Çarşamba 16:15


Şevket şüphelerin odağında
Dizinin oyuncu kadrosuna bu haftadan itibaren "Şevket" karakteri ile Hasan Küçükçetin de katılıyor.

Şevket evde sevinç gözyaşlarıyla karşılanır. Ama suçlu henüz yakalanmadığı için Şevket hâlâ zan altındadır. Başta Hayriye Hanım olmak üzere, kardeşleri de Şevket'in masumiyetinden şüphe etmektedir.
Aslı, Ferhunde'nin geçmişini kurcalar ve Ferhunde'yi köşeye kıstıracak ipucunu yakalar. Her olayda Ferhunde'nin bir başka yüzüyle tanışan Levent, ilişkisine olan inancını tamamen yitirir. Levent'i kaybedeceğini anlayan Ferhunde, bu olaydan da güçlenerek çıkmanın yollarını arar.
Öte yandan Leyla ile buluşmak için İstanbul'a gelen Nazmi, buluşma saatine kadar Cem'in ailesinin evinde oyalanır. Bu ziyaret sırasında Cem'in evliliği ile ilgili yeni şeyler duymanın şaşkınlığı içindedir.
Leyla ile buluştuklarında onu daha yakından tanımaya çalışan Nazmi'ye, Leyla geçmişinden tam olarak bahsetmez. Leyla'nın başlattığı yalan, giderek büyür. Nazmi, Ali Rıza Bey ve ailesiyle tanışmak için eve geldiğinde bütün aile bu yalana ortak olur... ( devamı )
İstanbul trafiği çıldırttı!
13 Ocak 2009 Salı 16:26
İstanbullu'nun trafik çilesi bitmiyor. Her geçen gün artan araç sayısına ve yolların yetersizliğine bir de Metrobüs için yapılan yol çalışmaları eklenince trafik iyice içinden çıkılmaz hale geldi.
İstanbul trafiğini rahatlatmak amacıyla Topkapı-Avcılar güzergahıyla başlayan daha sonra da Zincirlikuyu'ya kadar uzanan Metrobüs hattının Şubat ayında Anadolu Yakası'na ulaşması planlanıyor. Bu nedenle Avrupa Yakası ve Anadolu Yakası'nda yol çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Bu yol çalışmaları nedeniyle azalan şerit sayısı da trafiği tamamen durma noktasına getiriyor. Boğaziçi Köprüsü güzergahını kullanarak İstanbul'un bir yakasından diğer yakasına geçmeye çalışan sürücüler saatlerce trafik çilesi çekiyor.
Sizce Metrobüs İstanbul trafiğine çözüm olabilir mi? Sizin önerileriniz neler? Siz de yaşadıklarınızı, görüşlerinizi, önerilerinizi yazın, yayınlayalım..... ( devamı )
E-Bülten Türkiye’nin en büyük grubu
13 Ocak 2009 Salı 11:06
İlker'in Sitesi Google paylaşım grubu üye sayısı ile Türkiye’nin en büyük grubu her gün birbirinden güzel ve ilginç 3 mail alarak sizde bu dev platformda yerinizi almak isterseniz. Bu grubu ziyaret et.

Avrupa Yakası'na geri dönen oyuncu kim?
11 Ocak 2009 Pazar 15:36
Avrupa Yakası'na geri dönen oyuncu kim?

Gurbet Kuşları'nda aradığını bulamayan Rutkay Aziz, Avrupa Yakası'na geri döndü. Avrupa Yakası dizisinin bu hafta ekrana gelecek bölümünün tanıtımını izleyenler bir süre önce diziden ayrılan Rutkay Aziz'i yeniden görünce şaşırdı.

Televizyon gazetesinin haberine göre, sezon başında Gurbet Kuşları isimli iddialı bir dizi için Avrupa Yakası'ndan ayrılan Rutkay Aziz, aynı anda iki dizide de oynayabilecekken bunu tercih etmemesini 'seyirciye saygısızlık olur' diye açıklamış ve Avrupa Yakası'ndan ayrılmayı tercih etmişti. Senarist Gülse Birsel ve yapımcı Sinan Çetin ile aralarında hiçbir sorun olmadığını da özellikle belirten Rutkay Aziz, Gurbet Kuşları isimli dizisi reytinge yenilince yeniden yuvasına döndü.Avrupa Yakası'nın bu hafta ekrana gelecek yeni bölümünde Rutkay Aziz, kaldığı yerden rolüne devam ediyor... ( devamı )
Müjde! TonlaKazan’dan yılbaşı sürprizi, üye olan herkese 5 kontör hediye
12 Ocak 2009 Pazartesi 05:08
Bir süre önce yalnızca davetiye ile üye kabul eden TonlaKazan servisimiz, geçtiğimiz günlerde yepyeni sistemini devreye aldıktan sonra üyeliğini herkese açmıştı. O günden bu yana, servisimiz sizler tarafından oldukça büyük bir ilgi gördü ve üye sayımız hızla arttı ve artmaya da devam ediyor. Şimdi de, bugünden itibaren TonlaKazan'dan servisine üye olan herkes kayıtsız şartsız 5 kontör/75 saniye kazanabilecek. Eğer siz de TonlaKazan'ın yılbaşı süprizinden yararlanmak istiyorsanız hemen TonlaKazan servisine üye olun 5 kontör/75 saniyeniz hediye gelsin. TonlaKazan'a kayıt olmak çok kolay. Kayıt olma işleminin ayrıntılı olarak anlatıldığı yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Önemli Bilgiler
* TonlaKazan servisine üye olduğunuzda kazanacağınız hediye 5 kontör/75 saniyeniz üye oluş tarihinizden bir hafta sonra hattınıza yüklenecektir.
.. ( devamı )
Nil Şarkılar Serhan Şeşen için Söylenecek !
12 Ocak 2009 Pazartesi 11:04
Yanlış teşhis nedeniyle hayatını kaybeden Serhan için doğum gününde özel bir gece düzenlenecek. Gecenin geliri, kurulacak vakfa bağışlanacak.

Grup Gündoğarken’in solisti Burhan Şeşen, 4 Aralık’ta yanlış teşhis ve tedavi sonucu yaşamını yitiren 26 yaşındaki oğlu Serhan Şeşen için doğumgünü olan 27 Şubat’ta özel bir gece düzenleyecek.Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılacak gecede, Sezen Aksu, Kenan Doğulu, Timur Selçuk, Zuhal Olcay, Sertab Erener, Ceza, Nil Karaibrahimgil, Bülent Ortaçgil, Yavuz Bingöl, Leman Sam, Erol Evgin, Ezginin Günlüğü, Gürol Ağırbaş, İlhan Şeşen, Gülcan Altan, Birsen Tezer gibi çok sayıda sanatçı sahne alacak ve ikişer şarkı seslendirecek. Geceden elde edilecek gelir, Serhan Şeşen adına kurulacak vakfa bağışlanacak.

İhmal mağdurlarına vakıf
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans yapan Serhan Şeşen’in doğumgününde düzenlenen geceye felsefe dünyasının ünlü hocaları da katılacak.Aynı zamanda gecede sahneye de çıkacak olan Burhan Şeşen, “Oğlumun adına kuracağımız vakıf Türkiye’de ihmal yüzünden mağdur görmüş herkese yardım eli uzatacak. Çünkü oğlumu ihmal yüzünden kaybettim” dedi.
.. ( devamı )
Windows 7 Vegas’ta şov yaptı - CES 2009
11 Ocak 2009 Pazar 22:41
Consumer Electronics Show (CES) fuarı Microsoft CEO'su Steve Ballmer'ın Windows 7 Beta duyurusunu yaptığı konuşmasıyla kapılarını ziyaretçilere açtı.

9 Ocak 2009 itibarıyla www.microsoft.com/windows7 İnternet adresinden indirilebilecek olan Windows 7 beta, CES'e katılan teknoloji meraklıları ve ziyaretçiler tarafından büyük bir ilgi ve beğeniyle karşılandı.

Dünyada 1 milyarı aşkın Windows kullanıcısının sistemleri üzerinden Microsoft'a yaptıkları geri bildirimler dikkate alınarak geliştirilen Windows 7, zengin özellikleri ve kullanım kolaylığı ile geleceğin işletim sistemi olma sıfatını hak ediyor. Ballmer'ın CES 2009'da tanıtımını gerçekleştirdiği ve henüz beta aşamasında olan Windows 7, Microsoft'un kullanıcı dostu ve yenilikçi işletim sistemi yaklaşımında çarpıcı bir aşamayı temsil ediyor.
Windows 7 geliştirilirken müşterilerini dinleyen Microsoft, 250.000'den fazla kişi ile görüşme yapmış. 200 ülkeden 8.5 milyonu aşkında kullanıcıdan bilgi alarak Windows 7 mükemmel hale getirmiş.

Windows 7'nin sunduğu yüksek sistem güvenilirliği, daha uzun pil ömrü ve daha az uyarı ekranıyla kullanıcılar, artık zamanlarını çok daha verimli kullanabilecekler.

Windows 7'yi cazip kılan ve üzerinde çok konuşulması beklenen çoklu-temas teknolojisi, kullanıcının PC ekranında yapacağı birkaç parmak dokunuşuyla istediği dosyaya, bilgisayara veya cihaza saniyeler içinde erişmesini sağlıyor.

Karmaşaya Son

Konutlardaki PC ve ağa bağlı diğer cihazların sayısının artışıyla birlikte Windows 7 kullanıcılara yepyeni bir başka özellik daha sunuyor. Windows 7 ile gelen H.. ( devamı )
Sinem Kobal
10 Ocak 2009 Cumartesi 23:17
Sinem Kobal Türk , sinema , tiyatro, reklam, sunucu ve dizi oyuncusu. 14 Ağustos 1987 yılında İstanbul’da doğdu. Aslen Rize iline bağlı Hemşin ilçesindendir.Babası İnşaat mühendisi annesi ise ev hanımıdır.Kerem adında Selena dizisinde Atacan adlı bir karakteri oynayan bir erkek kardeşi var.

Dört yaşında Yıldız Alper bale okulunda başladığı bale eğitimine sekiz yıl devam etti. Royal Akademi'den diplomasını aldı.Yıldız Alper bale okulunda okurken her yıl sonunda resital verilirdi ve Sinem Kobal her yıl bu etkinlikte yer alırdı.İSTEK vakfı Özel Acıbadem Lisesini 2001 yılında bitirdi.

Başarılı bir öğrenci olan Sinem Kobal, ortaokulda öğrenci iken, okul basketbol takımıyla İstanbul birinciliği, sonra voleybol takımıyla ikincilik ve step birinciliği kazandı. Şimdi ise latin dansı ve Aikido sporu yapıyor.Aslan burcu'dur.Koyu Galatasaray Spor Kulubü taraftarıdır.Ünlü tiyatrocu Haldun Dormen'in Dormen Tiyatrosu'nda misafir öğrenci olarak eğitim gördü, oyunlarda oynadı.Daha sonra Uygur Tiyatrosunda bir sezon oyunlarda oynadı.

Sinem Kobal Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları bölümünde dördüncü sınıf öğrencisidir.Beykent Üniversitesi öğrencisi Sinem Kobal'a başarı ödülü vermiştir.Akatlar Kültür Merkezi'nde yapılan Jetix Çocuk Ödülleri ödül töreninde Selena En Sevilen Yerli Televizyon Dizisi seçildi. Sinem Kobal En Sevilen Türk kadın oyuncu seçildi. Halen ATV’de yayınlanmakta olan Selena adlı bir dizide Selena adlı bir karakteri oynamaktadır.
.. ( devamı )
Beyaz aşkını doğruladı!
10 Ocak 2009 Cumartesi 22:00
Bugüne kadar adı pek çok genç kız ile anılan Beyaz, her seferinde söylentileri yalanladı. Peki Sinem Kobal ile ilgili haberlere ne dedi?

Beyaz'ın sevilen gençlik dizisi Selena'nın başrol oyuncusu Sinem Kobal ile görüşmeye başladığı haberi yer almıştı. Haberi doğrulayan Beyaz, samimi itiraflarda bulundu: "Bu haberde hiç çekineceğim, rahatsız olacağım bir şey yok. Sinem ile dostlarımız vasıtasıyla tanıştık. Yine aynı mekanda tekrar tekrar görüştük, sohbetimiz var.

Sinem çok hanımefendi, çok doğru, inanılmaz düzgün bir insan. Gerçekten hoş bir kız. Açıkcası şu anda aramızda adı konmuş bir durum yok. Herkes birbirini nasıl tanıyorsa biz de birbirimizi öyle tanımaya çalışıyoruz. Tabi ki beraber sohbetimiz var, arkadaş ortamımız aynı. Ben kendisini tanımak istiyorum. Benim haberde yalanlayacağım bir şey yok. Hayır efendim, tanımıyorum diyeceğim bir isim değil. Leea'da görüştük. Sohbeti çok doğru düzgün, çok iyi, aklı başında bir kız."
.. ( devamı )
MSN 2009 Final Sürümü Çıktı
08 Ocak 2009 Perşembe 22:48
Windows Live Messenger 2009'un final sürümü, aylarca süren beklemeden sonra çıktı. Live serisindeki diğer uygulamaları da güncellemek için bu haberi mutlaka okuyun.

Anında mesajlaşma yazılımı Windows Live Messenger'ın en yeni sürümü, beta olarak daha önceden kullanıma sunulmuştu. Bazı güncellemeler sayesinde yazılım, beta olmaktan çıktı ve final sürümü ile indirilmeye hazır duruma geldi.

Türkçe dil desteğine de sahip olan Windows Live Messenger'ın yanı sıra,


ilker'in sitesi